Kulübe cezaya Sezer vetosu

Cumhurbaşkanı Sezer, sporda şiddetin önlenmesine ilişkin yasayı, 'cezaların kişiselliği' ilkesine aykırı düştüğü gerekçesiyle veto etti.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 5100 sayılı 'Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlemesine Dair Kanun'u, bazı maddelerinin, 'Anayasa'nın 38. maddesindeki 'cezaların kişiselliği' ilkesine aykırı düştüğü' gerekçesiyle, bir kez daha görüşülmesi için TBMM'ye geri gönderdi.
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden konuya ilişkin yapılan açıklamada, söz konusu Yasa'nın iade gerekçeleri de sıralandı. Gerekçede, söz konusu yasanın incelendiği belirtilerek, yasanın 23. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci tümcesinde, '17. maddenin ikinci fıkrasına aykırı davranan ve ceza gören kişi, kulübün ya da bir taraftar derneğinin mensubu ise, suçun yinelenmesi durumunda mensubu bulunduğu kulüp ya da derneğe üç milyar lira', 24. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci tümcesinde, 'karşılaşmanın yapıldığı spor alanında zarara neden olan taraftarın mensubu bulunduğu kulübe, zarar tutarı kadar', 25. maddesinde de, 'karşılaşma yapılan spor alanlarında gerçekleşen şiddet olayları nedeniyle ilgili kulübe, belirlenen yöntemle bulunacak tutarda' idari para cezası verileceğinin belirtildiği anımsatıldı.
20. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak süren bilim ve teknolojideki hızlı gelişmelerin, ülkelerin gönencini artırdığı, sosyal yaşamda spora daha çok önem verilmesi sonucunu doğurduğu vurgulanan gerekçede, "Ne var ki, spor dünyasında yaşanan gelişmeler çeşitli sorunları da birlikte getirmiştir" denildi.
Gerekçede, sporcuların ve diğer ilgililerin haklarının korunması ve spor alanlarında görülen düzensizlik ve şiddet olaylarının, basit güvenlik sorunlarının ötesinde, kamusal düzen bağlamında ele alınması gereken konular olduğuna dikkat çekilerek, "Spor alanlarında hakem, sporcu ve diğer ilgililere karşı eylemli ve sözlü saldırıların önlenmesi ve bu kişilerin can güvenliğinin sağlanması yalnız ulusal bazda değil, uluslararası alanda da sporun temel sorunu olarak algılanmaya başlanmıştır" görüşüne yer verildi.
Bu nedenle, uluslararası düzlemde sorunların çözümü için, ''Sportif Karşılaşmalarda ve Özellikle Futbol Maçlarında Seyircilerin Şiddet Gösterilerine ve Taşkınlıklarına Dair Avrupa Sözleşmesi''nin 25.09.1986 tarihinde Strasburg'da imzalandığı ve Türkiye'nin de 3608 sayılı Yasa ile Sözleşme'nin onaylanmasını uygun bulduğu anımsatılan gerekçede, şu görüşlere yer verildi:
"Özellikle futbolda ve taraftar kitlelerince izlenen diğer spor dallarında, yöneticilerin ve medyanın olumsuz tutumundan kaynaklanan, sporcuların ve diğer ilgililerin kişilik haklarının ihlali, kimi zaman da ortadan kaldırılması sonucunu doğuran saldırılar, ulusal bazda da, bu tür eylemlerin engellenmesine yönelik kamusal önlemlerin ve cezai yaptırımların yaşama geçirilmesini gerektirmiştir.
Ancak, Anayasa'nın 2. maddesindeki 'hukuk devleti' ilkesi ve 11. maddesinde yer verilen yasaların Anayasa'ya aykırı olamayacağı kuralı karşısında, yapılan düzenlemenin anayasal kurallara uygun olması zorunludur."
Gerekçede, Anayasa'nın 'Suç ve cezalara ilişkin esaslar' başlıklı 38. maddesinin yedinci fıkrasında, ceza sorumluluğunun kişisel olduğunun belirtildiği hatırlatıldı.

'CEZALARIN KİŞİSELLİĞİ' İLKESİ

Ceza hukukunun temel kurallarından olan 'cezaların kişiselliği' ilkesine, 'idari ceza-adli ceza' ya da 'para cezası-hürriyeti bağlayıcı ceza' ayrımı yapılmadan Anayasa'da yer verildiği belirtilen gerekçede, bu ilkeyle suçu kim işlemişse cezanın yalnız ona hükmedilip uygulanması, başkalarının cezalandırılmamasının amaçlandığı bildirildi.
Gerekçede, cezaların kişiselliği ilkesinin, herkesin, ancak kendi eyleminden sorumlu tutulmasını, suç işlemedikçe ya da işlenmesine katılmadıkça kimseye ceza sorumluluğu yükletilmemesini gerektirdiği vurgulanarak, "Suçlunun cezalandırılmasının yakınlarını da maddi ve manevi yönden etkilemesi kaçınılmazdır. Özellikle para cezalarının suçlu kadar aile bireylerini de etkileyeceği yadsınamaz. Ancak, bu, cezanın çoğu kez önleme olanağı bulunmayan dolaylı sonucudur" denildi.

1961 VE 1982 ANAYASALARINA ATIF

Gerekçede, şunlar kaydedildi:
"Oysa, incelenen Yasa'nın 23 ve 24. maddelerinin ikinci fıkralarının ikinci tümceleri ile 25. maddesinde, suçu işleyen kişilerin mensubu oldukları kulüp ya da derneklere, nesnel sorumluluk gereğince idari para cezası verilmesi öngörülmüştür. 1982 Anayasası'nın 38. maddesinde olduğu gibi, 'cezaların kişiselliği' ilkesine yer verilen 1961 Anayasası'nın 33. maddesinin gerekçesinde, 'İnsanları, başkalarının fiilinden dolayı cezalandırmaya cüret edebilen totaliter rejimlerin insanlığa getirdiği acı tecrübelerden sonradır ki, kimsenin yalnız kendi fiili veya ihmalinden sorumlu olabileceği esasının anayasalarda yer alması lüzumu bilhassa hissedilmektedir. Esasen bu kaidenin Anayasa'ya konulması sayesinde, basın davalarında yazı ve karikatürün müellifinden başkasının (gazete sahip ve yazı işleri müdürlerinin) rastgele cezalandırılmasını derpiş eden kanun hükümleri bertaraf edilmiş olacaktır.
1982 Anayasası'nın 38. maddesinin gerekçesinde de, 'ceza sorumluluğunun şahsi olduğu; yani failden gayri kişilerin bir suç sebebiyle cezalandırılamayacağı hükmünü getirmektedir. Bu ilke dahi, ceza hukukuna yerleşmiş ve 'kusura dayanan ceza sorumluluğu' ilkesine dahil, terki mümkün olmayan bir temel kuraldır' denilerek, ceza hukuku yönünden nesnel sorumluluğun kabul edilmediği belirtilmiş ve ceza sorumluluğunun kişiselliği ilkesinin, herkesin kendi eyleminden sorumlu olması anlamına geldiği vurgulanmıştır."
Gerekçede, cezalandırmanın, devlete özgü bir hak ve yetki olduğu belirtilerek, devletin bu egemenliğinin sınırlarının da anayasalarda belirlendiği ifade edildi. İnsan onuruyla bağdaşmayan cezaların verilemeyeceği, kimsenin işlendiği zaman yürürlükte bulunan yasanın suç saymadığı bir eylemden dolayı cezalandırılamayacağı, 'ceza sorumluluğunun kişiselliği' gibi ilkelerin söz konusu sınırların örneklerinden olduğu bildirilen gerekçede, yasa koyucunun, ceza alanında yasama yetkisini kullanırken, Anayasa'nın temel kurallarına ve ceza hukukunun ana ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla, toplumda belli eylemlerin suç sayılıp sayılmaması, suç sayılırsa hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımıyla karşılanmaları gerektiği, hangi durum ve davranışların ağırlaştırıcı ya da hafifletici öge olarak kabul edileceği konularında takdir yetkisinin bulunduğunun 'tartışmasız' olduğu vurgulandı. Geri gönderme gerekçesinin son bölümünde ise şöyle denildi:
"Bu durumda, incelenen Yasa'nın 23 ve 24. maddelerinin ikinci fıkralarının ikinci tümceleri ile 25. maddesinde, taraftarın eyleminden dolayı, mensubu bulunduğu kulüp ya da dernekler için idari para cezası öngörülmesi, Anayasa'nın 38. maddesindeki 'cezaların kişiselliği' ilkesine aykırı düşmektedir.
Yayımlanması yukarıda açıklanan gerekçelerle uygun görülmeyen 5100 sayılı 'Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun', 23, 24 ve 25. maddelerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce bir kez daha görüşülmesi için, Anayasa'nın değişik 89 ve 104. maddeleri uyarınca geri gönderilmiştir."