Önümüzdeki 9 ayın gündemi (2)

AB müktesebatına uyumun ekonomik, sosyal ve hatta siyasi bazı sorunlar yaratması kaçınılmaz.
Haber: SÖNMEZ KÖKSAL / Arşivi

AB müktesebatına uyumun ekonomik, sosyal ve hatta siyasi bazı sorunlar yaratması kaçınılmaz. Nitekim Türkiye'den önce katılmış veya müzakere yürüten ülkeler bu tür gelişme olasılıklarını öne sürerek müzakere tutumlarını AB'ye iletirken konumları itibarıyla müktesebatının uygulanmasında zamanlama açısından belirli istisnalar talep etmişlerdir.
Müzakere tutumunun tespitinde talep edilebilecek belli başlı iki araç var. Aday ülke, yani Türkiye, belirli sektörler için 'geçiş dönemleri' ve/veya 'derogasyonlar,' genel kuralları derhal uygulamamak için 'istisna kuralları' isteyebilecek. Ancak, isteyeceği geçiş dönemlerini bir uygulama takvimine bağlaması gerekir.
Aynı şekilde derogasyanlar geçici veya kalıcı olabilir. Ancak geçiş dönemi ve derogasyon sürelerinin sınırlı olması ana ilkedir. Doğal olarak, bu tür geçiş dönemleri ve derogasyonlar içerecek müzakere pozisyonunun AB tarafından geçerli ve ikna edici sayılması esastır. Bunun için de bu tür genel kurala istisna oluşturan taleplerin belirli kriterlere ve sektör temelinde bilimsel ekonomik araştırma ve verilere dayanması gerekir.
İstisnalarda kabul şartları
Türkiye'nin bu tür istisna taleplerinin kabul edilmesinin belli başlı üç ana kriteri söz konusu olacaktır:
1. Uygulamanın devlet bütçesine aşırı yük oluşturacağının belirlenmesi;
2. Ulusal çıkarla çelişmesi ve söz konusu çıkarın Avrupa Birliği açısından büyük önem taşımaması;
3. Sektör temelinde, uygulamanın doğuracağı olumsuz etkilerin bilimsel ve somut şekilde ortaya konulması. Başka deyişle taleplerin 'düzenleyici etki analizi' (regulatory impact analysis) çalışmalarına dayandırılması. Bu konu önemi nedeniyle ve özellikle özel sekörü ilgilendirmesi nedeniyle ayrıca ele alınmaktadır.
Diğer katılan ülkeler açısından uygulamaya bakınca, AB'nin bazı alanlarda tutumunun katı, diğer bazı alanlarda ise daha yumuşak olduğu görülüyor. AB'nin devlet yardımları, kamu ihaleleri, şirketler hukuku, fikri ve sınai mülkiyet gibi temel serbest piyasa ekonomisi kurallarına ilişkin konularla; işletmelerin rekabet gücünü doğrudan etkileyen teknik mevzuat, işyeri sağlığı ve güvenliği gibi bazı sosyal politika sektörlerinde AB'nin geçiş dönemine yanaşmadığı görüldü.
Buna mukabil, üretim sürecini dolaylı biçimde etkileyen ve aday ülkeye büyük maliyet getiren çevre, ulaştırma ve enerji mevzuatının bazı bölümlerinde geçiş dönemi veya derogasyonlar almak mümkün olabildi.
Son 10 üyeye tanınan istisnalar
1 Mayıs 2004'te AB'ye katılan 10 ülkeye 31 müzakere başlığının 16'sında toplam 322 istisna tanındı. Bu istisna kurallarının üçte ikisi tarım (73), vergilendirme (59), çevre (56), tek pazar -mal, sermaye, hizmet ve kişilerin serbest dolaşımı- (43) gibi fasıllarda uygulandı.
Türkiye, fasıl başlığı altındaki AB mevzuatını, haliyle uzlaşıya varılmışsa geçiş süresini de kapsayan, belirli bir sürede uygulamaya koyacağını taahhüt edecek ve bu fasıl böylece geçici olarak kapatılacak. Avrupa Komisyonu aday ülkelerin taahhüdünü yerine getirip getirmediğini düzenli olarak izleyecek, yerine getirilmediğini tespit etmesi halinde anılan fasılda müzakereyi yeniden açabilecektir. Bu, yürütülecek müzakere mantığını anlamak açısından fevkalade önemli bir nokta.
Özellikle, ülkemiz kamuoyunda geçmişteki bazı yanlış uygulamalardan kaynaklanan gelen yabancıları 'müfettiş' gibi algılama yanılgısının köklü bir değişikliğe uğraması ve yapılacak kontrollerin katılım müzakerelerinin doğal, mantıki sonucu olduğu yolunda kitlelerin inandırılması ve eğitilmesi gerekecektir.
Kişiler ve platformlar
Müzakereler esas olarak üç kademede yürütülecek.
İlk kademede, yukarıda da belirtildiği gibi 3 Ekim 2005 günü katılma müzakerelerini daha çok seremoni niteliğinde resmen başlatacak Hükümetlerarası Konferans (HAK) toplantısı yer alıyor. HAK, 25 üye ülke artı Türkiye Dışişleri Bakanı'nın katılmasıyla oluşacak. İlke olarak müzakere sürecinin siyasi düzeydeki en yetkili kurumu.
Bazıları tarafından ifade edildiğinin aksine bütün diğer katılım müzakerelerinde de Hükümetlerarası Konferans en yetkili siyasi organ olarak fasıl/bölüm müzakerelerini açıp kapamış.
O itibarla, Türkiye açısından ayırımcı bir uygulama söz konusu değil. İkinci kademe, 25 üye ülkenin ve Türkiye'nin AB nezdindeki daimi Temsilcileriyle AB Komisyonu'ndan oluşacak. Üçüncü kademe ise Türkiye başmüzakerecisi, müzakere heyeti, bakanlıklar, çalışma gruplarından oluşacak ve cephe gerisinde asıl yükü taşıyacak olanlardan teşekkül edecek.
Cephe gerisinin örgütlenmesi: Başmüzakereci
Hemen çözümlenmesi gereken ilk konu başmüzakerecinin tespit edilmesidir. Başmüzakerecinin sırtlanacağı yük çok ağır:
Cephe gerisini düzenleyecek, gerekli araştırmaları yönlendirip, sonuçlandıracak. İlgili fasıl/dosya/başlıkla alakadar bütün aktörlerin çıkarlarını tanımlayıp, bunları ahenkleştirecek. Meclis'le iyi ilişkiler ve sürekli diyalog sürdürecek. Daha sonra tespit edilecek temel tutumu, Bakanlar Kurulu'na sunup ikna edecek. Dosyayı, koltuğunun altına alıp Brüksel'de, yürüttüğü sayısız katılma müzakereleriyle iyice uzmanlaşmış ve Türkiye'nin koşullarını artık çok iyi bilen ve bu bilgisini daha da geliştirmesi beklenen komisyonla ve 25 üye ülke büyükelçisiyle tartışıp onları akılcı metotlarla ikna etmeye çalışacak. Gerektiğinde uygulamalardan çıkarı zarara uğrayacakların nezdinde konuyu iyi müzakere edememiş konumuna düşecek ve ülkemizdeki yaygın ve gelişigüzel kullanımıyla 'satılmışlıkla' suçlanmayı bile göze alacak. Bu anlamda, sadece Brüksel'de değil aynı zamanda Türkiye kamuoyuyla da müzakere yürütecek...
Müzakere heyeti
Hemen çözümlenecek ikinci konu ise, müzakere heyeti oluşturulmasıdır. müzakere heyeti'nin yapılandırılması, kurulacak koordinasyon komiteleri ve bu komitelerin çalışmalarına katılacak işçi-işveren, meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütleri ile ilişkileri ve yetki tanımlamalarının belirlenmesi gerekecektir.
Diğer ülkelerden örnekler
Başmüzakereci seçiminde diğer ülkelerin değişik uygulamaları olmuş. Slovenya, Romanya, Hırvatistan ve Bulgaristan Avrupa İşlerinden sorumlu bakanları bu göreve getirmiş. Macaristan, AB nezdindeki büyükelçisini, Polonya önce başbakanlık müsteşarını, daha sonra müzakerelerin siyasallaştığı ve Polonya'nın AB organlarına katılım koşullarının görüşüldüğü aşamada, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı'nı Başmüzakereci yapmış. Yani her ülke, siyasal ve idari yapısına, iktidar içi dengelere uygun çözümler üretmiş.
Çözüm, 'başarı üçgeni' olarak tanımlanabilecek dengeyi kurmakta yatıyor. Üçgenin bir ucu ulusal idari yapı: Bunun içinde bakanlıklar, ülkenin her türlü resmi, özel kurum ve kuruluşu yer alıyor. İkinci uçta siyasi otorite var. Türk sisteminde başbakan bu otoritenin tartışılmaz sembolü. Üçüncü uçta ise Brüksel yer alıyor. Müzakereleri bitirmiş bir ülke temsicisinin değelendirmesi bu açıdan çok ilginç ve yol gösterici: Müzakerenin yüzde 65'i aday ülkenin kendi kamuoyuyla; yüzde 20'si üye ülke kamuoylarıyla; yüzde 15'i ise Brüksel'le yapılıyor.
Fransız sistemi
İdari ve yapısal benzerliğimiz olan Fransa'nın 50 küsur yıldır uyguladığı ve bu ülkenin müzakere yeteneğini üst düzeye çıkaran yapı da dikkate değer. 2. Dünya Savaşı sonrası OECD'nin kuruluş aşamasında ilk nüvesi yapılandırılmış olan Bakanlıklararası Koordinasyon Genel Sekreterliği görevini son dönemlerde genellikle başbakanın AB işlerinde uzmanlaşmış bir büyükelçi olan AB işlerinden sorumlu müşaviri üstleniyor.
Buna paralel olarak, siyasi açıdan iç ve dış koordinasyonu da Dışişleri Bakanı'nın altında görev yapan AB İşlerinden sorumlu bir diğer bakan yürütüyor. Böylece, Dışişleri Bakanı Fransa'nın AB ve çok önemli AB dışı ilişkilerine de yeterli zaman ayırıyor. Başbakan ise, Müşaviri aracılığı ile genel sekreterlik çalışmalarını, yani bakanlıklararası koordinasyonu siyasi sorumluluk sahibi olarak sürekli yönlendirip uygulamaları izleyebiliyor.
Siyasi otorite desteği
Gücünü doğrudan başbakandan alacak, siyasi destek sahibi birisinin başmüzakereci olması kaçınılmaz.
Anayasa'nın siyasi bakan yardımcılığı ya da devlet sekreterliğini öngörmemesi bu açıdan bir boşluk. Mevcut sistemde bu mümkün olmadığına ve ilk dönemde, zaten müzakerelerin ekonomik, sosyal, vb. etki yaratması beklenmeyeceğine göre, arka cepheyi teşkilatlandıracak, teknik yapıyı oluşturacak siyasi kimliği olmayan bir sorumlunun bu aşamada bu görevi üstlenmesi belki yeterli olabilecektir. Bu sorumlu aynı zamanda haliyle AB Genel Sekreterliği görevini de pekâlâ yürütebilir. Dışişleri Bakanlığı'nda bu görevi üstlenebilecek büyükelçilerin bulunması ülkemiz açısından bir şans sayılmalıdır.
SÖNMEZ KÖKSAL: Emekli Büyükelçi eski Mit Müsteşarı, İstanbul Ticaret Ü niversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı, Işık Üniversitesi öğretim görevlisi

YARIN: Müzakere tutumu ve düzenleyici etki analizi