Türkiye'de Sol Nerede?...(10)

İstanbul Halkevi Başkanı Oya Ersoy, dünyadaki toplumsal muhalefet hareketlerini dikkatle izleyerek, şekillenen düzen karşıtı politik süreçleri anlamaya gayret ettiklerini söylüyor.
Haber: Ertuğrul MAVİOĞLU / Arşivi

Sosyalizmi halk getirir
İstanbul Halkevi Başkanı Oya Ersoy, dünyadaki toplumsal muhalefet hareketlerini dikkatle izleyerek, şekillenen düzen karşıtı politik süreçleri anlamaya gayret ettiklerini söylüyor. Ersoy, Türkiye sosyalist hareketinin geleceğine ilişkin sonuçların buradan çıkarılacağına inanıyor.
Neoliberalizm Sovyetler Birliği'nin yıkılmasından bu yana sosyalizmin devrini kapattığı iddiasında. Sosyalizmin devri kapandı mı?
Gerçekler neoliberalizmin bu tezini doğrulamıyor. 1970'li yılların ortalarında Neoliberal modelin laboratuvarı olarak kullanılan Güney ve Orta Amerika ülkelerinde yeni sosyalist hareketler boy verdiler ve kendi iktidar seçeneklerini yaratmaya başladılar bile. Arjantin'de, Venezüella'da, Brezilya'da, Bolivya'da, El Salvador'da toplumsal muhalefet hareketleri siyasallaşıyorlar ve ana doğrultularını sosyalizm yönünde belirliyorlar. Bu hareketlerin sosyalizmin yeni bir tarihsel döneminin başlangıcına işaret ettiklerini ve dayandıkları toplumsal güçlerin ve çelişkilerin yeni niteliklerine bağlı olarak sosyalizmi de yenilediklerini görmekteyiz. Böylece neoliberalizmin 'kapitalizmin kendisini yenileyebildiği ama sosyalizmin kendisini yenileyemediği' biçimindeki iddiası da gerçekler tarafından yalanlanıyor.
30 yılda çok şey değişti
Yoksullar arasında dayanışmacı birlikleroluşturmayaçalışıyorsunuz. Halkla ilişkide sıkıntınız var mı?
Oluşturabildiğimiz ilişki ağları ile sarf ettiğimiz enerji arasında bir orantısızlık olduğu gerçek. Bunda, oluşturmaya çalıştığımız 'dayanışma' ağlarını bütünleyecek toplumsal-politik mücadele süreçlerinin belirgin bir gelişme göstermemesinin etkili olduğu kanısındayız. Son 30 yılda Türkiye toplumu altüst oldu. Artık toplumun çoğunluğunu işçiler oluşturuyor. Ama bu işçilerin çok büyük bir bölümü geleceklerini vahşi bir rekabetin biçimlendirdiği bir emek piyasasında arayan ve henüz kolektif bir toplumsal kimlik oluşturacak kadar mücadele deneyimi edinmemiş olan 'yeni işçiler'. Bu yeni kitlenin kendi özgün 'mücadele dilini' oluşturması da, bizim bu dili 'öğrenmemiz' de zaman alacak. Bu 'öğrenimi' tamamlamadan, sarf ettiğimiz enerjiye denk düşen bir kitlesel ilişki temelini yaratamayacağımız bir gerçek. Bu gerçek yalnızca sosyalistlerle 'yoksul halk' arasındaki bugünkü açıyı açıklamakla kalmıyor; bu temel aynı zamanda AKP'nin bugünkü 'başarısının' ve gelecekteki iflasının da anahtarını veriyor.
Dünyadaki sosyal/siyasal hareketlerden esinleniyor musunuz?
Evet. Sosyal hareketler açısından Kore Sendikalar Konfederasyonu, COSATU (Güney Afrika), CUT (Brezilya), 1 Mayıs Hareketi (Filipinler) gibi genel olarak 'Toplumsal Hareket Sendikacılığı' adıyla anılan yeni sendikal hareketleri bunların başında saymamız gerek. Bunlara son yılların daha yeni 'proleter' hareketlerini de katmak gerek. Arjantin'in Piqueteros'u, Brezilya'daki 'Topraksız Tarım İşçileri Hareketi' ve Bolivya'daki COB... Gün geçtikçe liste daha da uzayacak gibi görünüyor.
Diğer yandan toplumsal muhalefet hareketlerinin kurulu düzene karşı bir politik ağırlık merkezi oluşturmaya yönelmeleriyle şekillenen politik süreçleri anlamaya, bunlardan kendimizin ve Türkiye sosyalist hareketinin geleceğine ilişkin sonuçlar çıkarmaya çalışıyoruz. Kent yoksullarını eksenine alan bir örgütlenmeye yönelmemizde Güney Amerika'daki barrio örgütlerinin ilerici toplumsal hareketlerin gelişiminde oynadığı rol özellikle etkileyici olmuştu. Arjantin'deki 'piquet' hareketleri 'yeni işçi'lere yönelik çalışmalarımız-da özel bir önem taşıyor. Öte yandan, Sosyalist bir politik alternatifin oluşturulmasında DİSK, KESK, TMMOB, TTB gibi ilerici emek örgütlerine, motor bir rol yükleme yönündeki çabalarımızı da yaşanan tüm bu örnekler cesaretlendiriyor.
Sosyalizm vaat değildir
Muhalefet alanında gözlenen ciddi boşluğun nasıl ve kimler tarafından doldurulabileceğini öngörüyorsunuz?
Günümüz kapitalizmi, reformizme izin vermiyor. Bu yüzden bugünkü
'muhalefet boşluğu'nun 'sosyal demokrasinin ihyası' ile doldurulabileceği düşüncesinde değiliz. Bu boşluğu doldurabilecek bir politik alternatifin ancak düzendışı ve düzen karşıtı bir sosyalist politik platform olabileceği kanısındayız. Böylesi bir oluşum süreci mutlaka 'sosyalizmi güncelleştiren', yani güncel sınıf çatışmaları içerisinde emekçi halkın özsavunmasının doğal ve kaçınılmaz yolu olduğunu ortaya çıkaran bir pratik süreç olarak yaşanmalıdır. Sosyalizm devrimcilerin halka verdikleri bir 'vaat' değil, emekçi halkın hareketiyle kurulan bir süreçtir. Halk, özdeneyimiyle sosyalizmin kaçınılmazlığını hissetmediği sürece sosyalizme yönelmeyecektir. Diğer yandan bu sürecin altında işleyecek olan toplumsal mücadelelerin hiçbiri 'kendiliğinden' gelişmeyecektir. Toplumun sınıfsal örgüsünün yeniden oluşmakta oluşu, doğrudan doğruya toplumsal tepkinin kendisinin 'oluşturulması'nı da sosyalistlerin bir görevi haline getirmektedir.



Sol değerler öne çıkarılmalı
Sosyalist sol, 'mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi'ni programının temel direği haline getirmedikçe, mülkiyetin yeniden dağıtılmasını hedeflemedikçe kimlik bunalımını aşamaz.
Sosyalist Emek Hareketi'nin yöneticilerinden Ertuğrul Kürkçü, sosyalist solun iktidarın teşhiri açısından, 'milliyetçi-devletçi' blokun söyleminin ötesine geçmekte zayıf kaldığı görüşünde. Kürkçü, medya sansürü nedeniyle solun büyük kitlelere ulaşabilmek için yeni iletişim yöntemleri geliştirmesi gerektiğini söylüyor.
Verili koşullarda sosyalistlerin alternatif olma şansı var mı?
Elbette olabilir. AKP çevresinde oluşan muhafazakâr-yeni liberal blok ile kısmen CHP içinde kısmen CHP dışında oluşan milliyetçi-devletçi blok arasındaki gerilimin merkezinde kapitalist piyasanın nasıl düzenleneceği, küresel piyasayla nasıl eklemlenilebileceği sorusu var. Oysa, temel toplumsal-ekonomik sorunların çözümü için, piyasa güçlerinin ve kârın değil toplumsal ihtiyaçların belirleyici olacağı planlanabilir bir ekonomik işleyişin kurulması gerekiyor. Ancak böyle bir temel program, bir 'üçüncü kutup' oluşturabilir ve bunu sosyalistler dillendirebilir.
Sosyalistler, kimliklerine denk düşen politikalar üretebiliyor mu?
Ne yazık ki hayır! Bugün yapabildiğimiz, yalnızca neyin yapılmaması gerektiğini söylemekle sınırlı kalıyor. Neye hayır dediğimizi söylemek çok önemli olsa da, neyi yapmayı hedeflediğimizi açıkça ifade eden basit ve açık bir programın yokluğu, kimliğin belirginleşmesini zorlaştırıyor. Sosyalist hareketin gövdesinin SHP ve DEHAP'la kurduğu ittifakın, kendisini 'demokrasi' ile belirlemesi, bu kimliği daha da bulanıklaştırdı. Sosyalistler, 'mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi'ni programının temel direği olarak toplumun önüne koymadıkça, mülkiyetin yeniden dağıtılmasını başlıca hedefi kılmadıkça, kimlik bunalımı sona ermeyecek.
Sosyalist sol muhalefette üzerine düşeni yapıyor mu, ya da ne yapmalı?
Sosyalist sol, iktidarın teşhiri açısın-dan 'milliyetçidevletçi' blokun söyleminin ötesine geçmekte zayıf kalıyor. Ancak bunu başarabildiği her durumda da mesajını büyük kitlelere ulaştırmada medyanın sansürü ile karşı karşıya kalıyor. Bunu aşmak için yaratıcılığa, yeni iletişim seçenekleri oluşturmaya, iktidarın hegemonya alanında kalan yoksullara ve ezilenlere ulaşacak bir faaaliyet toplamına ve çabaların ortaklaştırılmasına ihtiyaç var.
Ancak, ortak faaliyet kapasitesinin henüz çok azının harekete geçirildiği ve imkânların verimli kullanılamadığı söylenebilir. Hepsi aynı okur kitlesine seslenen ikisi yayında bir de yayına başlayacak üç ayrı 'sol' günlük gazetenin varlığı buna örmek gösterilebilir. Dünyadaki gidişata bakarsak, Türkiye'nin istisnai bir durum oluşturduğunu söyleyebiliriz. Latin Amerika ve Güney Avrupa ile Hindistan, Kore gibi Türkiye'nin toplumsal-ekonomik gelişmişlik düzeyine yakın ülkelerde, hatta eski SSCB ülkelerinde 'sosyalist sol' Sovyetler Birliği'nin yıkılması sonrasında oluşan kafa karışıklığını atlatıp, çoktan iktidar alternatifi konumuna yükseldi. Bizdeki durum daha çok İslami yükselişle ve sosyalist hareketin hitap alanının, siyasal İslam'ın nüfuzu altına girmesiyle bağlantılı. Sosyalist sol, bu alana seslenmenin sorunlarıyla başa çıkmayı ve imkanlarını değerlendirmeyi henüz öğreniyor.
Yeni bir iletişim ağı
Sosyalist solun ezilen kitlelerle bağ kurmasını zorlaştıran koşullar nedir?
Bence Program ve dil temel bir meseledir. Örneğin Beyoğlu'nda 'Demokratik Güçbirliği'nin sürdürdüğü seçim kampanyasının sloganlarına bakalım: 'Aşka Evet', 'Hayata Evet', 'Sanata Evet'. Bu, bütünüyle özel alana dair sloganlar ezilen kitlelerle ya da herhangi bir kitleyle herhangi bir bağ kurabilir mi? Ama bunun da ötesinde 12 Eylül sonrası meşruiyet arayışlarının tetiklediği, herkese birden, toplumun tamamına ve egemen medyatik kalıplar içinden seslenme tarzının sosyalistleri gitgide dilsiz kıldığının anlaşılması gerek. Gerçek hayatın içinden, çalışma ve yaşama alanlarından başlayan bir temas ve iletişim ağın olmadıkça en belirgin sloganların da insanların kulağına ve zihnine ulaşamayacağı anlaşılmış olmalı.


Radikal okurları tartışıyor

Ekolojik toplum
Türkiye'de solun çağın değişen koşullarına paralel olarak kendini üretemediği, yenileyemediği konusunda hepimiz hemfikiriz. Ama nedense, yanı başımızdaki Kürt demokrasi hareketinin ideolojik, programatik açılımlarını görmezden geliyoruz. Kürtler yepyeni bir tarih yorumuyla,
'Demokratik Ekolojik Toplum' projesini ürettiler.
  • Hakan Dursun

    Fedakâr ve bilinçli
    Geleneksel ulus-devlet tutkusundan vazgeçmeyen, çağımızın gerçekliğinden kopuk sol, yüzyılın büyük değişimi içinde 19. ve 20. yüzyılın paradigmalarıyla ve geleceğin belirsizliğiyle içe kapandı. Fedakâr, bilinçli, geleceği öngören sola yönelmek gerekiyor. Bunun CHP olmadığı aşikârdır.
  • Gürsel Karaaslan

    Kemalizmden kopulmalı
    Kemalizm, Türkiye'de askeri bürokrasinin egemenliğini meşrulaştırır. Sorunların çözümünü parlamentoda değil, MGK'da arar. Kemalizm evrensel anlamda bir öğreti olmadığı gibi, Marksizm'le de bağdaşmaz. Solun kendisini CHP'de araması kadar büyük bir yanlış olamaz. Çünkü CHP Kemalist bir partidir.
  • Mehmet Tıraş

    Lider devri kapandı
    Bir liderin çıkıp herkesi peşine takacağı süreçler bitti. Her birimiz bir lider sorumluluğunda ve bir erin alçakgönüllülüğünde insanlaşmalıyız. Doğa ve toplumun kurtuluşunu sağlamaya çalışarak, moment kuşaklara (1968'deki gibi) ulaşmalıyız. Yeni teoriyi, yeni örgütlenmeleri yüceltecek yeni beyinlerin oluşumu için kesintisiz çaba göstermeliyiz.
  • Bülent Gönen

    İyi analiz yapılamıyor
    Dünya üzerindeki globalleşme, sermayenin öneminin artışı gibi akımsal değişimlerin haricinde insanoğlunun beklentilerindeki birçok değişimi de iyi analiz edemeyen Türk solu, yıllar önce söylediklerini aynen savunmaya kalkınca ortaya önyargılı bir perspektif, yapıcı olmayan bir muhalefet çıkıyor. Halktan uzaklaşan ve bunu fark edemeyen Türk solu gücünü ve etkisini hızla yitiriyor.
  • Uluğ Büyükbeşe

    Zincirlerinden başka...
    Sol, özgürlükçü bir bakış açısına sahip değil, kendi özgürlük düşüncesi karşısında bile özgür değil. Realiteyi idealize ettiği bir gerçeklik olarak algıladığı için onunla yüzleşemiyor ve somut çözümler geliştiremiyor. Artık o, ürken bir zengin sınıfa ait. Ve zincirlerinden başka kaybedecek çok şeyi var. 'Kendi konforunu terk eden aydın' olamıyor.
  • Müge Olçum

    Ah, vah işe yaramaz
    Sol, bugün itibarıyla ahlanma vahlanma döneminden kurtulup, ayakları yere basacak şekilde yeni örgütlenme modelleri içerisine girip toplumsal talepleri iyi yorumlayacak kadroları oluşturarak, daha gerçekçi adımlar atmalıdır. Bu adımları atarken de büyük bir tasfiye yoluna giderek, tümevarımcı modellerle topluma yeni bir bakış açısı sunabilme gayreti içerisinde olmalıdır.
  • Ferhat Sabancı

    Ya sosyalizm ya sosyalizm
    CHP'nin sol bir parti olduğu düşünülemez. Çünkü CHP, ne inkâr edilen Kürtleri, ne ezilen Alevileri ne de sömürülen emekçileri temsil etmektedir. Türkiye'de etkin bir solun ortaya çıkması için: Kürtleri, Alevileri, emekçileri ve en önemlisi de sivil toplum örgütlerini temsil eden sosyalist bir partinin olması gerekir. Güçbirliği, bu konuda umut verici.
  • Sevcan Çayır

    Yeniden 2. Cumhuriyet
    1990'lı yılların başında akademik anlamda tartışma yaratan '2. Cumhuriyet' kavramının tekrar gündeme getirilmesi gerekir. Kavramın isim babası olan Mehmet Altan'ın da belirttiği gibi mevcut marazi halin sorgulanması ancak
    'Cumhuriyet' kavramının yeni bir anlayışla yorumlanmasıyla gerçekleşebilir.
    Laiklik-antilaiklik geriliminin çözüme katkısı yok.
  • Sercan Yamer

    Halkın yanında olmak
    Emeğin ve aşın ve işin ve özgürlüğün ve insanca yaşamanın kutsallığını sloganlarla, boşaltmak yerine, bunların özünden haraket eden, o kavurucu sıcaklığını hissederek ve kitlelerin içinde entelektüelliği ve akıl vericiliği ile değil, saflığı, inancı ve inadı ile kitlelerle, halktan kişilerle birlikte yan yana duranlar solun önünü açabilir.
  • Yahya Dağıstan

    Tam yol ileri
    Sola oy verecek toplumsal güç bugün AKP'ye oy vermektedir. Sol güçler olarak Demokratik Güçbirliği'ni daha sağlamlaştırarak önümüze bakmalıyız. Önümüzdeki süreç solun güçlendiği bir dönem olacaktır. Bunu da bir sonraki seçimlerde göreceğiz. Şimdi sıra memuru-işçisi, sendikalısı-sendikasızı demeden çalışanları ve işsizleri bir araya getirebilecek politikaları üretmemizde. Bu birikim solda mevcuttur. Kısaca solcular tam yol ileri.
  • Arif İyidoğan

    CHP gerici konumda
    12 Eylül'ün en büyük icraatının solu silmek, toplumsal muhalefeti ortadan kaldırmak olduğunu biliyoruz. Ama bu noktada siyasi partileri de kendi çizgisine getirmekteki başarısını yok sayamayız. CHP'yi konuşuyoruz son zamanlarda, neden, çünkü CHP gerici bir konuma düşmüştür. Artık çağın gereklerine cevap veremiyor. Çünkü ordu zihniyetinde.
  • Ardıl Kırmızısaç

    Baykal başaramaz
    Baykal gerçek anlamda sosyal demokrat bir alternatif sunsa da başarılı olamaz. Çünkü, Baykal'ın değişimi AKP'nin basıncıyla olacağından inandırıcı görünmez. İşçi hareketinin zayıf olduğu dönemde sol ancak sıkı parti mücadeleleri sonucunda bir alternatif yaratır. Bunun, değişim rüzgârını AKP'den alacağının ipuçlarını veren Kemal Derviş ve Murat Karayalçın'ın sosyal demokrat tabanı etkileyip birlikte hareket etmesine bağlı olduğunu düşünüyorum.
  • Tuğba Yeltepe

    Bireye odaklanmalı
    CHP ancak bireye odaklanırsa başarı kazanma şansı elde eder. Kıbrıs'taki işsiz genci, güneydoğuda töre kurbanlarını ya da temel özgürlükleri kısıtlanan bireyleri. Eşit eğitim hakkı, iş, refah isteyen ama dini inançlarına bağlı bireyleri düşünmelidir. Politikalarında bireyi temel alan bir CHP doğru kadrolarla amacına ulaşacaktır.
  • Salih Bayrak
    --------------------------------
    YARIN: Bülent Forta, Celalettin Can