Irak krizinin perde arkası...(7)

Radikal'in Ankara Temsilcisi Murat Yetkin'in, bu dizi başladığı gün piyasaya çıkan, 'Tezkere, Irak Krizinin Gerçek Öyküsü' adlı kitabından aktardığımız bölümler burada sona eriyor.
Haber: Murat YETKİN / Arşivi

BİTİRİRKEN
Radikal'in Ankara Temsilcisi Murat Yetkin'in, bu dizi başladığı gün piyasaya çıkan, 'Tezkere, Irak Krizinin Gerçek Öyküsü' adlı kitabından aktardığımız bölümler burada sona eriyor.
ABD ve müttefiklerinin müdahalesi henüz Irak'a vaat edilen istikrarı getirmiş değil. Irak'ın ekonomik ve siyasi bakımdan yeniden inşasına yönelik çabalar, Türkiye'yi de yakından ilgilendiren Kürt federasyonu gibi tartışmalar eşliğinde devam ediyor. Kitap, gün ışığına hiç çıkmamış ya da komuoyuna gereği gibi yansımamış bilgileri, güncel haber bombardımanı altında olan biteni izlemeye çalışan okurlar da düşünülerek hazırlanmış. Yayımladığımız bölümler, doğal olarak, Türk-Amerikan ilişkilerindeki en derin krizin yaşandığı dönemlere ilişkin birinci elden tanıklıklara dayanan kitaptaki bilgilerin sadece kısa bir bölümüydü.



Türkiye'siz plan kesinleşti
Amerikan yönetimi, 1 Mart tezkeresinin reddine rağmen 'B planı'na, yani Türkiye'siz seçeneğe geçme kararını geciktirme eğilimindeydi. 8 Mart 2003'te Başbakanlık'ta yapılan beş saatlik dış politika toplantısında bu yön değişikliği ihtimali de konuşuldu ama bir gün sonra Siirt'te seçim vardı. Kararı Erdoğan verecekti. Erdoğan, 9 Mart'ta Siirt'ten milletvekili seçilerek partisince kurulan hükümete başbakan olma niteliğini elde etti.
Karar anı 13 Mart'ta geldi. Saat 14.00 gibi AKP Genel Merkezi'ne giden ABD Büyükelçisi Pearson, Bush'un tebrik mesajını ileterek konuya girdi: "Zaman daraldı. Türkiye yanımızda olmasa da harekâta başlıyoruz ama yanımızda olup olmadığınızı da bilmek istiyoruz. Planlarımızı ona göre yapacağız. Öncelikle hava sahanızı açıp açmayacağınızı bilmek istiyoruz." Erdoğan, "Daha başbakanlığı devralmadım. Üstelik bu dediğiniz yeni hükümet kararı, yeni tezkere, yeni Meclis oylaması gerektiriyor" dedi. Pearson, 'elçiye zeval olmaz' havasında konuştu: "Kararınızı bana söylemeyin. Akşam saatlerinde Başkan Yardımcısı Cheney telefon edip seçilmenizden dolayı sizi kutlamak istiyor. Bunu da soracaktır. Cheney'ye söyleyebilirsiniz."
Acil zirve, Özkök'ün önerisi
Erdoğan Gül ve Genelkurmay Başkanı Özkök'ü durumdan haberdar etti. Özkök gelmeden Gül ve Erdoğan Başbakanlık'ta bir süre görüştü. ABD ile üzerinde anlaşma sağlanan mutabakat muhtırası taslağı, kuzeyden kara cephesi açma koşuluna bağlıydı. Salt hava sahasını açmak, hem savaşa girmek hem de karşılığında bir şey almamak demekti. Daha sonra gelen Özkök, Kuzey Irak hakkında bilgiler verdi tezkere reddildikten sonra dile getirdiği gibi, çıkışı ABD'yle anlaşmak ve yeni tezkereyi bir an önce çıkarmakta gördüğünü söyledi.
Amerikan Başkanı Yardımcısı Cheney saat 18.30 sularında aradı. Erdoğan reddedilen türden bir tezkere çıkarmanın güç olduğunu söyledi. Daha hükümeti kurmamıştı. Üstelik hava sahası açmak için de Meclis kararı gerekirdi. Cheney "Anlıyorum," dedi, "Umarım bu olmasa bile başka konularda ilişkimiz devam eder."
Cheney konuşmasına tanık olan Dışişleri Müsteşarı Ziyal, 14 Mart sabahı Köşk'e çıktı. Cheney'nin tavrından Türkiye'nin, Irak resminin dışında bırakılacağını sezmişti. Cumhurbaşkanı Sezer'e, "ABD ile uçurumun kenarına geldik" dedi. Sezer de, daha önce kendisine sunulan yeni Bakanlar Kurulu listesini onaylamak için Erdoğan'ı Köşk'e davet etti. Gerçekten de Cheney'in konuşmayı bitirdiği anda Washington'da Türkiye'siz plan devreye girmişti.
Hükümet, hâlâ 'anlaşmanın masada olduğunu' düşünürken, 19 Mart 2003'te Pearson, Sezer'in Dışişleri Danışmanı İldem'le görüştü. Ülkesi önderliğindeki güçler 'Irak'a Özgürlük' harekâtına başlayacaktı. Türkiye'den hâlâ, hava sahasını kullandırıp kullandırılmayacağı yönünde bilgi gelmemişti. Erdoğan güvenoyu alır almaz Bakanlar Kurulu'nu topladı. Hükümet Sözcüsü Çiçek, saat 22.30'da tezkerenin yarın, yani 20 Mart'ta Meclis'e göndereceğini açıkladı. Aynı gece saat 02.00'e yeni bir açıklama yapıldı: Tezkere sadece hava geçişini içerecekti.
O arada neler olduğu sonradan anlaşıldı.
ABD Dışişleri Bakanı Powell, yeni Dışişleri Bakanı Gül'ü aramıştı. Gül, kara unsurlarını da içeren tezkerenin yarın Meclis'te olacağını söylemişti.
Powell, "Onu sormuyorum, hava geçişi ne olacak" diye üsteleyince, Gül, bazı şeylerin ters gittiğini sezdi. Anlaşma masada değil miydi? Kara desteği çıksa daha iyi olmaz mıydı?
Çiçek'in ilk açıklaması bu görüşmenin ardından gelmişti. Powell'ın gece yarısı gelen ikinci telefonu, Ankara'nın uçurum kenar politikasının sona erdiğini gösterdi. "Anlaşma yok" demişti Powell, "B planı var. Harekâta başladık.
Eğer hâlâ dostsak, hava sahanızı açın yeter."


Gül: İki saatte Kerkük'teyiz
Bağdat 9 Nisan 2003'te beklenmedik bir çöküşle Amerikalıların eline geçti. Aynı gece Amerikalı ve Kürt güçler Kerkük ve Musul'a girmeye başladı. Gelen haberler Ankara'yı telaşlandırdı. ABD'lilerle anlaşmaları uyarınca KDP'liler Musul'a, KYB peşmergeleri de Kerkük'e doğru yürüyordu. Süleymaniye'den gelen peşmergeler, doğrudan nüfus ve tapu dairelerine yöneliyor, belgelere ya el koyuyor ya da yok ediyordu.
Durum, öteden beri büyük bir Türk/Türkmen nüfusu barındıran Kerkük'teki nüfus dengelerinin değiştirilmek istendiği yorumuna yol açtı. Sınırın Irak tarafındaki Türk birlikleri teyakkuza geçti. Kerkük ve çevresindeki Özel Kuvvetlerle ilişkili birimler, bağlantılı Türkmenlere 'kendilerini korumaları için' destek vermeye başladı. 10 Nisan sabahı peşmergelerin nüfus ve tapu binalarındaki görüntülerinin TV'lere yansıması, Ankara'yı ayağa kaldırmıştı. Dışişleri Bakanı Gül, Washington'da sabah olmasını zor bekledi. Saat 14.30 gibi Powell'ı aradı. Washington'da saat sabah 7.30'du. Irak sınırındaki birliklerin tamamı ve Kayseri'deki Hava İndirme Tugayı alarma geçirilmişti.
'Anlaşma ihlal ediliyor'
Gül, "Anlaşma ihlal ediliyor, Kürtler Kerkük'e girdi ve olaylar devam ediyor. Müdahale edin. Eğer yeterli gücünüz yoksa biz iki saat içinde orada oluruz," dedi. Powell, "Endişe etmeyin ve müdahale etmeyin," dedi; "173'üncü Hava İndirme Tugayı birkaç saatte orada olur. Askerlerimiz kontrolü ele alınca peşmergeler gidecek. Sizden rica ediyorum, müdahalede bulunmayın."
Amerikan birlikleri gerçekten de iki-üç saat içinde şehri kontrole aldı. Ertesi sabah, 11 Nisan'da Başbakanlık'ta, Erdoğan başkanlığında, Gül, Özkök, MİT Müsteşarı Atasagun ile ilgili bakan ve bürokratların katılımıyla 'Kerkük zirvesi' yapıldı. Toplantı sonrası Gül, Amerika birliklerinin duruma hâkim olduğunu, ancak bölgede
oldubittiye izin verilmeyeceğini ifade etti; sınırdaki birliklerin takviye edileceğini de sözlerine ekledi.
Gül'ün sözlerine eklediği bu cümle, 12 Nisan'da toplanan ABD Kongresi'nin her iki kanadında da, hem Temsilciler Meclisi hem de Senato'daki tartışmalarda söz konusu edildi. O gün, 24 Mart'ta ABD Dışişleri'nin Kongre'ye önerdği 79 milyar dolarlık ek Irak bütçesi görüşülüyordu. Türkiye'nin kullanacağı 8,5 milyar krediye konulan 'tek taraflı askeri müdahalede bulunmama' koşulu o gün metne eklendi. Amerikalılar, özellikle de operasyonu yürüten CENTCOM, daha harekâtın başında, üstelik kendisiyle işbirliğini reddeden Türkiye tarafından yapılan 'İki saatte orada
oluruz' uyarısını 'şantaj' saymıştı. Bunun acısını çıkarmak için fazla beklemeyeceklerdi.


Son tezkere de ilaç olmadı
Hükümet Irak'ta 'istikrar amacıyla' Türk askeri gönderebilmek için 7 Ekim'de Meclis'ten yetki aldı; ancak, bir türlü anlaşma sağlanamadı. ABD'den son gelen mesaj şu oldu: Gelmeseniz daha iyi olur.
Musul-Kerkük krizi, Türk askerlerinin Erbil'de gözaltına alınması, ondan da vahimi, Süleymaniye'de 11 TSK mensubunun başlarına çuval geçirilerek yakalanmaları gibi olaylara rağmen, ABD ile ilişkilerin düzeltilmesi ve Irak'taki gelişmelerde söz sahibi olma çabaları hiç gündemden çıkmadı. Amerikalılar da Irak'ta bir uluslararası istikrar gücü oluşturma peşindeydi.
PKK'lı müzakereler
Türkiye buna katkı sağlayabilecekti. Çok sayıda görüşme yürütüldü, Türkiye'nin kaç asker göndereceği, hangi bölgeleri kontrol edeceği, istikrar gücüne katkısına karşılık PKK ile mücadelesinde ne düzeyde bir destek alacağı konuşuldu.
Her kritik dönemeçte ABD'lilerin 'en iyi müttefiki' konumundaki Kuzey Iraklı Kürt liderler, Barzani ve Talabani'nin, "Türk askeri istemeyiz" açıklamaları devreye girdi. Dahası, Irak'ta kurulan Geçici Hükümet Konseyi de bu görüşü dile getiriyordu. Hükümet, 7 Ekim 2003'te Meclis'ten, Irak'a asker gönderme konusunda geniş yetki aldı. Top artık ABD'nin sahasındaydı ve uzun süre de orada kaldı.
Kasıma girilirken Washington Büyükelçisi Loğoğlu, ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'in Irak'ta daha önce Türkiye'ye önerilen bölgeler için yeni bir kuvvet planlaması talimatı verdiğini öğrenmişti. Kürtlerin baştan beri istediği olmuştu.
Dışişleri Bakanı'nı onayıyla Loğoğlu 4 Kasım sabahı bir grup Savunma gazetecisiyle basın toplantısı yaptı. Büyükelçi o gün bilinen yumuşak üslubunu bir kenara bırakarak kesin ifadeler kullandı:
Bağdat'tan anında yanıt
Amerikalılar, Irak'ın geleceğinin nasıl şekilleneceği ve ülkeyi kimin yöneteceği konularında Kürtleri kayırıyordu. Ülke nüfusunun yüzde 16'sını oluşturan Kürtlere, Geçici Hükümet Konseyi'nde 5 üyelik verilmesi bunu gösterirdi. Ülkenin kuzeyini Kürtlerin kontrolüne bırakmak, felakete çıkarılan davetiyeydi. Loğoğlu, ABD yönetimini, daha önce kendi teklifi olmasına karşın, Türk askeri konusunda geçici konseyi iknaya yeterince çaba sarf etmemekle de suçluyordu.
Yanıt bir gün sonra ama Washington'dan önce Bağdat'tan geldi. Geçici konseyin Kasım ayı dönem başkanı Talabani, "ABD Türk askerini Irak'a çağırırsa istifa edeceğimi söylemiştim" dedi; "Irak'a Türk askeri gelmesi konusu bizim için kapanmıştır." Talabani acaba Türkiye'nin henüz bilmediği bir şey mi biliyordu? Ona, Türkiye'ye söylenmeyen bir şey mi söylenmişti?
Rumsfeld'in ertesi günkü açıklaması hem Loğoğlu'nun istihbaratını, hem Talabani'nin açıklamasını doğruladı. ABD Irak'ta Türk askerine ihtiyaç duymuyordu. Rumsfeld'in açıklamasından birkaç saat sonra, Dışişleri Bakanı Powell durumu Türkiye'ye resmen bildirmek için Ankara'ya telefon açtı.
Ankara aslında haberi bekliyordu. Rumsfeld'in açıklaması ardından Washington Askeri Ataşeliği'nden ve Ankara'daki Amerikan askeri temsilciliği ODC'den gerekli teyitleri alan Genelkurmay, zaten 5 Eylül'den beri aksamış olan Irak dosyası çalışmalarını durdurdu.
'Teşekkürler ama...'
İş kararın resmen bildirilmesine kalmıştı. Powell'ın telefonu geldiğinde, Dışişleri Bakanı Gül, iftarını yapmış, Dışişleri Konutu'ndaydı. Saat 10'u geçiyordu. "Önce Meclisinizin Irak'ta istikrara katkı için Irak'a asker gönderme kararı almasından dolayı tekrar teşekkür ediyorum," diye söze girdi ve devam etti: "Ancak Irak'ta şu anda asıl sorun güvenliğin sağlanması olmaya devam ediyor. Biz mevcut durumla başa çıkmak için yeterli gücümüz olduğuna inanıyoruz. Bu konuda Iraklılarla yapılacak işbirliğinin yeterli olacağına inanıyoruz."
Powell, kibarca 'Gelmeseniz daha iyi olur, teklifimizi geri çekiyoruz' diyordu. Bunun ortak bir kararmış gibi açıklanması ABD'nin de, Türkiye'nin de içinde bulunduğu zor durumun daha da kötüleşmesini önleyebilirdi.


Albay Mayville diye biri
Bush'un Türkiye'ye yapılacak yardıma, 'Kuzey Irak'a tek taraflı girmeme' koşulunu onaylamasının üzerinden bir hafta geçmeden Kuzey Irak'ta ilginç bir gelişme oldu. 23 Nisan'dı. Erbil'deki Türk Özel Kuvvet birimi, insani yardım konvoyuna eşlik etmek üzere Kerkük'e doğru yola çıktı. Amerikalılarla varılan anlaşmalar uyarınca gidiş rotaları ve eşlik eden iki araçta kimlerin olacağı ayrıntılarıyla Amerikalılara bildirildi. Zaten hava akınlarından birine kurban gitmek istemezlerdi. İki araçta altı Türk Özel Kuvvet elemanı, rehber ve tercüman olarak onlara yardım eden üç KDP peşmergesi ve üç Türkmen vardı.
Türk askerine gözaltı
Ekip, Erbil'den çıktıktan sonra Amerikalılarca durduruldu. Silahları nereye götürdükleri soruldu. Özel Kuvvet mensupları, silahların kendilerine ait olduğunu, TSK personeli olduklarını söyledi. ABD askerleri "O zaman neden sivil kıyafettesiniz, asker olduğunuzu nereden bilelim?" diye sorgulamaya başladı. O geceyi gözaltında geçirdiler ve ertesi gün serbest bırakıldılar.
Haber Ankara'da öfkeye yol açsa da kamuoyuna duyurulmadı. Ancak Amerikalıların olayı, duyulması amacıyla, bir psikolojik savaş operasyonu olarak düzenledikleri iki gün içinde anlaşıldı. Türk askerlerini gözaltına alan birlik 173'üncü Hava İndirme Tugayı'na bağlıydı. Gül'ün Powell'a,
"Siz gitmiyorsanız iki saat içinde biz gideriz" demesi üzerine Kerkük'e
inip durumu kontrol altına alan bu birliğin komutanı, albay William Mayville diye biriydi. Mayville, alışılmamış şekilde, Time dergisine verdiği röportajda, olayı ince ayrıntılarına dek ve çarpıtarak anlatmıştı.