Türkiye'de Sol Nerede?...(4)

'Sol çöplüğe gidebilir' Bugün sol kendini yenilemezse yalnız tarihin çöplüğüne gitmekle kalmayacak, faşizm tehlikesinin de müsebbibi olacak.
Hasan Bülent Kahraman
'Sorun liderlik değil'
CHP'deki sorun sadece liderlikle izah edilemez. CHP, yalnız Baykal'ı indirerek düzelmez. CHP artık politika üretemediği için zayıf.
Tarhan Erdem
'Sosyal muhalefet lazım'
Asıl tehlike siyasal muhalefetin değil sosyal muhalefetin yokluğu. İşçi sendikaları mesafeli duruyor.
Aziz Çelik
Haber: Ertuğrul MAVİOĞLU / Arşivi

Solun her rengi seçkinci
Sabancı Üniversitesi Öğretim Görevlisi Hasan Bülent Kahraman, 8 Mart'ta Neşe Düzel'e verdiği mülakatta, CHP'yi milliyetçi ve faşizan bir parti olarak tanımladı. Kahraman'a göre solun çıkış yolu, demokratik ve ekonomik boyutları kapsayan bir toplumsal sözleşmeyi savunmaktan geçiyor.
Sosyal demokrat partileri çok ağır eleştiriyorsunuz. Türk sosyal demokrasisi bugün hangi noktada?
Türk sosyal demokrasisine ilişkin 1990'lı yılların başında savunmağa başladığım bir tezi, ne yazık ki, Türkiye, aradan geçen süreçte aşamadı. O tezin özünü Türkiye'de reel bir sosyal demokratik geçmişin, genetiğin bulunmaması oluşturuyor. Türkiye sosyal demokrasisi, 1965'te kendiliğinden ortaya atılmış ortanın solu kavramının dönemin ortaya koyduğu baskıların zorlamasıyla dönüştürülmesi sonrasında oluşmuştur.
Zaman zaman bu anlayışı aşmaya çalışan, niyet eden bazı girişimlerde bulunulsa bile Türk sosyal demokrasisi daima popülist, daima siyasal anlamda devletçi, her zaman milliyetçi bir kapsam ve içeriğe sahip bir yapı sergilemiştir. Türk sağının popülist projeciliğe dayanan kalkınmacılık anlayışı bile Türk sosyal veya daha geniş manada Türk solunun kendisini yeniden biçimlendirmesine yol açmamıştır. 1945 sonrası Batı Avrupa sol dalgasının getirdiği sosyal güvenlik sistemi, sosyal adaletçilik gibi bazı tezler de bu partiler tarafından zaman zaman savunulsa bile önemli sonuçlar doğurmamıştır. Çünkü, sol bir yaklaşım, model ve projenin özü demek olan bölüşüm politikalarının yeniden düzenlenmesi, siyasalın sivil alanda ve dinamik sosyolojik aktörlerle özdeşlik içinde yapılması gibi kaygılar bu partilerin programatik yaklaşımlarına esas oluşturmamıştır. Geriye, sol için, 1908-1950 arasında biçimlenmiş olan modernleştirmeci, laisist, merkeziyetçi ve otoriter bir model kalmıştır. Sosyal demokrat bugün partiler bu anlayışla bütünleşmiştir.
Sol kendini aşamıyor
Oysa 1990'larda Batı Avrupa sosyal demokrasisi, Bernsteinci bir anlayışı en uç noktasına kadar itmiş, özellikle küreselleşmenin siyasal ve hukuksal açılımlarından beslenmenin yollarını aramıştır. Buna ek olarak, 1980 sonrasında ortaya çıkan kimlik, tanıma ve fark politikaları etrafında düğümlenen yeni siyaset üretme yöntemlerini de Avrupa solu içselleştirmenin
yolunu hiç değilse aramıştır. 3. Yol politikalarının, ekonomik küreselleşmenin getirdiği sorunlardan kaynaklanan (yoksullaşma, uluslar arası gelir dağılımı eşitsizliği) açmazları henüz aşamadığı, hatta onların kısıtlamalarından yaralar aldığı bugün bir gerçek. Fakat 1980 sonrasının yeni gelişmeleri, solun bir kez daha kendisini somut koşullarla özdeşleştirmesini ve çözümler üretmesini gerektiriyor.
Buna karşın Türkiye solu, antiemperyalist bir söylemden türediği için onu bir türlü aşamamaktadır. Giderek merkeze yerleşmiş çevrenin yarattığı popülist baskıdan da ürkerek kendisini bir yandan milliyetçi bir yandan da devletçi-seçkinci-merkeziyetçi bir algılamaya tutsak etmektedir. Buna solun ne yazık ki, bütün renkleri muhataptır. O nedenle bugün Türkiye'de demokratik, açılımcı ve somut/reel bir sol bilinçten söz edilemez. Bu sol katılaşan bir nasyonalizmin getirdiği baskı altında yeniden fakat geriye/geçmişe doğru biçimlenmektedir. Karşımızda mikro ve makro düzeylerde antidemokratik bir sol anlayış mevcuttur.
CHP'nin devletçi söylemi tutar mı?
Bugünkü dünyanın artık geriye çevrilemez kazanımları söz konusudur. İçinde bulunduğumuz evrensel gerçeklik yeni bir teknoloji ve onun ürettiği yeni bir ideolojiyi gündeme sokmuştur. Türkiye, bu bütüne eklemlenme çabası içinde bulunuyor. AB süreci gibi bir yaklaşım, Türkiye'nin dönüşme ihtiyacının uluslararası bir platformda ifade edilmesidir. Kopenhag kriterleriyle başlayan süreç bu oluşumu somutlaştırmıştır. Dolayısıyla hegemonik devletçi bir söylemin bundan böyle toplumsal planda üretken olması olanaksızdır.
Sizce sol bu koşullarda ne yapmalı?
Solun kendisini yeniden biçimlendirmesi gerekiyor. Bu, demokratik, sosyal ve ekonomik bir projedir. Bugün, çaresizliğin sonucunda ortaya çıkmış olan ve henüz kendisine kimlik arama mücadelesinde bulunan partilerin güttüğü geleneksel popülistprojeci söyleme bakarak bu büyük ihtiyacın giderildiğini
ve solun ikame edildiğini savunmak yanlıştır. Sol, bu çerçeveye giren ögelerle özdeşleştiği oranda kendisini yenileyebilir, toplumsal ittifaklarını yeniden biçimlendirebilir. Bugün solun demokratik ve ekonomik boyutları kapsayan bir toplumsal sözleşmeyi savunabileceğini düşünüyorum. Yoksa sol, Türkiye'de yalnız tarihin çöplüğüne gitmekle kalmayacak, aynı zamanda Türkiye'ye her gün biraz daha yaklaşan faşizm tehlikesinin bizzat müsebbibi olacaktır.



CHP 50 yıl önce daha ilerideydi
CHP'de sorun sadece liderlik ve yöneticilikteki zaafla izah edilemeyecek kadar kapsamlıdır. Baykal'ı indirerek CHP'yi düzeltmeye çalışmak yanlış.
3 Kasım seçimlerinden sonra ürettiği muhalefet çizgisi seçmenlerde kabul görmeyen CHP, eğilim-sel bir erime sürecine girdi. Yazar Tarhan Erdem, CHP'nin giderek küçülmesinin ve parlamentodaki etkili muhalefet görevini yerine getirememesinin asıl kaynağının politikasızlıkta olduğunu savunuyor.
CHP'yi 3 Kasım seçimlerinde yüzde 19.3 oyla parlamentoya taşıyan koşullar neydi, bugün CHP'yi gerileten koşullar nedir?
3 Kasım'a gelirken halkın bir kararı vardı. Meclis'teki partilerin tasfiye edilmesi. Öncelikle hükümetteki partiler, MHP, DSP ve ANAP. İkincisi eğer mümkünse TBMM'deki muhalif partileri de tasfiye etmek. Saadet Partisi ve DYP. Halk bu kararını acımasızca hayata geçirdi. Ama seçim var ve birilerine oy verilmesi lazım. Halkın AKP'yi iktidara taşımasının arkasında bu saik yatar. SP'den çıkan bir partiye oy veremeyenler de CHP'yi seçti. Yani asıl motivasyon beş partinin tasfiye edilmesi kararıdır. Her iki parti de tepki oylarıyla parlamentoya girdi. CHP, politikasızlığı nedeniyle 3 Kasım'dan sonra gözle görünür bir şekilde inişe geçti. Çünkü CHP bırakın geleneğini bir yana, herhangi bir partinin yapması gerektiği kadar bile politika yapmıyor. CHP'nin geçmişinde bir sol anlayış var. Bugün değil, 50 sene önce de vardı. Bu anlayışa bağlı bir politika üretilmiyor. Halk, o nedenle CHP'ye 3 Kasım'dan daha fazla oy verme eğiliminde değil. Muhalefet görevi sorunlara çözüm üretmeyi gerektirir.
CHP'nin ürettiği politikaların solun evrensel değerleriyle ilgisi var mı? Size göre CHP sol bir parti mi?
Burada CHP'yi ikiye ayırarak düşünmek lazım. Birincisi CHP'nin kuruluşu ve kaynağını oluşturan kesimi soruyorsanız; evet CHP sol bir partidir. Ama bugünkü duruşu itibarıyla CHP sol bir parti midir? Hayır. Konuya CHP'liler açısından da bakmak lazım. CHP'ye oy verenlerin çok büyük bir kesimi insani tercihleri bakımından kendilerine solcu denebilecek yapıdadırlar. Bugünkü CHP'ye söyledikleri ve yaptıkları açısından bakarsanız, sol bir parti olmadığı gibi tutarlı bir parti de değildir. CHP'ye oy verenlerin solcu, CHP'nin ise politikasız olduğunu söylemek doğru olacaktır. CHP'de tabanla ilişkiler konusunda uygun mekanizmalar olmadığı için, seçmenlerinin CHP'yi etkileme şansı bulunmaz.
İdareci, üyeye tabi olmalıdır
CHP'de parti içi demokrasinin olmadığı konusunda da neredeyse herkes hemfikir. Partililer böyle bir işleyişe nasıl razı oluyorlar?
Partililerin yapacağı başka bir şey yoktur. Parti içi demokrasi seçimi gerektirir. Partiler, Siyasi Partiler Yasası'nı kendilerine dayanak yaparak seçimi bir kenara bırakıyorlar ve adayları merkez yoklamasıyla belirlemeyi tercih ediyorlar. Türkiye'deki siyasal yozlaşma bu noktalara dayanıyor. Yani aday belirlemede örgütün bilinen bir etkisi yoktur. Ya da bu etki sadece laftadır. Çünkü insanların birbirlerine fikirlerini söylemeleri için, o fikri söyledikten sonra başlarına iş açılmayacağını bilmeleri lazımdır. Oysa hiçbir partide böyle bir garanti yoktur. Çünkü kimse partiden dışlanacağını bile bile kafa tutmak istemez. Ama diğer yandan kafa tuttuğunda başına gelecekleri bilip buna uygun hareket etmenin bir başka anlamı, tabi olmaktır. Bu tabiyet olduğu sürece parti içi demokrasiden söz edilemez. Burada kurallar tersine işlemeli, üye idareciye değil, idareci üyeye tabi olmalıdır.
CHP'nin kendini düzeltebilmesi için umut ışığı görebiliyor musunuz?
CHP'de sorun sadece liderlik ve yöneticilikteki zaafla izah edilemeyecek kadar kapsamlıdır. Deniz Baykal'ı indirerek CHP'yi düzeltirim diye düşünürseniz yanılırsınız. Çünkü Deniz Baykal'ı işbaşında tutan ekibin seçeceği yeni kişi de en iyi ihtimalle Baykal'a benzer. Bir ekip kurup, anahtar teslim, "Partiyi siz yöneteceksiniz, tek sorumlu sizsiniz" dersiniz. Bu bir yöntemdir ve başarı sağlanabilir. Ama bu yöntem demokratik değildir, sonu da maceradır. 17 aydan beri CHP'nin, o güne kadar düşünmediğiniz ama söylendiği zaman önemli gördüğünüz herhangi bir açıklaması oldu mu? Türkiye'nin bir numaralı meselesi, yüzde 65 işsizlik. Bu konuda CHP'nin ürettiği ciddi bir politika duydunuz mu? Bu gibi önemli konularda yapılan şey sadece boş bir gevezelik.


Asıl tehlike sosyal muhalefetin yokluğu
Kristal-İş Sendikası'nın eğitim uzmanı Aziz Çelik, asıl tehlikenin siyasal muhalefetin yokluğunda değil, sosyal muhalefetin yokluğunda olduğu görüşünde. Çelik'e göre, ezilenlerin sağ partilere yönelmesinin kaynağında,
neoliberalizmin yarattığı tahribat var.
Solun ve sosyal demokrasinin işçi sınıfının sorunlarıyla bağlantısı var mı?
Sosyal demokrasi siyasal olarak dayanacağı güçleri emekçiler, yoksullar, dışlanmışlar olarak tanımlamıyor; siyaset sahnesine ise 'kimsesizlerin kimsesizi' olarak değil devletçi-seçkinci güçlerin sözcüsü olarak çıkıyor. Sosyalist solun emekçilerle bağı da nostaljik bir ajitasyonun ötesine gidemiyor. Sendikalar ise bir yandan zayıf oldukları ve öte yandan siyasetin uzağında durmayı tercih ettikleri için bugün sadece bir siyasal muhalefet yokluğundan değil asıl olarak bir sosyal muhalefet yokluğundan da söz etmek mümkün. Bence asıl tehlike budur.
İşçiler siyasal yönelimlerini neye göre belirliyor?
İşçilerin homojen bir siyasal tutumundan ya da eğiliminden söz etmek zor olsa da, ülkemizde işçilerin büyük kesiminin merkez sağ ve sağ partilere oy verdiklerini söylemek mümkün. Bunun istisnası olan dönemler solun/sosyal demokrasinin işçilerin/yoksulların sözcüsü olarak algılandığı dönemlerdir. Sosyal demokrasi bir emekçi hareketinin ürünü olmadığı için ve kendini kurulu düzene 'iliştirdiği' için emekçilerle kalıcı bağlar kuramıyor. Aslında işçiler-yoksullar solu/sosyal demokrasiyi terk etmedi. Sosyal demokrasi işçileri/yoksulları terk etti. Politikasının merkezine 'sosyal sorunu' koymadığı için emekçiler soldan uzaklaştı.
Sosyal demokrat ve sağ partiler birbirine çok benzemeye başladı. Bunun kaynağında ne var?
1980 ve 90'lı yıllarda yeni-liberal hegemonya sosyal demokratları da etkisi altına altı ve siyasetin merkezi sağa-liberal politikalara doğru kaydı. Bu ideolojik hegemonya toplumu da etkiledi. Toplumun örgütlü yapıları çökertildi ve neredeyse toplumun hücre yapısı değiştirildi. Bu süreç sonucunda siyasal partiler birbirine benzeşti. Hatta neoliberal tahribatın yaratığı tepki kitleleri radikal sağ akımlara yöneltti. Bu durum, işçi sınıfının siyasete örgütlü katılamayışının ve siyasetin yapaylaşmasının sonucudur.


Radikal okurları tartışıyor

Sol iktidarı aramaktır
İnsanlar Sol'dan ne anlıyor bilmiyorum ama ben Sol'dan 'iktidarı aramayı ve ele geçirmeyi' anlıyorum. Fransız Devrimi'nde Jakobenler gibi, Rus Devriminde Bolşevikler gibi. Sol sadece muhalefet demek değildir. İktidarı hedeflemeyen hiçbir siyasal oluşum başarılı olamaz. Sol işçi sınıfının siyasal oluşumudur ve bu sınıfın tarihsel çıkarlarını savunarak mücadele verir. Asıl olarak emek-sermaye çelişkisi üzerinden örgütlenir.
O yüzden artık CHP'yi sol diye yurtturmak ve ona görevler atfetmek gereksizdir. CHP en az AKP kadar sağ ve liberal bir partidir.
  • Yusuf Erdoğan

    Solcular değişemiyor
    Yaşamın şartları değişirken, solcuların temel kriterleri hiç değişmiyor bence. Hayatın ve dünyanın aktığını ilk söyleyenler olmamıza rağmen, şu an bunu hiç hatırlamayan yine bizleriz galiba. En basiti; gidin sol mitinglere, şarkılara, marşlara, sloganlara bakın yeni hiçbir şey bulamazsınız. Hepsi onlarca yıl öteden gelir. Bir sürü legal, illegal partilere bölünülmüştür. Birbirlerine tahammül edemezler üstelik. Solculuk değişmek demektir.
  • Erkan Şaşmaz

    Herkes sorumluluk alsın
    Solun temel sorunu ideolojik persfektiften yoksunluk. Bu eksiklik sosyal demokrat kesimde daha da belirgin. Sosyal demokratlar kişisel ihtiraslarını tatmin etmek yerine, gücünü üretim ilişkilerinden alan, ekonomik alternatifi oluşturan, sosyal demokrat zihni değişimi önemseyen, demokratik Türkiye projesi temelinde genel iktidarı hedefleyen bir parti süreci yaşamalıdır. Herkes bu noktada sorumluluk almalıdır.
  • Hikmet Yıldız

    Sağ yerini pekiştirdi
    AKP, bugün, içinde sol bir eğilim barındırmaktadır. Kendilerini solda gören kişiler açısından bir sığınak görevi yapmaktadır. Türkiye sağa kaymadı, 'geleneksel sol' sağa kaydı, çünkü asıl yeri zaten orasıydı. Sağ, yerini pekiştirdi. 'Gerçek sol' ise bu kez AKP' ye sığındı. Orada kazanacağı deneyimle yeni bir eylem ve söylem planı üretebilir.
  • Doğan Pazarcıklı

    Darbe olmasın yeter
    Sağda liberal, muhafazakâr, milliyetçi, şeriatçı spektrumlar var. Solda bu yok. Sağ kentleşmede talana izin verdi, oylar çıkar oyu. Dört darbe insanları soldan ürker kıldı. Özgürlük isteği ve azınlıklara hoşgörü çok düşük. Eğitim az, seçmen bilinçsiz. Sürekli parti değiştirmeleri bunun kanıtı. Şeriatçı demokrat olunamayacağını anlamıyorlar. Sosyal demokrasi geleneğimiz yok. Yalnızca partiler değil, kimse nereye yol alındığının ayırdında değil. Sonuçta sosyal demokrat partiye gerek kalmadı. Savaş çıkmasın, darbe olmasın yeter.
  • Reha Ülkü

    Oy kullanmayanlar kim?
    Siyasete girecek yeni bir oluşumun özellikleri ortada. Demokratikleşmeye sahip çıkmak, devletin gölgesinde olmamak, Batılılaşma ve sosyal adalet söylemlerini savunmak, körkütük milliyetçiliğe prim vermemek! Kentlileşmeyi teşvik etmek ve köylü zihniyetine prim vermemek, özgürlükçü olmak. Bunları gözeten bir yeni oluşum, doğru bir analizle seçimlerde oy kullanmayan veya geçersiz oy veren 15 milyon kişilik kitleyi kendisine seçmen kitlesi olarak hedefleyebilir.
  • Sacit Kutlu

    Kemal Derviş'le olmaz
    Dünyanın her yerinde sol partiler ülkelerindeki yoksul insanlarla iç içe yaşayıp onların dertlerini sorunlarını onlarla birlikte çözmeye çalışırken
    sol partilerimiz oligarşi diye adlandırılan kesime yakın durarak yerlerini koruma kaygısına düştü. Bana göre gerçek solculuk CHP içinde öne çıkarılmaya çalışılan Amerika ve Dünya Bankası politikalarını savunan Kemal Derviş ile yola çıkmak değildir.
  • Murat Karlıdağ

    Asıl sorun örgütsüzlük
    Soldaki temel mesele 80 sonrası toplumsal dönüşümün getirdiği dinamiklere yanıt veremeyen bir örgütlenememe sorunudur. Bu sorun sol ile halk arasındaki bağın kurulmasına engeldir. Tüm olumsuzluğuna karşın 12 Eylül darbesine verilen desteği sorgulamalıyız. Neoliberal ideolojinin örgütlü bir toplumsal harekete tahammülü olmadığını kavramalıyız. Bence tabandan örgütlenip 'sakat düzen'i iyileştirmemiz mümkündür.
  • Volkan Özdemir

    --------------------
    Düşüncelerinizi gönderin!
    Türkiye soluna ilişkin düşüncelerinizi 100 kelimeyi geçmeyecek uzunlukta gönderin, yayımlayalım. emavioglu@radikal.com.tr
    Faks: 0212 505 65 83