Türkiye'de Sol Nerede?...(2)

Radikal sola şans
Ahmet Çakmak: Türkiye'de muhalefet AKP'ye oy veriyor. Ütopyacı ve maceracı olmayan radikal sol, alternatif politikalar geliştirirse şans bulabilir.
Yeni 'devlet'in çağı
Baskın Oran: AKP ilerici, CHP gerici konumda. Asimilasyoncu ulus-devletin ömrü bitti. Artık demokratik devlet, insan hakları devleti önde.
Hatalı okumalar
Tanju Tosun: Solun yüzde 20'lere sıkışmasının nedeni, politik söylem ve temsil krizi. Sol ve merkez sol, 1980 sonrası dönüşümü yanlış anladı.
Haber: Ertuğrul MAVİOĞLU / Arşivi

Ege Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Tanju Tosun'a göre IMF önermelerinden sapmayan AKP, sermaye kesimlerinin onayını almış ve onların gözünde merkez sağın yeni temsilcisi konumuna girmiş durumda. Solun zayıflamasının sırrı ise, Türkiye'de 1980 sonrasında meydana gelen sosyo ekonomik dönüşümü doğru okuyamamasında.
Solu beslemesi gerektiği varsayılan yoksulların oyları AKP'ye mi akıyor?
Kapitalizmin değer ve önceliklerini İslami değerlerle harmanlayan büyük kentler ve Anadolu'daki talepkâr girişimciler sosyolojik temelinde azımsanmayacak güce sahip. Fakat asıl olarak yıllardır milli gelirden çok az payla yetinmek zorunda bırakılan, gündelik geçimlerine dair asgari standarda kavuşma arayışında olan kitlelerin siyasal tercihlerinin yeni adresi AKP. AKP bu kesim için halen 'umutların partisi' görünümünde.
Teorik olarak bakıldığında, sınıfsal konum- siyasal aidiyet ya da parti tercihi ilişkisinde bu kitlenin ağırlıklı olarak sol partilerin doğal müttefiki olması gerekirdi. Fakat 1980'lerden itibaren bireyi ve toplumları
kuşatan postkapitalist 'yeni değerler' sınıfsal konumdan hareket ederek, partilerin sosyolojik temelleri-ne dair önermelerde bulunmayı güçleştiriyor. Yani, Batı toplumlarında olduğu gibi, Türkiye'de de artık belirli sosyal-sınıfsal kategoriler belirli partiler için rezerve edilmiş seçmen kitlesine tekabül etmiyor. Bunda bize özgü dini, milli değerlerin siyasetçiler tarafından popülizmle yoğrulmasının payı da büyük. Özellikle merkez sol bu kitlenin yoksulluğu karşısında önceliğini müesses nizamın idamesine verdiği için, doğaldır ki onlarla irtibatlanamıyor, aidiyet bağı tesis edemiyor.
AKP merkez sağ tabana oturdu mu?
AKP tipik bir merkez sağ parti olarak ekonomi politikalarındaki önceliğini sınırlı sosyal adalet takviyeli niteliğiyle mevcut iktisadi dengelerin korunmasına ayırmış durumda. Bu haliyle IMF önermelerinden sapmayan ekonomi vizyonunu onunla bağlantılı ve bağımlılık temelinde kurduğu için, sermaye kesimleri nezdinde tasdik ediliyor ve bunların gözünde de merkez sağın yeni sakini olarak kabul ediliyor. Üretim ve kalkınma kadar bölüşüm konusuna kafa yorma yerine, sosyal adaletsizlik ve eşitsizlikleri Müslüman dayanışması ile halletmeyi kâfi gördüğü sürece, zengin sınıfların bir kesimi ona oy vermese de onun arkasında olmaya devam edecekler. Alt ve orta sınıflardan gelen desteğe, sermayenin AKP'nin icraatlarını onaylaması eklendiğinde, öngördüğü iktisat politikalarını uygulamaya sokma konusunda bu partiyi muktedir kılmaktadır. AKP lehine tesis edilen güven doğaldır ki kendisini neredeyse sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir milletin biricik partisine dönüştürüyor.
Merkez solun durumu vahim
Sol neden bu denli zayıfladı? Alternatif politika mı üretemiyor?
Solun toplam oy gücünün yüzde 20'lere sıkışıp kalarak zayıflamasının temel nedeni yaşadığı politik söylem ve temsil krizidir. Genelde sol, özelde merkez sol 1980 sonrası Türkiye'nin olumlu ve olumsuz yanlarıyla geçirmekte olduğu sosyoekonomik dönüşümü kendisine yakışacak ölçüde okuyamıyor. Solda ya topyekûn bir reddiyecilik söz konusu ya da dönüşümü kavramasına rağmen buna alternatif politikalar üretememe sıkıntısını yaşanıyor. Sorun merkez sol cenah açısından daha da vahim boyutlarda. DSP ve YTP'nin parti sisteminde uzun süreli birer 'etkin parti' olarak kalamayacakları varsayımından hareket ederek, CHP üzerinde yoğunlaşmak gerekir. Çünkü CHP bugünkü haliyle solun en büyük muhalifine dönüşmüş durumda. Önder kadrosu ne zaman sola özgü açılımlardan söz ediyorsa, bilinmeli ki o zaman özgürlükçü solun gelişiminin önüne yeni bir engel çıkarılmış oluyor. Kendisini sosyal demokrat ilan ederken, aslında bu ideolojinin varoluşuna aykırı otoriter, merkeziyetçi buyurgan söylemle kitlenin karşısına çıkıyor.
CHP gösteri siyaseti yapıyor
Zaten tarihsel olarak CHP geleneği ortanın solu, demokratik sol ideolojik yeniden yapılanma denemeleri ve SHP'li yıllar hariç, hiçbir dönemde kendisini var eden tarihsel bloktan kopma gayretinde olmadı. Başı sıkıştığı anda tarihsel blokun hassasiyetlerini toplumsal merkezin talepleri yerine ikame etmeyi sol siyaset zannetti. Böyle yaptıkça da siyasal merkezle bütünleşirken, toplumsal merkezden uzaklaştı. Klasik sol partilere özgü örgüt, kadro, program, ideoloji birlikteliğinin nasıl sağlanabileceği konusunda mesai harcama yerine, imaj yoğunluklu gösteri siyasetinden medet umduğu için, ezilen, dışlanan, kendisine umut bağlamaya hazır kitlelerle arasına mesafe koydu, onlarla irtibatlanamadı.
Yerel ve küresel eksenli, bireyin her alanına sirayet eden sorunlara dair politika üretme yerine, sosyal demokrasi tahayyülünü cumhuriyetçilik ve laikliklikle eşitlediği nutuk odaklı siyaset tarzına indirgedi. Bunun içindir ki CHP siyasal kimliğini vasat bir merkez partisinin ötesine
taşıyamıyor. Sosyal demokratlar ideolojik anlamda çağdaş ve tutarlı, örgütsel anlamda demokratik, katılımcı bir siyaset tahayyülünü küresel gerçekleri yok saymadan, ama onların da esiri olmadan, örgütlerini yeniden yapılandırma konusunda mesai harcamadıkları sürece, içine girdikleri çıkmazdan kurtulmaları ve güçlenmeleri mümkün görünmüyor.



AKP ilerici CHP gerici konumda
Baskın Oran: Devir, vatandaşını zorla değil, gönlünü ederek kendi yanına çeken devletin devridir. Ama CHP bugünkü yapısıyla bunun tek bir kelimesini bile anlayamaz.
Ankara Üniversitesi SBF öğretim üyesi Prof. Dr. Baskın Oran, 1920 ve 30'ların aşağıdan tepkisini vermiş olanların torunlarının AKP eliyle yukarıdan devrimi sürdürdüğü, buna karşılık 1920 ve 30'ların yukarıdan devrimini yapmış olanların torunlarının ise CHP kimliğinde Sevr paranoyasını yürüttükleri inancında. Oran, bu nedenle AKP'nin ilerici, CHP'nin ise gerici konumda olduğunu savunuyor.
Sizce solun etkin olamamasının nedenleri nerede aranmalı?
İngiltere'yle ve buharla tanımlanan Birinci Sanayi Devrimi, ABD ve yürüyen bantla tanımlanan İkinci Sanayi Devri'mi. İkisi de önce sermayeyi emek karşısında güçlendirdi, ama sonra emeği de kuvvetlendirdi.
Şu anda Batı dünyası, elektroniği kullanarak Üçüncü Sanayi Devrimini yapıyor. Bunun emek-sermaye ilişkileri üzerindeki etkileri, şu anda kesinlikle emeği zayıflatır yönde. Çünkü: a) Kol emeği başta olmak üzere emeğe ihtiyaç azaldı; b) Emeğin marjinal verimliliği azaldı; c) Emek lokalize edildi yani hareketliliği minimuma indirildi; vizeler sağ olsun; d) Aynen Birinci Sanayi Devriminin manifaktür aşamasında olduğu gibi emeğin sınıf bilinci zayıfladı, çünkü örneğin eve iş veriliyor; e) SSCB tipi komünizmin yıkılması bu sürecin hızını artırdı.
Buna paralel olarak, sermaye güçleniyor:
a) Hareketliliği maksimumda; bankamatikten bile yollanıyor;
b) Hareketlilik sonucu her istediği yere anında gidebildiği için marjinal verimliliği arttı;
c) Tüm dünyayı pazar olarak kullanmaya başladı;
d) ulusal sınırları zayıflatarak ve uluslararası işbölümünü gerçekleştirerek mekân'ı; ulusal devleti zayıflatarak da kaynakları istediği doğrultuda kullanabilir hale geldi. Bu durum böyle kalmayacak ama, şu anda bütün dünyada sol bu nedenlerle zayıf.
Türkiye'de sosyaldemokrat muhalefetin güçsüzlüğünün kaynağı ve temel olumsuz niteliği nedir?
CHP ve benzeri partilerin ortak paydaları modernleşme/Batılılaşma. Yani, Kemalizm. Bunların güçsüzlüklerinin bir nedeni elbetteki yukarıdaki nedenler, ayrıca parti içi muhalefete acımasızlık, vs. Ama asıl nedeni başka tarafta: Türkiye'nin 1930'lardan 2000'lere geldiğini bir türlü kabul edememek.
İdeoloji 'Belli bir tarihte ortaya çıkan belli sorunlara paket çözüm getirir.' Tarih değişip de sorunlar değişince, ideolojinin de (temel direklerini korumak şartıyla) değişmesi gerekir. Yoksa, ideoloji ölür.
1920 ve 30'larda Kemalizm, durağan yapısı yüzünden aşağıdan talep getirmeyen bir ülkede Batı'nın ileri üstyapısını (Batılı hukuk, reformlar, vb.) yukarıdan devrimle Türkiye'ye aşıladı. Bugün artık tutmuş olan bu aşıya, o zaman, doğal olarak, aşağıdan gerici bir tepki geldi: İrtica.
Bugün, bu yukarıdan devrim AB uyum paketleri biçiminde devam ediyor, çünkü Batı'nın ileri üstyapısı için aşağıdan talep yine zayıf. Aksine, bu reformlara aşağıdan yine bir tepki geliyor: Sevr paranoyası.
İşin ilginç tarafı, ortada muazzam bir çapraz durum var: 1920 ve 30'ların aşağıdan tepkisini vermiş olanların torunları (AKP) bugünkü yukarıdan devrimi sürdürüyor, 1920 ve 30'ların yukarıdan devrimini yapmış olanların torunları (CHP) ise bugünün irticası olan Sevr paranoyasını yürütüyor.
İşte, bu nedendendir ki AKP ilerici, CHP gerici durumda. CHP, 1930'ların temel niteliği asimilasyon olan ulusdevletinin ve askerlerin sözcüsü durumda.
CHP ve benzeri partiler şunu anlamamakta ısrar ettikleri sürece durum böylece devam edecek ve yok olacaklar: Asimilasyoncu ulus-devletin devri ve ömrü bitti. Bu devlet türü artık 'demokratik devlete', insan hakları devletine dönüşüyor.
Bu gerçeği, 'Bizi parçalıyorlar! Sevr geliyor! Öcü geliyor!' çığlıkları örtmeye yetmez. Türkiye'de ulus-devlet bu gerçeği anlarsa güçlenir, anlamamakta ısrar ederse asıl o zaman parçalanır. Devir, vatandaşını zorla değil, gönlünü ederek kendi yanına çeken devletin devridir. Ama CHP'nin bugünkü yapısıyla bunun tek bir kelimesini bile anlayabileceği kanısında değilim.


AKP muhalefet gibi
Türkiye'de muhalefet AKP'ye oy veriyor. Bu tuhaf gibi görünen durumun nedeni iktidar ve muhalefet kavramlarının ülkemizde bilinen şablonlarının oldukça dışına çıkmış olması.
Marmara Üniversitesi İİBF İktisat Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Çakmak, AKP'nin yükselişinin iktidardayken muhalefet taklidi yapmasından kaynaklandığını savunuyor. Çakmak, AKP'nin düşüşünün de muhalefetin güçlenmesiyle değil, iktidarın performansındaki gerilemeyle mümkün olacağına inanıyor. Çakmak'a göre, AKP'deki gerileme sosyal demokratların değil, maceracı ve ütopyacı olmayan radikal solun önüne önemli bir fırsat sunacak. Solun bu fırsatı değerlendirmesi ise kendisinin de inanacağı alternatif projelere sahip olması ve iyi liderler yetiştirmesinden geçiyor.
Türkiye'de tabandan gelen, kendiliğinden bir muhalefet eğilimi ya da ihtimali söz konusu mu?
Türkiye'de muhalefet AKP'ye oy veriyor. Bu tuhaf gibi görünen durumun nedeni iktidar ve muhalefet kavramlarının ülkemizde bilinen şablonlarının dışına çıkmış olması. AKP hem iktidar taklidi yapıyor, hem de düzenin muhalifiymiş gibi davranıyor, iktidardayken muhalefeti oynuyor. Dolayısıyla Türkiye'de sorunuzdaki anlamda bir muhalefetin yükselebilmesi için AKP hükümetinin bir süre yaşanması gerekiyor. Eğer AKP başarısız olursa büyük bir muhalefet potansiyelinin ortaya çıkacağına muhakkak nazarı ile bakabiliriz.
Demokrasi tabandan gelir
Muhalefet, kendi içindeki muhalefete acımasız olduğu için mi bir türlü gelişemiyor?
Muhalefetin gelişememe nedenleri arasında kendi içindeki muhalefete acımasızlığının önemli yer tuttuğunu sanmıyorum. Parti içi demokrasinin muhalefetin gelişmesi bağlamında önemli olduğunu, etkili olduğunu sanmıyorum. Belki parti içi muhalefete acımasızlık pıtırak gibi sol partilerin türemesine neden oluyor diye düşünülebilir ama bu galiba sadece sol kesime özgü değil. Öteki tarafta da benzer şeyler yaşanıyor. Fikir ayrılıkları ve kariyerizm çok sayıda partiye yol açıyor. Hatta hilkat garibesi türünden sözde 'parti görüşleri' hesaba katılırsa, bunların aynı çatı altında parti içi demokrasi ilkesi işletilerek birlikteliği daha olumsuz bir alternatif olarak düşünülebilir.
Sosyal demokrasi etiketli muhalefetin alternatif bir politik söylem oluşturduğunu söylemek mümkün mü?
Sosyal demokrasi etiketli muhalefetin alternatif bir politika oluşturduğu söylenemez. Söylediklerinizin alternatif bir politika sayılması için şu asgari koşulların en az birini içermesi gerekir: 1. Neoliberalizme alternatif ekonomi politikalarınızın olması gerekir, 2. İslam'ın mevcut tutucu ve egemen sınıflardan yana yorumuna halktan yana bir yorumla karşı çıkabilmeniz gerekir. Burada demokratikleşmeye yer vermediğim söylenebilir.
Çünkü gerçek demokratikleşme tabandan olur, taban sahip çıkarsa olur. Türkiye'de görünüşte aksi yönde izlenimler olmasına rağmen tabanın büyük ölçüde demokratik değerleri taşımadığını düşünmekteyim. Bu bağlamda feodal kalıntılar, her türlü şovenizm, erkek egemenliği, İslam'ın Türkiye'deki hâkim biçimi gibi unsurlar sözkonusu. Bunlar kolay olmayan, zaman
alan sosyolojik dönüşümler. İkincisi de demokratikleşme günümüzde sanıldığı kadar önemli ve sorun çözücü olmayabilir.
CHP, devletçi muhalefet çizgisiyle eleştiriliyor. Bu tür bir muhalefet anlayışı toplumda tutar mı?
Devletçilik ve askercilik Türkiye'de halkın gözünde 'muhalefet' kavramıyla yanyana gelen sözcükler değil. Devletçilik ve askercilik yapan partiler her zaman kaybediyor. MHP'nin bir ara yükselişi-nin konjonktürel olduğunu varsayıyorum. Ama öte yandan devletçilik ve askercilik yapanların kaybettiği, Kürtlerin ve muhtemelen öteki azınlıkların askerlerden ve devletten hoşlanmadığı, tarihsel oy farkına gitmekte olduğu söylenen AKP'nin devletle ve askerle sürtüşme imajı üzerinden prim yaptığı bir ülkede anketlerde en güvenilir kurum olarak devamlı ordunun çıkması ne anlama geliyor, anlayabilmiş değilim. İçinde bulunduğumuz ve iktidar odakları arasındaki güç dengelerinin karmaşıklaşmaya başladığı ortamda bazı konularda ve zaman zaman askerin de muhalefet kimliği taşımaya başladığını da gözden kaçırmamak gerekiyor.
Sol alternatif politika üretmeli
Verili koşullarda AKP'yi geriletecek bir muhalefet hangi temellerde yükselebilir?
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin gerilemesi, bence, muhalefetin yükselmesine değil, AKP'nin performansına bağlı. Zaten AKP'nin performansı kötü olursa muhalefet potansiyeli ortaya çıkabilir. Böyle bir potansiyeli kazanma şansı maceracı ve ütopyacı olmayan radikal solun önüne gelecektir. Eğer halkı ürkütmezlerse 'Bir de bunları deneyelim' teorisi bu kez radikal soldan yana çalışabilir. Tabii bunlar yetmez. Maceracı ve ütopyacı olmayan radikal solun kendi söylediğine kendisinin de inanacağı alternatif politikalar üretmesi ve iyi liderler yetiştirmesi de gerekiyor. Muhalefetin gerçek olanı, kapitalizm koşullarında soldur, sosyal demokrasinin şu andaki haline bakınca sadece sol yetmiyor, radikal sol demek gerekiyor.
----------------
YARIN: Ahmet İnsel, Fuat Keyman



  • Düşüncelerinizi gönderin!
    Türkiye soluna ilişkin düşüncelerinizi 100 kelimeyi geçmeyecek uzunlukta gönderin, yayımlayalım. emavioglu@radikal.com.tr
    faks: 0212 505 65 83

  • DÜZELTME
    Yazı dizisinin dünkü bölümünde, Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kuruluşu maddi bir hata sonucu 1930 yerine 1927 olarak çıkmıştır.
    Prof. Dr. Ünsal Oskay'ın dünkü röportajla ilgili gönderdiği düzeltme ise şöyle: "Halk Dışarda Kaldı arabaşlıklı bölümde Serbest Fırka'nın kısa serüveninde Limancı Hamdi Bey'in değil, Fethi Okyar'ın adını vermiştim.
    Limancı Hamdi Bey'den ise taşranın bu durumu karşısında üzülen Atatürk'ün 1927'de düzenlettiği Anadolu'ya tren gezisine daveti sırasında, sanırım ikinci akşam yemeğindeki bir konuşmasını işaret ederken söz etmiştim."
    Her iki hatayı da düzeltir özür dileriz.