Sezer Kıbrıs sessizliğini bozdu

Cumhurbaşkanı Sezer, Kıbrıs konusundaki tartışmalar sırasında toplumdaki farklılık çizgilerinin derinleşmesinden üzüntü duyduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Kıbrıs konusundaki tartışmaların yararlı olduğunu, ancak, 'tartışmalar sırasında toplumdaki farklılık çizgilerinin derinleşmesinden ve karşılıklı olarak zaman zaman incitici boyutlara gelmesinden üzüntü duyduğunu' söyledi.
Sezer, sınırlamaların (derogasyonların) AB üyesi ülkelerin parlamentolarından geçirilerek birincil hukuk haline getirildikten sonra uygulanmasının uygun olacağını belirterek, böylece AB üyesi
ülkelerin Kıbrıs sorunun çözümünü içtenlikle isteyip istemedikleri konusunda gerekli sınavdan geçmiş olacağını vurguladı.
Sezer, Harp Akademileri'nde verdiği konferansta, Kıbrıs konusunda değerlendirmelerde bulundu. Ulusal dava Kıbrıs'ta, bu kez gerçek bir dönüm noktasına
gelindiğini belirten Sezer, konunun, kamuoyunun yakın ilgisi altında ve bu konuda şimdiye dek tanık olunmadık şekilde kapsamlı ve canlı bir tartışma ortamı içinde gerçekleştiğini ifade etti. "Tartışmalar yararlı olmuştur" diyen Sezer, şöyle devam etti:
"Türkiye Cumhuriyeti'nin belki de en büyük, en önemli ve en yaşamsal dış politika sorunu konusunda dile getirilen görüşler, ulusun belleğindeki yerini almış, gelecekte tarihin bu konudaki değerlendirmesine bırakılmıştır. Unutulmamalıdır ki, tarihin yargısı kesin, belirleyici ve belki de acımasız olacaktır.
Tartışmalar sırasında toplumumuzdaki farklılık çizgilerinin derinleşmesinden ve karşılıklı olarak zaman zaman incitici boyutlara gelmiş olmasından üzüntü duyduğumu belirtmek istiyorum. Ulusumuzun her bireyinin ve her kesiminin Kıbrıs'ta hakça ve kalıcı bir çözümü içtenlikle istediğinden kuşku duymuyorum. Farklılık, bizi bu çözüme ulaştıracak yöntem, daha açık bir deyimle 'Annan Planı' olarak adlandırılan belge üzerinedir. Ülkede bu yöntemi ve bu yöntemin en önemli ögesi Annan Planı'nı benimseyenler olduğu gibi, bu konuda kuşku ve kaygı açıklayanlar da vardır. İki tarafın da hareket noktasının iyi niyetten kaynaklandığını varsaymak doğru olacaktır."

'ÖNEMLİ KARAR ÖNCESİ'

Sezer, Kıbrıs konusunda, tıpkı 1878, 1960 ve 1974 yıllarında olduğu gibi, önemli bir karar öncesinde bulunulduğuna işaret etti.
Sezer, "Gelinen aşamanın önemini ve hepimize yüklediği sorumluluğun ağırlığını gözardı edemeyiz. Verilecek kararlar ve atılacak adımlar, yalnız bizi değil, gelecek kuşakları da geri dönülmez bir biçimde etkileyecektir. Bu bakımdan, önümüze konulan metinlere kuşkucu ve
eleştirel yaklaşılması doğal karşılanmalıdır. Bu eleştiri ve kuşkular
sayesinde Plan'da birkaç kez iyileştirmeler sağlanmış olduğu unutulmamalıdır" diye konuştu.
Bugün ulaşılan noktada, Plan'da Türk tarafını tatmin etmeyen kimi ögelerin hala varolduğunun, Plan'ın savunucuları tarafından bile kabul edildiğini anlatan Sezer, şunları söyledi:
"Bir görüşme süreci çerçevesinde, hedeflenen her amacın ve sonucun elde edilemeyebileceği, görüşme kavramının içeriğinde varolmakla birlikte, bu sonuca her durum ve koşul altında rıza göstermenin akılcı ve ulusal yarar kavramına uygun olup olmadığı, geçerli bir sorudur ve tartışılmalıdır. Bunun yanı sıra elde edildiği belirtilen kazanımların, ileride çeşitli uluslararası yargı sistemleri
kanalıyla aşındırılması ya da tümüyle kaybedilmesi olasılığının, ciddi biçimde irdelenmeye gereksinim gösterdiği açıktır."
Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK), 23 Ocak 2004 günü yaptığı toplantı sonrasında yayımlanan bildiride; Kıbrıs'taki görüşme
sürecinin yeniden canlandırılması yönünde girişimlere başlanmasının yararı ve gereği konusunda görüş birliğine varıldığının açıklandığını belirten Sezer, MGK'nın, Annan Planı da referans alınarak Ada'nın
gerçeklerine dayalı bir çözüme görüşmeler yoluyla hızla ulaşılması konusundaki kararlılığını yinelediğini anımsattı.

'MGK'DA GENEL SEKRETER'İN BOŞLUK DOLDURMASI BENİMSENMEDİ'

Sezer, şöyle devam etti:
"Toplantıda, iki tarafın anlaşamaması sonucu doğacak boşlukların Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nce doldurulup metnin bu durumuyla iki toplumun onayına sunulması benimsenmemişken; 24 Ocak 2004'de
Davos'ta Genel Sekreter'le yapılan görüşmede bu hususun Türkiye tarafından kabul edildiği, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin görüşmelere davet mektubundan ve bunu doğrulayan Davos tutanağından
öğrenilmiştir. Böylece, Kıbrıs konusunda taraflar geri dönüşü olmayan bir süreç içerisine girmişlerdir.
Annan Planı'nın halk oylamasına sunulacak son biçiminde, Türk tarafı yararına kabul edilen; Rumlar'ın Türk tarafına seyahat,
yerleşme ve taşınmaz mal edinme haklarına kimi sınırlamalar (derogasyonlar) getirilmiştir. Ancak bu sınırlamalar süresiz değildir. Sınırlamalar, Plan'da öngörülen süreçlerin bitiminde kendiliklerinden ortadan kalkacağı gibi, halk oylamalarında her iki tarafça Plan'a 'evet' denilerek Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği üyesi olmasından sonra da, Rumların kişisel başvuruları sonucu Avrupa Birliği temel hukukuna ya da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kurallarına aykırılıkları nedeniyle Avrupa Birliği Adalet Divanı'nca ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nce
iptal edilebilme olasılığı bulunmaktadır."

'YASAL GEÇERLİLİĞİNDEN SÖZ EDİLEBİLMESİ GÜÇ'

Sezer, sınırlamaların (derogasyonların) Kıbrıs'ın AB üyesi olmasından sonra yürürlükte kalabilmeleri için bunların AB'nin temel kurallarından sayılmalarının zorunlu olduğunu vurguladı. Sezer, "Bunun dışında Avrupa Komisyonu tarafından verilen taahhütlerin, uyum senedinin ve güvencelerin yasal geçerliğinden söz edilebilmesi güçtür" dedi.
Sezer, girilen süreçte, Plan'ın her iki kesimce de kabulü durumunda, sınırlamalara (derogasyonlara) AB üyesi ülkelerin
parlamentolarından geçirilerek temel hukuk ya da birincil hukuk niteliği kazandırıldıktan sonra Anlaşma'nın uygulamaya geçirilmesinin uygun olacağına işaret etti. Sezer, "Böylece AB üyesi ülkeler, Kıbrıs sorununun çözümünü içtenlikle isteyip istemedikleri konusunda gerekli bir sınavdan da geçmiş olacaklardır" dedi. Sezer, şunları kaydetti:
"Adada yıllardır türlü sıkıntılar içinde yaşayan Kıbrıs Türk halkının çözüme yönelik beklentileri olduğunu biliyoruz. Bunlar haklı ve geçerli beklentilerdir ve Anavatandaki halkımız tarafından da
paylaşılmakta ve desteklenmektedir. Önümüzden hızla akıp gidecek kısa bir zaman süresi sonunda karşımıza çıkacak tablonun, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkı ve Türkiye Cumhuriyeti bakımından en yararlı sonucu vermesi dileğimizdir."