Türkiye'de Sol Nerede?...(3)

'Gerçek sol figürler çıkmıyor'
Ahmet İnsel: AKP, solun başaramadığı dönüşümü başardı. Türkiye'de gerçek anlamda bir sendika lideri ve sol figür yok, sol liderlerin hepsi havas. Bir siyasi depremin yaratacağı yıkımda sol yeni bir hamle yapabilir.
'CHP'ye rağmen CHP tartışılacak'
Fuat Keyman: 1990'larda siyasi kaygılar öne çıktı, ekonomik ve demokratik sorunlar geri itildi, siyaset daraltıldı. CHP içinde ciddi hesaplaşmalar yaşanabilir. CHP'ye rağmen CHP'yi tartışmayı sürdüreceğiz.
Haber: Ertuğrul MAVİOĞLU / Arşivi

Dibe vurunca çare gelir
Galatasaray Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet İnsel, CHP'nin ancak geçmişiyle, otoriter devletçi yapısıyla hesaplaşırsa bir umut oluşturabileceğini düşünüyor. İnsel'e göre, bu hesaplaşma süreci sonrasındaki CHP de artık eski CHP olmayacak.
Muhalefetsiz Türkiye'nin sorumlusu kim? Sol muhalefetin kendisini
toparlayabilmesi için mucizevi bir gelişme mi olması lazım?
Türkiye'de seçimleri ve iktidarı AKP mi kazandı yoksa sol mu kaybetti. Benim yanıtım ikisinin de doğru olduğudur. AKP Milli Görüş siyasetinde son derece afaki birçok düşünceyi dönüştürdü ve merkez sağ parti konumunu işgal etmeyi başardı. CHP'yi de dahil ederek söylüyorum, bu dönüşümü solun başaramadığını söylemek mümkün.Böylelikle Türkiye toplumununun önemli bir bölümünün beklentilerine yanıt oluşturacakpolitikala-rın taşıyıcısı parti imajı AKP'nin tekelinde kaldı. Sol reform taşıyıcılığını kendi bünyesinde kristalize etmekten aciz kaldı. Bu acizliğin kökeninde de solun içinde bulunduğu gayet derin, yapısal, tarihsel bir ufuksuzluk, kabiliyetsizlik, bir düşünememe, kendini yenileyememe durumu vardır. Türkiye solunu, Avrupa'daki, Güney Kore'deki ya da Brezilya'daki sol ile karşılaştırdığımızda sol hareketin ya tarihi bir yanlış anlama sonucu kendini sol zannettiğini, ki bu sözüm CHP için geçerlidir, ya da devletle, CHP ile, halkla olan ilişkileri nedeniyle kendi dar bir alana hapsettiğini görüyoruz. Dolayısıyla muhalefetsiz bir iktidar olgusunun sorumluları arasında sol da var. Bu açıdan bakarsak uğranılan hezimet belki de yararlı olacak. Çünkü bugüne kadar hep ara formüller arandı. 'CHP'nin
içine iki tutam demokrasi katarak, Murat Karayalçın'ı, Kemal Derviş'i işin başına getirerek' sorunun çözüleceği sanıldı. Bir yenilgi lazım. Ama bu yenilginin çok büyük olması lazım. Bu yenilginin kısa vadede belki toplumsal muhalefet açısından bedeli yüksek olacaktır, ama böyle bir tabula rasa, böyle bir temizlik, böyle bir yıkım döneminin üzerine yeni bir hareketi inşa etmemiz gerekli. Ne kadar bunun tersi makul gibi gelse de CHP geleneği içinde bunun mümkün olmadığı kanısındayım. Çünkü CHP geleneği, sağ, devletçi, otoriter bir gelenektir. CHP ancak geçmişiyle, otoriter devletçi yapısıyla hesaplaşırsa bir umut doğabilir. Ama o zaman da CHP artık eski CHP olmaz.
'CHP şizofrenik bir parti'
CHP sosyalist enternasyonal toplantılarında oradaki partilerle arasındaki farkı göremiyor mu?
CHP şizofrenik bir parti. Bunu AB konusunda çok net yaşıyoruz. AB ile ilgili işlerde CHP yurtdışına Kemal Derviş'i gönderiyor. Niçin? Çünkü CHP'nin yurtdışında, AB yanlısı olarak görünmesi lazım. Benliği ikiye ayrılmış bu partinin. CHP yurtdışında kendisini özgürlükçülüğün,
eşitlikçiliğin ve demokratikleşmenin savunucusu, şeriatçılara karşı direnen yegâne parti olarak sunuyor. Ama Türkiye'deki politikasıyla dışarıda söyledikleri arasında herhangi bir bağ yok. Yurtdışındaki bu konuşmaları Türkiye'de yayımlasak, CHP'yi Kıbrıs fatihi olarak gören seçmenlerinin büyük bir çoğunluğu dehşet içindekalır.Yurtdışında
savunduklarıyla CHP, AKP'den çok daha fazla takiye yapıyor. CHP'nin Sosyalist Enternasyonal üyeliği değil, bugün ne yaptığı önemli. Sosyal demokrat etiketi taşıyıp faşizan olan partiler de olabilir. CHP siyasi anlamda halk desteğinden ziyade devlet desteğini tercih etmiş bir parti. Dolayısıyla devlet-toplum çatışmasını hâlâ kafasında taşıyan ve kendisini devletten yana konumlandıran bir parti. Demokrasiye laf bazında inanan ama fiiliyatta otoriterliğe inanan bir parti. CHP işçilerle, sendikalarla, emekçi kesimle hemen hemen hiçbir bağı kalmamış bir parti. CHP bir tür çıkar, camia ilişkisi bağlamında birbirine kenetlenmiş bir delegeler birliği. O yüzden Deniz Baykal'ı değiştirmek çok zor.
CHP'nin dönüştürülmesinin imkânsız olduğunu söylüyorsunuz. Peki sizin beklentiniz yeni bir sosyal demokrat hareketin doğması mı?
Yeni bir oluşum yaratmak elbette ki kolay değil. Yeni oluşumlar tarihte çok istisnai zamanlarda ortaya çıkar. Her zaman da uzun vadeli olamazlar. ANAP bile 1983 ortamında kurulmuş bir parti. Eleştirilecek ve desteklenecek çok önemli işler yapmış olmasına karşın bugün hemen hemen bitmiş durumda. YTP kurulduğu gibi bitti. Ama bana öyle geliyor ki, Türkiye'de ciddi bir siyasi deprem yaşanacak. Bu depremin yarattığı yıkım, yeni bir sol hamle gerçekleştirmek için uygun ortamı hazırlayacak.
Neoliberalizmin etkisi sürecek
Türkiye'de sol ne zaman kendi sınıfsal tabanına oturacak?
Belki de sınıfsal taban dediğimiz olgu, dünyada ve Türkiye'de çok daha karmaşıklaşıyor. İnsanların 'Ben işçiyim, ben emekçiyim, benim parti bu partidir' diyebilecekleri, üretimdeki işbölümünden kaynaklanan bir bilinçlenme duygusu giderek kayboluyor. Bu belki Türkiye'ye özgü değil, kapitalizmin dönüşmesiyle ilgili bir şey. Sol partiler bu yeni sınıf kavramını yeniden düşünmek ve değerlendirmek zorundadır. Bu şu anlama gelmiyor: Sosyal sınıflar bitti, herkes aynı partiye. Yeni sınıfsal bölümlenmelerden bahsediyorum. Solun'İşçisin seni şçi kal'sloganının
ötesinde toplumsal bir tasavvur oluşturması lazım. Bu çok önemli, çünkü sol hızla şehirli elit kesimin partisi olma yolunda ilerliyor. Gerçek anlamda sendika liderimiz yok. Gerçek anlamda sol bir figürümüz yok. Lula tipi bir figür çıkaramıyoruz. Osmanlı'da 'havas' derlerdi.
Bunların hepsi havastan gelme. Kabul etmek gerekir ki, şu anda biz neoliberalizmin dil yapısına tabiyiz. Neoliberalizmin etkileme gücü büyük ihtimalle önümüzdeki on yıllarda da sürecek. Yeni modellerin ortaya çıkabilmesi için de, büyük ölçüde olumsuzluğu tescillenmiş reel sosyalizm deneyiminin hafızalardan silinmesi gerek. Toplumsal hareketler uzun vadede devrevi salınımlar gösterir. Biz şimdi bu devrevi salınımların dip noktalarındayız. Ama bu kader değildir. Bizim göstereceğimiz cesaret ve yetenek, bu salınımı etkileyecektir.



Dar alanda devletçi muhalefet
Tartışmalar saman alevi gibi bir anda yanıp sönmezse, önümüzdeki süreçte CHP'nin içinde ciddi hesaplaşmalar yaşanacak. Bu hesaplaşma ya CHP'yi yeni bir yapılanmaya sürükleyecek ya da parti içinde sert kırılmalar yaşanmasına neden olacak.
Koç Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Fuat Keyman, 1990'lı yıllarda irtica ve Kürt sorunu nedeniyle rejimin korunmasının öne çıkmasının siyaset alanını daralttığı görüşünde. Keyman'a göre, bu yıllarda siyasi partiler, topluma dönük siyaset yapmak yerine, kendilerini devlete endeksledi.
Yazılarınızda Türkiye'de siyaset alanının daraldığını savunuyorsunuz. Bu düşüncenizi açar mısınız?
Türkiye'de siyaset alanının darlığı sorunu özellikle 1990'lı yıllardadır.
İki nedeni var. Bunlardan biri 1990'lı yılların tamamen ideolojik temelde rejimin korunmasına yönelik politikalarla gitmesidir. Bunun içereğinde bir Kürt sorunu var. Bir de, 1994'te başlayıp giderek yükselen İslam'ın siyasallaşma süreci yer alıyor. O yüzden de siyaset-devlet ilişkisi ağırlıklı olarak bu iki soruna odaklaşıyor. Bu süreçte gerçek ekonomik sorunlar, demokratikleşme sorunları rejim sorunu önde olduğu için ikinci plana atıldı. O yüzden 1990'ları şu şekilde yorumlayabiliriz: Bir yandan ekonomik-demokratik sorunlar derinleşiyor, bu yönde talepler yükseliyor, ama diğer yandan bu talepler güvenlik adına erteleniyor.
'2002'de ağırlık ekonomiye geçti'
1999 seçimlerine baktığımızda, her iki seçimin de ideoloji ağırlıklı yapıldığını görürüz. 1995 seçiminde Refah Partisi'nin yükselişinin nasıl engellenebileceği sorunu öne çıktı. Burada da ekonomi sorunu var ama ikinci plana atılmış durumda. 1999 seçimleri de Abdullah Öcalan'ın yakalanması sonrasında ortaya çıkan bir istikrar arayışının gölgesinde gerçekleştirildi. Yani yapılan her iki seçim de 2002 seçimlerinden karakter olarak ayrılır. 2002 seçimlerinde ağırlık ekonomidedir.
Dolayısıyla Türkiye'de partiler bir alışkanlığın da sonucu olarak kendilerini devlete göre konumlandırdı. Toplumdan koparak varlıklarını devlete yakınlık ve uzaklıklarına göre belirledi. Böylelikle iktidar ve muhalefet açısından siyaset alanı darlaştı.
3 Kasım seçimlerinden sonra ortaya çıkan tablo ise bir yandan tek partinin istikrar yaratabileceği yönünde umut yaratırken, diğer yandan da siyaset alanının genişleyebileceğine dair bir umudu ifade etti.
Siyasi alanın daralması, siyasi alanın temel aktörlerinin topluma dönük siyaset yapmak yerine, kendilerini toplumdan kopartarak devlete endeksli bir biçimde siyaset üretmesi demektir. Ve doğal olarak siyasi alanın genişlemesi de, siyasetin kendi kimliğini bulması, devlete değil, topluma endeksli bir siyaset üretiminin önünün açılması anlamına gelecektir.
Politikasını devletin ve ordunun yörüngesine hapsetmiş bir CHP'deki erimenin süreceğini ve dibe vuracağını savunanlar var. Buna katılır mısınız?
CHP'nin dibe çökeceği tespitinden ziyade, CHP'nin kendi içinde ciddi bir hesaplaşma süreci başlayacağını düşünüyorum. Bu tartışma süreci ya CHP'yi yeni bir yapılanmaya sürükleyecek ya da kendi içinde belli kırılmalar yaşayacak. Türkiye'nin gerçek sorunları karşısında sosyal demokrat çözümlere ihtiyaç olduğunu da unutmamak gerekir. Ben bunun için 'CHP'ye rağmen CHP' diyorum.
CHP 'laiklik, irtica, türban' gibi konulardan çatışmanın devam edeceğini farz ediyor. Bu yüzde 100 yanlış değil, ama yüzde 100 doğru da değil. Bana göre AKP, IMF ile ilişkileri rayında tuttuğu, Tükiye-AB ilişkilerdeki gereklilikleri yerine getirdiği oranda devletle pek bir sorun yaşamayacaktır. Devletle bir sorunu olmadığı sürece de siz ancak alternatif politikalar üreterek muhalefet görevini yerine getirebilirsiniz.
Türkiye'nin yoksulluk, işsizlik, özgürlük, sosyal adalet gibi gerçek meselelerine el atmayan CHP'ye sol bir parti demek mümkün mü?
CHP'ye sol bir parti demek mümkün değil. Devlet merkezci demek daha doğru
olur. Devlet merkezciliği, toplumdan kopukluk bağlamında görmek lazım. Bugün Türkiye'nin çok ciddi demokratikleşme, kalkınma, sosyal adalet sorunları var. Solun bu konularda itici güç olması gerekiyor. Muhafazakâr demokrasi, serbest pazarı kabul ederken onu götürecek küçük ve orta işletmelere kollarını açarken, emek faktörünü hiçbir şekilde düşünmüyor. Bu politik yapının sosyal adalet kavramını ele alması son derece zor. 2004 Türkiyesi'ne baktığımızda çok ciddi bir şekilde sosyal demokrat bir siyasi aktöre ihtiyaç olduğunu görüyorum. Alternatif politikalar üreten bir sol, toplumla bağlarını kuracak ve AKP'ye karşı güçlü bir aktör olarak ortaya çıkacaktır. Solda dönüşüm olmazsa, Türkiye AKP'li yılları yaşamaya devam eder. CHP'de de ciddi bir kırılma olur. Ama bana göre başka bir alternatif
olmadığına göre, CHP'ye rağmen CHP'yi tartışmaya devam edeceğiz.


Radikal okurları tartışıyor
Temel sorun ideolojik
Temel sorunu ideolojik bakımdan dünyayla uyumsuzluk olarak görüyorum. Dünyadaki gelişmeleri arkasına alan bir ideolojik içerikten boyuna uzaklaştığı için, Türkiye solu yaşlanan bir atlete benziyor. Her yarışta biraz daha geriye düşüyor. İdeolojik paketi, dünya gelişmesine uyumlu bir içerikten yoksun olduğu için Türkiye solu; umut değil karamsarlık, zenginlik değil fukaralık, demokrasi değil otorite, dünyayla bütünleşme değil içe kapanma, özgürleşme ve eşitleşme değil itaat ve ayrıcalık, üreterek bölüşme değil olanı yağmalama, toplumla bütünleşme değil topluma karşı duvar, tartışma değil yenişme ve benzerini vaat ediyor. Solumuz, öncelikle elverişli bir ideolojik temelden yoksun. Bu, idealizmden yoksunluğu getiriyor. İdealizmden yoksunluk siyaseti mekanik bir ritüel yapıyor. O da, parti içi kariyerizmi getiriyor. Böyle olunca yeni ve yetenekli kadrolar gelmiyor. Zincir böyle uzayıp gidiyor.
  • Hüseyin Ergün

    Yeni partiye ihtiyaç var
    Seçimler açıkça gösterdi ki, solun şu anki dağınık, çok partili yapısıyla kendini halka anlatıp belirli bir düzeyin üstünde oy alması mümkün değil. Sosyal demokratlar açısından özgürlükçü, demokratik çizgide ve statükocu Kemalist gruplarla bağını koparacak olan CHP'de birleşmek tek çıkış yolu. Sosyalist sol ise, sadece tam ulaşamadığı işçi sınıfı değil, orta sınıf da dahil olmak üzere ezilen tüm kesimleri kucaklayacak, içinde etnik milliyetçilikten arınmış muhalif Kürt hareketini de barındıran birleşik yeni bir parti oluşumuna gitmeli.
  • Mete Gürkan

    Mutlaka sormalıyız

    Türkiyede solun bir güç olarak ortaya çıkabilmesi için sormaktan kaçınamayacağı sorular vardır:
    1) Ziya Gökalp'ın teorisyenliğini yaptığı Cumhuriyet (Kemalizm) sol değerlere sahip mi?
    2) Gerçekten emperyalizme karşı kurtuluş savaşı verildi mi?
    3) Türkiyede (özellikle kürt sorunu gündeme geldiğinde) sol ve faşizm aynı kulvarda nasıl buluşabiliyolar? 4) Sol 'bireysel ve toplumsal gelişmenin (özgürleşmenin) sürekliliği' ise mevcut yapıların durumu bu tanıma uygun mu? Sonuç olarak bize öğretilen hikâyeci tarih anlayışı ile hesaplaşmadan, Türklerin Kemalizm -Kürtlerin de Öcalan- mitini aşmadan sol değerleri yeşertmek eşitlik temelinde birlikte hareket etme olanağı yoktur.
  • Behzat Bilek

    12 Eylül solu sildi
    Solun adı 12 Eylül'de silindi, hâlâ kendini bulamadığını görüyoruz. Sol kendi içindeki dayanışmayı ve omuz omuza mücadeleyi bıraktığı gün kaybetmişti. Solun yeniden ortaya çıkabilmesi, öncelikle kendini yeniden tanımlaması ve kariyer hesabı yapanların teker teker silinmesi ile mümkündür. Hâlâ kendini sol olarak gösteren politikacılar, politik sahneden çekilmeli, yerlerini deneyimsiz de olsa gençlere bırakmalıdırlar. Aksi halde tabela partisi dahi olamayacak düzeyde yaşamaya devam edeceklerdir. Üretenin yönetici olduğu dünya ütopya değildir, yeter ki bunun için mücade edilsin.
  • İsmail Cem Özkan

    Bu liderlerle olmaz
    Sol bu liderlerle ve liderlerin çevresinde kendi çıkarları uğruna liderleri yönlendiren ekiplerle bir yere varamaz. İşin özü bu. Hâlâ 1940-1950 doğumlular partilerde yönetim kademelerinde. Sol adına proje üretmek, tahlil yapmak bir yana aynı görüşü paylaştıkları insanları rakip olarak algılayıp, onların başarısızlıklarını kendileri için güvence kabul ederek siyaset yapmaya devam etmekteler. Adı CHP, adı SHP, adı DEHAP ne olursa olsun tepede kast oluşturup, aynı kadrolarla, ancak bu kadar oy alınabilir. Onlar partilerini şirkete dönüştürüp, kendilerini de marka olarak sunmaya devam edeceklerdir.
  • Gülvan Feroğlu

    Baykal sorumlu
    CHP üzerine söylenen her söz, kaleme alınan her program eninde sonunda genel başkan ve yönetim engeline takılıyor. Sayın Baykal ve yönetimi, CHP'nin yaşadığı kimlik bunalımının en büyük müsebbibidir. Yönetim değişmediği sürece CHP sosyal demokrat bir parti olarak ne sol siyasete yeniden öncülük edebilir, ne de kendisini liberal bir merkez partisi olarak dönüştürerek solun önünde bir engel olmaktan kurtulabilir. Seçim başarısızlığını rakam ve laf kalabalığıyla geçiştirme çabası sayın Baykal'ın bildik bir refleksidir.
  • Kıvanç Kılınç

    Sol halka yabancı
    Bence solun en büyük sorunu kendine ve halka yabancılaşmış olması, bazı kalıpların dışına çıkamamasıdır. Eşitlik, sadece solun değil, tüm insanlığın sorunudur. Bunu kavrasınlar: İnsanlar için tek kurtuluş sosyalizmdir.
  • Celal Şimşek
    ----------------
    YARIN: Tarhan Erdem, H. Bülent Kahraman, Aziz Çelik


    Düşüncelerinizi gönderin!
    Türkiye soluna ilişkin düşüncelerinizi 100 kelimeyi geçmeyecek uzunlukta gönderin, yayımlayalım. emavioglu@radikal.com.tr
    faks: 0212 505 65 83