'Partiler bütçe kısıtının farkında; uçuk vaatlerde bulunmuyorlar'

'Partiler bütçe kısıtının farkında; uçuk vaatlerde bulunmuyorlar'
'Partiler bütçe kısıtının farkında; uçuk vaatlerde bulunmuyorlar'
Siyasi partilerin ekonomik programlarında popülizmden uzak durduklarını belirten Profesör Fatih Özatay'a göre "uçuk" vaatlerde bulunulmaması hem partilerin hem de seçmenin geçmişten ders aldığını gösteriyor.
Haber: BARÇIN YİNANÇ - barcin.yinanc@hdn.com.tr / Arşivi

Dış politika , Kürt sorununa bakışın ardından bu kez de partilerin ekonomi programlarını uzmanına sorduk. ODTÜ Makine Mühendisliği’nden mezun olan Fatih Özatay, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1986’da iktisat doktorasını aldıktan sonra, Merkez Bankası’na girdi. 1987-1995 yılları arasında Merkez Bankası’nın Araştırma Genel Müdürlüğü’nde ekonomist ve genel müdür yardımcısı görevlerinde bulundu. Halen TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi iktisat bölümünde öğretim üyesi olan Profesör Özatay, TEPAV Finans Enstitüsü Direktörü. Radikal ve Dünya gazetelerinde köşe yasan Özatay’ın “Finansal Krizler ve Türkiye,” ve “Parasal İktisat: Kuram ve Politika” adlı kitapları bulunuyor.

Bu kez seçimlere ekonomi damgasını vurdu. AKP ’nin seçim bildirgesiyle başlayalım.

AKP 12 yıldır iktidarda. Bu nedenle uygulamalarına da bakmak gerekiyor. Zaten kendi programının ekonomi bölümünde her başlığın altında iki alt başlık var; yaptıklarımız ve yapacaklarımız diye. AKP iktidarda olduğuna göre yapacağını söylediğinin ötesinde yaptıkları da ilerisi için ışık tutacaktır. Zaten yapılacaklara bakınca CHP, MHP ve HDP de benzer şeyler söylüyor; bu sorunları herkes görüyor.

FOTOĞRAFLAR: SELAHATTİN SÖNMEZ

Dört parti de sorunları doğru teşhis ediyor mu diyorsunuz.

Evet; çünkü bu sorunlar çok açık. Ama AKP iktidarda olduğu için tabii sorun olarak söylemiyor da yaptıklarımız ve eksik kalanlar diyor. Ama sonuçta hepsi piyasa ekonomisini devam ettireceğiz diyor. HDP’de ve CHP’de bölüşüme dair daha fazla vurgu var. Ama hepsi tabii ki fiyat istikrarı, finansal istikrar önemlidir diyor; dış piyasalarda rekabet gücünü kazanmak önemlidir diyor. Bu nedenle bakınca genel ilkeler üç aşağı beş yukarı benzer olunca karşılaştırmak güç oluyor. AKP’yle ilgili olarak ise ekonomiye ilişkin seçim vaatlerini değerlendirmek için elimizde kolaylık var. Yaptıkları ve yapamadıkları; bu bize fikir veriyor.

Peki söylediğiniz perspektiften bakınca ne görüyorsunuz?

Şunu görüyorum: 2003 - 2015 arası dönemi, kabaca ikiye ayırmak mümkün 2003 – 2007 ve sonrası diye. İlk dönemde yüksek bir büyüme oranı var; enflasyon, faizler düşüyor. Ama ikinci döneme gelince performans ilk döneme göre kötüleşiyor. Büyüme oranı yarı yarıya iniyor. Türkiye daha fazla borçlanıyor, daha fazla cari açık veriyor. Enflasyon düştüğü diğer benzer ülkelere göre yüksek yerde kalıyor; işsizlik krizde artıyor, düştüğünde de düştüğü yüksek yerde kalıyor. Bir de Türkiye’de tasarruf oranının düştüğünü görüyorsunuz. Bizim yatırım oranı gelişmekte olan ülkelerin çok altında olmasına rağmen, tasarruf oranımız yatırımları karşılamaya yetmiyor. O zaman dışardan borçlanmak durumunda kalıyoruz. Bu bizi dışarı bağımlı hale getiriyor. O zaman da temel kırılganlık ortaya çıkıyor. Kısa vadede baktığımızda temel sorun burada

Bu sorun AKP iktidarında 2007 sonrası çıktı ortaya. Küresel krizi bir yana bırakalım ama 2010’dan 2015’e bu sorun hala sürüyorsa demek ki reçetesinde bir yanlışlık var. Hiç mi bir şey yapmadı yaptı. Ama tasarrufları daha fazla nasıl artıracaksınız sorusunun yanıtı en azından beni ikna edecek şekilde yok. Makro istikrarı sağladık diye övünen bir parti aslında son dört beş yılda önemli makroekonomik istikrarsızlık tohumları ekti ve o tohumlar bizi kırılganlaştırıyor.

Sonuçta diğer parti programlarında tasarruf oranlarının nasıl artırılacağı tartışılıyor. Çok kolay bir çözümü yok tabii ama bu da bir vaka.

Uzun dönem açısından bakınca da Türkiye’nin temel sorunu zengin ülkelerle gelir farklılığı; 30 yıldır bunda bir farklılık yok. Türkiye son 30 yıldır ya 17. ya 18. ekonomi. Burada önemli olan bir; kişi başına gelir düzeyi örneğin Avrupa Birliği’ninkinin ne kadarı. Bu üç aşağı beş yukarı sabit kaldı. İki, gelir dağılımımız. Bunlar da ancak uzun dönemli yapılacak işyerle çözülebilecek bir konu.

AKP 2008’den bu yana bunlarla ilgili ne yaptı? Niye kapanmıyor bu fark? Bir tıkanıklık var. Bunu AKP yetkilileri de söylüyor. Seçimden önce hükümet iki reform programı açıklandı; 2 bin tane reform maddesi var. Öyle bir şey öneriyorsan o bir çorba. 2 bin maddelik reform programı olmaz. Zira reform programı odaklanmalı, bir öncelik sıralaması olmalı. Dolayısıyla seçim programından ziyade ben açıklanan iki ayrı reform paketine bakıyorum; o açıdan umut vermiyor. Sorunlar doğru saptanıyor ama hepsinin üzerine gitmek mümkün değil. İkincisi de istek listesi gibi geliyor bana. Mesela rüzgar enerjisinden elektrik üretmek için yerli girdi kullanımı artırılacak, deniyor. Tamam bu bir amaç. Nasıl? Nasıl kısmında da cevap olarak “arttırılacaktır” diyor. Böyle bir temenni listesi olması orta uzun vade açısından umut kırıyor.

Peki bu noktada muhalefet partilerine geçersek.

AKP’yi yaptıklarına bakarak değerlendirmek haksızlık gibi olabilir ama tabii muhalefetin ne söylediğine bakmamız gerekiyor.

Türkiye’de tüm partiler sorunları görüyorlar; tasarruf sorununu görüyor, büyümeme sorununu görüyorlar. Bunlara yönelik çözüm genel olunca ve seçim bildirgesinde de çok ayrıntıya girmesi beklenemeyeceği için daha detaylı bir şey söylemek çok mümkün olmuyor. Olumlu nokta; hem CHP ve hem HDP’de özellikle yapısal reformlara yönelik bayağı bir vurgu var. Mesela HDP’de kadınların iş gücüne katılımına büyük yer ayrılmış. Hukuk sistemi ve demokrasi, ekonomi açısından çok önemli; CHP ve HDP’de bunlara çok vurgu var. CHP’nin yeni açıklanan Merkez Türkiye projesini de bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor; hem önemli bir yapısal reform hamlesi hem de büyük bir yatırım projesi. Üstelik üzerinde bayağı çalışıldığı anlaşılıyor. Bu anlamda dilek olmanın çok ötesine geçiyor.

Tabii muhalefetin programıyla ilgili asıl tartışma kaynak noktasında yoğunlaşıyor.

Sizin kaynak tartışmalarıyla ilgili görüşünüz nedir?

Kaynak sorunu tartışması bana çok ilginç geliyor. Burada iki taraflı bir durum var.

Birincisi olumlu bir tarafı var. Demek ki 90’lardaki gibi değiliz; herkes ne veriyorsa ben üstüne şunu vereceğim gibi değiliz. Demek ki olmadan verilemiyor bir şey; demek ki bir kaynak olması lazım. Bir bütçe sınırı var ve insanlar bunu anlamış. Bir kere bu güzel bir tartışma. Tüm partilerde bütçe sınırı var, tüm partilerde bütçe disiplini var. Bütçe disiplinini bozmayacağız deniyor; bence bu önemli bir gelişme.

Geçmişten farklı olarak amiyane tabirle desteksiz atılmıyor?

Evet; ben bunu bütçe kısıtı çerçevesinde yapabilirim, inandırıcı olmam gerekiyor, diye düşünülüyor. Bu sağlıklı bir şey.

Seçmendeki bilinçlenmeyi de gösteriyor herhalde?

Kesinlikle; makro ekonomik istikrarın önemini gösteriyor; eski yıllardan aldığımız derslerin anlaşıldığını gösteriyor. 90’larda yüksek enflasyonla yaşadıysak bunun temel nedenlerinden birisi bütçe açıklarıydı; kaynağı olmayan harcama idi, merkez bankasına para bastırılıyordu. Tüm parti programlarında hem bütçe disiplinine vurgu var hem merkez bankasının bağımsızlığına vurgu var.

Bu tabii güzel; ama İkincisi bakış acısı da şöyle: bir gariplik var; özellikle AKP’liler söylediği için kaynak nerede sorusunu; harikalar yarattık 17. büyük ekonomiyiz deniyor. O zaman bütçeye çok fazla yük getirmeyecek bir şey için kaynak nerede sorusu böyle bir büyük ekonomi için garip olmuyor mu? Sonuçta vaat edilen şeyler öyle büyük şeyler değil ki.

Değil mi?

Değil yok hayır. Ayrıca her siyasi parti a yerine b’ye harcayabilir bütçe içinde. Partileri birbirinden ayırt eden şeyler olması lazım. Biri yol yapacağım der öteki asgari ücreti artıracağım der, bir diğeri eğitime harcayacağım der. Böyle bir esneklik olması lazım.
Kaldı ki, zaten bütçe statik bir şey değil ki. Bütçenin gelirleri, vergi gelirleri, ne kadar çok gelirlerimiz artıyorsa ondan alınan vergi de o kadar artıyor. Bu büyümeyle ilgili bir şey. Siz büyümeyi arttırıcı bir program tasarlıyorsanız zaten düğmeye bastığınızda belli bir süre sonra vergi gelirleriniz de artacak ve bütçe kısıtı gevşeyecektir. Önemli o tutarlılığı görmek.

O tutarlılığı görüyor musunuz?

Parti temsilcilerinin konuşmalarından görüyoruz. Parti temsilcilerinin açıklamalarına bakınca; bayağı bir kaynak hesabı var; afaki değil. Zaten parti kadrolarında ekonomi profesörleri, bir dolu maliyeci, eski ekonomi bürokratı var; bu sorunların farkında olan insanların da zaten uçuk vaatlerde bulunması beklenmez ve zaten vaatler de uçuk değil. Temsilcileri dinlerken, zaten kaynakla ilgili bir şeyler düşünülmüş; harcamayı arttırdım gelir konusunda kervan yolda düzülür değil. Sen kaynak düşünmemişsin denemez; çünkü düşünmüşler.

Peki bu durumda Türkiye’de siyasi partilerin popülizmden uzak durduklarını mı söylüyorsunuz?

Evet, geçmişten o dersi almışlar gibi geliyor, kaynağı düşünmüşler; kaynak hesaplamalarında bazı yanlışlıklar olabilir ama tümüyle yanlış olamaz. En azından bütçe kısıtı nosyonu var; bu yoktu eskiden.

Ekonomi programlarında demokrasi, hukuk vurgusu ve kurumların bağımsızlığına vurgu da dikkat çekici herhalde.

Demokrasinin ve hukukun önemine az önce değindim. Tabii AKP’nin övündüğü konulardan bir tanesi enflasyonu düşürdük diyorlar; bunun temel nedenlerinden bir tanesi de Merkez bankasının bağımsızlığı. Merkez bankasının siyasi baskıyla karar aldığı bir ülkeye yurt dışından para girişi sorunlu olur.

Bu durumda AKP’nin merkez bankası söylemine ne diyorsunuz?

Ne dediğinden çok ne yaptığı önemli. Bu hükümet zamanında yaşanmadı mı bu tartışma? Gidildi cumhurbaşkanına brifing verildi. Şimdilik rafa kaldırılmış görünüyor ama, bence raftan indirilecek bu tartışma. Yatırımlardaki düşüşün nedenlerinin başında yüksek faiz olduğu düşünüyor cumhurbaşkanı ekonomi danışmanları. Demek ki geçici olarak rafa kaldırıldı. O zaman dediğine değil yapılana bakmak lazım; yapılan da bu baskının devam edeceğini gösteriyor.

Seçim sürecinde ekonomiyle ilgili yapılan tartışmaları sağlıklı buluyor musunuz?

Kendi haline bırakılırsa, Türkiye’de ekonomi bir miktar gider, ama bu durum bizi kesmiyor deyim yerinde ise. Bu büyüme oranıyla işsizlik artar Türkiye’de. Hiçbir şey yapmazsanız bu sorunlar daha da artar. Maharet bir şeyler yapıp zengin ülkelerle gelir farkını kapatmak. Bu çerçevede bakınca yapılan tartışmalar, evet, sağlıklı.