Önümüzdeki 9 ayın gündemi (1)

Sadece hükümet değil devlet kurum ve kuruluşlarının tümü, yerel yönetimler, bütün faaliyet dallarıyla özel sektör, işçi-işveren kuruluşları, meslek kuruluşları, üniversiteler, düşünce-araştırma kuruluşları, sivil toplum örgütleri ve...
Haber: SÖNMEZ KÖKSAL / Arşivi

BAŞLARKEN
AB üyesi 25 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarından oluşan AB Konseyi, 17 Aralık 2004'te ülkemizle katılma müzakerelerinin 3 Ekim 2005'te başlatılmasına karar verdi. Böylece, Türkiye ile AB beraberce tarihi bir dönemeç aldı.
Sadece hükümet değil devlet kurum ve kuruluşlarının tümü, yerel yönetimler, bütün faaliyet dallarıyla özel sektör, işçi-işveren kuruluşları, meslek kuruluşları, üniversiteler, düşünce-araştırma kuruluşları, sivil toplum örgütleri ve nihayet temelde asıl hedef olan biz vatandaşlar üstlendiğimiz sorumluluğun gerçek boyutunu tam kavramak durumundayız.
Bu açıdan bakınca, Türkiye'nin zaman unsurunu her zaman iyi kullandığını söylemek, maalesef oldukça güç. Geçip giden günlerin, haftaların, ay ve yılların ülkemiz yaşamı ve gelecek kuşaklarımız için ne kadar önemli olduğunu, ne kadar önemli fırsatlar içerdiğini, ancak tarihsel süreç içinde geriye dönüp bakınca kavrayabiliyoruz. 17 Aralık kararının alınış şekli, içerdiği unsurlar, bunların ne anlama geldiği, izlenecek politikalar haliyle siyasi açıdan değerlendirilecektir.
Ancak, dosyanın daha cazip ve medyatik olan bu siyasi yönüne kendimizi kaptırıp, asıl konuyu, yani katılma müzakerelerinin esasını gözden kaçırdığımız takdirde bunun bedelinin ülkemize çok pahalıya mal olabileceğini de hep hatırda tutmalıyız. Böyle bir olasılık, Türkiye'nin AB standartlarına uyma konusunda zaten şüphe duyan ve müzakerelerin ucunun açık olmasını isteyenleri haklı çıkarabileceği gibi, modernleşme ve çağa yelken açma kararlılığımız ve yeteneğimiz açılarından da hayal kırıcı olabilir. O açıdan, müzakere hazırlık dönemi için önümüzde bulunan ve aslında fazla uzun olmayan dokuz ayın istisnasız her gününü çok iyi değerlendirmemiz ve gayretlerimizi 3 Ekim 2005 ve sonrasına kilitlememiz gerekecektir.


Müzakere deyince, kamuoyumuzda maalesef yanlış bir algılama var. Müzakere, ülkemizde, Türkiye'nin genellikle kötülüğünü hatta parçalanmasını isteyen yabancıların (bunlar daha çok Batılı veya Amerikalı) Türkiye'nin çıkarlarına ve hatta onuruna aykırı bir meseleyi kabul ettirmek için başvurdukları, o itibarla da genellikle masaya yumruk vurularak terk edilmesi gereken bir siyasi şov olarak algılanıyor.
Esas olarak, iyi hazırlamak ve bilgiye dayalı öngörü ile ülkenin global çıkarları açısından müzakerenin neyi amaçladığı, müzakerede neyin elde edilebileceğinin hesabının yapılması yerine, müzakereyi yürütenin 'kahraman'laştırılması veya 'günah keçisi' arayışları ön plana çıkıyor. Bu durumda, müzakerenin aslında bir çıkar meselesi olduğu, Türkiye kadar karşı tarafın da çıkarını korumak isteyeceği, o itibarla da bu egzersizin karşılıklı çıkarları dengelemek ve bir uzlaşıya varmak amacıyla yapıldığı genellikle göz ardı ediliyor.
Bu algılamada, öze ilişkin akılcılığın değil, kılıfa dönük duygusallığın ön plana çıkarılmasının önemli rolü var. AB ile yapılacak müzakerelerin selametle yürütülmesi için, uygulamaların kaçınılmaz olarak yaratacağı ekonomik, sosyal, hatta siyasi fırtınaları göğüsleyebilmek için, sırf kavramsal açıdan AB ile müzakerenin ne demek olduğu konusunda toplumsal pedagojiye ihtiyacımız olacaktır. Zira, 3 Ekim 2004'te başlayacak olan katılma müzakerelerinin masaya yumruk vurarak ayrılacak türden müzakereler olmayacağını hepimizin bilmesi gerekiyor.
Bu müzakereler, Türkiye'nin AB müktesebatını-sayfa sayısına ilişkin bilgiler 80 ile 100 bin küsur arasında değişiyor-ne kadar sürede kabul edip, yürürlüğe koyacağının ve tüm ülke coğrafyasında etkili bir şekilde uygulayacağının belirlendiği bir süreç olacak. O itibarla, katılım müzakereleri, şimdiye kadar kamuoyunun bildiği klasik müzakere kavramından çok farklı, Türkiye'nin manevra alanının çok dar olduğu bir müzakere olacak.
Müzakere alanının kapsamı
Bugünlerde dilimize Fransızca 'derogasyon' kelimesinden sonra 'çeptır' (chapter) diye, bu defa da İngilizce bir kelime girdi. Türkçe karşılığı 'fasıl/dosya/başlık' olabilecek bu kelime ile kastedilen müzakere edilecek 31 adet alanın tanımlanması. Bu müzakerelerle amaçlanan, AB'ye tam üye olarak katılma aşamasına geldiğimizde, bugün Avrupa'da görerek, duyarak imrendiğimiz ve özlemini çektiğimiz bir yaşam tarzına kavuşmamızı sağlayacak kurallar manzumesini günlük hayatımızda uygulamaya geçirmek. Burada vurgulanması gereken önemli husus, bütün bu mevzuatın aşağıda değinilecek istisnalar hariç, Türkiye'nin tam üye olmasından sonra değil, tam üye olmasından önce bütünüyle hayata geçirilmiş olmasının gerekliliği. (Toplumsal yaşantımızı bir bütün olarak değiştirecek sözü geçen fasıl/başlık/dosyalar için sol alttaki 'Türkiye'yi değiştirecek 29 alan' başlıklı bölüme bakınız.)
Görüldüğü gibi, gerek devlet uygulamalarını, gerek özel sektörün bütün faaliyet alanlarını, gerekse vatandaş olarak istisnasız hepimizin hayatını şu veya bu şekilde etkileyecek, bir bakıma nihai amaç olarak biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yaşam koşullarını, Mustafa Kemal Atatürk'ün çağdaş medeniyet olarak ulusça erişmemizi hedeflediği, bugün Avrupa'da yaşayan insanların yaşam kalitesi düzeyine çekecek büyük bir değişim söz konusu olacak.
Türkiye'yi değiştirecek 29 alan
AB ile müzakere sürecinde büyük önem taşıyan, toplumsal yaşantımızı bir bütün olarak değiştirecek sözü geçen fasıl/başlık/dosyalar şunlar: 1. Kamu ihaleleri de dahil malların serbest dolaşımı; 2. Kişilerin serbest dolaşımı; 3. Hizmet sunumu serbestisi; 4. Sermayenin serbest dolaşımı; 5. Şirketler hukuku; 6. Devlet yardımları da dahil rekabet politikaları; 7. Tarım; 8. Balıkçılık; 9. Taşımacılık politikası; 10. Vergilendirme; 11. Ekonomik ve parasal birlik; 12. İstatistik; 13. Sosyal politika ve istihdam; 14. Enerji; 15. Sanayi politikaları; 16. Küçük ve orta boy işletmeler; 17. Bilim ve araştırma; 18. Eğitim, öğretim ve gençlik; 19. Telekomünikasyon ve bilgi teknolojileri; 20. Kültür ve görsel işitsel politika; 21. Bölgesel politika ve yapısal araçların koordinasyonu; 22. Çevre; 23. Tüketicinin ve tüketici sağlığının orunması; 24. Adalet ve içişleri; 25. Gümrük birliği; 26. Dış ilişkiler; 27. Ortak dış ve güvenlik politikası; 28. Mali kontrol; 29. Mali ve bütçe kuralları.
'Yedinci aşama'ya kadar takip edilecek yöntem
İlke olarak müzakere süreci yedi aşamadan oluşuyor.
1) İlk aşama, müzakere kararı. Türkiye açısından 17 Aralık kararı, tartışmasız ve geriye dönüşü olmayan biçimde süreci başlattı.
2) İkinci aşama, 25 üye ile Türkiye dışişleri bakanlarından oluşan Hükümetlerarası Konferans'ın toplanması. Bu daha çok seremoni niteliğindeki toplantı, zirve kararına göre 3 Ekim 2005 Pazartesi yapılacak.
3) Bunu üçüncü aşamayı oluşturan tarama (screening) çalışması izleyecek. Bu işlem, müzakerelerin resmen açılması anlamına geliyor ve AB Komisyonu uzmanları ile Türk bürokratları arasında 29 başlık itibarıyla AB ve Türk mevzuatının masa üzerine konularak, benzerlikleri, farklılıkları, Türk mevzuatındaki boşlukları tespit etmeyi amaçlıyor. Adeta, Türkiye'nin söz konusu alanlar itibarıyla hukuk kurallarının ayrıntılı fotoğrafını çekmeyi amaçlıyor. Bununla beraber, 3 Ekim 2005'e kadar geçecek sürede tarama çalışmasının başlatılması ve böylece resmen açıldığında doğrudan hangi fasıldan müzakerelerin başlayacağının tespiti yoluna gidilmesi bazı çevrelerce ifade edilen bir diğer olasılık. Bu konu, yakın zamanda herhalde AB ile ortaklaşa varılacak mutabakatla açıklığa kavuşacaktır.
4) Bitirilmiş çalışmalar nedeniyle fazla uzun sürmesi beklenmeyen tarama çalışmalarını izleyen dördüncü aşama Hükümetlerarası Konferans'ın tekrar toplanarak müzakere fasıllarının tespitini öngörüyor. Diğer ülkelerle yürütülen müzakereler göz önüne alındığında, bu fasıllar ilke olarak kolaydan zora doğru ilerliyor. Aynı ilkenin Türkiye'ye de uygulanması beklenmelidir. Bir fasılın kolay sayılmasının iki kriteri var. Ya yapılan tarama çalışması sonucunda Türkiye'nin başarılı olduğu tespiti yapılan alan olacak veya AB'nin ayrıntılı mevzuatı olmayan alan olacak. Tarama çalışması sonucunda büyük bir olasılıkla AB ile geçmişe dayalı ilişkilerimiz nedeniyle ülkemizin, a) malların serbest dolaşımı,
b) devlet yardımları hariç rekabet, c) tüketicilerin korunması,
d) gümrük birliği, e) eğitim, bilim ve araştırma, f) küçük ve orta boy işletmeler ve h) sanayi politikası başlıklarında başarılı olduğu tespiti yapılmış olacak.
AB'nin fazla mevzuat içermeyen dolayısıyla kolay nitelenen başlıkları ise bilim ve araştırma, eğitim, küçük ve orta büyüklükte işletmeler ile sanayi politikalarıdır. O itibarla, diğer ülkelere yapılan uygulamalardan hareket edersek Türkiye ile müzakerelerin de bu fasıllardan başlaması beklenir.
5) Sürecin beşinci aşamasında, AB Konseyi (25 üye ülke) tespit edilen müzakere faslına ilişkin poziyonunu kendisine göndermesini isteyecek. Bu pozisyonun nasıl tespit edileceği içine girdiğimiz aşamanın daha sonra ayrıca ayrıntılı biçimde ele alacağımız en can alıcı ve yaşamsal noktasını oluşturuyor.
6) AB Komisyonu altıncı aşamada Türkiye'den gelecek müzakere tutumuna bakarak AB'nin taslak tutumunu tespit edecek ve bunu AB Konseyi'ne sunacak. AB Bakanlar Konseyi/Hükümetlerarası Konferans oybirliğiyle kendi belirleyeceği tutumu Türkiye'ye iletecek ve müzakere, yani yedinci aşama fiilen başlamış olacak.
SÖNMEZ KÖKSAL: Emekli Büyükelçi eski Mit Müsteşarı, İstanbul Ticaret Ü niversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı, Işık Üniversitesi öğretim görevlisi

YARIN: Müzakere aşaması, araç, yöntem ve kişiler...