Tam Öcalan'ı teslim alacakken...

Özel tim bekledi
1999'da Abdullah Öcalan'ın yakalanışı sırasında, ABD ile Türkiye arasında Irak krizi yaşandığı ortaya çıktı. ABD, 4 Şubat'ta MİT'e Öcalan'ı yakalayıp teslim edebileceğini bildirdi. 10 Şubat'ta Türk özel timi
Öcalan'ı teslim almak için yola çıktı. Ancak beklenen teslim bir türlü gerçekleşmedi.
Acil mesaj geldi
Başbakan Ecevit, ABD'ye rağmen 11 Şubat'ta Irak'ın 2. adamı Tarık Aziz'i kabul etti. Görüşme sırasında mesaj geldi: ABD, Irak politikasının değişmeyeceğinin taahhüdünü istiyordu. Taahhüt verildi, 15 Şubat'ta Öcalan teslim edildi.
Haber: Murat YETKİN / Arşivi

Yasadışı PKK lideri Abdullah Öcalan'ın 1999 başında ABD'nin işbirliğiyle Kenya'da teslim alınması sırasında iki ülke arasında Irak nedeniyle sıkıntı yaşandığı ortaya çıktı. 'Operasyon olmayacak' endişesine kapılan Ankara'nın sıkıntının krize dönmesini ancak 15 Şubat 1999'da aşabildiği ve aynı akşam Öcalan'ın Kenya'daki Türk ekibince teslim alındığı anlaşılıyor.
Şimdiye dek gizli kalan ve Radikal tarafından birinci el kaynaklarca doğrulatılan gelişmeler, Irak politikası nedeniyle yalnızca Washington ve Ankara arasında değil, Ankara içinde de sıkıntı ve tartışmalar yaşandığını ortaya koyuyor. Gelişmelerin aslında birbiri içine geçmiş iki boyutu vardı.
Daha uzun zamana yayılan boyutu, Irak'ın, Ankara Büyükelçiliği'ne Faruk el- Hicazi'yi atamak istemesiyle başlıyordu. Daha sonra, 11 Eylül 2001 El Kaide saldırılarının ardından, örgüt ile Bağdat rejiminin bağlantılarından biri olduğu öne sürülen El- Hicazi, aylar boyunca Ankara'dan teyit alamadı. Bunun nedeni, Dışişleri'nin elindeki El-Hicazi dosyasıydı. Örneğin El-Hicazi Ankara'ya sunduğu resmi hayat öyküsünde, Irak istihbaratındaki görevini saklamıştı.
Ecevit'ten El-Hicazi talimatı
Mesut Yılmaz hükümetinin vermediği onay, yeni hükümetin başbakanı Bülent Ecevit'in talimatıyla verildi. Ama bu kez de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, ABD ile gelişen ilişkileri de göze alarak, kendi muhalefetine karşın onay verilen El-Hicazi'ye randevu vermiyordu. Ecevit ise Bağdat ile uzlaşılabileceği inancıyla Irak'ın güçlü adamı Tarık Aziz'i Türkiye'de görmek istiyordu.
Ecevit'in ocak başında 56'ncı hükümeti kurmasından itibaren konu Demirel ile haftalık görüşmelerinin birkaçında gündeme geldi. Sonunda Demirel, Ecevit'in ısrarı üzerine, güven mektubunu sunamadığı için resmen görevine başlayamayan El-Hicazi'ye 12 Şubat Cuma günü için randevu verdi.
Bu sırada, 4 Şubat 1999 akşamı ABD, Ankara'daki ABD Büyükelçiliği'ndeki CIA istasyon şefi vasıtasıyla, MİT'e isteniyorsa Abdullah Öcalan'ı, yakalanıp Türkiye'ye teslim edilmesini sağlayacağını bildirdi. Demirel bunun üzerine Ecevit'e, Tarık Aziz ziyaretinin mümkünse ertelenmesini, bunun Türkiye'yi sıkıntıya sürükleyebileceğini söyledi.
Devlet katında bu gelişmeler yaşanırken MİT, Dışişleri ve Genelkurmay'ın da desteğiyle Öcalan'ı Kenya'da Amerikalılardan teslim alma operasyonunun hazırlıklarını tamamlıyor ve ekip 10 Şubat'ta Türkiye'den ayrılıyordu. Amerikalıların bir tarih vermemesine, hatta Yunanistan'ın Öcalan'ı Nairobi Büyükelçiliği'nden çıkarmasında 'teknik sıkıntı' yaşadıklarını söylemesine karşın, bir-iki gün içinde 'teslimat' bekleniyordu.
Ama beklenen haber bir türlü gelmiyor ve Türk operasyon timi, Uganda'da bekliyordu.
Başbakan Ecevit'in, bu çalışma için yaptığımız görüşmelerde "Bir ara olmayacak diye kaygılanmıştık" demesine yol açan gecikme neden olmuştu? Acaba bunda operasyonun Amerikalılar tarafından yürütülüşüne ilişkin teknik zorluklar dışında, siyasi bir neden var mıydı? Ankara'nın derin kulisinde, son derece sınırlı sayıda kişi arasında konuşulan bir senaryoya göre, evet vardı.
Bu anlatımlara göre, Öcalan'ın yakalanması operasyonunda ABD ile son birkaç günde başgösteren ciddi bir sıkıntı oldu. Bu sıkıntının kaynağı Türk-Irak ilişkileriydi.
Çünkü 11 Şubat'ta Başbakanlık, Irak'ın iki numarası Tarık Aziz'in 15 Şubat'ta Ankara'ya geleceğini duyurmuştu. Bu açıklamaya Cumhurbaşkanı Demirel'in tepkisi, Başbakanlığın taslak programında 15 Şubat saat 18.00 olarak önerilen Tarık Aziz ile görüşmeyi yapmayacağını hemen Başbakanlığa iletmek oldu. Hemen ardından Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Feridun Sinirlioğlu, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Mark Parris'ten bir telefon aldı.
Parris telefonda, "Henüz Washington'la konuşmadım. Ama bunun ne anlama geldiğini soracaklardır. Türkiye'nin Irak politikasını değiştirip değiştirmediğini soracaklardır. Ne diyeyim?" diye soruyordu.
Sinirlioğlu, bunun önceden planlanmış, rutin bir ziyaret olduğunu, politika değişikliği anlamına gelmediğini söyledi, ama Parris açısından bu ikna edici olmadı.
Evet, Öcalan'ın yakalanıp Türkiye'de hapsedilmesi ABD çıkarlarına da uygun değildi. Ancak Ankara, 6 Kasım 1998'de ABD Savunma Bakanı William Cohen'in, ABD Başkanı Bill Clinton'dan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e getirdiği mektuptan itibaren resmen Irak'a ilişkin Amerikan planlarından haberdar edilmişti. Washington, Irak'ta çözümü Saddam Hüseyin rejiminin gerekirse askeri yöntemlerle devrilmesinde görüyordu. Irak'ı bombalamak için Türkiye'nin İncirlik Üssü'nün de kullanıldığı 'Çöl Tilkisi' harekâtına girişilmesinin üzerinden daha iki ay geçmemişti. Hal böyleyken Ankara, Irak politikasını değiştirerek Bağdat'la yakınlaşma yolu mu arıyordu?
Gerginlik hissedilebiliyordu. Ecevit'in Tarık Aziz ziyareti öncesindeki alışılmadık ölçüde sessiz kalması ve PKK konusundaki tedirginliği de bunu gösteriyordu.
'Frene mi basılıyor?'
Dışişleri Bakanı İsmail Cem, o günlerde Başbakan Ecevit ile yaptıkları sıkıntılı bir görüşmeyi hatırlıyor: Ecevit, "Tam bu işi (Öcalan'dan söz ediliyor-MY) yoluna koyuyorduk. Gecikme var. Acaba Amerika, Aziz ziyareti nedeniyle frene mi basıyor?" diye endişesini belirtmişti. Cem de, "Amerika'nın endişesi Bağdat ile yakınlaşabileceğimiz olabilir. Oysa bizim böyle bir niyetimiz yok. Bunu memurlarımız aracılığıyla ABD Büyükelçiliği'ne duyurabiliriz" yanıtını vermişti.
Ecevit, Irak'la ilişkilere öteden beri önem veriyordu. Hâlâ Bağdat'ın ikna edilebileceğine inanıyordu. Zaten Ecevit açısından görüşme artık iptal noktasını geçmişti. Görüşmede sert mesajlar verilebilir, ABD'nin de isteği doğrultusunda, Irak'ın BM kararlarına uyması gerektiği vurgulanabilirdi.
Demirel, 12 Şubat'ta El-Hicazi'nin güven mektubunu aldı, ama Türkiye'nin Irak politikasının değişmeyeceğini, Saddam rejiminin dünyayla barışması gerektiğini anlattı.
Tarık Aziz'i 14 Şubat'ta havaalanında Ecevit'in sağ kolu, Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan karşıladı.
ABD bu ziyaretten rahatsızlığını Aziz'in Türkiye'ye geldiği gün, İncirlik'ten kaldırdığı savaş uçaklarıyla Irak'taki hedefleri yeniden bombalayarak gösterdi. Taha Yasin Ramazan, bunun üzerine Bağdat'ta sert bir açıklama yaptı: Saldırılar sürerse, Irak karşılık verecekti ve İncirlik Üssü de hedefler arasındaydı. Irak'ın iki numarası Ankara'dayken yapılan açıklama restleşme tonundaydı.
Tam ABD, Türkiye'nin o sıradaki hayati sorunu olan PKK lideri Öcalan'ı yakalayıp teslim etmek üzereyken Irak nedeniyle çıkan bu gerilim rahatsız ediciydi.
Üstelik ABD tepkisini bir başka yoldan daha iletme fırsatı bulmuştu. Daha önceden planlanmış temaslar için Ankara'da bulunan ABD Hava Kuvvetleri Eğitim Komutanı General Lloyd Newten, gittiği her yerde Türk-Amerikan askeri ilişkilerinin aksamadan sürmesine verdikleri önemi vurgulamaya başlamıştı. Amerikan Büyükelçiliği, aslında protokol dışında bir önemi olmadığı halde, Newten'in 15 Şubat sabahı, Aziz-Ecevit görüşmesinden önce Anıtkabir'i ziyaretini basına duyururken, önemli mesajlar verilebileceğini basına sızdırmıştı. Dışişleri bu gelişmeleri Ecevit ve Demirel'e iletti.
15 Şubat sabahı Ecevit, programında öngörüldüğü üzere saat 10.00'da Aziz ile makamında baş başa görüşmeye başladı. Bu formalite amacıyla yapılan bir görüşmeydi.
Görüşmenin başlamasından az önce, iki haber Dışişlerince yeniden kayda geçirildi: Birincisi, yine İncirlik'ten kalkan uçaklar Musul'daki iki uçaksavar bataryasını vurmuştu. İkinci haber de, beklendiği üzere, Amerikalı General Newten'ın, Ankara Büyükelçisi Mark Parris ile birlikte Anıtkabir'de yaptığı uyarıydı. Parris, Türkiye'de iktidarın siyasi uygulamalarından şikâyetçi olan herkesin gidip 'Atatürk'ün manevi huzurunda şikâyette bulunmasından' ilham almıştı. Parris, Anıtkabir'de gazetecilere şunları şöylüyordu: "Generalin buradaki üniformalı varlığı, Türkiye ile askeri ilişkilerin önemini yansıtırken, daha geniş anlamda ABD'nin Türkiye ile ilişkilere ve karşılıklı çıkar temelinde geniş bir alanda yararlandığımız işbirliğine verdiği önemi de göstermektedir."
Mesaj, anlayana ve Ankara'da Öcalan- ABD bağlantısını bilen bir avuç kişiye çok şey ifade edecek cinstendi.
10.15'te heyetlerarası görüşmelere geçildi. İki ülke heyetleri Başbakanlık toplantı salonundaki uzun masada karşılıklı oturdular. O günü hatırlayan bir diplomata göre Aziz yaklaşan tehlikeyi göremiyor, ya da kabul etmek istemiyor, PKK konusunda Ankara'yı suçlayan bir tonda konuşuyordu. Irak kendi gündemini değiştirmek niyetinde değildi.
Görüşme başladıktan kısa süre sonra alışılmadık bir şey oldu. Ecevit'in Özal Kalem Müdürü Zeynel Yeşilay içeri girdi ve (tanıkların ifadesiyle, 'kesin bir ses tonuyla') Ecevit'e bir not iletti: Acil bir mesaj vardı.
Ecevit izin isteyip çıktı. Ancak hemen dönmedi. Kapı bir kez daha açıldı ve Yeşilay yeniden içeri girdi. Yeşilay bu kez görüşmeye Genelkurmay adına katılan Genelkurmay Harekât Başkanı ve Başbakanlık Askeri Danışmanı Korgeneral Yaşar Büyükanıt'ın yanına geldi: "Beyefendi sizi istiyor."
Büyükanıt da çıktı. Konu Irak nedeniyle ABD ile yaşanan sıkıntıydı. ABD ile ilişkilerin selameti ve belki de Öcalan operasyonunun başarıya ulaşması için, Ecevit'ten, Türkiye'nin Irak politikasının değişmeyeceğine ilişkin sözlü taahhüt gerekli görünüyordu.
Ecevit, aslında kararını vermişti ama, askeri danışmanı Büyükanıt'a da sordu. Büyükanıt, "İkisi karşılaştırılabilir değil. Irak politikamızı değiştirmemizi gerektirecek, ya da ABD ile ilişkilerimizi değiştirmemizi gerektirecek bir gelişme, bir neden de yok gibi görünüyor" benzeri bir yanıt verdi. Ecevit, ABD makamlarına Irak politikasının değiştirilmesinin gündemde olmadığının söylenmesi talimatını verdi. Saat 11.00 sularıydı.
Başbakan bununla da yetinmedi. Görüşmenin devamında Aziz'e Genelkurmay tarafından hazırlanan 45 sayfalık bir dosya verdi; Irak'ın yıllardır PKK'nın topraklarını kullanmasına nasıl göz yumduğu detaylı anlatılıyordu. Ecevit, "Biz sizin ülkenizin bölünmemesine çalışıyoruz. Siz bizimkinin bölünmesine yardımcı olmayın" demişti. Ecevit'in Irak yönetimine verdiği sert mesajlar, kısa sürede ayrıntılarıyla basına sızdırıldı.
Ecevit saat 19.00'da Çankaya'ya çıktı ve gelişmeleri aktardı; gerilim krize dönmeden atlatılmıştı. Aynı sıralarda, birkaç saat önce Amerikalılardan gelen haber üzerine Uganda'dan Kenya'ya geçen Türk ekibi alarma geçmişti. İşadamı Cavit Çağlar'ın Falcon'u, havaalanının gözden uzak bir köşesinde, her an alana girmesini umdukları bir cipi bekliyorlardı. Bekleyiş fazla sürmedi. Daha sonra Öcalan'ın Kenya'dan ayrılış tarihi 15 Şubat 1999 saat 19.30 olarak açıklandı.
'Tarih farklı mı yazılacaktı?'
Şimdiye dek perde arkasında kalmış bu kritik gelişmeyi aktardıktan sonra, hâlâ akıllarda bir soru kalmış olabilir. Ecevit, Aziz görüşmesine ara verip diplomatik kanallarla "Irak politikası değişmeyecek" dememiş olsaydı, Irak'ı kamuoyu önünde uyarmamış olsaydı, tarih farklı yazılır mıydı? ABD, Öcalan'ı Türkiye'yi vermekten vazgeçer miydi?
ABD makamlarının bu yönde açık bir ifadesine tanık ve muhatap olana rastlamadım. Devlet güvenlik kaynakları, 4 Şubat'taki mutabakatın ardından Başbakan'dan yeni talimat alınmadığını, teslimattaki gecikmenin ise ABD'nin Yunanistan'ı Öcalan'ı bir an önce Kenya Büyükelçiliği'nden çıkarmaktaki ikna sürecinden kaynaklandığına inandıklarını söyledi. Bu araştırma için görüşüne başvurduğum Ecevit'in "Bir ara 'olmayacak' kaygısına kapıldık. Ama Şenkal (Atasagun) bey, Amerikalı istihbaratçı meslektaşlarına güveniyordu" sözleri de Amerikalıların sözlerine sadık kalacaklarını gösteriyor.
Ancak Aziz ziyaretinin ve Irak sorununun, Türk-ABD ilişkilerine gölgesini, 2002-2003 Irak krizinden çok önce, hatta daha ABD'nin PKK lideri Öcalan'ı Türkiye'ye teslim ettiği gün vurmaya başladığı anlaşılıyor.



Suriye'den İmralı'ya giden süreçte olanlar
15 Eylül 1998: Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, Hatay'da Suriye'yi PKK'ya desteği nedeniyle uyardı.
1 Ekim 1998: Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, TBMM açılışında Suriye'ye 'mukabele hakkının saklı tutulduğunu' ilan etti. Bu savaş ilanından bir önceki adımdı.
6 Ekim 1998: Ankara'ya gelen Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek eliyle Suriye'ye Öcalan ültimatomu verildi. ABD Başkanı Bill Clinton, Demirel'e savaştan kaçınması, Suriye Cumhurbaşkanı Hafız Esad'a da, PKK'ya desteği kesmezse sonuçlarına katlanacağı yolunda mektuplar yazdı. İran da devreye girdi.
9 Ekim 1998: Cumhurbaşkanı Demirel, PKK-Suriye ilişkisi konusunda devlet zirvesi topladı. Suriye, Öcalan'ı ülke dışına çıkardı. Öcalan Yunanistan üzerinden Rusya'ya gitti.
12 Kasım 1998: Rusya'da barınamayan Öcalan, İtalya'ya uçtu.
16 Ocak 1999: Türkiye ve ABD bastırdı, İtalya Öcalan'ın ülkeden ayrılmasını istedi. Öcalan yeniden Rusya'ya gitti.
20 Ocak 1999: Rus yönetimi, baskılar karşısında Öcalan'ı Tacikistan'daki bir Rus askeri üssünde saklamaya başladı.
29 Ocak 1999: Öcalan, St. Petersburg üzerinden yeniden Yunanistan'a, Atina'ya götürüldü.
31 Ocak 1999: Yunan hükümeti Öcalan'ı bir başka Avrupa ülkesine göndermek için ülkeden çıkardı. Ancak kimse almayınca, Öcalan ertesi gün yeniden Yunanistan'a döndü.
2 Şubat 1999: Yunan hükümeti Öcalan'ı Kenya'daki büyükelçiliğinde saklamaya başladı.
4 Şubat 1999: Amerikan istihbarat örgütü CIA, Ankara'da MİT ile ilişkiye geçerek, isteniyorsa Öcalan'ı teslim edebileceklerini teklif etti. Başbakan Bülent Ecevit onay verdi.
10 Şubat 1999: Öcalan'ı teslim alacak MİT ekibi yola çıktı.
15 Şubat 1999: Öcalan, Kenya'da Türkiye'ye teslim edildi.
16 Şubat 1999: Öcalan, Türkiye'ye getirilerek İmralı Adası'ndaki cezaevine kondu.



Yarın: Ecevit ilk kez konuşuyor
  • Gazeteciler ne zaman sorsa geçiştiriyordum. Artık anlatıyorum...
  • Öcalan'ın yakalanmasıyla ilgili son perde nasıl açıldı? ABD ile irtibatı kim kurdu?
  • Bu olay reformları nasıl etkiledi? Madem oluyordu 15 yıl niye beklendi?