Meğer savaş varmış!

Meğer savaş varmış!
Meğer savaş varmış!
12 Eylül davasına Genelkurmay'ın gönderdiği belgelerde bir savaştan çıkıldığı, işkencenin de münferit olduğu belirtildi.
Haber: MESUT HASAN BENLİ - hasan.benli@radikal.com.tr / Arşivi

ANKARA - 12 Eylül darbesi nedeniyle Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında açılan davanın dosyasına giren ve darbenin hemen sonrasında Genelkurmay Başkanlığı tarafından hazırlanan raporlarda ilginç değerlendirmelere yer verildiği ortaya çıktı. Söz konusu raporlarda ‘ Türkiye ’nin savaşta olduğu’ belirtiliyor.
Evren ve Şahinkaya hakkında açılan davaya bakan mahkeme Genelkurmay Başkanlığı’na müzekkere yazarak, darbe dönemine dair ellerindeki bilgi ve belgelerin gönderilmesini istedi. Genelkurmay Başkanlığı da o dönemde hazırlanan üç raporu gönderdi. ‘Türkiye’de Anarşi ve Terörün Durumu’ başlığını taşıyan, ‘ Kitap 1’, ‘Kitap 2’ ve ‘Kitap 3’ olarak adlandırılan, 1981, 82 ve 83’te hazırlanan raporlarda ülkede yaşanan olaylarla ilgili hayli dikkat çekici tespitlere yer verildi. 

‘İşkence münferit’
Raporlarda o dönemde yaygın olan işkence ve kötü muamele iddialarının abartıldığı savunularak şöyle denildi: “İçinde bulunduğumuz kısıtlamalar, gözaltı ve tutuklamalar ile güvenlik kuvvetlerinin tutum ve davranışları, bu amacın gerçekleşmesi için olabildiğince büyütülerek Türkiye ve yeni yönetim aleyhinde yoğun bir propaganda sürdürülmektedir. Bütün çabalara karşın her ülkede olduğu gibi ülkemizde de az da olsa zaman zaman işkence ve kötü muamele olayları ortaya çıkmaktadır.” 

‘Gözaltılar abartılıyordu’
İşkence ve kötü muamele iddialarının, öğrenildiği anda araştırıldığı belirtilen raporlarda, “12 Eylül yönetimi işkenceyi kesinlikle onaylamamakta, hoşgörü ile de karşılamamaktadır. Konu üzerinde titizlikle durulmakta, ihmali veya suçu görülenler hakkında derhal yasal işlem yapılarak yargı önüne çıkarılmaktadır” denildi. Raporlarda 12 Eylül’den sonra işkence iddiaları ile ilgili bir komiserin 1 yıl, bir komiser yardımcısının 13 yıl 4 ay 20 gün, iki polisin 2 yıl 9’ar ay 10 gün, 2 polisin 1’er yıl ve 3 polisin de 18’er ay hapse mahkûm olması örnek gösterilerek işkenceye tolerans tanınmadığı savunuldu.Raporlarda ayrıca işkence ve kötü muamelenin normal olduğu, çünkü Türkiye’nin bir savaştan çıktığı anlatılarak şu tespite yer verildi: “Türkiye bir savaştan çıkmış, binlerce insan yaşamını yitirirken ülke boydan boya ateş içinde iken kuşkusuz yöneticilerce arzu edilmeyen olaylar da olabilmektedir. Hangi savaşta bu önlenebilmiştir. Önemli olan bunların yöneticilerce görmezlikten gelinmemesidir.”
Raporlarda, ayrıca askeri mahkemelerin verdiği kararlar da savunularak, “Hiç kimse keyfi amaçlarla hücreye konmamaktadır” denildi. Raporda ‘darbe anlayışının sürekli devam etmesi’ gerektiği de vurgulanarak, “Terörün bugünkü duruma indirilmesinde etken olan ekonomik, sosyal, yasal ve güvenlik alanlarındaki tedbirler, çıkacak yeni durumlara göre geliştirilerek devam ettirilmediği takdirde kazandıkları tecrübeler ve desteklerle yıkıcı unsurların 1960’lı yıllardakinden ve 12 Eylül 1980 öncesinden daha süratli bir şekilde güçleneceği ve daha bilinçli bir kadroyu kısa sürede ulaşabileceği beklenmelidir” görüşü savunuldu.

Bu ‘yıkıcılar’ ne amaçlıyor?
Raporda, ‘yıkıcıların’ 6 Kasım 1983 seçiminden ne bekledikleri şöyle sıralandı:
* Seçimlerin sonrasında sıkıyönetimin kaldırılması,
* İç basında yoğun kampanya oluşturularak, devam eden sıkıyönetim mahkemeleri üzerinde baskı kurulması,
* Parlamentodan destek sağlanması,
* Siyasi af çıkarılarak, ülkenin eski kısır çekişme ortamına sürüklenmesi,
*Okullar başta olmak üzere tüm kamu kuruluşlarında yeniden odaklanma,
* Eylemlere başlama.

Evren’e muhtıra gibi mektup yazmış
12 Eylül darbesinin ardından Zincirbozan’a gönderilenler arasında bulunan CHP ’li Deniz Baykal’ın 12 Ağustos 1983’te Evren’e yazdığı mektup yeniden gündeme geldi. Baykal’ın “Evren’e muhtıra” olarak nitelediği mektupta, Evren’e “Demokrasiyi rafa kaldırmanızın, bizi buraya sürmenizin hukuki ve siyasi açıdan hiçbir geçerli dayanağı yoktur. Bu yetkiyi nereden aldınız” sorusu yer alıyor. Baykal mektubunda şöyle yazmış: “Sanıyorum asıl önemli olan, bir Anayasa ihlalini de göze alarak, bir siyasi partinin kapatılmasına, on binlerce insana yeni siyasal hak yoksunluğu getirilmesine ve 16 kişinin toplumdan tecrit edilmesine niçin ihtiyaç duyulduğudur. Öyle anlaşılıyor ki, bu uygulama, geçmişe dönük bir hesaplaşma hevesinden değil geleceği biçimlendirme özleminden kaynaklanmaktadır.”