Türkiye'de Sol Nerede?...(11)

78'liler Vakfı Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, Türkiye'de egemen sınıfların iyi yetişmiş birikimli insanları öldürerek ya da cezaevlerinde çürüterek yok ettiği için muhalefet alanında ciddi bir boşluk ve sığlık yaşandığı inancında.
Haber: Ertuğrul MAVİOĞLU / Arşivi

12 Eylül hâlâ iktidarda
78'liler Vakfı Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, Türkiye'de egemen sınıfların iyi yetişmiş birikimli insanları öldürerek ya da cezaevlerinde çürüterek yok ettiği için muhalefet alanında ciddi bir boşluk ve sığlık yaşandığı inancında. Can, "12 Eylül sürecinin ürünü olan 'pop star kuşağı'ndan nasıl bir muhalefet üretilir" diye soruyor.
Türkiye'deki sol muhalefetin doruğa tırmandığı 70'li yılları yaşadınız. Bugün bir 78'li olarak toplumsal muhalefeti nasıl yorumluyorsunuz?
Türkiye'nin, kendi topraklarındaki birikimli ve iyi yetişmiş çocuklarına karşı yaklaşımıyla Avrupa'dan çok ayrı bir çizgi izlediğini biliyoruz. Bugün Avrupa demokrasisinin temelinde 68 kuşağının en değerli kadrolarından yararlanılmış olması gerçe-ği vardır. Avrupa'nın demokrasinin
beşiği olarak algılanması tamamen bu olguya dayanır. Türkiye'de ise tam tersine, 68 kuşağının ileri unsurları ya sokaklarda kurşunlanarak, ya darağaçlarında asılarak ya da hapishanelerde çürütülüp tecrit edilerek yok edildi. Bu noktadan bakarsak, Türkiye'deki demokrasinin güdük, çarpık ve zaaflı karakteri kendiliğinden ortaya çıkacaktır.
Eyyamcılar işbaşında
Şimdi soralım: Bugün Türkiye'yi kim yönetiyor? Elbette ki, 68 kuşağının daha vasat, daha geri, daha eyyamcı kesimi sürecin başındadır. 90'lı yıllarda ülke yönetimine bunlar hâkim oldular. Bizim ülkemizde en dinamik, en geleceği olan kadroların tasfiye edilmesinin, ülke yönetiminin tıkanmasıyla ciddi bir ilişkisi vardır. Avrupa burjuvazisi Lois Althusser'i, Jean Paul Satre'ı yok etmedi. Regis Debray'a sırtını dönmedi. Tam tersine onlardan yararlanmaya çalıştı. Bizde ise, Mahir'ler, Deniz'ler katledildiği gibi, düşünce üreten çok sayıda aydının fikirlerini toplumla paylaşması yasaklandı. Tüm bu gerçeklerin sonucu olarak, muhalefette yaşanan boşluğun ve yıllardır süren zafiyetin asıl nedenini, darbe üstüne darbe yapılan bu ülkede, oluk oluk akan kanın dışında aramak, nafile çaba olacaktır.
Emekçi sınıflar tüm bu saldırıların ardından toparlanıp kendilerini yenileme olanağı bulabildi mi?
İşçi sınıfının ancak demokrasi okulunda eğitilebileceği gerçeğini unutmamak gerekiyor. Demokratik ortamlarda kendini ifade edemezsen, vatandaşlık kültürünün temelleri asla atılamaz. Türkiye'de grev sınırlıdır, insanların iş güvencesi yoktur, düşüncelerini açıkladığı için insanların başına ne geleceği belirsizdir. Yaşanan bu son derece
olumsuz koşullarda işçilerin kendilerini yenileme şansı ne kadar olabilir ki?
Çünkü bilgi ve gerçek en çok işçi sınıfına lazımdır. Ama demokrasi olmayınca bilgi ve gerçeğin yayılmasının önü de tıkalı kalmaktadır. Dolayısıyla sosyalizm bilgi ve gerçeğin üzerinde yükselir. Bilginin yasak, gerçeğin örtülü, insanların sindirilmiş olduğu bir toplumda 'Sol neden bir türlü gelişemiyor' diye yakınmak da anlamsızdır.
12 Eylül'ün yarattığı bu yıkımın etki gücünden sıyrılma yolu yok mu?
70'li yıllar sol güçler açısından ciddi bir yükseliş dönemidir. 'Umudumuz Ecevit' sloganı her yerde duyulur olmuştu, ki bunun yaşamda bir karşılığı vardı. Toplum umudu olan bir toplumdu ve bu, Ecevit'i de aşan bir durumu tanımlıyordu. Halk, güzel bir toplum kurma umudunu geliştiriyordu. Bu yükselişi Ecevit kendi yedeğine almaya çalıştı. Ama söylediğimiz gibi Ecevit'in kontrol edemeyeceği kadar hızlı bir yükseliş yaşanıyordu. Toplumdaki bu yükseliş, egemen sınıfları huzursuz edince, halkın karşısına faşistler çıkarıldı. Türkiye'nin her yanında görülen çatışmalar aslında, kendi geleceğini kurma umudu olan toplumun umudunun kırılması operasyonundan başka bir şey değildir. Daha sonrasında bu olaylar bahane edilerek 12 Eylül darbesi gerçekleştirildi. Faşistler, tüm saldırı ve katilamlarına karşın toplumun umudunu yok edememişlerdi, ama 12 Eylül bu yönde çok önemli adımlar attı. 1 milyondan fazla kişinin gözaltına alınıp işkencelerden geçirilmesi, 50 kişinin asılması, yüzlerce kişinin cezaevlerinde ve sokaklarda öldürülmesi, toplumun umudunun yok eden, ağır bir yıkım sürecinin ayrıntılarıdır. Böylesine ayaklar altına alınmış, böylesine çiğnenmiş bir toplumdan kendine güvenli, toplumu kaybettiği dengesine yeniden kavuşturacak bir sol muhalefetin kısa süre içinde çıkmasını beklemek elbette ki hayal olur.
Bu kuşak 12 Eylül'e ait
Yani size göre gelecek açısından hiç umut ışığı görünmüyor mu?
12 Eylül, yapılan kısıtlı reformlara rağmen, oluşturduğu kurumlarıyla, yerleştirdiği adalet anlayışıyla, yasalarıyla fiilen varlığını sürdürüyor. Öte yandan 12 Eylül kendisine yepyeni bir kuşak yarattı. Toplumu değil, kendini düşünen, kendi içinde bulunduğu durum için gizli gizli bir önceki kuşağı suçlayan. 80 öncesi kuşak toplumu düşünürdü, 80 sonrası kuşak kendini düşünüyor. 80 öncesi kuşak ülkesinde yaşanan olumsuzluklardan şikâyet eder ve onu değiştirmek için mücadele ederdi, 80 sonrası kuşak ülke dışına kaçmanın yolunu arıyor. 80 öncesi kuşak ideoloji ve felsefe tartışırdı, şimdiki kuşak pop star olmak için kuyruklara giriyor. Pop star kuşağından nasıl bir muhalif sol kuşak üretilir? Bunun yanıtını ben bilmiyorum.



Özgürlükçü sola ihtiyaç var
Çok açık ki sol, halkın temel problemlerinden koptuğu için bu konumdadır ve açık yüreklilikle kabul etmek gerekir ki kurtarılması gereken halk değil soldur.
ÖDP kurucularından yazar Bülent Forta, giderek güçsüzleşen solun, devleti yeniden yapılandırma vizyonuyla hareket ederek toplumsal gelişmenin önünü açma misyonunu üstlenmesi gerektiğini savunuyor.
Solun yeniden toparlanabilmek için nasıl bir vizyona ihtiyacı var?
Seçim sonuçları bir bütün olarak solun başarısızlığını ortaya koyuyor. Belki de bu aritmetikten daha önemli olan, ileriye dönük bir başarı umudunun da pek ortada görünmemesi. Bunun nedenlerini analiz etmeyen, bu düşüşün ideolojik-düşünsel yanlarını odağa almayan bir değerlendirme yapılmaksızın solun yeniden yapılanması mümkün değildir. Sol, her şeyden önce değişimin öznesi olma misyonunu yeniden kazanmak zorundadır. Görülen o ki bugün değişim isteyenlerin politik adresi olarak AKP gelişip güçlenmektedir. Kıbrıs, AB uyum paketleri, YÖK, MGK gibi kurumların reorganizasyonu vb. konularda AKP statükonun değişmesinden yana ağırlık koymuş bu nedenle de oylarını artırmayı başarabilmiştir. Başta solun-sosyal demokrasinin ana partisi CHP olmak üzere solun büyükçe bir kesimi 'laik cumhuriyeti koruma ve kollama' güdüsüyle statükoyu savunur hale gelmiştir. Bu durum solun devletle ve bürokrasiyle ilişkisini de belirlemektedir. Oysa devlet bugün toplumsal gelişmenin (farklılığın, çeşitliliğin, ekonomik ve siyasal hayatın) üzerinde adeta bir kabuk gibi durmaktadır. Sol her şeyden önce devleti yeniden yapılandırma vizyonuyla hareket etmeli ve böylece toplumsal gelişmenin önünü açma misyonunu üstlenmelidir. Sol açısından en öldürücü konum siyaseti toplumsallaştırmaktan vazgeçip devlet bürokrasisinin gücüne dayanan, devletten beslenen bir muhalefet anlayışına takılıp kalmaktır.
Solun ikinci temel yanılgısı muhalefetini sadece kültürel düzeyde sınırlamasıdır. Laiklik ve yaşam tarzının kısıtlanması gibi temalar solu halkın temel problemlerinden uzaklaştırıp sadece mevcut siyasal düzenin korunması noktasında tutmaktadır. Oysa solun geniş kitlelerle buluşmasının yolu Türkiye için yaşam kalitesinin artacağı, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda dünyayla rekabet edebilir bir ülke vizyonunu ortaya koymak olmalıdır. Ekonomik hayata ilişkin bütün vizyonunu her şeyin kamusallaştırmasıyla sınırlayan bir sol anlayışın hiçbir toplumsal karşılığı yoktur.
Türkiye son derece köklü sorunların henüz çözülemediği bir ülkedir. Ekonomik gelişmişlik, gelir dağılımı, sağlık ve eğitim, çarpık kentleşme vb. noktalarında birçok sorun varlığını sürdürüyor. Bu konulara
eğilmeyen yeni bir ülke vizyonu ortaya koymayan bir sol hiçbir zaman önemli bir başarı kazanamayacaktır.
Solun ezilen yığınlar yerine ağırlıklı olarak küçük burjuvazi arasında rağbet görmesinin nedeni ne olabilir?
Bütün halkçı söylemine karşın solun neden sadece büyük kentlerin varlıklı kesimlerinden oy aldığı üzerine düşünmenin vakti geldi de geçiyor bile. Bu durum 'Halk gericileşti-muhafazakârlaştı' türünden bir aydın elitizmine kapılmaksızın yanıtlanmak zorundadır. Halka rağmen bir 'kurtarıcılık misyonu' üstlenmek kabul edilebilir bir durum değildir. Çok net görülüyor ki sol, halkın temel problemlerinden koptuğu için bu konumdadır. Ve yine açık yüreklilikle kabul etmek gerekir ki, gerçekte kurtarılması gereken halk değil soldur.
Size göre solun kendini aşma ve yenileme şansı var mı?
Değişimci, çağın gereklerini kavrayan; yasakçı değil özgürlükçü olan, ulusalcı değil enternasyonalist olan bir sol anlayışa her zamankinden daha fazla gereksinim vardır. Ancak bu yönelimin solda egemen olması için solun bir yeniden yapılanma süreci yaşaması ve hiç kuşkusuz kendi düşünsel geçmişiyle hakiki bir hesaplaşmaya girişmesi gerekmektedir. Böyle bir hesaplaşma, bugün sol adına konuşan birçok insanın gerçek yüzünü ortaya çıkarmakla kalmayacak, aynı zamanda ülkemizde yeni bir sol anlayışın boy atmasına da kapı aralayacaktır.


Radikal okurları tartışıyor

Ortak şiar demokrasi
Özellikle 12 Eylül depremi sonrasında ortaya çıkan ve günümüze kadar gelen bir dizi tartışma söz konusu. Zorunlu din dersleri bilindiği üzere cuntacı generallerin eseridir. CHP gibi kendini devletin koruyucusu hisseden bir partinin bu konuyu cesurca işlemesi ne derece beklenebilir? 'Önce demokrasi', ortak şiar olmalıdır.
  • İrfan Açıkgöz

    Kazanılacak kitle yok
    Devlet, solu ezerken eşzamanlı olarak, insanları eğitimsiz bırakmaya ve dine sığınan kitlelerin büyümesine yönelik bir politika üretti. Çünkü komünizm tehlikesine(!) karşı sağlam bir müttefikti. Demokrat olanlar ise tümden yok edilmek istendi. Yani, sol bir partinin kalbini kazanacağı bir kitle zaten yok.
  • Barış Kıratlı

    Zenginleri temsil ediyorlar
    CHP, SHP, DSP ve diğer sosyal demokratlar bu gün zengin kesimin siyasetini yapmakta, onların çıkarlarını savunmaktadır. Artık ülke insanının yeterince sömürüldügü ortadadır. Yıllardır sosyal demokratlarla ülke insanının hakkını savunmaya çalışanların artık görmeleri gereken, bir şey var.
    O da umudun sosyalizmde olduğudur.
  • Tahir Öcal

    Bireye odaklanmalı
    Tüm dünyada uluslararası antikapitalist harekete yaklaşan sol unsurlar büyüyüp gelişirken, uzak duran unsurlar ise gün geçtikçe daha fazla izole olup yalnızlaşıyor. Kitlelerden öğrenen ve çevrecilerden feministlere, eşçinsellerden işçilere geniş bir yelpazeyi kapsayan yeni bir sol şu anki mevcut liderliklerle oluşamaz.
  • Tolga Şirin

    Kürtlerle birlikte
    Türkiye solunun temel problemi, solun tarihinden beri var olan 'ezilenleri temsil edip haklarını koruma' görevini yerine getirmemesidir. Çözüm Kürtler, işsizler ve yoksulları kucaklayacak politikaları savunan ve onların hakları için mücadele eden sol partiler koalisyonudur. Sol partiler bu koalisyonda birlikte hareket etmeli ve Kürt partileriyle ortak hareket etmenin yolları aranmalıdır.
  • Doğan Özkan

    Geride kalan
    Yaşım 25, eski bir ÖDP'liyim, Ufuk beyli, Sadun Erenli, Kürşad Bumin'li, Mina Urgan'lı ÖDP! Şimdi atıldığım üniversiteyi bittirme derdindeyim. Geriye kalan sadece bir hiçlik duygusu. Benimle okula başlayanlar önemli şirketlere kapak attılar. Ben pankart taşıdım, cop yedim! Bir eski tüfekler solu anlamlı yaşadı. Gerisi palavra!
  • Ali Deniz

    Değişime ayak uydurmak
    Türkiye'de sol, toplumun dönüşümünü kavrayamadı. Biz sürekli değişen bir toplumun sorunlarını dedelerimizin gözleri ile gördük ve onların bakışı ile çözmeye çalıştık. Traktör aldık ama traktörü öküz ve karasabanla tahayyül ettik. Dinamik bir yapıya sahip olan toplumun sorunlarına dinamik yapısıyla çözümler üretmiş olan Atatürk ilkelerini statikleştirmeyi başardık.
  • Ahmet Alpay

    Kürt sorunu
    Türkiye'de sol, Kürt sorununu görmezden gelip DEHAP ve ekolüne bölücü gözle bakmaya başladığında aslında bitme sinyalleri vermişti. Karayalçın'ı bölücülerle işbirliği yapmakla suçlayanlar kalkıp faşist bir partiyle aynı görüşte olduklarını söylediler. Sol demek sadece solculara değil herkese demokrasi demektir. Sol 'Herkese demokrasi' şiarıyla büyür.
  • Celil Kaya

    Sermaye kendini yeniledi
    Sermaye SSCB'nin dağılmasının ardından yeni kültürünü ve dilini oluşturdu.
    İşte solun sorunu da burada bence. Emek-sermaye mücadelesinde sermayenin değişimini kavrayamayan sol karşıt bir dil oluşturmaya bile gerek görmedi. Sol kendini var edecekse sermayeyi, sınıfları, yeni üretim biçimlerini tekrar tartışmalı ve 'Nasıl bir sosyalizm' sorusuna cevap bulmalıdır.
  • Onur Akyol

    Seçenek sosyalizm
    Sosyalizm, kapitalizmin antitezidir. IMF politikalarını eleştirmeden yapılan solculuk olsa olsa tatlı su solculuğu olur. Sermaye karşısında emeğin ve tüm çalışan sınıfların çıkarlarını savunmadan solcu olunmaz. Sol öncelikle kapitalizmin nesnel bir eleştirisini yapmalı,
    ve topluma yeni bir seçenek sunmalıdır. Bu seçenek de sosyalizmdir.
  • Cihanşah Muratoğlu

    Maskeleri indirin
    Solculuk akımı araç değil amaçtır. Bu da gösteriyor ki Murat Karayalçın ne Güçbirliği'ne ne de Kürtlere hiçbir vaatte bulunamaz. Çünkü seçime haftalar kala Özgür Gündem gazetesinde Kürt aydınlarına yönelik katliamları kim ve nasıl yaptıkları hakkında bazı krokiler yayımlanmıştı. Karayalçın Kürtlere seslenirken buna neden değinmedi.Bence kendisini de suç ortağı hissettiğindendir. Kürtlerin geleceği için birileri maskelerini kaldırıp çekilse iyi olur.
  • Mustafa Melikoğlu

    Lider sultası
    "Türkiye'de CHP'siz sol olmaz" görüşü ne denli doğruysa, bugünkü CHP'nin de sol olmadığı o denli doğru. CHP'nin öncelikle genel başkan sultasından kurtarılması gerek. Bu da sadece parti genel başkanının değişmesi ile değil, yeni bir kadro oluşturulması ve tüm partililerin yaklaşımlarının köklü bir biçimde değişmesi ile kalıcı olabilecek bir olay.
  • Durali Akbaş

    Modern mitler
    Siyasal iradenin ön plana çıkması bize mitolojinin modern karakterlerini kazandırmadı değil. Halkın karşısına kendisini koyacağına, kendisini halkın karşısında olanlara benzetme ihtiyacı duyan sol hareket, eşitsizliğin tüketimden çok, üretim ve üretim ilişkilerinden kaynaklandığını vurgulamadığı sürece idealizm batağına saplanmaya mahkûmdu. Yine de umut var... Nietzsche, "Umut kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır" dese de...
  • Barış Aybakır

    Kitlesiz solculuk
    Tarihsel bir geçmişten yoksun ve sürekli egemen sistem tarafından dışlanan -potansiyel düşman görülen- bir hareketin doğal olarak gelişimi de ancak sistemin sınırları dahilinde olabilecektir. Bu anlamda sistemi doğru tahlil edemeyen bir sol hareketin sistem karşısında illegal tarza bürünüp yeraltına inmesi solun daralmasının temel sebeplerinden biridir.
  • Doğan Tişkaya
    -----------------
    YARIN: Ergin Yıldızoğlu, Mustafa Altıntaş