"Morg önünde nöbet tutmayı bırakın"

"Morg önünde nöbet tutmayı bırakın"
"Morg önünde nöbet tutmayı bırakın"
AK Parti Antalya İl Kongresi'nde konuşan Başbakan Erdoğan MHP ve BDP'ye çıkıştı

ANTALYA - AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , “ MHP de, BDP de artık morg önünde nöbet tutmayı bıraksın, şehitlerimizi, terörist cenazelerini istismar etmeyi bıraksınlar ve çözüm için sürece dahil olsunlar. Türkiye'nin artık buna tahammülü yok. Kürt kardeşimin de Türk kardeşimin de artık buna tahammülü yok” dedi.

Erdoğan, partisinin Kepez Hasan Doğan Stadyumu'nda düzenlenen il kongresinde, terör sorunu ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Millet AK Parti hükümetine hangi konuda yetki verdiyse o konunun üzerine gittiklerini belirten Başbakan Erdoğan, milletin “çöz” dediği sorunları çözdüklerini dile getirdi. Erdoğan, oy versin ya da vermesin, hiçbir ayrım yapmadan ve ayrımcılığa asla fırsat vermeden sorunların çözümü için gayret gösterdiklerini ifade etti.

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

“Terör meselesi, bu ülkenin milli bir meselesidir. Her şeyden önce siyasi değil, insani meselesidir. Terör meselesi, sadece belli bölgeleri, belli etnik grupları, belli coğrafyaları etkileyen değil, topyekun Türkiye'yi ilgilendiren bir meseledir. Al kanlar içinde toprağa düşen her şehit, bizim, hepimizin evladıdır. Yüreği yanan her ana bizim anamızdır. Ocağı sönen her yuva bizim yuvamızdır. Biz, partizanlık yapmadan, oy kaygısına düşmeden, popülizme tevessül etmeden, samimiyetle bu meselenin üzerine gittik. O kadar ki yeter ki millet kazansın, yeter ki ülke kazansın, yeter ki Türkiye kazansın diyerek her türlü riski aldık.

Terör meselesinde, Doğu, Güneydoğu meselesinde, bizden öncekiler gibi biz de idare-i maslahata başvurabilirdik. İnanın, hiçbir risk almayabilirdik bizden öncekilerin almadığı gibi. Görmezden gelebilirdik, sırtımızı dönebilirdik, acılara, kana, gözyaşına kayıtsız kalabilirdik. Ama biz, bunu emanete hıyanet olarak biliriz. Bunu yapmak, yaşanan acıya, yaşanan drama sessiz, tepkisiz kalmak, bizim nezdimizde milletin emanetine hıyanettir.
Millet, bizden çözüm istedi. Biz de tüm samimiyetimizle, çözüm yoluna elimizi, kolumuzu, tüm gövdemizi koyduk, yüreğimizi koyduk. Biz, bu çözüm sürecinde, toplumun tüm kesimlerini, böyle milli bir meselede yanımızda görmek istedik.”

“SÖZÜ, GÖRÜŞÜ OLAN HERKESİ SÜRECE DAHİL ETMEK İSTEDİK”
Toplumun çok değişik kesimlerinden, sivil toplum örgütlerinden, sanatçılardan, aydınlardan, sporculardan, iş dünyasından bu konuda büyük destek aldıklarını vurgulayan Başbakan Erdoğan, seçimlerde, halkoylamalarında milletten destek aldıklarını ve toplumun bütün kesimleriyle istişareler yaptıklarını söyledi.

Erdoğan, bu konuda sözü olan, görüşü olan, önerisi olan herkesi sürece dahil etmek için samimi gayret gösterdiklerini, hepsiyle görüştüklerini ve konuştuklarını anlattı.
Siyasi partiler ve medya olmadan bu işin çözülemeyeceğini söylediklerini hatırlatan Başbakan Erdoğan, siyasi partilere çağrı yaparak kapılarını çaldıklarını ifade etti.
Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

“Zaman zaman bu kapılar yüzümüze kapandı. İşte ben MHP'nin kapısını üç kez çaldım. Beyefendi'den randevu dahi alamadım. Medyaya çağrı yaptık, terör gibi hassas bir meselede, 'milletin hassasiyetlerini lütfen gözetin' dedik. Patronlarıyla görüştük, genel yayın yönetmenleriyle görüştük. Maalesef yeterli desteği yine bulamadık. Bakın burada şunu açık açık söylemek durumundayım: Terörist başlarıyla, teröristlerin liderleriyle görüşmeyi başarı telakki eden medya mensupları var. Acaba siz bunları yapmak suretiyle benim milletime, benim ülkeme, terörün çözümüne ne kazandırdınız bunu söyler misiniz?

Dünyanın hemen her yerinde belli siyasi gruplar, bu tür terör faaliyetlerine sempati duymuş, kimi zaman aleni, kimi zaman gizli, bu tür faaliyetlere sempatiyle yaklaşmıştır. Maalesef, işte bizde de bunu yaptılar, bunu yapıyorlar. Terör örgütü PKK ile ideoloji noktasında, mezhepçilik noktasında, inanç, dil, söylem noktasında ortak paydaya sahip olanlar, gerekli insani tepkiyi, gerekli vicdani tepkiyi ortaya koymadılar, koymak istemediler. Gittiler Kandil'de terör örgütünün yöneticileriyle görüştüler, geldiler etrafa sempati pompaladılar. Bilerek ya da bilmeyerek, kasıtlı ya da kasıtsız, terör örgütüne adeta oksijen verdiler.

Terörle mücadelede, bırakın tarafsız kalmayı, güvenlik güçlerinin moralini bozmak, kararlılığını kırmak için her yola başvurdular. Nasıl ki şehitlerimizi sadece hükümeti yıpratmak için istismar ettilerse, sivil terör kurbanlarını da sadece hükümeti yıpratmak için istismar ettiler.

Dikkat edin, Bingöl'de bir canlı bombanın üzerine kapanarak, hem yavrularını, hem sokaktan geçen insanları, canı pahasına kurtaran Hatice Belgin'i konuşmazlar. İstanbul'da bir belediye otobüsünde, molotofla yakılarak katledilen Serap kızımızı konuşmazlar. Siirt'te bir arabanın içinde yüzden fazla mermiyle katledilen, şehit edilen 4 hanım kardeşimizi konuşmazlar. Batman'da karnında bebeği ile katledilen Mizgin Doru kardeşimizi konuşmazlar. Terör örgütünün infazlarını, terör örgütünün katlettiği kadınları, ölüme terk ettiği kadın teröristleri konuşmazlar. Biz, bu sorumsuzluğa hiç aldırış etmedik. Biz bu sorumsuzca tavırlara hiç aldanmadık. Biz, bu psikolojik operasyonlara, içeriden ya da dışarıdan destek alan bu kampanyalara asla boyun eğmedik.”

“BİZ, KAPIMIZI ARDINA KADAR AÇTIK”
Bir yandan 81 ile hizmet götürdüklerini, bir yandan da bu milli meseleyi çözmek için var güçleriyle çaba sarf ettiklerini belirten Erdoğan, yalnız da olsalar bu meseleyi çözeceklerini ve millet arkalarında olduğu müddetçe bu meselenin üzerine gideceklerini dile getirdi.

Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

“Şimdi, Anamuhalefet Partisi, geç de olsa, bu meseleyi gündemine aldı. Biz bundan memnuniyet duyduk. Biz, kapımızı ardına kadar açtık, CHP Genel Başkanı ve heyetini buyur ettik. AK Parti Genel Merkezi'nde, CHP heyetini ağırladık, kendilerini dinledik. İşte bu bizim sözümüzde ne kadar durduğumuzu gösteriyor. Mesele çözüm... Bizim bağcıyla işimiz yok. Diyoruz ki millet üzümü yesin.

Konuştuk ve dedik ki: MHP'ye çağrı mı yaptınız, yaptınız. MHP kabul etmiyor mu sizi? Şu anda etmiyor. BDP malum. Bakın, eğer siz bu konuda samimiyseniz, MHP de olmasın, BDP de olmasın önemli değil. Gelin biz ikimiz beraber bu işi birlikte yürütelim dedik. Önerileriniz nelerse bu önerilerinizi sunun, heyetinize talimat verin. Ben de heyetime hemen talimat veriyorum. Birlikte çalışsınlar ve bu önerilerden yapılması gereken neyse, atılması gereken adım neyse bu adımı atmaya biz hazırız dedim. Çünkü bizin derdimiz var. Dertliyiz biz. Dertli olmayan bu işleri çözemez.

Biz bütün bunlara rağmen, aynı şekilde MHP'nin ve BDP'nin bu sorunun çözümüne samimiyetle katkı vermesini bekleriz. Çıkıyor Sayın Bahçeli, söylediği lafa bak... 'Bu bir şeytan üçgenidir' diyor. Ya Sayın Bahçeli beni konuşturtma. Affedersin, Öcalan'ı idamdan kurtaran sensin, sen. Altında senin imzan var, merhum Bülent Ecevit'in, Mesut Yılmaz'ın imzası var.

Bu bizim elimizde belge olarak duruyor. Bu sana zaten yeter. İdam cezasının kaldırılmasına kadar kadar bunu sümenaltı ettiniz, oyaladınız. Ama ne kadar oyalarsanız oyalayın o belgeler şimdi elimizde. İşte Bahçeli bu. Bunlar hep milletimizi aldattılar. Ama buna rağmen ben diyorum ki: MHP de BDP de artık morg önünde nöbet tutmayı bıraksın, şehitlerimizi, terörist cenazelerini istismar etmeyi bıraksınlar ve çözüm için sürece dahil olsunlar. Türkiye'nin artık buna tahammülü yok. Kürt kardeşimin de Türk kardeşimin de artık buna tahammülü yok.”







Erdoğan, konuşmasında terör sorununa değindi. Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

“Biz bu topraklar üzerinde biriz, beraberiz, kardeşiz. Zira benim Kürt kardeşimi kimse terörist olarak anamaz. Bu ciddi bir yanlıştır. Biz bu ülkede Türküyle Kürdüyle Lazıyla, Zazasıyla, Arabıyla, Boşnağıyla, Arnavutuyla, Çerkeziyle, Türkmeniyle, Yörüğüyle, hepsiyle yaradılanı severiz Yaradan'dan ötürü anlayışıyla hepsini seviyoruz. İlkemiz bu. Biz yola çıkarken üç şart koyduk. Bölgesel milliyetçilik yapmayacağız dedik. Devletin gitmediği tüm bölgelere devletin eli gitti. 81 ilin tamamında altyapı ve üstyapısıyla elhamdülillah Türkiye Cumhuriyeti devleti var.

Perşembe günü Çanakkale'ye gittik, şehitlerimizi ziyaret ettik, onlara bir Fatiha okuduk ve orada Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi'ni açtık... Gençler, sizlerden de rica ediyorum, Çanakkale'ye gidin. O şehitlikleri adeta bir gülistana çevirdik, gidin, orayı ziyaret edin. Orada şehitlerimize birer Fatiha okuyun. Orada şehitlerimizin mezar taşlarını okuyun. 'Şehitlerimize ölüler demeyiniz. Onlar diridirler, ama siz bilmezsiniz' hüküm bu... Çanakkale bizim kardeşliğimizin abidesi. Orası bizim, millet olduğumuz, kardeşliğimizi pekiştirdiğimiz yer. Kastamonu'da, Çanakkale için, 'ana ben gidiyom düşmana karşı, gençliğim eyvah' diye ağıt yakılırken, aynı anda Diyarbakır'da da 'Allah'ım, peygamber, Kur'an hürmetine bizi muzaffer eyle diye ağıtlar yakıldı.

Çanakkale'deki şehitlerimiz hürmetine biz bu meseleyi çözeceğiz. Sarıkamış'taki, Dumlupınar'daki şehitlerimiz hürmetine biz bu meseleyi çözeceğiz. Allah'ın izniyle, Türkiye'yi biz yine kardeşlik üzerine büyüteceğiz. Kardeşlik hukukunu gözeterek, kardeşliği yücelterek Türkiye'yi en ileri seviyelere taşıyacağız.”

“MENZİLE ERİŞİNCEYE KADAR, GİDECEĞİZ GÜNDÜZ GECE”
14 Ağustos 2001'de, Türkiye sevdalısı bir grup dava arkadaşı olarak bu yola çıktıklarını belirten Erdoğan, yola çıkarken milletin hissiyatını bildiklerini ifade etti.
Milletin ihtiyaçlarını bilerek bu yola çıktıklarını vurgulayan Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

“Milletimizin arkamızda olduğunu, milletimizin bizimle birlikte olduğunu bilerek yola çıktık. 14 Ağustos 2001'de, bir otelin toplantı salonunda başlayan o yolculuk, bugün işte bu heyecana, bu coşkuya, böyle büyük bir sevdaya dönüştü. Bugün biz, artık parti toplantımızda bile stadyumlara sığmıyoruz. Bugün biz, il kongrelerini dahi stadyumlarda yapan bir partiyiz. Böyle bir coşkuyu, böyle bir heyecanı, böyle bir sevdayı Türkiye daha önce hiç görmedi, daha önce hiç yaşamadı. Çünkü biz, gönüllerin partisiyiz. Biz, gönüllerin fatihiyiz. Derviş Yunus ne güzel söylemiş: Ben gelmedim davi için, benim işim, sevi için, dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim'... Biz gönüller yapmaya geldik. Biz, gönüller yaparak, gönülleri fethederek, gönüllere taht kurarak, gönül erleri olarak bugünlere geldik.

Biz, Antalya'da, Korkuteli'nde, Akyar köyündeki yaşlı ninelerin hayır dualarıyla bugünlere ulaştık. Kumluca'da, Beşikçi köyündeki dedelerin hayır dualarıyla bu noktalara geldik. Gazipaşa'da Aydıncık köyündeki çocukların, Elmalı'da Çalpınar köyündeki hanım kardeşlerimizin umudu olarak, onların dualarıyla, onların destekleriyle bu seviyelere ulaştık. Hiçbir zaman 'tamam' demedik, 'tamam' demiyoruz. Daha yola çıkarken biz bir şey söyledik, Aşık Veysel'in diliyle söyledik: Uzun ince bir yoldayız, gidiyoruz gündüz gece, yetişmek için menzile gidiyoruz gündüz gece... İnşallah, menzile erişinceye kadar, gideceğiz gündüz gece.

Biz bu yola baş koyduk, biz bu yola can koyduk. 'Canların canına, bu aziz millete can feda olsun' dedik, bu yola biz öyle çıktık. Hep dik durduk, dik durmaya devam edeceğiz. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Bizim istikametimiz, milletimizin istikametidir. Bizim, bugüne kadar yolumuzu milletimiz belirledi, rotamızı milletimiz çizdi, yol haritamızı milletimiz şekillendirdi. Biz attığımız her adımda milletin hissiyatını dikkate aldık. Yaptığımız her işte, milletin beklentilerini, taleplerini, ihtiyaçlarını gözettik. Millete mugayir hiçbir iş yapmadık, milletin hilafına hiçbir adım atmadık.”

Türkiye genelinde birçok ilde oy oranlarını artırdıklarını belirten Başbakan Erdoğan, AK Parti'nin Türkiye'nin ve tüm milletin partisi olduğunu ifade etti.(aa)