'Kürtlere orangutan muamelesi yapıldı'

'Kürtlere orangutan muamelesi yapıldı'
'Kürtlere orangutan muamelesi yapıldı'

arşiv

Akademisyenler, aydınlar ve siyasiler Kürt sorununun Ankara'da masaya yatırdı.
Haber: RİFAT BAŞARAN - rifat.basaran@radikal.com.tr / Arşivi

ANKARA - Diyarbakır Sosyal ve Sosyal Araştırma Enstitüsü (DİSA) ile Heınrıch Böll Stıftung Derneği Türkiye Temsilciliği’nin ortaklaşa gerçekleştirdiği “Kürt Meselesinin Çözümüne İlişkin Algılar, Aktörler ve Süreç” konulu iki günlük konferans gerçekleştirildi.

Konferansın ilk günü “Yaşam ve Algılar” konsunda Toplumsal Duyarlılık Derneği üyesi Özlem Öztürk, yazar Rojin Canan Akın ve VAKAD üyesi Zozan Özgökçe katıldı. “Toplumsal Adalet ve Barışın Tesisi” konusunda ise Araştırmacı Nesrin Uçarlar, Hakikat, Adalet ve Hafıza Merkezi’nden Özgür Sevgi Göral, Sabancı Üniversitesinden de Ayşe Betül Çelik konuştu. Yazar Rojin Canan Akın, konuşmasında şiddetin devletin gündelik işi haline geldiğini ifade ederek, bu şiddete karşı gençlernde kopuşun hızlandığını kaydetti. Uludere’de öldürülen gençleri anımsatan Akın, “Roboski Kürtler için bir kopuş oldu. Batının Roboski’de yaşanan ölümlere ‘terörist’ gibi bakması yine gençlerde bir kırılmaya yol açtı” dedi. VAKAD üyesi Zozan Özgökçe ise Van depreminden sonra Kürtlerin algılarında bir değişim olduğunu belirterek, deprem zamanında Yüksekova’dan gönderilen ekmek arabasının deprem bölgesine girilmesine izin verilmediğini anımsattı.

SÖZ SİYASETÇİLERDE

Toplantının ikinci gününde ise “Kürt Meselesi ve Çözüm Perspektifleri” konusunu siyasetçiler masaya yatırdı. Ak Partili Orhan Atalay, BDP ’li Sırrı Süreyya Önder ve CHP ’li Atilla Kart’ın konuşması en çok ilgi çeken bölüm oldu. Ak Partili Atalay, Kürt sorununun özü itibariyle bir dil sorunu olduğunu belirterek, öncelikle dil sorununun çözülmesi gerektiğini savundu. Türkiye’de resmi ideoloji sorununun çözülmesi gerektiğini de ifade eden Atalay, Kürt sorununu çözümünün iktidarın en büyük sorumluluğu olduğunu kaydetti. Atalay, çözüm için “şiddetten arındırılmış bir yolun” izlenmesi gerektiğini anlatarak, “Bu sorun çözümsüz kalırsa felaketler yaşanacaktır. Bundan dolayı bu iş tek başına iktidarın yapacağı bir iş değildir. İktidar dün atması gereken adımları eğer atamamışsa bunda yanında kimsenin olmamasının payı da büyüktür” diye konuştu. Atalay, çözüm için siyaset kanallarının işletilmesi ve siyaset yoluyla çözüm aranması gerektiğini savundu. Ak Partili Atalay, dinleyicilerin bir sorusuna verdiği yanıtta ise Kürt sorununun siyaset üstü sorun olduğunu belirterek, “100 yıl hakkını vermeyeceksin sonra 3-5 hak verip başına kakacaksın bu zihniyet yanlıştır” dedi. Atalay dokunulmazlıklarla ilgili olarak da “Dokunulmazlık konusu ise hassas bir konudur. Benim şahsi görüşüm. Anayasa’da ifade özgürlüğü teminat altına alınırsa kürsü dokunulmazlığının da kalkması yönündedir” dedi.

ASİMİLASYON DEĞİL ENTEGRASYON  

CHP’li Kart ise Türkiye Cumhuriyeti yönetiminin demokratikleşme konusunda halkın taleplerini karşılamakta başarısız olduğunu belirterek, “Bunun için halk tepkilerini inanç, etnik, sosyal ve sınıfsal açıdan dile getirmiştir ve bunu da üst kimliğe yöneltmiştir. Ulus devlette üst kimlik yaratıldı. Ve bu üst kimlik alt kimlikleri ezen bir konumda her yere sirayet ettirildi. Temel hak ve talepler ihanet ve bölünme olarak algılandı. Bu da birçok soruna yol açtı. Günümüzde de bu sorunları yaşıyoruz Yine Türkiye Cumhuriyeti yönetimi 1990’lar ve sonrasında farklı bir Kürt kimliği olgusu yaratmıştır, Kürtlerin taleplerini ihanet ve bölünme olarak algılatmıştır” dedi. Kart, geldiğimiz noktada devletin Kürt yurttaşları asimile edemeyeceğini anlaması gerektiğini belirterek, bunun yerine entegrasyonu önerdi. Kart, CHP’nin anadilde eğitim yerine ana dil eğitiminin olması gerektiğini savundu

“KÜRTLERE ORANGUTAN MUAMELESİ YAPILDI"   

BDP’li Önder ise hem şimdiki siyasal iktidarın hem de geçmişteki iktidarların Kürtlere “orangutan muamelesi” yaptıklarını “eğer ekmek verirsem, orayı kalkındırırsam haklarını aramaktan vazgeçerler, seslerini keserler” şeklinde yaklaşıldığını belirtti. Bölgede “yoksullaştırma, asimilasyon ve imhanın atbaşı gittiğini” savunan Önder, “BM verilerine göre 3,5 milyon, GÖÇ-DER verilerine göre ise 4,5 milyon insan bölgeden bir anda göç etmek zorunda kaldı. Bunlar metropollerde ucuz iş gücü oldular. Oysa köylerinde böyle değillerdir. Yani kent hizmetçileri oldular” dedi. Sorunun çözümü için sorunun adının net olarak konması gerektiğini belirten Önder, “Daha adını bile diyemiyoruz. Burada bir Kürdistan sorunu var. Buna belirli bölge sorunu demek yanlıştır. Adını doğru koymak gerekiyor. Nasıl Bosna, Filistin sorunu diyorsanız. Bu da Kürdistan sorunudur” diye konuştu.

Siyasi çevrelerde sürekli kardeşlik vurgusu yapılmasına rağmen, cenazelere yapılan müdahalelerin kardeşlik kapağını kapattığını belirten Önder, “Pozantı sonrasında umutlar gitmişti. Roboski ile bu kapak yarılanmıştı. Cenazelere yapılan müdahale ile kapandı. Artık bundan sonra bu kapağı açmak sizin işiniz. İslamiyet’te ölüye yumuşak davranılır. Ama İstanbul İslam’ı işte böyle cenazeye gaz atar, su sıkar” dedi.