Oğuzhan Müftüoğlu: HDP'nin barajı geçmesi bazı hayırlı sonuçlara vesile olabilir

Oğuzhan Müftüoğlu: HDP'nin barajı geçmesi bazı hayırlı sonuçlara vesile olabilir
Oğuzhan Müftüoğlu: HDP'nin barajı geçmesi bazı hayırlı sonuçlara vesile olabilir
Daha önce yaptığı açıklamalarda Türkiye sosyalistleri ile Kürt hareketi arasında bir 'ittifak'ı doğru bulmadığını belirterek çok konuşulan Birgün gazetesi yazarı Oğuzhan Müftüoğlu, son röportajında HDP'nin barajı geçmesinin AKP'yi gerileteceği ve başkanlık sistemini engelleyeceğini söyledi. Müftüoğlu, "Ancak seçimde hangi sonuç olursa olsun esaslı bir değişim olacağına inanmıyorum" dedi.

RADİKAL - Devrimci Yol ana davasının 1 numaralı sanığı ve Birgün gazetesi yazarı Oğuzhan Müftüoğlu seçimlere ilişkin gazetesinde yayınlanan röportajında Birleşik Haziran Hareketi’nin seçim tavrını, HDP’nin barajı aşıp aşamayacağını ve seçimin ardından nasıl bir mücadele hattının izlenmesi gerektiğine ilişkin görüşlerini açıkladı. Kızıldere katliamının yıldönümü nedeniyle 30 Mart günü Cumhuriyet gazetesine verdiği röportajda, "Bu arada Türkiye solunun Kürt hareketinin etrafında birleşmesi gerektiği şeklinde öneri ve çağrılar da oldu. Zaten oraya giden arkadaşlar da var. Bunun doğru bir fikir olduğunu söylemek mümkün değil" diyen Müftüoğlu, son açıklamasında HDP'nin barajı geçmesi ve başkanlık sisteminin engellenmesine 'evet' dedi. "Ancak ülkenin içinde bulunduğu koşullarda esaslı bir değişim olacağına inanmıyorum" diyen Müftüoğlu, Devrimci Yol kökenli isimlerin milletvekili adayı yapılması içinse 'kimlik avcılığı' dedi. Müftüoğlu'nun Deniz Coşan'ın sorularına verdiği yanıtlar şöyle:


Gezi isyanının ardından, " AKP ’nin sonunun başlangıcı", demiştiniz. AKP içindeki çatışmalar da su yüzüne çıkmaya başladı. AKP’nin sonuna geliniyor mu?

Kendi içlerindeki çatışmalar elbette bir şeylerin belirtisi olabilir ama sadece buna bakarak AKP’nin sonunun geldiğine hükmetmek doğru olmaz. Son zamanlarda özellikle batıdan estirilen hava da futbol tabiriyle söylersek uzatmaların oynanmakta olduğu yönünde. Ama o kadar çok suç ve yolsuzluğa battılar ki, iktidar gücünü bırakmamak, en azından uzatabildiği kadar uzatmak için ellerinden gelen her çareye başvuracaklardır. Geçenlerde Ağrı’da yaşananlar bu konuda gözlerini ne kadar kararttıklarını gösteriyor.

Seçimlerden nasıl bir sonuç bekliyorsunuz? Seçim sonrası Meclis aritmetiği Türkiye’nin geleceği açısından bir anlam ifade eder mi?

Her biri belirli çevrelerin tercihlerine göre bir kamuoyu yönlendirme aracı olarak çalışan anket sonuçları AKP’nin her halukarda bir düşüş içinde olduğunu gösteriyor. Bu elbette iyi bir şey ama Türkiye’de verili koşullar altında yapılan seçimlerin halkın değil daha çok iç ve dış hâkim güçlerin tercihlerine göre şekillendiği de unutulmamalı. Varolan seçim sistemi, siyasi partiler yasası ve seçimlere ilişkin bütün düzenekler, her türlü medya ve iletişim sitemleri gibi kamuoyu yönlendirme araçları, seçim güvenliği vb. tümüyle buna göre düzenlenmiştir. Bilinçli ve örgütlü bir birleşik devrimci halk muhalefeti bu denklemi kıracak güce ulaşmadıkça seçimlerden ortaya çıkacak Meclis aritmetiği de Türkiye’nin geleceği açısından sadece egemen sınıf siyasetinin biçiminin ve emekçi sınıfların mücadele koşullarının belirlenmesi açısından bir anlam ifade edecektir. Oradan bizim umut besleyebileceğimiz bir seçenek çıkmaz.

Bu seçimleri “başkanlığa onay ya da ret” seçimi olarak görmek abartılı bir yorum olur mu?

Ben Türkiye’nin sorununun başkanlık meselesi olarak tanımlanmasını öteden beri doğru bulmuyorum. Meseleyi sadece başkanlık meselesine indirgemek işin esasının gözden kaçırılmasına ve bugün demokratik bir parlamenter sistemin bulunduğu algısına da yol açıyor. Oysa bugün Türkiye’de ne gerçek bir parlamenter sistemden, ne demokrasiden, ne kuvvetler ayrılığından, ne bağımsız yargıdan, ne de hukuk devletinden söz etmek mümkün. Hatta T. Erdoğan “parlamenter sistemi dolaba kaldırdık” dediğine göre ortada anayasal bir devlet ve yönetim sistemi olduğu bile tartışmalı. Ülkenin ulusal istihbarat teşkilatının başında Sırrı Süreyya’nın dışişleri bakanlığına aday gösterdiği bir muhterem oturuyor. Ancak kabile devletlerinde görülebilecek böyle bir yönetim anlayışıyla bütün ülke, bütün toplum karanlık bir geleceğe sürükleniyor. Hal böyleyken meseleyi sadece başkanlık sistemini önlemeye indirgemek karşı karşıya bulunduğumuz meselenin özünü ve ciddiyetini gizliyor. Oysa örneğin AKP bırakalım başkanlığı, iktidarı da kaybetse, bu parlamenter sistem içinde ortaya çıkacak hiçbir sonuç bizim açımızdan çok büyük bir değişiklik yaratmayacaktır.

HDP barajı geçerse baraj yıkılır mı?

Bu HDP’nin barajı geçmesi için desteklenmesi amacıyla söylenen bir slogan olarak kabul edilmeli. HDP’nin barajı geçmesi başka bazı hayırlı sonuçlara vesile olabilir ama, tabii ki barajı ortadan kaldırmaz, sanıldığı gibi ülkeye demokrasi filan da getirmiş olmaz. Seçim barajı meselesini sadece Kürt meselesine bağlayan bir yanlış algı var. Yanlış, çünkü yüzde on barajı sadece Kürt hareketi için değil, hatta esas olarak sol muhalefeti parlamento dışına iterek marjinalize etmek ve daha rahat yönetilebilecek bir ortam yaratmak amacıyla getirildi.

Bilindiği gibi 61 Anayası’yla birlikte bütün partilere ülke çapında aldıkları oy oranında temsil hakkı tanıyan Milli Bakiye sistemi getirilmişti ve 65 seçimlerinde TİP o sayede 15 milletvekili çıkarmıştı. Sonraki dönemlerde bu sistem egemen sınıfların işine gelmediği için kademe kademe kaldırıldı ve en sonunda 12 Eylül döneminde yüzde on barajı getirildi. Bu sistem en çok sol muhalefet akımlarının devre dışı bırakılmasına hizmet etti. Girdiği ilk seçimlerde yüzde bire yakın (65 seçimlerinde TİP’in aldığı kadar) bir oy alan Özgürlük ve Dayanışma Partisi ve diğer sol partiler daha sonra yapılan seçimlerde boşa gitmemesi için barajı geçmesi mümkün olan bir partiye oy verilmesi baskısı altında tutuldu. Devrimci iddiaları olan partilerin ve genelde solun gelişmesinin önünün kapatılmasına yol açan bu sistem şimdi de bir başka şekilde, AKP’yi geriletmek ve başkanlık sitemini engellemek adına işletilmeye devam ediyor.

Aday seçiminde siyasi çevrelerin Devrimci Yol hareketinden isimleri aday olarak öne çıkarması nasıl değerlendirilmeli?

Neyi kastettiğini anlıyorum, ama doğrusu bu bizim meselemiz değil. Bu seçimlerde genel olarak bütün partilerin ağırlıklı olarak adayların etnik ve dinsel- kültürel özelliklerini dikkate alan bir tür kimlik siyasetini benimsediği görülüyor. Bunun sonucu olarak önseçim yoluyla değil yukarıdan, “merkez yoklaması” denilen bir usulle yapılan aday listelerinde demokrasiyle ilgisi olmayan ama oldukça renkli ve postmodern bir tablo ortaya çıkmış. Bana bir yönüyle bir tür kimlik avcılığı oyunu gibi göründü. Balıkçılar, oltalarına yem takarken avlandıkları bölgede bulunan veya yakalamayı düşündükleri balıklara göre yem takarlar; bazıları için ekmek veya solucan yetebilir, biraz büyük bir balık yakalamak isteniyorsa oltaya sardalya veya irice bir istavrit takılıyor. Onun gibi bir durum.

Kürt hareketinin seçim sürecinin başından itibaren Haziran’a ve özelde ÖDP’ye çağrıları oldu. Daha önce de farklı biçimlerde HDP’ye katılma yönünde çağrı ya da eleştiriler de yapılmıştı. Kürt hareketi ile devrimci hareketin ilişkisini bu çağrı ve eleştiriler noktasında nasıl değerlendiriyorsunuz. Haziran’ın bağımsızlığı ne ifade ediyor?

Bu tür çağrılar sadece seçim süreciyle sınırlı değil, öteden beri açık veya dolaylı yoldan yapılıyor. Yol TV’de yapılan bir söyleşide Cemil Bayık’ın, “Türkiye solunun Kürt hareketinin etrafında birleşmesi gerektiği” şeklinde açıklamaları olmuştu. Mustafa Karasu’nun da benzer şekilde özellikle bize yönelik öneri ve çağrıları oldu. Bu arkadaşların samimiyetlerinden hiç kuşkum yok. Ama ben bunun hem kendileri açısından hem de bizim açımızdan doğru bir yol olduğunu düşünmüyorum. Kürt hareketi hem ideolojik-toplumsal temelleri bakımından hem de eyleminin muhtevası bakımından ulusal karakterli bir harekettir. Birçoğunu tanıdığımız yöneticilerinin sol düşünceli insanlar olması bu gerçeği değiştirmez.
Doğrusuyla yanlışıyla büyük bedeller ödenerek yürütülen silahlı mücadele süreci, başlangıçtaki bağımsız bir Kürt devleti kurma hedefine ulaşamamış da olsa, feodal bir toplumsal yapı altında yaşayan Kürt halkının örgütlü bir politik toplum niteliği kazanmasını sağladı. Bu sürecin (olumlu-olumsuz) bütün özelliklerini taşıyan ve ülkemizin içinden geçmekte olduğu olağanüstü kaotik ortamı içinde ciddi bir devrimci demokratik dinamik olarak gördüğüm bu hareketin çok farklı tarihsel, ideolojik temelleri olan sol hareketlerle basitçe birleştirilerek dönüştürülmesinin mümkün olmadığını düşünüyorum. Kürt hareketiyle sosyalist-devrimci sol hareketler arasındaki doğru ilişkinin de bu şekilde sağlanamayacağını düşünüyorum.

Belki kastedilenin böyle organik bir birleşmeden çok örneğin HDP etrafındaki (cephesel) bir ittifak ilişkisi olduğu söylenecektir. Bu başka bir bağlam içinde tartışılması gereken bir durumdur. HDP giderek sol içindeki (yetmez ama evetçilik gibi) ideolojik, politik bakımlardan sorun yaşayan bütün unsurların doluştuğu bir görünüm kazanmış durumda. ÖDP gibi dışarda kalan partileri ( CHP siyaseti yapmak gibi gerekçelerle) sürekli eleştiren EMEP’in hangi nedenle HDP içinde barınamaz hale geldiği de bilinmiyor. Bu durumda böyle bir tartışmanın HDP dışındaki geniş kesimler içinde ciddi bir destek ve umut yaratan Birleşik Haziran Hareketi gibi bir hareketi dikkate almadan (hele sadece bir baraj aşma meselesi çerçevesinde) sürdürülmesinin doğru olmayacağını düşünüyorum.

Haziran Hareketi bu seçimlerde ittifak yapmayı tercih etmedi. Oysa hem HDP’den hem de CHP’den bu yönde teklifler vardı. Bu tercihi nasıl değerlendiriyorsunuz. Haziran’ın kararını siyasetsizlik, tavırsızlık olarak yorumlayanlar da var. Net bir tavır alınmadı mı?

Bu ‘ittifak’ meselesi karışık bir mesele. Gerçekte ortada ittifak mittifak diye bir şey yok. Önerilen şey ‘sizden de bir iki aday gösterelim, seçimlerde bizim için çalışın’ gibi bir durum. Zaten siyasi partiler ve seçim sistemi usulleri gerçek bir ittifak siyasetine izin vermiyor. Birleşik Haziran Hareketi’nin kararını bu koşullarda verilebilecek en doğru siyası tavır olarak görüyorum. Zaten şimdi yaşananlar da bence bunu göteriyor ve sanırım seçimlerden sonra bunu herkes daha iyi görecek. Ayrıca, örgütlenmesini yeterince tamamlayamamış bir hareketin seçimlere katılmaması ne kadar doğalsa, hiçbir talepte bulunmaksızın kendi dışındaki ilerici, demokrat adayları desteklemeye açık bir karar, tavır benimsemesinin, ortalığın vekillik için yerlerde sürünenlerden geçilmediği bir ortamda son derece değerli bir devrimci tavır olduğunu düşünüyorum.

Sizin seçimlere yönelik bir çağrınız var mı, varsa nedir?

Benim insanların kime oy vermeleri konusunda bir çağrım yok. Evet, AKP geriletilsin, başkanlık sistemi engellensin, HDP de barajı geçsin… Ama hangi sonuç olursa olsun, bu şekilde ülkenin içinde bulunduğu koşullarda esaslı bir değişim olacağına inanmıyorum. Biz daha iyi, daha özgür ve eşit bir dünyada yaşamak isteyenler, bu soygun ve talan düzeninden, hırsızlıktan, yolsuzluktan, zalimlerden, din bezirganlarından, bizi kendi kafalarındaki bir kör karanlığın içinde boğmaya çalışanlardan kurtulmak isteyenler, genci yaşlısı, kadını erkeği, işçisi köylüsü, aydını cahili, mahallede, sokakta, işyerlerinde, bütün ülkede birleşip örgütlenmeden, (şekilde görüldüğü gibi!) mücadele etmeden asla kazanamayız! Yani, kısacası, benim çağrım Haziran.

Müftüoğlu: Türkiye solunun Kürt hareketiyle birleşmesi doğru değil