'Tecavüze uğrayan da kürtaj yaptırmamalı!'

'Tecavüze uğrayan da kürtaj yaptırmamalı!'
'Tecavüze uğrayan da kürtaj yaptırmamalı!'
Sağlık Bakanı Akdağ'ın önceki gün "Tecavüze uğrayan kadınlar da kürtaj olmamalı. Gerekirse devlet bakar" sözlerinin ardından dün de TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Üstün bomba açıklamalarda bulundu

Kürtaj tartışmaları gündemin baş köşesinde kalmaya devam ediyor. Önceki gün Sağlık Bakanı Recep Akdağ, tecavüze uğrayan kadınların çocuklarını doğurması gerektiğini söyleyerek tartışmaları farklı bir boyuta taşımıştı. Dün de TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı ve AK Parti Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün, bu teze Bosnalı kadınları örnek gösterdi.

- Tecavüze uğrayan kadın hamile kalırsa da kürtaja karşı mısınız?
Elbette. Tecavüz eylemi bir suç. Bu suçun cezasını kim çekmeli? Tecavüzcü çok ağır bir şekilde çekmeli. Ama siz tecavüzcüye değil, tecavüz sonucu ortaya çıkacak insana bunu ödetiyorsunuz. Bosna’da kadınlar tecavüze uğradı ama doğurdular. Anne karnında hepsi öldürülseydi o tecavüzcülerin yaptığından çok daha büyük bir dram, suç ortaya çıkacaktı. O çocukların bir parçası da annenindir, o çocuklar masumdur. Bizde ‘Babanın suçu çocuğa geçmez’ diye bir anlayış var. Elbette yan etkiler ortaya çıkacaktır. Anne psikolojisinin bozulması, toplumda rahatsızlıklar vs. Bunları gidermek ise toplumun görevidir.

- Kadını istemediği çocuğu doğurmaya zorlamak ne kadar insani? Başka çözümleri var, anne bakmak istemiyorsa, devlet alabilir. Bu meselenin tartışılır olması önemli. Batıda uzun yıllardır tartışılıyor. Bir noktaya gelinmedi. Bu tartışma ABD ’de bitmemiştir. Bizde tartışılıyor olması önemli. Toplum bir yere mutlaka gelecektir.

- Tıp gelişti. Bebek, 10 haftadan sonra da down sendromlu ya da spastik olacağı anlaşılıyorsa alınıyor...
Kürtaja sadece annenin hayatı tehlikeye giriyorsa cevaz verilebilir. Bebeğin otistik, özürlü, down sendromlu olması gerekçe olamaz.

- Ailenin istememe hakkı yok mu?
Hayır, özürlü de olsa bir candır. Allah onun ömrünü tayin edecektir. Modern ceza hukukunda idam cezalandırma yöntemi olarak bile kaldırılmışken, bir insan olarak doğma durumundaki canlının hayatını elinden alamayız. Sosyal devlet ilkesi budur. Anne baba bakmıyorsa bile devlet sosyal devlet ilkesi gereğince bunlara bakmakla mükelleftir..

- Birçok spastik bebek, yaşadığının bile farkında değil. Anne karnında iken fark ediliyorsa, doktorlar ve modern tıp alınmasını tavsiye ediyor. Bunu yok mu sayacağız?
Hayır bu yolu açamayız. O zaman fakirler ne bilir yaşamaktan, köleler ne bilir yaşamaktan, özürlüler ne bilir yaşamaktan diyebilir miyiz? Hatta Antik Yunan’da bir ara, kadınlar insan mıdır diye tartışmışlar biliyorsunuz. Sakatların, özürlülerin yaşama hakkı var mı diye bir kapıyı açamayız hiçbir zaman. İnsan kutsal bir varlıktır, bunu böyle kabul edeceğiz. Her kararı modern tıp doğrultusunda veremeyiz.

- Neye göre karar verilmeli o zaman?
Burada konunun insani boyutu vardır, hukuki boyutu vardır, felsefi boyutu vardır. Yani böyle bir mesele sadece tıpçıların kararına kalamaz. Bakın haklar çarpıştığında her zaman yaşam hakkı üstün gelir. Burada o çocuğun özürlü de olsa dünyaya gelme hakkı vardır. Annenin psikolojisi bozulabilir, ama annenin hakkı mı üstün tutulur, doğacak bebeğin hakkı mı üstün tutulur? Doğacak çocuğun hakkı üstün tutulur. Çünkü onun doğacak çocuğun yaşama hakkı vardır burada.

Ablam ‘down’lu bebeğini aldırmadı
Üstün özürlü çocukların da doğması gerektiği görüşünü kendi ailesinden örnek vererek destekledi: “Bakın kendi ailemde var. Ablamın çocuğu down sendromlu. Teyzemin torunu da otistik. Otizm çok daha ağır. Onlara nasıl iyi bakıyorlar biliyor musun? Ablam, hamile iken çocuğunun down sendromlu olduğunu bilerek doğurdu. Müdahale etmedi. ‘Allah’ın bize lütfuydu’ dedi. Aynen böyle düşündü.”(vatan)