Muhalefet komisyon raporuna da muhalefet

Muhalefet komisyon raporuna da muhalefet
Muhalefet komisyon raporuna da muhalefet
TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'nun CHP ve MHP'li üyeleri, komisyon raporunda 27 Nisan bildirisi üzerinde yeteri kadar durulmadığı ve olayın aydınlığa kavuşmadığı üzerinde birleşti.

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'nun CHP ve MHP 'li üyeleri, TBMM Başkanı Cemil Çiçek'e ayrışık rapor sundu.

CHP'nin raporunda, darbelerin niteliklerine ve nasıl yapıldıklarına ilişkin genel değerlendirmelere yer verildikten sonra, TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'nun raporuna yönelik eleştiriler sıralandı.

Meclis araştırmasıyla yasama organın yetkileri içinde kalan hususlarda bilgi edinmenin amaçlandığı ifade edilen raporda, hükümetin denetimi amacına yönelmeyen bir Meclis araştırmasının kabul edilemeyeceği belirtildi.

Meclis araştırmasının; suçluları saptamak gibi yargısal nitelikte sonuçlar elde etmeye yönelemeyeceği kaydedilen raporda, bu konuda yargı organının yetkili olduğuna işaret edildi.

CHP'nin raporunda TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'nun Anayasa ve TBMM İçtüzüğüne göre görevinin; darbe ve muhtıralarla demokrasiyi işlevsiz kılan girişim ve süreçler hakkında ilgili kuruluş ve kişilerden bilgi toplamak olduğu anlatılarak, şu görüşlere yer verildi:

“(Darbe ve muhtıraları araştırıyorum) diyerek, bazı kişi ve kurumları suçlamak, bu araştırma komisyonunun görevi değildir. Eğer araştırma komisyonu kendisinde böyle bir görev ve yetkisi görüyorsa; bu yetkiyi, ona Anayasa vermediğine göre olsa olsa Hükümet vermiş olabilir. Hal böyle olunca da Hükümeti denetleme yetkisi, Hükümet adına ve Hükümet talimatıyla kullanılan bir yetki haline gelir ki bu da, Türkiye demokrasisinin ve parlamenter hükümet sistemimizin içine düştüğü hazin ve bir o kadar komik durumun göstergesi olur. Siyasal sistemimiz ve anayasal hukuk düzenimiz; yasama ve yürütmeyi kuşatmış, başbakanın ifadesiyle millet adına yargıya da el koymuş olan AKP çoğunluğunun; parlamenter hükümet sisteminin adabını, kurum ve kurallarını bozması, sistemi işlemez hale getirmesi nedeniyle ciddi bir kriz içindedir.”

"DARBE SÜREÇLERİ ARAŞTIRILMADI"

Raporda, Darbeleri Araştırma Komisyonu'nun, darbelerle ilgili gerçekleri yansıtacak bilgilere ulaşmak yerine, yargı süreci devam eden bazı davaları etkilemek ve iktidar partisine istismar edebileceği yapay siyasi gerekçeler oluşturmak amacıyla hareket edildiği izlenimi verdiği savunuldu.

Muhalefet partili üyelerin istediği konuların araştırılmadığı anlatılan raporda, “Komisyon araştırmış gibi gözüktüğü 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 darbe ve muhtıraları ile 28 Şubat sürecini tüm boyutlarıyla ciddiyetle araştırmadığı gibi komisyonun adında da açıkça belirtilen 'Ülkemizde Demokrasiye Müdahale Eden ve Demokrasiyi İşlevsiz Kılan Diğer Bütün Girişim ve Süreçler' hiç araştırılmamıştır” denildi.

Raporda, 1960, 1971, 1980 darbelerinin araştırılması gereken ve bu konuda cevabı verilmesi gereken sorulara yer verildi.

CHP'nin raporunda, eski GenelKurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt tarafından yazılan bildirinin, TBMM'yi etkilemeye dönük bir girişim olduğu belirtilerek, Hükümetin, Büyükanıt hakkında işlem yapmamasının nedeninin ortaya çıkması gerektiğine değinildi.

Yakın Türkiye tarihinin büyük kısmını içeren çok boyutlu, çok aktörlü süreçlerin araştırılmasını kolay bir hedef olmadığı ifade edilen raporda, çalışma sürecinde yöntemsel, siyasal ve içerik açısından kısıtlamalar konulduğu savunuldu.

"DİNLEME USULÜYLE BİR SONUCA VARILMAZ"

Komisyonun, salt araştırılan dönemin tanıklarını dinlemesinin bu kişilerin sorguya çekildiği eleştirisini beraberinde getirdiği belirtilen raporda, “Salt dinleme usulüyle tatmin edici bir sonuca varılması ve bu nitelikte bir rapor için gerekli verilerin toplanması ancak ve ancak çalışmaların başlaması öncesinde çıkarılacak bir yasa ile darbe süreçleriyle ilgili bilgi vereceklerin güvence altına alınması sağlanarak, bir dizi hazırlık ardından başarılı olabilecekken bu yola gidilmemiştir.görüşüne yer verildi.

Sürecin başından iyi planlanmadığı savunulan raporda, Komisyon Başkanı Nimet Baş'ın komisyonun aldığı kararlara uymadığı, kararları yok saydığı iddia edildi.

Komisyon raporunun sınırlı sürede tamamlanması zorunluluğu da eleştirilen CHP raporunda, şöyle devam edildi:
“Hazırlanan rapor ilgilendiği konunun ve içeriğin çok boyutluluğu nedeniyle ancak bir ön rapor niteliği taşıyabilir. Komisyon çalışmaları araştırma nesnesi göz önünde bulundurularak sürdürülebilecek şekilde yeniden başlatılmalıdır. TBMM'nin demokrasiye müdahaleleri araştırma yolunda attığı adım tarihi niteliktedir. Eğer bu görev hakkıyla yerine getirilemezse daha sonra ortaya çıkacak ve demokrasiye tehdit arz eden çabalar için de caydırıcı nitelik taşıyamaz. Bunun sorumluluğu ise raporun altında imzası olan siyasi partilerin temsilcileri ve TBMM'nin manevi şahsiyeti üzerinde olacaktır. Dolayısıyla komisyon raporu bu bilinçle kaleme alınmış olmalıydı.”

"DARBELERİ ARAŞTIRMA SÜRECİ İKTİDARIN KENDİ İDEOLOJİSİ"

Komisyonun çalışma ekseninin ağırlıklı olarak iktidar partisi üyesi komisyon üyelerinin talep ve yönlendirmesinin etkisinde kaldığı savunulan raporda, dinlenecek kişilerin, komisyon kararlarının aksine Komisyon Başkanı Baş tarafından belirlendiği ifade edildi. Komisyon Başkanı'nın taraflı davrandığı da öne sürülen raporda, bu tutum sonucu 28 Şubat müdahalesine ilişkin 108, 12 Eylül'e ilişkin 29, 27 Mayıs ve 12 Mart'a ilişkin ise 19 kişinin dinlenildiğine değinildi.

Raporda, 27 Nisan 2007'deki bildiriye ilişkin olarak, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve dönemin kuvvet komutanlarının dinlenilmesi taleplerinin reddedildiği kaydedildi.

Raporların askeri müdahalelere ilişkin AK Parti hükümetinin kendi resmi tarih yazımını oluşturma çabası olarak görülebileceği ileri sürülen ayrışık raporda, şu görüşlere yer verildi:
“Darbeleri araştırma süreci, iktidarın kendi ideolojisi doğrultusunda kurduğu yeni düzenin parçası, hatta yeni bir rejim kurma sürecinin meşruiyet kaynağı olarak kullanılmamalıdır. Diğer bir deyişle, darbelerin Meclis tarafından araştırılmasının, iktidardaki siyasi partinin politik hedeflerine hizmet edecek bir sürece dönüştürülmesine engel olunması hedefi tüm partilerin üzerinde hassasiyetle durması gereken bir noktadır. Bu tarih yazılırken, AKP ve geçmişinde yer alan siyasal İslami hareketi zor duruma düşürebilecek birçok noktanın kasten unutulduğu veya atlandığı, raporlara genel olarak hakim olan havanın sağ siyasi hareketleri kollama yönünde olduğu görülmektedir. Halbuki burada temel amaç, demokratikleşme sürecinin derinleştirilmesidir.”

"HATALARLA DOLU RAPOR"

Komisyonun 28 Şubat dönemiyle ilgili raporunda, muhafazakar kesimle ilgili sorunlara fazlasıyla “anlayışlı” dille yaklaşılmasının raporun tarafsızlığı ve güvenilirliği açısından ciddi bir sorun oluşturduğu savunuldu. CHP'nin raporunda, toplumsal şiddet olaylarında solcular ve devrimcilerin etken, fail pozisyonunda gösterildiği de ifade edildi.

TBMM'nin Komisyon'dan demokrasiyi işlevsiz kılan diğer bütün girişim ve süreçlerin de araştırılmasını istediği anımsatılan raporda, “Komisyon bu konulara hiçbir şekilde değinmemiştir. Kamuoyunda e-muhtıra olarak bilenen 27 Nisan Olayı her ne kadar alt komisyonlardan birinin çalışma alanına alınsa da bu fiil hakkında hiçbir çalışma ortaya konmamıştır” denildi.

Raporda büyük eksiklikler bulunduğu öne sürülen CHP raporunda, “Ülkemizde demokrasiyi ve özgürlükler alanının genişletilmesi prensibini sahiplenen tüm kesimleri umutsuzluğa düşürmesi muhtemel hatalarla dolu bu raporun bu hali ile kamuoyu ile paylaşılması büyük bir hatada ısrar anlamına gelecektir. Kamuoyunun beklentilerini tatmin etmeye ve ülkemizde demokrasinin derinleştirilmesine katkı sağlayamayan bu raporun tarafımızdan kabullenmesi mümkün değildir” ifadesine yer verildi.

"EN YENİSİ 14 YIL OLMUŞ"

MHP'li komisyon üyeleri Özcan Yeniçeri ve Atila Kaya tarafından TBMM Başkanı Çiçek'e sunulan farklı gerekçede de komisyonun büyük bir iş başardığı vurgulandı.

“Kimsenin en yenisi 14 yıl önce olmuş olan darbe, devrim, ihtilal ya da muhtıra gibi sosyal olgularla ilgili olarak yüzde yüz doğrulara ya da mutlak gerçeklere ulaşılabileceğini düşünmemesi gerekir” denilen farklı gerekçede, darbe ve muhtıraların sorumluluklar, yükümlülükler ve yetersizlikler çerçevesinde ele alınması gerektiği belirtildi.

Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'nun bugünden düne baktığına dikkat çekilen gerekçede, şu görüşlere yer verildi:
“Darbe ve muhtıralarla ilgili olarak fikir beyan eden her şahsın ve kurumun kendi zaviyesinden, tanık olduğu ya da anlatabildiği kadarıyla anlattığı olgular, özünde körün fili tarif etmesine benzemektedir. Arşivlere, gerçeklere, bilgilere ve olgulara dayanan sağlıklı verilere dayananları olduğu gibi kanıtsız, belgesiz, verisiz ve verimsiz yorumlara dayananları da vardır. Başvurulan yüzlerce kaynak, dinlenen onlarca tanık, incelenen binlerce evrak, arşivden gelen devasa belgelerle bu rapor birbirinden habersiz birden fazla komisyon yazmış olsaydı, birbirine tamamen zıt ve birbirinden farklı birden fazla rapor ortaya çıkabilirdi. Aynı olay için farklı taraflar tamamen birbirine zıt kanaat, görüş ve düşünce ortaya koymuşlardır. Darbeleri Araştırma Komisyonu büyük bir iş başarmıştır. Bu gerçektir. Ancak durumun ne denli karmaşık olduğu da bir başka gerçektir.”

" RECEP TAYYİP ERDOĞAN SORULARA YANIT VERMEDİ"

Komisyon raporunda 28 Şubat müdahalesi sonrası dağıtılan partiler, inşa edilen yeni siyasi yapılar üzerinde yeterince durulmadığı savunulan gerekçede, Türkiye'nin bugünkü siyasi yapısının büyük ölçüde 28 Şubat müdahalesinin sonucu olduğu belirtildi.

MHP'nin farklı gerekçesinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisine yöneltilen sorulara cevap vermediğine de değinilerek, “Genel anlamda döneme ait durumu nasıl gördüğünü ve hükümetinin duruşunu kutsar ifadelerde bulunmuştur. Bu bakımdan günümüze en yakın döneme ait olan 27 Nisan e-muhtırası, Dolmabahçe görüşmeleri ve sonraki gelişmeler bütün açıklığıyla ortaya çıkmış değildir” denildi.

Raporun kaleme alınışının, dönemsel olarak yaşanan olayları değerlendiriş biçiminin, üslup ve varılan yargıların bir çok açıdan sorunlu olduğu anlatılan farklı gerekçede, zaman baskısı nedeniyle rapor üzerinde yeterince yoğunlaşma imkanı bulunamadığı belirtildi.

MHP'nin farklı gerekçesinde, “Militer gücün sınırlarına çekilmesi, tahakküm ve vesayetinin ortadan kaldırması ne kadar önemliyse devlet gücünün başka yöntemlerle monopolleştirilmesi de o kadar önemli ve tehlikelidir. Raporda devlet erkinin monopolleştirilmesini önleyici, demokratik denge ve sistemlerin kurulmasına yönelik öneriler eksiktir” ifadesine yer verildi.

Raporda, bölücü terör olaylarının “Kürt meselesi” olarak ele alındığına da değinilen farklı gerekçede, sorunları etnik, mezhep, cinsiyet, bölge temelinde ele almanın doğru olmadığı kaydedildi. MHP'nin gerekçesinde, “Türkiye'deki sorunları etnik, mezhep, cinsiyet ve meşrep temelinde ele almak etnisite ve farklılıkları siyasallaştırmak anlamına gelmektedir. Bu durum Türkiye'yi etnik cehenneme çevirecek bir potansiyeli bünyesinde taşımaktadır” görüşüne yer verildi. (AA)