Öcalan Mandela benzeri süreçle serbest kalabilir

Öcalan Mandela benzeri süreçle serbest kalabilir
Öcalan Mandela benzeri süreçle serbest kalabilir
AKP'ni kurucuları arasında yer alan ancak partiyle yolların ayırıp HDP'den aday adayı olan Dengir Mir Mehmet Fırat, " Öcalan'ın ev hapsine alınmaması için bir sebep yok Mandela benzer bir süreçte serbest kalmadı mı? Aradan geçen 30 yıl sonrasında artık PKK illegal bir parti hüviyetini aldı. Siz eğer devlet olarak biriyle aynı masaya oturmuşsanız artık ona terörist filan diyemezsiniz kusura bakmayın" diye konuştu.

RADİKAL-AK Parti 'nin kurucuları arasında yer alan ancak daha sonra partisiyle yolları ayrılan Dengir Mir Mehmet Fırat, HDP'den milletvekili aday adayı oldu. Fırat, Hürriyet'ten Cansu Çamlıbel'e konuştu. Öcalan'ın Mandela benzer bir süreçte serbest kalabileceğini dile getiren Fırat şunları söyledi:

NEDEN SİYASETE GERİ DÖNDÜ? 

Türkiye demokrasi, özgürlükler ve hukuk devleti olma konusunda çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıya gelmeye başladı. 2011’den beri tehlikede olan Kürtler değil, tehlikede olan Türk demokrasisi ve Türkiye devletinin bir hukuk devleti istikametinden uzaklaşması. Bunlar ve Türkiye’nin dünyada giderek yalnızlaşması sonucunu doğuran dış politika , beni yeniden siyasete mecbur kıldı. Sayın Cumhurbaşkanı mı, Sayın Başbakan mı hangisini diyeceğimi bilemiyorum çünkü iki görev birden üstlenmiş durumda. Kendisi Bursa’da yaptığı bir konuşmada halktan 400 milletvekili istedi. Bu niyeti ben 2011 sonrasındaki davranışlarında gördüm ama ‘400 milletvekili istiyorum’ söylemi bunun açığa vurulmasıydı. Tabii kendisiyle uzun seneler bir arada kaldığımız için birbirimizin siyasi lisanını da tercüme edecek kadar birbirimizi tanıyoruz. Dolayısıyla o 400 rakamı belki pek çok kişi için bir şey ifade etmedi ama benim için çok önemli bir ifadeydi. Böyle bir tehdidin ancak HDP’nin barajı aşmasıyla önlenebileceği kanısı bende hasıl oldu. Bunun HDP’nin barajı aşmasının Kürtlerle ilgili değil, Türkiye’de yaşayan 77 milyon insanın geleceğinin burada olduğunu düşünerek orayı desteklemeye başladım. Ama yine milletvekili olmak istemedim. Eşbaşkan Sayın Demirtaş’la yaptığımız görüşmede bir yerde bunun mecburiyetini ifade ettiler. Ben de bir süre düşündükten sonra faydam olacağı kanısıyla bir görev olarak kabullendim. 


ÖCALAN SERBEST DE BIRAKILABİLİR

PKK’ya yapılan ‘silah bırak’ çağrısı aslında beklenenin ötesinde. Ben 1999’daki gibi PKK’nın Türkiye hudutları dışına çıkmasına yönelik bir çağrı olacağını düşünüyordum. Bu silahlara veda, bu çok ileri bir aşamadır. Çok müspet bir adım. Ancak umarım o 10 maddenin altı doldurulur. O maddelerde, hiçbir şey açıkça ifade edilmemiş. Hepsi muğlak. Kesin çizgilerle ne olacağı söylenmiyor. Hemen hemen toplumun tüm siyasi hayatını kapsayan bir genişlikte. O maddelerin altının doldurulması gerekiyor derken onu kastediyorum. Ancak o zaman eski tabirle mücessem hale gelecek, ete kemiğe bürünecek. Öcalan'ın ev hapsine alınmaması için bir sebep yok ki. Zaten hapishane de özel. Hükümlülerin istifade ettiği haklardan istifade etmesi lazım. Ama tabii bunların çoğu zamana bağlı. Toplumun bu konularda mantıklı düşünebilmesine bağlı. O olduğu takdirde serbest de bırakılabilir. Güney Afrika’da böyle olmadı mı? Mandela benzer bir süreçte serbest kalmadı mı?

SEÇİMDEN SONRA AK PARTİ İÇİNDEKİ GÜRÜLTÜYÜ DUYMAYABAŞLARIZ


AK Parti’nin temel paradigması değişti. 2001’de kurucuların kabul ettiği parti programına ben bugün de imzamı atarım. Ben yine aynı yerde duruyorum ama AK Parti aynı yerde değil, bugün bambaşka bir noktada. Bunu içselleştirebilmek çok da mümkün değil. Samimi olan AK Partililerin bunu sorguladıkları kanısındayım. Ancak öylesine bir rant ekonomisi hayata geçirilmiş, bu rant dağıtımı halka halka genişleyerek öylesine yaygınlaşmış ki birçok kişi bu saadet zincirinin kırılmasından korkuyor. AK Partililerin yeniden milletvekili olup olmayacağı da Sayın Cumhurbaşkanı’nın iki dudağı arasında. Milletvekilliğinden ya da bakanlıktan kalkmak pek kabul edilir bir şey değil herhalde. Asıl gürültüyü herhalde seçim sonrasında duyacağız. Adaylar belirlenince de bazı sesler duymaya başlarız diye tahmin ediyorum. Hakan Fidan’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a rağmen siyasete girmeyi tercihi tartışmasını danışıklı dövüş olduğu kanısındayım.Birileri iyi polis, birileri kötü polisi oynuyor. Ama seçim sonrasında hükümet içi ve parti içi bazı güç çatışmaları meydana gelebileceğine dair benim de şüphelerim var. Bir kişi kendisine verilmiş olan yetki alanının devamlı ihlal edilmesini kabul edemez. Bunu siyasi hayatımızda gördük. Sayın Özal’da gördük, Sayın Demirel’de gördük. Ağabey-kardeş ilişkisi veya lider-partili ilişkilerinin belli bir noktaya kadar bu müdahaleleri kabullendiği biliyoruz. Belli bir noktadan sonra da çatışma ve ayrılış dönemine girildiğini hep gördük. Dolayısıyla bunu beklemek çok abes olmaz.


AKP 'DEKİ ÇATIŞMANIN FİTİLİNİ  BAŞKANLIK SİSTEMİ ATEŞLER

Burada önemli olan başkanlık sisteminin kabul edilip edilemeyeceği meselesidir. Çatışma buradan çıkacaktır. Tabii Sayın Davutoğlu’nun da bu seçimdeki durumu bana göre trajikomik bir durumdur. Başkanlık sistemi kendisinin yok olması demektir. Düşünün ki çıkıp meydanlarda ‘Ben başkanlık sistemini istiyorum’ demek zorunda. Düşünün ki bir başbakan kendi görevinin sona erdirilmesi için meydanlarda anayasal yetki isteyecek halktan. Böyle trajikomik bir olay zannetmiyorum ki dünya siyasi tarihinde ikince kez rastlanmıştır.

31 İLDE VALİLER FİİLEN İŞLEVSİZ HALDE

Artık Türkiye merkezden yönetilemiyor, bu sona ermiştir. İnsanlar artık kendilerini yönetme hakkına sahipler. Ama ‘Bu hak olursa Kürtler de yapar, onun için kendimi yönetme hakkımdan vazgeçiyorum’ demek, ‘Kürt’ün son isteği anasını görmekse o da görmesin anasını, ben de görmeyeyim’ demek. Bu anlama geliyor. Ben her bölgede insanların doğrudan doğruya kendilerini yönetmeye katkı sağlamaktan bahsediyorum. Bu Karadeniz’de de olsun, Trakya’da da. Ama buralar etnisiteye göre ayrılsın da demiyorum, burası idari bölümler olarak ayrılsın. Bundan korkmaya lüzum yok. Şu anda zaten bu 31 ilde (büyükşehir) böyle tatbik ediliyor, farkında değil Türkiye. 31 ilde vali işlevsiz hale gelmiş durumda büyük şehirlerde, belediye başkanında olay. E belediye başkanını zaten seçiyoruz, belediye başkanı aynı zamanda vali olsun. Spor işi mesela, neden Ankara’dan yönetilsin?

HDP baraj altında kalırsa  çok çok derler ki bu Türkiye’nin ayıbıdır. Bütün dünya, Avrupa size döner ‘Utanmıyorsunuz, yüzde 9.9 rey almış bir partiyi Meclise sokmadınız’ der. Türkiye’ye yönelik bakış daha da sertleşir. Öyle bir kaygısı olanların asıl o süreçten sonrasını düşünmesi lazım. Farz edelim HDP barajı aşmadı. AK Parti, Güneydoğu’da HDP’nin çıkaracağı bütün milletvekillerini fazlasıyla çıkardı. Anayasayı başkanlık sistemine göre değiştirdi ve kabul etti. Ondan sonra Kürtlerin değil Türklerin düşünmesi lazım. Baraj sorunu sadece Kürtlerin sorunu olmaz o noktadan sonra. HDP’nin hayatı değişmeyecek, yanlış algılama burada. 77 milyonun hayatı değişecek. Anlayamadıkları bu. HDP çizgisindeki partiler bir ara seçime de girmiyordu.

PKK'YA ARTIK  ‘TERÖRİST’ DİYEMEZSİN
 

Benim müracaat edip üyesi olduğum altına imzamı attığım bir siyasi parti var. Ben PKK’ya müracaat etmedim. PKK üyesi filan değilim. Onunla müzakere etmek suçsa onu devlet yapıyor, bu bir. Ama ben PKK’lı değilim, legal bir siyasi partinin üyesiyim. Ha doğrudur... PKK Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması nedeniyle bir başkaldırıdır. Ancak aradan geçen 30 yıl sonrasında artık PKK bir parti hüviyetini aldı. İllegal bir parti hüviyetini aldı.Bundan sonra da ben birilerinin kalkıp da ‘Biz terör örgütüyle müzakere yapmayız’ falan demelerine de gülüyorum sadece. ‘O zaman niye müzakere ediyorsun, niye aynı masadasın’ diye sorarlar adama. ‘Bizi ahmak mı zannediyorsun’ diye birilerinin sorması lazım. Siz eğer devlet olarak biriyle aynı masaya oturmuşsanız artık ona terörist filan diyemezsiniz kusura bakmayın. Bu sadece milliyetçi Türk kesimi kandırmaya dönük bir söylemden başka bir şey değildir.

6-7 EKİM OLMASAYDI HDP SEÇİMDEN ANAMUHALEFET OLARAK ÇIKARDI

42 yıllık deneyimli bir politikacı olarak benim gördüğüm o. HDP’nin oyu yüzde 10’un çok üstünde, hem de bütün provokasyonlara rağmen. 6-7 Ekim provokasyonuna rağmen. Eğer 6-7 Ekim olayları olmasaydı ben yüzde 20 çıtasını koyardım. Ondan önce ben anamuhalefet partisi olacağı kanısındaydım.