"Türkiye sansürde yol ayrımında: ya Rusya çizgisi ya liberal çizgi"

"Türkiye sansürde yol ayrımında: ya Rusya çizgisi ya liberal çizgi"
"Türkiye sansürde yol ayrımında: ya Rusya çizgisi ya liberal çizgi"
Türkiye'de kutuplaşmanın etkisi sansüre bakışta da kendisini hissettiriyor. Türkiye, medya ve internette sansür konusunda yol ayırımında diyen Profesör Ali Çarkoğlu'na göre, muhafazakarlar Türkiye'yi Putinci bir çizgiye çekmeye çalışırken, liberal muhalefet ise Batılı demokrasilerin yönüne çekmeye uğraşıyor.
Haber: BARÇIN YİNANÇ - barcin.yinanc@hdn.com.tr / Arşivi

RADİKAL - Yaklaşan seçimlerle birlikte medyada özgürlükler ve tarafsız yayıncılık gibi konuların daha da önem kazandığı bir döneme giriyoruz. Koç Üniversitesi’nden Profesör Ali Çarkoğlu ile Sabancı Üniversite’nden Profesör Ersin Kalayçıoğlu’nun Amerikalı meslekdaşları Eric Nisbet’le gerçekleştirdikleri son kamuoyu yoklaması gerek medyada özgürlükler gerekse toplumun sansüre bakışı açısından çarpıcı bulgular ortaya çıkardı. Halen Koç Üniversitesi’nin İdari ve İktisadi Bilimler Fakülkesi dekanlığını yürüten Çarkoğlu’nun başta oy verme davranışı olmak üzere değişik araştırma ekipleriyle birlikte yürüttüğü çok sayıda saha çalışması bulunuyor. Çarkoğlu ile kendisini de şaşırtan hatta bazen “açıklamakta zorlanıyorum,” dediği araştırma sonuçlarını konuştuk.

Basın ve internet özgürlükleriyle ilgili bulgulardan yola çıkarak, gözlemlerinizi paylaşır mısınız?

Kutuplaşmış bir basın ortamı var. Belirli bir partiye oy verenler, belirli gazeteleri okuyorlar. Artık ana akım medya yok. Basın yayın organları son derece kutuplaşmış durumda ve sadece belirli çıkar grupları yada siyasi tercihlere hitap ediyorlar.



Bu anlamda dünyadaki trendlerden ne kadar ayrılıyoruz. Örneğin Fransa’da da muhafazakar bir okurun liberal görüşleriyle bilinen bir gazeteyi okuması pek görülen bir şey değil.

Çok farklıyız. Türkiye’de partisan bir yoğunlaşma sözkonusu. Yoklamaya katılanlar basının taraflı olduğunu söylüyor. Fransa’da Le Monde alan bir okurun, Le Figaro’yu son derece taraflı bulduğunu söyleyeceğini düşünmüyorum.

Gerçek anlamda işleyen demokrasilerde, neyin siyah neyin beyaz olduğuna dair temel gazetecilik ilkeleri çerçevesinde genel bir kabul vardır. Türkiye’de ise basının ve okurların kabul ettiği tek bir gerçek yok.

Basının taraflı olduğu konusunda okurlardaki algının bu kadar yüksek olması beni şaşırtıyor ve bunu rahatsız edici buluyorum. Basına bakış tamamen partizan değerlendirmelerle şekilleniyor. Haber içeriklerine dair de bulgularımız var. Özellikle de seçim dönemlerine dair verilere baktığınızda bir gazetenin bir partiyi öne çıkarırken, diğerlerini gözardı ettiği çok açıkça görülüyor. Bir partiye ayrılan yer ve zaman tamamen o partiyle ilgili benimsenen duruşa göre değişim gösteriyor. Bu da çok rahatsız edici. Hükümette olan siyasi partinin çok büyük bir avantajı var.

Bunu muhalefet partilerinden sıkça duyuyorsunuz; biz de bir şeyler yapıyoruz ama bunlar basında yer bulmuyor; diyorlar. Bence bunda gerçeklik payı var. Kutuplaşma ve taraflı içerik Türk demokrasisi için hiç hayırlı değil. Bunu Türkiye’de gerçek anlamda bir tartışma olmadığı noktasına kadar da getirebilirsiniz. Türkiye’de insanlar birbirini dinlemiyor, birbiriyle konuşmuyor. Anlamıyorsa daha fazla bağır gibi bir durum var.

Taraflı yayıncılık seçim dönemlerinde daha da artıyor diyorsunuz.

2011 genel seçimlerinde özellikle de seçime iki ay kala taraflı yayıncılığın daha da artış gösterdiğini gözlemledik. Sistematik bir içerik analizinde çok net görüyorsunuz: hükümet lehine, muhalefet aleyhine yapılan yayıncılıkta makas daha da çok açılıyor. Bu seçimlerde de bu kalıbın tekrar edeceğini düşünüyorum.

Sansürle ilgili bulgular sizi ne gibi sonuçlara yöneltti?

Giderek daha da muhafazakarlaşan bir toplumda yaşıyoruz. Bununla ilgili 1990’lardan beri elimize geçen bulgular var. Dolayısıyla Türk toplumunda sansüre çıkan desteğe çok da şaşırmadık; sonuçta sansürle muhafazakar tavırlar el ele gider. Ama gene beni çarpan konu iktidar partisiyle, muhalefet arasındaki ayırım oldu. Eğer herkes homojen şekilde sansüre destek çıksaydı yada karşı olsaydı o zaman bu normal bir bulgu olurdu. Ama eğer iktidar partisine yakın duruyorsanız; sansüre yönelik iyimser bir bakış açısına sahip olma ihtimaliniz çok daha yüksek; sansürün çok da uygulanmadığını düşünüyorsunuz. Ama muhalefete yakınsanız sansürün ciddi şekilde var olduğu görüşünü taşıyorsunuz. Aynı vakıaya bakıp; bununla ilgili bu kadar nasıl farklı düşünceye sahip olunabilir ki? Bu da yine kutuplaşmanın bir ürünü. Muhalefet partilerini destekleyenler hükümetin izlediği politikaların yeterli ve kaliteli bilgiye ulaşmalarını zorlaştırdığını düşünüyor. Basına duyulan bu güvensizlik insanları alternatif haber kaynaklarına yönlendiriyor. Bir tanesi internet ama diğeri de sokak dedikodusu. Bence Türkiye’nin zaman içinde karşı karşıya kalacağı bir tehlike bu. Hiç kimse basına inanmayacak; basını taraflı bulduğu için kendi haber kaynaklarına yönelecek ve toplum olarak biz gündemdeki önemli konular üzerinde uzlaşamayacağız. Yeni bir anayasa yazımı döneminde en çok ihtiyacımız olan şey ise uzlaşma mekanizmaları. Bu türden bir medyaya bakışla uzlaşma yaratmak çok zor.

Paranoyak bir toplum mu oluyoruz?

Öyle demek çok büyük bir iddia olurdu. Ama insanlar bilgi kaynaklarına güvenmiyorlar. Bu nedenle araştırmamız sadece geleneksel medya değil; internet üzerine de yoğunlaştı. Son yıllarda Facebook, YouTube gibi mecralarda yaşanan kısıtlamalara karşın internetin daha özgür bir mecra olduğu algısı yaygın. Araştırmayı beraber yürüttüğümüz Erik Nisbet Rusya’daki bulguları dikkatimize getirdi. Rusya internet sansüründe lider konumda. Türkiye Rusya ile kıyaslandığında daha iyi bir noktada duruyor; özellikle internette sansüre bakış konusunda. Ama diğer Batılı demokrasilerle kıyasladığınızda ise internette sansüre destek çok yüksek çıkıyor. Bu noktada da partisan eğilimler öne çıkılyor. Muhafazakar partiler, soldakilere oranla internette sansürü daha fazla kabul eder durumdalar. Bu nedenle Türkiye’nin bir yol ayırımında olduğunu düşünüyoruz: Türkiye’nin kararını vermesi gerekecek: ya Rusya’nın tuttuğu yoldan gideceğiz; yani daha fazla sansür, medya ve internetle ilgili daha fazla baskıcı düzenlemelere doğru kayacağız ; yada tersine düzenlemeler açısından daha liberal bir ortama yöneleceğiz. Türkiye’de muhalefet ülkeyi daha liberal bir yöne çekerken, iktidar partisi ve muhafazakarlar diğer yöne Putinci bir çizgiye çekiyorlar. Yani Türkiye’de hala Rusya’yla karşılaştırıldığında ülkeyi daha liberal bir çizgiye çekmeye çalışan canlı bir muhalefet var. Ama bu iki grup bundan sonra nasıl devam edecek; önümüzdeki seçimler bu açıdan da önem taşıyor.