Serok Ahmet!

Serok Ahmet!
Serok Ahmet!
Davutoğlu, Diyarbakır'da "Serok Ahmet" sloganlarına, "Serok" kelimesine ve Kürtçe'ye yönelik yasaklara atıf yaparak yanıt verdi...

RADİKAL - Diyarbakır İl Kongresi'nde 'Serok Ahmet' tezahüratları arasında konuşan Başbakan Ahmet Davutoğlu'na ilişkin izlenimlerini aktaran Milliyet gazetesi Ankara Temsilcisi Serpil Çevikcan şunları yazdı:

Çok değil, bundan kısa bir süre önce Diyarbakır’da, “Serok” ifadesi, tek başına gözaltı, tutuklama, dava anlamına geliyordu.
Kelimenin Abdullah Öcalan’la özdeşleşmesi, kelimeyi kullananın da potansiyel bir suçlu olarak görülmesine yol açabiliyordu.
Türkiye , bütün bölgeleri ve kentleriyle ilginç bir ülke.
Bazen kolay gözüken değişimlere şiddetle direnen, bazen en zor gözüken değişimleri kolayca alıp hazmeden, dinamik yerinde duramayan bir ülke.
Bunu, birçok yönüyle Başbakan Davutoğlu’nun dünkü Diyarbakır ziyaretinde görmek mümkündü.
Partisinin Diyarbakır İl Kongresi için kente gelen Davutoğlu, salona büyük ilgi uyandıran, “Kiziroğlu” türküsünün ismine uyarlanmış hali eşliğinde girdi. Ancak bu kez bir farklılık vardı. Türkü, yine Davutoğlu’nun ismine uyarlanmış biçimiyle, bu kez Arapça ve Kürtçe olarak da çalındı.
Züleyha’nın seslendirdiği Kürtçe versiyonda da en dikkat çekici bölüm, salonda uzun süre aralıksız çalınan “Davutoğlu Ahmet Hoca bilen adam, yiğit adam, dünya onu tanıyor” nakaratıydı.
Salonun duvarlarını süsleyen afişler de ilgi çekiciydi.
“Denge bıratıye, Serokwezir Davutoğlu.”
Yani “Kardeşliğin sesi, Başbakan Davutoğlu.”
Davutoğlu, bu atmosferde girdiği salonda, Kürtçe seslendi kalabalığa.

Buldan: Az kalmış, Davutoğlu yakında Öcalan'ın selamlarını da iletecek!

DAVUTOĞLU: HEBUNA WE, HEBUNA MEYE

Yakın zamana kadar, Kürtçe “Merhaba” demenin bile yasak olduğu bir düzende, şimdi Başbakan, “Hebuna we, hebuna meye” diyordu; “Varlığınız, varlığımızdır.”
Kürtçe’yi nasıl sahiplendiğini, nasıl “öteki” görmediğini sadece Kürtçe konuşarak değil, dili öğrenme arzusunu da vurgulayarak gösterdi.
“Biraz vakit bulsam güzel Türkçemiz gibi güzel Kürtçemizi de öğrenmek istiyorum. Biz güzel Türkçemizle, güzel Kürtçemizi kardeş yapmaya geldik. Çözüm sürecini kardeşlik süreci kıldık ve devam ediyoruz” sözleri zaten coşkulu olan salondan büyük alkış aldı.
Eşi Sare Davutoğlu ile çıktığı kürsüde, ana gündem maddesi elbette önce kardeşlikti.
“Kürt yiğitlerle, Zaza yiğitlerle burada omuz omuzayız. Kürt yiğitlerini, Zaza yiğitlerinden Türk yiğitlerinden ayırmak isteyenlere Batı ve Güney Toroslar, Sakarya ve Dicle kardeştir diyoruz. Diyarbakırlı’dan hiçbir zaman verdiği söze ihanet eden görmedik. Diyarbakırlı kardeşimin bir tel saçına zarar gelse, ayağına diken batsa o diken bizim yüreğimize de batar.”

'CANIMI EMANET ETTİM'

Duyduğu güveni anlatmak için bir ilke imza atarak, yakın koruması Mehmet Çiftçi’yi salona tanıttı Davutoğlu.
Diyarbakır’ı ne kadar önemsediğini, Konyalılarla ayırmadığını söylerken, canını emanet ettiği korumalarından birinin Diyarbakırlı olduğunu anlattı.
Cumhurbaşkanlığı seçimi döneminde Diyarbakır’da namaz kılmak için geldiği camide, terini silmek için mendil ararken, “Hiç kullanmadım, temizdir” diye mendilini uzatan birine verdiği, “Keşke alınterinle ıslansaydı da onunla kurulansaydım” dediğini ve bunun üzerine karşılıklı olarak nasıl duygulandıklarını anlattı. Eşi Sare Davutoğlu’nun düzenlediği, siyasi hatıralarına ilişkin köşenin başına bu hatırayı koyduğunu da.
Çözüm süreci de kardeşliğin anlatıldığı konuşmanın başköşesindeydi.

Çözüm için yola çıkan Turgut Özal’ın, Necmettin Erbakan’ın yaşadıklarını, Gaffar Okan’ın, Eşref Bitlis’in nasıl şehit edildiğini, Ak Parti ’nin hangi engellerle karşılaştığını söyledikten sonra, çözüm sürecinin kendileri için bir “varoluş sebebi” olduğunu vurguladı.
“Diyarbakır, Cizre, Van’da Edirne ve Konya’daki gençler dağlarda karşı karşıya değil barış sofralarında bir arada olacaklar. Hiçbir şekilde onları karşı karşıya getirmeyeceğiz” cümleleriyle de kararlılığını gösterdi.
Diyarbakır’ın Kobani hassasiyetini bildiğini, “Kobanililerin hepsine kapımız açıktır. Kobani’ye selam ediyorum” ifadesiyle ortaya koydu, 6-7 Ekim olaylarıyla Kobani’ye karşı olan yaklaşım arasına kalın bir çizgi çekti.
Çözüm sürecinin yeniden ivme kazanmasını da bu ifadelerine kanıt gösterdi.
Davutoğlu’nun bir başka başlığıysa Cizre’ydi.
Provokasyonların bu kez Cizre’de devreye sokulduğunu belirtirken, sürecin kalbinin Diyarbakır’da attığını, bu provokasyonlara karşı Diyarbakır’dan güç aldıklarını ifade etti. Çözüm sürecinin omurgasını “ortak tarihdaşlık” olarak niteleyen Davutoğlu, sürecin diğer ayaklarını “eşit vatandaşlık” ve “yeni bir Ortadoğu” olarak vurgularken, 7 Haziran’da yapılacak seçimlere de “özgürlükçü bir anayasa” için gireceklerini söyledi.
Bütün bu başlıkları da “Merhaba yeni Türkiye, özgürlüklerin Türkiyesi” sloganı altına yerleştirdi.

CEZAEVİNDEN KÜLTÜR MERKEZİNE
Davutoğlu, işte tam bu aşamada atılan “Serok Ahmet” sloganlarına, “Serok” kelimesine ve Kürtçe’ye yönelik yasaklara atıf yaparak yanıt verdi:
“Serok Ahmet diyorlar. Bu yasakları kaldırdık ve bu yasakların karşısında dimdik durduk ve durmaya devam edeceğiz. Bu kardeşlik kentinden yeni ve eşitlikçi Türkiye’ye yürüyoruz.”
“Serok” kelimesinin yasak olduğu Türkiye’nin geride kaldığını belirtirken, Diyarbakırlılar için “zulümle” eş anlamlı olan Diyarbakır Cezaevi’ni anımsattı.
Cezaevinin kültür merkezi haline getirileceğini söylemesi, bu nedenle ayrıca anlamlıydı.