Şah Fırat operasyonuyla Türkiye haklıyken haksız duruma düşebilir

Şah Fırat operasyonuyla Türkiye haklıyken haksız duruma düşebilir
Şah Fırat operasyonuyla Türkiye haklıyken haksız duruma düşebilir
Uluslararası hukuk uzmanı Yrd. Doç. Mehmet Karlı, Şah Fırat operasyonunun orantılı ve "önleyici meşru müdafaa" sayılabilse de bunun İsrail gibi devletlerin tezi olduğunu belirtiyor.

RADİKAL - Şah Fırat operasyonu ile Süleyman Şah Türbesi’nin boşaltılmasının ve yerinin değiştirilmesinin uluslararası hukuk ve politika açısından değerlendirmesini Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Uluslararası Hukuk kürsüsünde öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Karlı’ya sorduk.

Şah Fırat Operasyonu’na hukuki açıdan baktığınızda ne görüyorsunuz?

Hukuki ve politik açıdan hiç de iyi hazırlanmış bir operasyon görüntüsü vermediğini söyleyebilirim.

Neden?

Birçok neden sayılabilir ama en basit açıdan bakıldığında devleti temsilen yapılan açıklamalar kendi içinde çelişkiler taşıyor. Hem Dışişleri hem de Genelkurmay yaptıkları açıklamalarda bir yandan ‘vatan toprağında bayrak inmemiştir’ diyorlar, bir diğer yandan da ‘her ne kadar çekilmiş olsak da Süleyman Şah Türbesi hala Türkiye toprağıdır’ diyorlar. Türbe hala Türkiye’ninse –ki öyle olmalı- bayrak da inmiş, asker de çekilmiş, hatta türbe dahi patlatılmış. Hem bayrak inmedi demek hem hala orası bizim demek en basitinden insanların zekası ile dalga geçmektir.

Bu çelişkiler dışında operasyon genel olarak uluslararası hukuka uygun mudur?

Operasyonun bizatihi kendisini, yani kısa süreliğine Suriye toprağına girilip boşaltma yapılması işlemini, bir şekilde savunabilirsiniz. Bu tarz bir operasyon açık bir kuvvet kullanmadır. Kuvvet kullanma uluslararası hukukta açıkça yasaklanmıştır. Bu yasağın sadece iki istisnası vardır: Size karşı bir silahlı saldırı olduysa buna mukabil yapacağınız meşru müdafaa ve uluslararası güvenliği tehdit eden bir durum karşısında BM Güvenlik Konseyi’nin BM Misakı’nın 7. Bölümü altında alacağı bir karara istinaden yapılacak olan kolektif bir güvenlik operasyonu.

Bu operasyon meşru müdafaa mı peki?

Operasyonu bir şekilde meşru müdafaa çatısı altına sokabilirsiniz. Bir şekilde diyorum çünkü aslında size karşı daha bir silahlı saldırı olmamış. Ama, her ne kadar tüm uluslararası camia bu teoriyi kabul etmese de, yapılan operasyonu ‘önleyici meşru müdafaa’ kategorisinde değerlendirip meşrulaştırmaya çalışabilirsiniz. Meşru müdafaanın bu yorumuna göre, size bir silahlı saldırı fiilen gerçekleşmemiş olsa dahi, eğer gerçekleşeceği kesin veya kesine yakınsa ve çok kısa zaman içinde bu saldırının gerçekleşmesini bekliyorsanız meşru müdafaaya başvurabilirsiniz. Genelde İsrail gibi devletlerin kullandığı bir tezdir.

Her halükarda bir de yapılan operasyonun zorunlu ve orantılı olması gerekir. Burada boşaltma yapılabilmesi için bu tarz bir operasyon zorunludur. Tamam bu operasyonun hemen gir-çık şeklinde yapılması da orantılı olmuştur diyebiliriz.

Peki Türbe’nin Suriye Eşmesi’ne taşınması uluslararası hukuka uygun mudur?

Operasyon hazırlanırken uluslararası hukuk ve politik değerlendirmelerin iyi yapılmadığını, ana amacın biraz Türk’ün Türk’e propagandası olduğunu gösteren en açık örnek bu konudur. Bu konuda hem fiilimiz hem de akabinde yapılan açıklamalar Türkiye’yi maalesef haksız duruma düşürecek niteliktedir. Hiçbir devlet tek taraflı olarak bir uluslararası anlaşmayı, hem de sınır düzenleyen, egemenlik düzenleyen bir anlaşmayı değiştiremez. Süleyman Şah Türbesi öncelikli olarak 1921 tarihli Ankara Antlaşması’nın 9. Maddesi ile düzenlenmiştir. Lozan Antlaşması da bu durumu teyit etmiştir. Doğal olarak bu antlaşmalar Türkiye’ye istediği gibi türbenin yerini değiştirme hakkı vermez. Türbenin yeri ancak ve ancak iki devletin anlaşması ile değiştirilebilir. 1973 yılında Türbe’nin yeri işte tam da böyle ikili bir anlaşma ile değişmiştir.

İNGİLTERE DE GİDİP KARPAZ’DA YER İŞGAL ETSE…

İkili anlaşma olmadan yapılan hukuki olmaz diyorsunuz yani?

Evet aynen. Elimdekini bıraktım başka yerden yenisini aldım gibi affedersiniz çocukça bir gerekçe ciddi bir devlete yakışmaz. Ülke bütünlüğü, sınırların değişmezliği uluslararası hukukun ‘jus cogens’ diye adlandırdığımız amir hüküm niteliğindeki kurallarıdır. Bu hükümlere aykırı işlem yapamazsınız, yapsanız da batıl olur.

Suriye’nin içinde bulunduğu durum da bu gerçeği değiştirmez. Sevelim veya sevmeyelim Suriye’nin uluslararası camiada halen tanınan hükümeti Şam hükümetidir. Dolayısıyla Şam hükümetinin rızası ve onayı olmadan böyle bir yer değiştirme yaparsanız Suriye Arap Cumhuriyeti’nin uluslararası hukuk altında korunan toprak bütünlüğü ihlal etmişsiniz demektir. Bir başka deyişle, maalesef, bu plana imza atanlar Türkiye’yi Suriye Eşmesi’nde işgalci konuma düşürmüşlerdir.

Dışişleri Bakanı’nın açıklamasını nasıl değerlendirmeliyiz?

Dışişleri Bakanı’nın yaptığı açıklama durumu iyice kötüleştirmiştir. Bakan açıkça hem boşalttığımız alan halen bizim, hem de ‘Türkiye’nin Suriye’de yeni toprağı oldu’ demiştir. Örnek vereyim, bakın İngiltere’nin Kıbrıs adasında kendisine uluslararası anlaşma ile verilmiş egemen üsleri var. İngiltere gidip, tek taraflı olarak, bana burada güvenlik tehdidi var deyip mevcut üslerini bırakıp Karpaz’da aynı büyüklükte bir yer işgal etse bu hukuki olur mu? Olmaz, tabii ki hiçbir şekilde olmaz.

Peki boşalttığımız yerin hukuki statüsü?

Boşalttığımız ve imha ettiğimiz Süleyman Şah Türbesi fiilen elimizden çıkmış olsa da hukuken halen Türkiye Cumhuriyeti toprağıdır. Suriye Eşmesi ise fiilen elimizdedir ama halen hukuken Suriye toprağıdır ve Türkiye orada işgalci durumuna düşmüştür.

Dışişleri bu konuda hata mı yaptı o zaman?

Hata olduğunu zannetmiyorum. Dışişleri Bakanlığı’nda çalışanların bu gerçeği bilmemesi imkansızdır. Genelde hepsi iyi eğitimli insanlardır. Lakin açık bir şekilde iç politik mülahazalar, iktidara karşı gelebilecek ‘bayrak indi’ eleştirilerine karşı planlamış acemice psikolojik bir harekat gereği Türkiye haklı bir davasında haksız duruma düşürülmüştür.

‘GİT YENİ TOPRAK FETHET’ TEZKERESİ DEĞİLDİ

Harekat ve Türbe’nin taşınması TBMM’den geçtiğimiz sene çıkarılan tezkereye uygun mudur?

Yapılan uluslararası hukuka uymadığı gibi tezkereye de uymamaktadır. 2 Ekim 2014 tarihli tezkerenin son paragrafı açık şekilde ‘uluslararası hukuka uygun tedbirler’ ifadesi kullanmaktadır. Suriye Eşmesi’ne yönelik harekat bu nitelikte olmadığına göre tezkereye de aykırıdır. Ayrıca tezkere TSK’ya sadece ‘sınır ötesi harekat ve müdahale’ yetkisi vermiştir. Tezkere ‘git yeni toprak fethet’ tezkeresi değildir. Dışişleri Bakanı açıkça yeni toprak edinmek demektedir. Yapılan süresi sınırlı olması gereken bir sınır ötesi harekat ve müdahalenin dışına çıkan bir harekettir.

Operasyonu yöneten sivil ve askeri yöneticileri hatalı mı buluyorsunuz?

Siyaseten ve hukuken hatalıdırlar. Uluslararası hukuku ihlal etmişlerdir. Tezkerenin dışına da çıkarak anayasal sorumluluklarını da ihlal etmişlerdir. Bu da yetmezmiş gibi bir de bizi işgalci konumuna düşürmüşlerdir.