'Kurala dayalı yönetimden keyfiliğe geri dönüş olmasın'

'Kurala dayalı yönetimden keyfiliğe geri dönüş olmasın'
'Kurala dayalı yönetimden keyfiliğe geri dönüş olmasın'
Türkiye'nin son dönemlerde dış dünyayla ilişkilerinde bir asabilik içinde olduğunu belirten Dünya Bankası Türkiye direktörü Martin Raiser; "Türkiye'nin dışa bakışındaki o eski özgüveni kazanmasını umuyorum" dedi. Raiser'e göre; Türkiye'nin yüksek gelir grubuna çıkabilmesi için kurala dayalı yönetimden keyfiliğe geri dönüş yapmaması gerekir.
Haber: BARÇIN YİNANÇ - barcin.yinanc@hdn.com.tr / Arşivi

2003 yılından beri Dünya Bankası’nda çalışan Martin Raiser 2008, 2012 yılları arasında Ukrayna, Belarus ve Moldova’da ülke direktörü olarak çalıştı. 2012 yılından bu yana Dünya Bankası Türkiye direktörü olarak görev yapan Raiser, Ağustos ayından itibaren Dünya Bankası’nın Brezilya direktörü olarak çalışmaya başlayacak. Yeni görevi için hafta sonu Türkiye’den ayrılan Raiser’le son röportajında Türkiye’yi kısa, orta ve uzun vadede nelerin beklediğini konuştuk.

Türkiye’de uzmanlar bazen ekonominin nabzını ölçmek için pazara giderler yada taksi şöförleriyle konuşurlar. Sizin de ekonominin gidişatını ölçmek için kullandığınız insan odaklı araçlarınız oldu mu?

Bazı sorunları daha iyi anlamak için gerçekleştirdiğimiz birebir iletişimler yararlı oldu. Benim açımdan en etkilendiğim doğrudan iletişim Nevşehir’de dinlediğimiz 40’lı yaşlardaki kadın oldu. Eşi evden çıkmasını istemediği için daha önce hiç çalışmamıştı. Ama daha sonra kendilerine göre biraz daha az muhafazakar olan kızıyla evlenen damadı kocasını “baba bırak da çalışsın” diye ikna etmişti. Eşi nihayet ikna olduğu için, çalışmaya başlayıp torunlarına kendi parasıyla hediye alabildiği ve hayatının bir amacı olduğu için çok mutluydu.

Türkiye’nin yaşadığı modernizasyon ve yapısal değişim süreci nesiller arası zorlu tartışmaları da beraberinde getiriyor. Eski nesiller, babanın sözünden çıkmamayı tembihliyor. Genç nesiller ise “Bırak da hayatımı yaşayayım; dışarıda beni bekleyen bir sürü fırsat var; bırak onlardan yararlanayım” diyor.

Türkiye’de çok önemli sosyal değişimler yaşanıyor.

Bahsettiğim kadın sağlık merkezinde çalışıyordu. Muhtemelen 25 sene önce orda  sağlık merkezi yoktu.  Ekonomik fırsatlar artıyor ve insanlar bu fırsatlardan yararlanmaya çalışıyor. Bu durdurulamaz bir süreç. İnsanlar fırsatları olduğu yerlere akacak. Bu da sosyal gerilimlere yol açabiliyor. Bence bu Türkiye’nin modernizasyonuna dair çok güçlü bir hikaye.

Türkiye’nin güçlü ve zayıf yanları nelerdir?

Türkiye dışarı baktığı, dünyaya açıldığı ölçüde güçlü. Türkiye’ye geldiğimde bu ülke dışarıya baktığında kendisini özgüvende hisseden bir ülke idi. Belki bir miktar fazla özgüven vardı; bazı sorunlar yeterince tanımlanmamıştı. Ama pozitif bir duruşu vardı. Geçtiğimiz bir kaç yıldır dünyayla ilişkilerde bir asabilik görüyorum. Umarım Türkiye dışa açılmada eski özgüven ve pozitif duruşuna yeniden kavuşur. Çünkü dışa açılmak Türkiye’nin ekonomik başarısında çok önemli rol oynadı. Türkiye’nin ekonomik rekabet ve uluslararası entegrasyon konusunda özgüvenli olması gerekir zira bu Türkiye’nin yararına odu.

Türkiye eskiden daha özgüven sahibi idi dediniz. Sizce nerde yanlış yapıldı?

Türkiye’de komplo teorilerine büyük bir çekim var; ki bu pek yararlı değil. Dışarıdan yapılan yorumlara karşı ,özellikle olumlu olmadığında savunmacı bir tepki veriliyor.

Aslında tabii ki herkesin öncelikle hak ettiği takdiri görmesi gerekir. Başarıların takdiri önemli ama orada duramazsınız; daha iyi olabilecek noktalara da işaret etmek gerekir. Türkiye’nin dışarıdaki muhatapları bunu her zaman iyi bir şekilde yapmamış olabilirler. Başarıların takdiri ancak çözülmesi gereken sorunlara da işaret edilmesi şeklindeki iki yönlü diyalog konusunda  Türkiye’nin de tutumuyla dışarıdaki dostlarına pek yardımcı olduğunu düşünmüyorum.

Dünya Bankası Türkiye’nin başarılarının başkalarına ilham kaynağı olabileceğini söyler. Örnek almak isteyenler için Türkiye’nin şu konuda yaptıklarını yapın şu konuda yaptıklarını yapmayın diye bir liste çıkartsanız; neler söylerdiniz?

Yapılması gerekenlerden başlarsak; Türkiye’nin Avrupa Birliği ve dünya ekonomisiyle bütünleşmekten korkmaması başarıyı getirdi.

Bunu yapın; ticaretinizi açın, mali piyasalarınızı açın; ama piyasaları regüle edin. Aksi takdirde ne olacağını Türkiye zor yoldan öğrendi.

Ülkenin iç entegrasyonu konusunda çalışın. Türkiye’nin şehirleşmesi bu anlamda iyi bir örnek.

İnsanların olduğu yere işi götürmek yerine, bırakın insanlar işin olduğu yere gelsin. İstanbul ’un 20-30 milyonluk bir şehir olarak büyümesini dert etmeyin. Yeter ki buraya gelen insanları gecekondularda yaşamaya mahkum etmeyin, onların kamu hizmetlerine erişimini sağlayın. Türkiye bunu başardı.

Altyapıya, otoyollara, demiryollarına yatırım yaparak ülkenin kırsal kesimiyle bağlantıyı kurun ki; yerlerinden hareket etmek istemeyen yada edemeyen insanlar ülkenin dinamizm merkezleriyle temas içinde olsunlar. Onlara eğitim ve sağlık hizmetlerini götürün.

Ve tüm bunların sağlam bir mali yapıyla yapın.

Yapılmaması gerekenlere gelince; ben bunu daha çok ileri dönük olarak yapılması gerekenler listesi olarak formüle etmek isterim. Yüksek gelir ülkesi konumuna gelmek istiyorsanız keyfilikten kuralcılığa geçmeniz gerekir. Her konuda kendi karar almak isteyen siyasetçileriniz olamaz. Çünkü yüksek gelir grubu ülkelerinde siyasetçileri sınırlayan kurallar vardır. Türkiye bu dersi 2001’de öğrendi ve kurallar getirdi ama bunlarla rahat edemedi. Bu durum yatırımcılar için bir endişe kaynağı. Yüksek gelir grubuna girmek istiyorsanız; yatırımcıların kurallara dayalı yönetime olan bağlılığınızdan kuşku duymasına izin vermeyin.

Bundan sonra yapılması gerekenlerden bir tanesi de ekonomik fırsatların herkes açısından erişebilir olmasını sağlamak. Şimdiye kadar çok şey yapıldı ama; kadınların ve gençlerin istihdama katılımı olsun, kaliteli eğitime erişim olsun bu alanda daha yapılacak çok şey var.

Kısa, orta ve uzun vadede Türkiye’nin öncelikleri neler olacak?

Kısa dönemdeki öncelik mevcut siyasi belirsizlik çerçevesinde piyasa istikrarını korumak olacak. Bağımsız merkez bankası ve dalgalı kur; bunlar iyiye işaret. Yeni bir seçim nedeniyle hediye dağıtmaya ihtiyaç olacak diye para politikasının kontrolden çıkmasına izin vermemek gerek.

Orta vadede öncelik Avrupa Birliği ile gerek Gümrük Birliği’nin güncellenmesi gerekse Trans Atlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı anlaşmasına uyum çerçevesinde yapılacak görüşmeleri bundan sonraki yapısal reform dalgası için bir motor gücü olarak kullanmak.

Uzun vadede Türkiye’nin vereceği sınav ise yüksek gelir gurubuna girmek ve bunu sağlayacak kurumları kurmak olacak.

Türkiye’nin gelecek on yıl içinde yüksek gelir grubuna geçme şansı var. Ama bunun için yapılmaması gerekenleri de unutmamasında fayda var. Öğrenilen olumlu dersler unutulmasın. Geriye gidiş değil, ileriye gidiş olsun. Kurala dayalı yönetimden, keyfi yönetime geri dönüş olmasın; bağımsız merkez bankasından geriye gidiş olmasın, bağımsız düzenleyici kurumlardan geriye gidiş olması. Yabancı yatırıma açık, korumacı değil serbest ticaret rejimine açık bir ülke olmaktan geriye gidiş olmasın.

Seçimlerden sonraki ilk açıklamanızda seçmenin uzlaşma mesajı verdiğini söylemiştiniz. Siyasetçilerden gelen tepkilere baktığınızda bu mesajın yerini bulduğunu düşünüyor musunuz?

Bazı koalisyon formülleriyle ilgili müzakereler başladı; dolayısıyla evet; siyasetçilerin seçmenin kendilerine verdiği görevle ilgili beklentileri karşılamak durumunda olduklarını bildiklerini düşünüyorum. Bu görüşmelerin içeriğini daha kolay hale getirmiyor; ama tüm tarafların bunu çok ciddiye aldığı izlenimine sahibim.