Kültür cephesinde yeni bir şey yok

Kültür cephesinde yeni bir şey yok
Kültür cephesinde yeni bir şey yok
Başbakan'ın 2004'deki İstanbul Modern konuşmayla 2011'de Kars'daki İnsanlık Anıtı heykelinin yıkılacağını ilân eden konuşmanın içeriği kültürel söylemin neo-liberallikten çıkılıp muhafazakârlığa varıldığını gösteriyor
Haber: SERHAN ADA* / Arşivi

Son 10 yılda kültürün geçirdiği değişimleri değerlendirmek hem kolay hem de zor. Elde yazılı bir kültür politikası metni olsa, hele bir de bu metin uygulamanın rehberi olsa iş kolaylaşabilir. Ama böyle bir metin yok. Son 10 yılın tek iktidar partisi AKP’nin hükümet programlarına bakmak da bilinenlerin ötesinde bir şeyler söyleme fırsatını vermiyor. Geriye ne kalıyor? Söylemlere, eylemlere bakarak bir bilanço çıkarmaya çalışmak.
Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi son 10 yılda hafif dalgalanmalarla hep aynı yerde : Binde yarımın biraz altında bir yerlerde. Hemen söyleyelim, bu bütçenin içinde kültürle turizmin payı birbirinden ayrıl(a)madıkça, söylenecek her şey eksik ve yaklaşık kalmaya mahkûm. Kültür bütçesinde önemli bir değişiklik yok.
Kültürün apaçık “özelleştirilmesi” ya da başka deyişle kamunun kültürdeki sorumluluğunun özel kesime havalesi AKP iktidarının başından beri az ya da çok gündemde. Hatta özel girişimi teşvik için altyapı sağlayacak yasal düzenlemeler de bu dönemde yapıldı. Düzenlemelerin etkin biçimde işlediğine dair bir işaret henüz yok. İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti olduğu sırada denenen benzin fiyatlarına eklenen kuruşların kültüre kaynak oluşturması (ya da piyango ve talih oyunlarından aktarılacak bindelik payların kültüre aktarılması) türünden önerilere ise pek rastlanmıyor.
2002’den hemen sonra, kültür uygulamalarında karar süreçlerinin yerelleşmesi yönünde esen rüzgârlar da dinmişe benziyor. Tek tek belediyelerin seçmen beklentilerini karşılama çabasıyla düzenledikleri festival ve programlar ile kültür içeriğinden çok kültür mekânlarına yaptıkları yatırımlar bir yana bırakılırsa kültürün yerelleşeceğini ummak için şimdilik sebep yok.
Bakanlığın kültür faaliyetinin çok önemli bir kısmını temsil eden kültürel miras ve müzeler konusunda yapılanlar iki başlıkta özetlenebilir. Birincisi, bizzat Bakan’ın da yakından ilgilendiği ( bunun için son iki yıl içindeki demeçlerine bakmak dahi yeterli) yurtdışına kaçırılmış kültür eserlerinin yurda getirilmesi çalışmaları. Bu konuda nasıl bir politika izlendiğini anlamak kolay değil. Önceliklerden ziyade rastlantıların etkili olduğu izlenimi baskın. İkincisi, müzelerdeki yönetimle doğrudan ilgili olmayan bazı hizmetlerin ihale yoluyla tek bir şirkete devredilmesi. Bu girişimin sonuçlarının neler olacağını kestirmek zor. Bu arada, müze yönetimlerinin yapısı ve işleyişini verimli kılmak için yapılan çalışmalar konusunda bir bilgi yok.
Başbakan’ın kültür konularıyla ilgili ya da doğrudan sanata ve sanatçıya dair konuşmaları da değerlendirmede işe yarayabilir. AB’ de üyelik sürecine geçişte simgesel değer taşıdığına inanıldığı için erken açılması teşvik edilen 2004’deki İstanbul Modern konuşmayla 2011’de Kars’daki İnsanlık Anıtı heykelinin yıkılacağını ilân eden konuşmanın içerik analizleri yapılabilir. Bu analiz, kültürel söylemin siyasal alandaki dalgalanmalara doğrudan bağlı olduğunu ve neo-liberallikten çıkılıp muhafazakârlığa varıldığını gösteriyor.Türkiye’de kültürün özerk sanatın özgür olması için önümüzde uzun bir yol var.
Son on yılın ikinci yarısında Türkiye’nin uluslararası kültürel ilişkileri bakımından iki önemli yenilik: Yunus Emre Enstitüleri ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı. 2007’de kurulan Yunus Emre Enstitüleri, ağırlıklı olarak Türki cumhuriyetler ile müslüman ülkelerde Türkçe öğretimi veren kültür merkezleri. Dışişleri Bakanı’nın mütevelli başkanı olduğu bir vakıf tarafından yönetilen merkezler, Türkiye’nin uluslararası kültür politikasının dış tanıtım ve diplomatik öncelikler odağından yürütüldüğünün kanıtları arasında. Doğrudan Başbakanlık’a bağlı çalışan Yurtdışı Türkler dairesi ise kültüre etnik(Türk) ve dinsel (Müslüman) kimlikler merceğinden bakışın izlerini taşıyor. Her iki kurumun çalışmaları hakkında resmi mecraları dışında tatmin edici veri ve araştırma henüz yok.

Kültür endüstrileri konusunda son yıllarda kuşkusuz en dikkat çekici gelişme, TV dizilerinin ihracatındaki “patlama”. Film endüstrisinin hiç olmazsa bu alanda gösterdiği ekonomik büyüme ve uluslararası pazarda sağladığı başarının ihracat teşvikleriyle desteklenmesi de olumlu bir adım. Gelgelelim, teşvik mekanizmasının Kültür Bakanlığı yerine Ekonomi Bakanlığı’nca geliştirilip yürütülmesi Kültür Bakanlığı’nın faaliyet ve sorumluluk alanının daralarak yeniden tanımlanmakta olduğunu akla getiriyor.

Yeni anayasa çalışmalarının yürütüldüğü bir dönemde,kültürel haklarla ilgili yani vatandaşın kültüre erişimi, kültürel hayata katılımı ve sanat eğitimi alması bakımından devletin sorumluluğuna vurgu yapan, dünyada pek çok ülkenin anayasalarında bulunan türden bir düzenlemenin yapılacağına dair bir emare henüz ortada yok.

İki önemli bitirilmeyen işe burada özel olarak değinmek gerek. Birincisi, Türkiye’nin kültürel ifadelerin çeşitliliği konusundaki sorumluluğunu yerine getirmesi ve uluslararası camiada kendisinden umulabilecek rolü oynaması için bir yılı aşkın süredir tüm alt komisyonlardan geçmiş vaziyette TBMM gündeminde sıra bekleyen, dünyadaki imzacı ülke sayısı 125’e ulaşmış olan UNESCO Kültürel İfadelerin Çeşitliliğinin Korunması ve Güçlendirilmesi Sözleşmesi. Sözleşmenin onayı için sivil toplum ile kültür endüstrisi meslek birliklerinin ortaklaşa lobi yapması yararlı olabilir. Bitirilemeyen ikinci iş ise, 2007’de Avrupa Konseyi’ne taahhüdü verilen Türkiye’nin kültür politikası metninin Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığı arasındaki gidiş-gelişlerini tamamlanarak yayımlanması. 2012 sonrasında görülebilecek en önemli yenilik yazılı bir kültür politikası olabilir. O zaman belki meşhur 2023’de belgelere dayalı bir onyıl değerlendirmesi de mümkün olur.

Son olarak, gazete manşetlerini bolca işgal eden “muhafazakâr sanat” konusunda ne gibi somut adımlar atılabileceğini ise önümüzdeki on yıl gösterecek.


(* Doç. Dr., Bilgi Üniversitesi Kültür Yönetimi)