'Tinerci çocuk'ta fatura gazeteciye çıktı

'Tinerci çocuk'ta fatura gazeteciye çıktı
'Tinerci çocuk'ta fatura gazeteciye çıktı
Valiler toplantısında konuşan Başbakan Erdoğan, tiner bağımlısı çocuğun televizyon yayınına çıkarılmasını eleştirerek, 'dindar nesil' tartışmasının faturasını gazeteci Cüneyt Özdemir'e kesti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , valiliere hitaben yaptığı konuşmada isim vermeden gazeteci Cüneyt Özdemir'i sert sözlerle eleştirdi. Tiner bağımlısı bir çocuğu televizyon programına çıkaran Özdemir'in farkında olmadan madde kullanımını özendirdiğini savunan Başbakan Erdoğan, 'dindar nesil' yetiştirilmesinin hedeflendiği yönündeki sözlerinin ardından başlayan polemikte yaptığı 'çocuklarımızın tinerci mi olmasını istiyorsunuz' çıkışının faturasını Özdemir'e kesmiş oldu.  

Başbakan Erdoğan şöyle konuştu:

"Tinerci bir nesil mi yetiştireceğiz dediğim de bakıyorsunuz bir televizyon kanalında bir tanesi çıkmış, bir tinerci çocukla söyleşi yapıyor. Başbakanın 'tinerci bir nesil mi yetiştireceğiz' ifadesinden rahatsız oldun mu? diyor. Şu gazeteciye bak. Gazetecilik bu mu? Görsel medya bu mu? Yazılı medya bu mu? Sen bir tinerci çocuğu oraya çıkarmakla, ona bu soruyu sormakla bir defa tiner kullanmaya meşruiyet kazandırıyorsun. Bu nasıl bir gazeteciliktir. Böyle bir anlayış olabilir mi? Ondan sonra gazete patronları medya patronları bizim bu ifadelerimizinden rahatsız oluyorlar. Bunlar neye meşruiyet kazandıracaklarının bile farkında değiller. Dert başka. Ama biz inandıklarımızı, doğrularımızı anlatmaya devam edeceğiz."

Cüneyt Özdemir dün akşam CNN Türk kanalında yayınlanan programında Başbakan Erdoğan’ın tartışma yaratan sözleri üzerine tinerci bir çocuğu canlı yayın konuğu olarak almış ve Başbakan'ın "gençler dindar değil tinerci mi olsun?" sözlerini o çocuğa sormuştu. Başbakan Erdoğan’ın sözlerine alındıklarını ifade eden tiner bağımlısı çocuk, “Biz sokaklarda aç, susuz kalırken yanımızda dindarlar yoktu. Allah vardı” diyerek tepkisini dile getirmişti.

İŞTE O GÖRÜNTÜLER

 





“Çocuklar, büyüklerinden daha iyi bilgisayar kullanıyor”
Eğitimde, son derece köklü, modern, geleceği etkileyecek bir adımın, FATİH projesiyle atıldığını ifade eden Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu: 

“Bu büyük imkanlarla, bu yüksek teknolojiyle yetişen çocuklarımız, zengin fakir ayrımı yapmaksızın A'dan Z'ye bununla yetişen çocuklarımız, inşallah şehirlerimizin, toplumun, ülkenin de çehresini değiştirecek, bizden alacakları emaneti inşallah çok daha yükseğe taşıyacaklar. Bu büyük ve kapsamlı projenin uyum süreci, elbette zaman alacaktır. Siz değerli valilerimizden ricam, bu uyum sürecine en güçlü şekilde sizler katkı vereceksiniz. Bunun denetimi sizler tarafından özellikle yapılacaktır, yapılmalıdır. Bizler, belki sizin de birçoğunuz, teknolojiye hayatımızın geç safhalarında, ileri safhalarında kavuşabildik. Ama şimdi çocuklar, bilgisayarın, internetin, elektronik cihazların içinde veya içine doğuyorlar." 

"Daha 5-6 yaşında çocuklar, hatta daha küçükleri büyüklerinden çok daha iyi şekilde bilgisayar kullanıyor. Arkadan gelen işte bu nesil, iyi bir eğitim alarak, doğru şekilde yönlendirilerek, çok farklı bir geleceği, bugünkünden farklı ve ileri bir geleceği inşa edecek. Türkiye, on yıllar boyunca bu değişimden uzak durdu, kaçtı, sakındı. Bilgisayar ve internet dünyada yaygınlaşırken, bizim okullarımıza girmedi, giremedi. Nesillerin değişmesinden korkan zihniyet, iktidarının ve dayatmalarının devam etmesini isteyen zihniyet, bu değişimi engelledi, geciktirdi. Çünkü mafyavari bir anlayış egemendi. Çocuklarımızı teknolojiden, bilimden, öğrenmeden mahrum bıraktılar. Ama bugün, artık bu değişimin önüne set çekilemez, bu değişim süreci artık durdurulamaz, engellenemez." 

"Bize, idarecilere düşen görev, bu değişimin sağlıklı şekilde ilerlemesini sağlamak, değişimin önünü olabildiğince açmaktır. İşte pazartesi günü bu açılışı yaparken, FATİH projesini başlatırken, o söz verdiğimiz tabletleri öğrencilerimize, yavrularımıza dağıtırken, onların heyecanını gördüm. Onların gözlerindeki parıltıyı, ışığı gördüm. Öğretmenleriyle öğrenci arasındaki akıllı tahta bağlantısını gördüm. Artık tebeşirlerle değil, akıllı tahtada parmaklarının ucuyla geleceğe istikamet veren yavrularımızı gördüm. Ve her şeyin çok daha farklı olduğu bir dünya ve çocuklarımızın çok süratle buna adapte olduğunu gördüm.”

'Çocuk yaştaki teröristler'
Geçtiğimiz günlerde, Uluslararası Terörizm ve Sınıraşan Suçları Araştırma Merkezi (UTSAM) tarafından çok çarpıcı bir rapor yayınlandığını dile getiren Başbakan Erdoğan, terör örgütü içindeki çocukları ele alan bu raporda, çarpıcı olduğu kadar acı sonuçların ortaya konulduğunu ifade etti. Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: 

“PKK, 1994'ten beri çocukları aktif çatışmalarda kullanıyor. Yüzde 14'ü kız çocuğu olmak üzere, yaklaşık 3 bin çocuğun çatışmalarda yer aldığı tahmin ediliyor. Hatta bir dönem, sadece çocuklardan oluşan bir tabur oluşturuluyor. 1997'de, Cudi Dağı'nda yakalanan bir teröristin, 14 yaşında Suriyeli bir kız çocuğu olduğu, örgüte 13 yaşında katıldığı ortaya çıkıyor. Sadece dağda değil, maalesef şehirlerimizde de 7 yaşında çocuklar terör örgütü tarafından kullanılıyor ve güvenlik güçlerine taş atıyorlar. Terör örgütüyle duygusal yakınlık içinde olan partiler bunları görmez, bunları asla sorgulamaz. Çünkü göremez, çünkü sorgulayamaz. Eğer ipin ucu başkasının elindeyse, eğer at gözlüğü takılmışsa işte böyle olur. İpi elinde tutan, gemi nereye çevirirse, bunlar sadece oraya gidebilirler. Onun dışında hiçbir şey göremezler, görseler de konuşamazlar.” 

Haftalardır Uludere olayını istismar edildiğini savunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, şunları söyledi: 

“Biz devlet olarak Uludere ile çok yakından ilgileniyoruz ve ilgilenmeye devam edeceğiz. Peki bunlar, bu çocuk yaştaki teröristlerle ne zaman ilgilenecekler, bu çocuk yaştaki terörist olgusunu ne zaman sorgulayacaklar? Sadece çocuk yaştaki teröristler değil, örgüt içindeki vahşet, işkence ve infazı da bunlar görmez. Dikkat edin, terör örgütünün siyasi uzantısı gibi hareket eden parti, tıpkı diğer statüko partileri gibi, faili meçhuller konusunda isteksiz olduğunu, samimiyet sergilemediğini, konunun üzerine yeterince gitmediğini görürsünüz. Neden? Çünkü faili meçhuller araştırıldıkça, toprak kazıldıkça, bir ucu Ergenekon'u savunan statüko partilerine, diğer ucu da örgütün kuklası haline gelmiş bu partiye dokunur.”

Mahsum Korkmaz'ı hatırlattı
Faşizm, baskı, susturma, sindirme ve tehdit gibi yöntemlerin bir siyasi partinin yöntemi olamayacağını ifade eden Erdoğan, şöyle dedi: 

“Bir siyasi partinin temelleri bunlar üzerine kurulamaz. Eğer kurulursa, işte o zaman, karanlık konuların üzerine gidemez. Buyursunlar, Mahsum Korkmaz adlı teröristin nasıl öldüğünü sorgulasınlar. Diyarbakır'da 5 kızın nasıl öldüğünü sorgulasınlar. Faruk Bozkurt adlı teröristin, Mustafa Çimen adlı teröristin, Hikmet Fidan'ın nasıl öldüğünü buyursunlar sorgulasınlar. Sorgulayamazlar. Bunlar ne terör olaylarına kurban verdiğimiz masum sivillerin durumunu sorgulayabilirler, ne de terör örgütünün kendi içinde yaptığı kanlı infazları sorgulayabilirler. Benim Kürt kökenli kardeşimin, ekmeğine, aşına, alınterine musallat olanları; sindirenleri, korkutanları, hatta ensesine bir kurşun sıkarak katledenleri bunlar sorgulayamazlar. Çok açık söylüyorum: Eğer bunları sorgularlarsa, karşılarına çıkacak tabloyu çok iyi biliyorlar. Ve bunu benim arkadaşlarımla görüşürken kendileri de ifade ediyorlar. 'Sizin gibi düşünüyoruz ama konuşamayız'. O zaman niçin parlamentonun çatısı altına geldiniz? O zaman buraya gelmenize de gerek yok. Çünkü dürüst, samimi değiller. Demokrasi samimiyet ister. Devlet içindeki çetelerle, PKK arasındaki o kanlı ittifak, belli devletlerle PKK arasındaki o kanlı taşeronluk anlaşmaları, onların yüzüne bir tokat gibi çarpar da onun için sorgulayamazlar.”

“Valilerimiz, devletin gülümseyen yüzü olmak zorundadır”
Bu tablonun eğitimle değişeceğini vurgulayan Erdoğan, “Bütün çocuklarımızı, yavrularımızı önce eğitime, onunla birlikte sağlıklı bir aile yaşantısına kavuşturacağız ve böylece bu acı olayların, bu istismarın önüne geçeceğiz. FATİH projesiyle okullarımıza kazandıracağımız teknoloji, işte en başta, bu çocuklarımızı, bu yavrularımızı, terörün istismarından kurtaracak” dedi. Bit televizyon programına tinerci bir çocuğun çıkarılmasına değinen Erdoğan, şöyle konuştu: 

“Millet devlet için değil, devlet millet için vardır. 75 milyon vatandaşın her biri birinci sınıf vatandaştır. En fakirinden en zenginine, en cahilinden en okumuşuna kadar yeter ki insan olsun. İnsan, birinci sınıf vatandaştır devlet karşısında. Devlet nezdinde hiçbirine karşı asla ayrımcılık içinde olamayız. Ankara'ya uzaklığı fiziken ne olursa olsun, Valilik binasına uzaklığı fiziken ne olursa olsun; Hakkari'nin, Bingöl'ün, Tunceli'nin mezrasındaki vatandaşla, Kırıkkale'nin, Çankırı'nın, Konya'nın köyündeki vatandaş devlete eşit yakınlıktadır, eşit yakınlıkta olmak durumundadır. Bunun için sizler bizim gören gözümüz, konuşan dilimiz, tutan elimiz, dinleyen kulağımızsınız. Nerede olursa olsun, her bir vatandaş, zora düştüğünde devletin tüm imkanlarıyla yanında olacağını bilmeli ve hissetmelidir.”

Valilerin her haneden haberlerinin olmasını isteyen Başbakan Erdoğan, şunları belirtti: 

“Çözemediğiniz sorunlar olabilir, imkanlar elvermeyebilir, şartlar iyi olmayabilir, o durumlarda biz gereken desteği sağlarız, sağlıyoruz ve sağlayacağız. Ama altını çiziyorum, haberdar olmadığınız bir sorunun olmaması gerekir. Ben sizlerle nasıl bunları konuşuyorsam sizler de kaymakam arkadaşlarımızla tüm belediye başkanlarımızla bunları aynen konuşmalısınız. Güvenlik noktasında gerek polisiyle, gerek jandarmasıyla bunları aynen konuşmalısınız. Hatta daha ileri gidiyorum Silahlı Kuvvetlerimizin oradaki birimleriyle gayet güzel iletişim içinde bunları sürdürmelisiniz. Çünkü biz bir bütünüz. Her şeyden önce biz Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu noktada insana hizmetkar olma işlevini en ideal şekilde yerine getirmekle görevliyiz. Ben bunun mazeretini asla kabul etmiyorum." (AA)