@ubuget

Karapınar: Cem Toker'e darbe yapıp ilk Ermeni lider olacağım!

Karapınar: Cem Toker'e darbe yapıp ilk Ermeni lider olacağım!
Karapınar: Cem Toker'e darbe yapıp ilk Ermeni lider olacağım!
LDP'nin Ermeni milletvekili adayı Arda Karapınar'la partinin temel vaadini, seçimdeki hedeflerini ve genel başkanı Cem Toker'e 'darbe planı'nı 5 soruda konuştuk. 
Haber: ÜMİT BUGET - umit.buget@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL - Liberal Demokrat Parti’nin İstanbul 3. Bölge Milletvekili Arda Karapınar, Pozitif Yaşam Derneği’ndeki çalışmalarıyla da tanınan bir isim. Karapınar, ‘Yaş ortalaması 29 olan bir ülkede Meclis yaş ortalaması 60 ise ülkede siyaset değişmek zorunda’  diyor. Genç vekil adayı ‘Ermeni’ kimliğini kasten ön plana çıkarmadıklarını söylerken, ‘Bu partide hiç kimse bana Ermeni miyim,  Marslı mıyım, 100 metreyi kaç saniyede koşuyorum gibi şeyler sormadı. Çünkü etnik siyaseti çirkin buluyoruz’ diye ekliyor.

Arka Karapınar’la LDP’nin temel vaadini, seçimdeki hedeflerini ve genel başkanı Cem Toker’e ‘darbe planı’nı 5 soruda konuştuk. 

BİZE DM’DEN DE YÜRÜYORLAR!

LDP’nin sosyal medyada getirdiği sesin sandıkta karşılık bulmamasını seçim barajına mı bağlıyorsunuz? 21 yıllık geçmişi olan LDP’nin bu seçimde öne çıkan vaadi nedir sizce?

Evet, seçim barajı sosyal medyada yarattığımız etkinin sandıkta karşılık bulamamasında en önemli etken. Bugünün hâkim siyasetçileri hâlâ 12 Eylül vesayetinden şikâyetçiler ama ‘E bu baraj n’olacak’ dediğinizde, ‘Millet barajı kaldırmaya hazır değil’ diyorlar. LDP sosyal medyayı en aktif ve efektif kullanan parti. Bizi sadece retweet etmiyor ayrıca DM’den de yürüyorlar, bahtiyarız. Onlarla bir araya geliyoruz. Hem onların hem LDP Milletvekili adayı olarak politikalarımızı aktardığım arkadaşlarımın dahi söylediği şey; “baraj olmasa oyumuz size”. Baraj olmasa oylarını LDP’ye vereceklerini söyleyenler hakikaten bize oy verseler tek başımıza iktidar oluruz. Biz de şaşkınız.

LDP’NİN VAADİ: KÜÇÜK AMA GÜÇLÜ DEVLET

LDP’nin öne çıkan vaadi, 21 yıldır eğip, bükmeden savunduğu özgür birey, küçük ama güçlü Devlet. Biz Ankara partilerinin zinhar ifade edemediği, semirdikçe semiren, semirdikçe daha çok vergi alıp, özgürlük alanlarını daraltan, sağ cebinizden aldığını, sol cebinize koyacak olmakla övünen Devlet yerine, sağ cebinizden hiç para almayacak bir Devlet vaat ediyoruz. Senin paran, senin paran sayın seçmen!

GEZİ KONUŞULDUĞUNDA AKP BİLE HDP’DEN DAHA SAMİMİ GELİYOR

Twitter’daki paylaşımlarınızda Gezi meselesi de dikkat çekici. HDP’nin siyasi karşılık anlamında Gezi sürecinden hak ettiğinden fazlasını aldığını mı düşünüyorsunuz?

Lafı hiç eğip bükmeden söyleyeyim: Evet. HDP’den aday tanıdıklarım, HDP’ye oy verecek eşim dostum var, gönül koymasınlar ama başıma bir şey gelmeyecekse yekten ifade edeyim, Gezi hakkında konuşulduğunda AKP bile HDP’den daha samimi geliyor bana. Bakın ‘bile’ diyorum. Onlar ilk günden beri karşılar zaten. Demirtaş abimiz 1 Haziran 2013 günü Gezi eylemlerini her nasıl başardıysa, “Kürt siyasetine karşı bir baltalama arayışı” olarak ifade edip, o günün BDP ’sini Gezi’den soyutlayarak eylem alanını faşist ve ırkçı gruplarla ilişkilendiriyordu. Açıklamanın rengi İmralı ziyareti dönüşünde değişti.  Şimdi nasıl oluyor da aynı zihniyet, Gezi’yi ve orada baskıya karşı çıkan, koşulsuz özgürlük talep eden herkesi temsil eden tek parti olduğunu söyleyip, işi kendi lehine sandığa bükmeye çalışıyor. Dahası nasıl oluyor ki o kitle birden bire onlara verdi Gezi’nin sesi olma payesini.

GEZİ’NİN GERÇEK SAHİBİ MEHMET ABİ

Ben Gezi’nin ne ilk 3 gününü ne son 3 gününü birbirinden ayırmadan oradaki tüm talepleri bugün yine tekrarlıyorum. Gezi’deki taleplerin gerçek sahibi, ilk akşam Osmanbey’de 5 apartman yandaki evinden ayağında banyo terliğiyle çıkarak Harbiye Radyo evinin önündeki polis barikatında gaz yiyen Mehmet Abi’dir. O yüzden ne Demirtaş ne de Sırrı Süreyya abilerim çıkıp sanki isyanı onlar başlatmış, HDP olmasa şimdi kışla duvarının dibinde çay içecekmişiz gibi böbürlenmesin. Selahattin Başkan çok istiyorsa onu Mehmet Abi’yle buluştururum. Çaylar da benden!

‘KESİN ŞİKE VAR!’

Onedio’nun “En yakışıklı 10 milletvekili adayı” listesinde sekizinci olmuşsunuz. Eli yüzü düzgün olmak bir avantaj mı?

Sekizinci mi olmuşum? Kesin şike var! Küçük kalmaya mahkûm edilmiş bir partinin adayı olarak orada da popülariteyle yarışıyoruz. Dikkat ederseniz diğer 9 adayın tamamı Meclise namzet partilerden ve orada da partizanlık var. Ben son seçimde 20.000’den az oy almış bir partinin adayı olarak orada ilk 10’daysam; galiptir bu yolda mağlup.

İşin şakası bir yana, eli yüzü düzgün olmanın beş kuruş faydasını görmedim ben. Biraz daha çirkin olmadığım için kaçırdığım rolün haddi hesabı yok. Lanet gibi bir şey. Sebepsiz gıcık olan mı ararsınız, bu muymuş yakışıklı diye tavır yapan mı ararsınız, ne alırsanız 1 lira! Eli yüzü düzgün olmanın hele de siyasette bir işe yaramadığını Meclis’e baktığınızda görürsünüz zaten. Bu millet Mustafa Sarıgül’e yakışıklı diyor yahu! Bu tabloda, bana sorsalardı ben o en yakışıklı on aday listesine girer miydim hiç. Zaten seçilemeyecektim, şimdi iyice ‘aptal sarışın’ pozisyonuna indirgenmiş olduk. Dostlar sağ olsun.

BENİM HEDEFİM ÜLKEYİ YÖNETMEK

Sandığa gideceklere ‘Beni ceza sahasında Metin Kurt gibi yalnız bırakma sayın seçmen!’ demişsiniz. Nedir sandıktaki hedef?Metin Kurt en sevdiği şey olan futboldaki mevkii tercihini ifade ederken bile özgürlükten yana tavır koymuş güzel bir abimiz. Önemli olan kendini komünist ya da liberal olarak ifade etmekten önce ne söylediğiniz. Seviyorum onu, güzel uyusun. Ben adaylığımı kendi çevreme ilk duyurduğumda tek vaadim “hiç değilse seçim akşamına kadar birlikte eğlenebilmek” dedim. Bugünün siyasi ve toplumsal koşullarında bundan daha kıymetli bir vaat yok. Çünkü siyaset değişmek zorunda. Yaş ortalaması 29 olan bir ülkede meclis yaş ortalaması 60 ise ülkede siyaset değişmek zorunda. Benim sandıktaki hedefim bu. Hayatında CHP ’den başka partiye oy vermemiş babam, neden Liberal Demokrat Parti’yi tercih ettiğimi ve önerilerimizi duyup ‘oyum sana’ dediyse bu ülkenin liberal demokrasiye ihtiyacı olduğunu herkese anlatabilirim. Kendi geleceğimden umutlu olmak için önce ülkeye o umudu kazandırmam lazım. Benim hedefim sadece Meclis’e girmek değil, ülkeyi yönetmek. Bu belki bu seçimde olmayacak, belki iktidar olmayacağım ama iktidarın adamı da olmayacağım. Şimdilik bu yeterli. 

“CEM TOKER’E DARBE YAPIP İLK ERMENİ LİDER OLACAĞIM”

Ermeni vatandaşların sandıkta ortak bir kararı var mı? Ermeni aday olarak onlara söylemek istediğiniz sözünüz nedir?
Önce şunu ifade edeyim; bu partide hiç kimse bana Ermeni’miyim, Marslı mıyım, 100 metreyi kaç saniyede koşuyorum gibi şeyler sormadı. Ben hâlâ hangi aday arkadaşım Alevi, hangisi eşcinsel bilmem. Partide hiç kimse hiç kimseyi bilmez. Adaylarımıza bunu sormadık, sormayacağız. Çünkü etnik siyaseti çirkin buluyoruz. Bütün maraza oradan çıkıyor. Ama elbette bu, etnik kökenimin Ermenilik olduğu gerçeğini değiştirmiyor. 

Ben Ermeni seçmenin konsolide bir tutum içinde olduğunu hiç sanmıyorum, öyle bir gözlemim yok. Her seçim, “acaba hangi partinin listesinde kaç Ermeni seçilecek sırada” diye bakıyorlar. Öncelikleri bu. Ne böyle siyaset olur, ne de böyle oy verilir. Sırf bir Ermeni aday 2. sırada diye aslında 100 yıllık meseleleri olan bir tabanın siyasi uzantısına ya da İttihat ve Terakki ruhunun hâlâ soluk aldığı ya da 13 yıllık iktidar performansından hiç memnun olmadıkları bir partiye oy vereceklerse, madem bu konu bu kadar önemliyse buyursunlar bana oy versinler. Madem “yeter ki Ermeni adayları olsun, biz o partiye oy veririz” diyorlar, onlara söz; bana oy versinler Cem Toker’e darbe yapıp Türk siyasi tarihinin ilk Ermeni siyasi parti genel başkanı olacağım! Anlaştık mı?