Pardon, Harun mu diyelim Karun mu?

Pardon, Harun mu diyelim Karun mu?
Pardon, Harun mu diyelim Karun mu?
Belki HAS Parti'de Mehmet Bekâroğlu'nun varlığı yüzünden Numan Kurtulmuş'u 'samimi muhalif' bulmuştuk. Yoksa geçmişi, Erdoğan'dan aman aman farklı değildi.
Haber: NAZAN ÖZCAN / Arşivi

Daha da neler ayol dedik, olur mu öyle şey! Numan Kurtulmuş’un ettiği laflar daha uzay boşluğunda dağılmamıştı bile. Ne diyordu mesela AKP için: “9 yıl sonra Sayın Başbakan diyor ki ‘Kürt sorunu yoktur.’ Dokuz yılda hangi adımlar atılmış da Türkiye’de Kürt sorunu kalmamış? Bunu açıklamaları lazım”. Doğru. Sonra Kanal İstanbul için: “Sayın Başbakan ‘Bir hayal’ diyor ya, biz de bir hayal kuralım. Bu projeden çıkacak hafriyatla İstanbul Boğazı’nın ortasına bir ada kuralım, o adaya da Sayın Başbakan’ın devlet başkanlığı sarayını yapalım.” Ooo pek ağır canım! Sakin, daha sağlamı geliyor: “Harun olmaya geldiler Karun oldular, biz AKP gibi firavunlaşmayacağız. Elimize verilen ülkeyi yönetme imkânını halka karşı bir baskı ve zulüm aracına döndürmeyeceğiz. Kendi heva ve hevesine uyup dini siyasete alet etmeyeceğiz.” Vay vay! Bu da üçüncü vay için olsun: “Demirel, çıkardı meydanlara ‘Aman ha oylarınızı falanca partiye vermeyin komünistler gelir’ derdi, ne komünistler geldi, ne komünistlik kaldı. Şimdi aynı şeyi iktidar partisi söylüyor ama adama demezler mi ‘Değişim diye diye bu günlere geldin ne biçim değişim bu?’ Başbakan, değişimden söz ediyorsun ama 1970 model Süleyman Demirel gibi konuşuyorsun”. Tabii ya adama kesinlikle sormaları lazım, soru neydi? Ekonomi içinse “Kemal Derviş gitse de ‘Derviş’in ruhu hâlâ burada. Biz bu ekonomik modele ‘Fischer-Derviş’ modeli diyoruz. Bu modeli çok başarıyla uyguladıkları için ‘bu milletin anasını ağlattılar.” Tarkan’dan gelsin: Gel beraber ağlatalım! Sonra Başbakan’ın iki partili parlamento önerisine cevabı çakıyordu: “Emriniz olur Sayın Başbakan. İki parti çok, tek parti olsun. Bütün partileri kapatalım ve tek parti olarak siz parlamentoya girip ülkeyi yönetin.” Oh pek güzel oldu şimdi işte, kardeş kardeş yönetirsiniz şimdi! Ve sıkı durun: “Bizim en büyük sorunumuz, içimizdeki sinsi AKP’liler!” Hayır, lütfen gülmeyin. 

HAS Parti Genel Başkanı Numan Kurtulmuş’un AKP’ye geçeceği ortaya atıldıktan ve çok sayın Kurtulmuş laf salatasına zeytinyağı ve limon eklerken herkes hayretler içinde bekledi. Doğru düzgün bir açıklama yapmadı ve AKP’ye katıldı. İki haftadır, Mehmet Bekâroğlu kendini paralıyor, “Allah, ekmek, özgürlük” diyerek yola çıktığı arkadaşının çok pardon ama attığı kazığa inanamıyor: “Esenyurt işçileri üzerinden milyon dolarları vuranlar. AK Parti bu ya. Bu suça ortak olmaya gidiyorsun kardeşim. Bu Müslümanlık değil insanlık değil. Gerçekten vicdan kanaması ya. Dedim kendisine, yüzüne: Rüyalarına girsin ya.” Belki de HAS Parti’de Mehmet Bekâroğlu’nun varlığı yüzünden Numan Kurtulmuş’u da ‘samimi muhalif’ bulmuştuk. Yoksa geçmişi, Tayyip Erdoğan ’dan aman aman farklı değildi: Milli Görüş’ün evlatları hepsi. 

İlim Yayma Cemiyeti’nin kardeşi 
Kurtulmuş, 1959’da Ünye’de doğdu. Dedesi hem subay hem de Latin harfleriyle yazılmış ilk İslam ilmihali olan Amentü Şerhi’nin yazarı. Babası ise doktor. Bir de öğrencilere burs veren İlim Yayma Cemiyeti’nin kurucusu. “Biz beş kardeştik. İlim Yayma Cemiyeti ise altıncı kardeşimizdi. Hatta babamın en sevdiğiydi” diye anlatıyor Kurtulmuş. Yani aileden inanmışlardan ve Erbakan’ı babası vasıtasıyla tanımış. “Erbakan Hocamız Teknik Üniversite’de öğrenciyken, babam Tıp Fakültesi’ndeydi. Arkadaşlıkları o döneme dayanıyor. Ben Necmettin Erbakan’ın toplantılarına çok küçük yaşlarda katılma fırsatı bulmuş biriyim”. Bu durumda doğal olarak Kurtulmuş, kurulmasında babasının da katkısı olan İstanbul İmam Hatip Lisesi’ne gönderilir ve daha sonra yollarının çok çakışacağı ‘dönem ağabeyi’ Tayyip Erdoğan’la da orada tanışır. “Erdoğan, okulun popüler öğrencilerindendi. Münazara takımındaydı ve genelde birinci olurdu. O, İETT’de oynarken maçlarına giderdik”. Kurtulmuş, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ne girer. Yükseğini de yaptıktan sonra bir üstü için Temple University’ye gider. 90’ların başlarında Cornell University’de misafir öğretim üyeliği yapar. 92’de iktisat doktoru olur, sonra tabii ki doçent ve prof. Hâlâ hocalık ediyor. 

Hocasının veliahtı 
Eşi Sevgi Hanım da öğretim üyesidir ama başı kapalı olduğu zaman da tam 28 Şubat’a denk geldiği için işten çıkartılır. “1998’de doçentliğimin son yılıydı. FP’den İstanbul İl Başkanlığı için çok ısrar edildi. Benim, çok zor verdiğim bir karardı. Partinin ayrışma sürecine girmesi, üniversitede 28 Şubat’ın ağır tablosunu yaşamamızın büyük etkisi oldu. Teklifi kabul ederek aktif siyasete girdik”. Hocasının yanında FP İstanbul İl Başkanı’dır artık. Ayrıca, Erbakan’ın veliahtı ya da emanetçisi. FP 2001’de kapatılınca Saadet Partili İstanbul İl Başkanı ve Genel Başkan Yardımcısı olur, sonra iyice alıp yürür. Erdoğan AKP’yi kurarken kendine teklif de götürdü ama hem Erbakan’a ayıp olur, hem Milli Görüş gömleği hâlâ sırtımda hem de fikirlerimiz örtüşmüyor diye reddeder. Demek ki artık örtüşüyor! 2008’de artık genel başkandı ama sanki hep ikinci adam gibiydi. Güzel, doğru konuşuyordu. Gayrimüslimleri, Alevileri partisine çağırıyor, mitingde öldürülen barış eylemcisi Rachel Corrie’yi anıyor, Hrant Dink anmasına geliyordu. Enteresan adamdı yani. Lakin idam geri gelsin ve herkese yer var da gey ve lezbiyenler olmaz laflarını unutmuş değiliz. İki yıl sorunsuzdu, 2010’da kongrede Erbakan ve oğlunun hışmına uğradı, davalar açıldı, partinin kayyuma devri derken Kurtulmuş aynı yıl istifayı bastı. Erbakan “Sürüden ayrılanı kurtlar kapar” demişti de, Kurtulmuş Allah için çok şeker bir yanıt vermişti: “Biz sürü değiliz”. Sonrasında tabii ki HAS Parti Genel Başkanlığı. Kapitalist Müslümanlarından farklı ve vicdanlı olduğunu gösterdiği zamanlar yani. Ne diyordu: “Davamız, bu milletin gerçekten masum, hakkı yenilmiş olan milletin hakkını hukukunu arama davasıdır. Davamız, küresel güçlerin, büyük sermayenin emirlerine girerek, 3 gün daha o koltuklarda oturma davası değildir”. Vallaha mı? N’oldu ya şimdi? Rahmetli hocasının SP’den ayrılırken dediğini hatırlamamak elde mi: “Allah yollarını açık etsin. Cenabı Hak hidayet ve şuur versin”. Buyurun, cümleten, amin!