Türkiye'de Sol Nerede?...(7)

'Toplumsal hareket zayıf' ÖDP'nin ciddi bir kadro sorunu var. Halk yığınlarını örgütlemek gibi bir derdi olan insanları kazanarak bu sıkıntımızı aşmaya çalışıyoruz.
  • Alper Taş

    Okur görüşleri Sol, ilerici ve dinamik yapıdan uzaklaştı... Sol, kendisini bitirmek isteyen sağ ile işbirliği yaparak dibe vurdu...
    İdeoloji devri kapandı. Halk iş, aş, para istiyor...
  • Haber: Ertuğrul MAVİOĞLU / Arşivi

    ÖDPGenel Başkan Yardımcısı Alper Taş, solun gelişememesinin toplumsal taban hareketine dayanmamasına bağlı olduğu görüşünde. Alper Taş'a göre, başarılı bir taban çalışması ile ideolojik yenilenmenin gerçekleştirilmesi, neo liberalizmi geriletebilir.

  • Sol kesimlerde yaygın olarak kabul gören 'kriz' tespitlerine rağmen muhalefetin cılız kalmasının nedenini nerede aramak gerekir?
    3 Kasım seçimleri öncesinde tartıştığımız bir 'Gökkuşağı Projesi' vardı. Neo liberal kapitalist, küreselleşmeci saldırıya karşı en geniş kesimi bir araya getirme programıydı bu. 3 Kasım öncesinde bu projeyi gerçekleştiremedik. Zaten seçim sonrasında ortaya çıkan tablo, sol açısından önemli bir başarısızlığın olduğunu gösterdi. Bu yenilgiyi değerlendirmeye çalıştık. Bu kriz koşulların-da solun neden gelişemediğini tartıştık. Bu tartışmalardan çıkardığımız sonuçlar şöyleydi: Birincisi sol ideolojik anlamda bir yenilenme yaşayamadı. ÖDP buna dönük bir projeydi. Ama ÖDP'nin de yaşanmış deneylerin üzerinden, kapitalist küreselleşmeci politikaları karşısına alan yeni bir sosyalizm fikriyatı üretemediği ortada.
    Örneğin Brezilya'da Lula'yı iktidara taşıyan toplumsal muhalefet hareketi gibi, topraksız köylü, işçi, işsiz ve gençlik hareketi Türkiye'de gelişemedi. Toplumsal taban hareketine dayanmayan bir solun gelişme şansı yoktu ve Türkiye'de ÖDP'nin de içinde olduğu sol, doğal olarak büyüyemedi. Bu belirlemelerin ışığında ÖDP'de çalışma ve örgütlenme tarzının yenilenmesi eğilimi doğdu. Artık toplumsal taban hareketinin doğrudan örgütlenmesine yönelik çalışmayı esas alıyoruz. Ezilen, yoksul çiftçilerin, işsizlerin, sigortasız, sendikasız çalıştırılan işçilerin örgütlenmesi için yoğun bir çaba gösteriyoruz. Çalışma ve yaşam alanlarına dayalı bir sol geliştirilmeden seçim başarısı da elte etmek imkansızdır.
    İşte bu çalışmalara paralel bir ideolojik yenilenme ile solun neoliberalizme karşı bir ideolojik hegemonya kurabileceğini düşünüyoruz.
    İstiyoruz ki, çıkalım kürsüye laf edelim, bu ettiğimiz laf da iyi bir laf olsun, herkes arkamızdan gelsin. Böyle bir hayat yok. Toplumu örgütlemenin kesintisiz bir biçimde ancak onu içeriden dönüştürmekle mümkün olduğunu bilmek gerekiyor.
    Kadro sorunu önemli
  • Peki bu politikalarınızı hayata geçirecek enerji ve kadro birikiminiz var mı?
    ÖDP'nin ciddi bir kadro problemi olduğu doğru. Siyasal iddialarını halk kitlelerine taşıyacak olan kadrolardan yoksun olmak iddiaları da anlamsız hale getirir. Kadro sorununu önümüzdeki dönem ÖDP'nin temel sorunu olarak görüyoruz. Parti kurulduğundan beri kadro siyaseti ihmal edildi. Şimdi kadrolaşma çalışmalarını hızlandırmak istiyoruz. Öncelikle yapılmayanı, yani halk yığınlarını örgütleme derdi olan insanları örgütleme sıkıntımızı aşmamız lazım.
  • Demokratik Güçbirliği'ne ÖDP nasıl yaklaşıyor, bu birlik sürer mi?
    Bundan sonra sol içinde bir birlik, bir güç birliği olacaksa, bu birlik tepeden inme değil, solun değerleri üzerinden yapılacak. Demokratik Güçbirliği'ni de biz böyle ele aldık. Merkezi bir birlik yerine yerelliği esas alan anlayış ekseninde, sosyal demokratlardan Kürtlere kadar uzanan geniş bir zeminde üretilebilecek ortak hedefleri tartışmaya çalıştık. Bu konuda Türkiye'nin değişik yerlerinde yerel platformlar oluştu. Yerel platformlarda, halkın solun asgari değerleri üzerinden bir birlik oluşmasını istediğini gördük. ÖDP'nin Gökkuşağı Projesi, bu talebe çok uygun bir yanıttı. CHP ve İşçi Partisi sözünü ettiğimiz Gökkuşağı Projesi'nin genel çerçevesine uygun partiler değildi. O nedenle parti düzeyinde onlarla birlik yapmadık.
    CHP değil CHP'liler
    Ama bu proje CHP içindeki sosyal demokrat unsurlara kapalı değildir. Devletçi olmayan, milliyetçi olmayan, enternasyonal değerler üzerinden düşünce uyumu içinde olacağımız sol unsurlarla her zaman bir arada olabiliriz. Zaten oluşturulan Demokratik Güçbirliği'nin bileşenlerine bakıldığında söylediğim daha iyi anlaşılır. Kürt siyaseti ile sosyalistlerin yakınlaşması açısından bu birlik önemlidir. Sosyal demokratların farklı bir arayışı içinde olanlar da bu birliğe dahil oldular. Bu bileşim 'sosyalist partilerin sosyal demokratlaşması' olarak da yorumlandı. Ama ortak bildirge, özgürlükçü sosyalistlerin kimlikleriyle asla çelişecek bir özellik arz etmemektedir. SHP kimliğinin bu kadar önde görülmesinin sorumluluğu DEHAP'tadır. Biz güçbirliğinin tek çatıya dayalı olmaması gerektiğini savunduk ve öyle de yaptık. Seçimde üç çatı oluştu. Fakat SHP ve DEHAP tek çatı altında seçimlere girdi. Bu birliği ortak hedeflere karşı yan yana durmayı başabildiğimiz sürece devam ettiririz.
  • Demokratik Güçbirliği oluşturulurken, 1991'in SHP-DEP ittifakıyla ilgili özeleştiri yapıldı mı?
    Yayımlanan ortak deklarasyonda yer alan 'Demokratik Güçbirliği ülkemizin en önemli sorunu olan Kürt sorununun demokratik çözümlerini taşıyacaktır' şeklindeki ifade bence özeleştiri içeriyor. Ayrıca DEHAP ile SHP arasında o dönem uygulanan politikalarla ilgili ortak 'hakikatı araştırma komisyonları' kurulması çalışması da var.

    Rüzgârı tutamadık
    SHP ile DEHAP 1993'te yaşananlara ilişkin 'hakikat komisyonu' kurmuş. Oysa buna hiç gerek yoktu. Bütün hakikat zaten İHD raporlarında yazılı.
    SDP lideri Akın Birdal, Demokratik Güçbirliği'ni 'içeriden' eleştirdi. Birdal'a göre, SHP ile ittifakın diğer bileşenleri arasında net bir kan uyuşmazlığı yaşandı.
  • Demokratik Güçbirliği amacına ulaşmış bir çaba mıdır?
    Demokratik Güçbirliği 3 Kasım'da yapmak isteyip de yapamadığını yerel seçimlerde yaptı. 3 Kasım öncesinde de benzer bir birlik yaratılmak istenmişti ama emek, barış, demokrasi ekseninde ancak dört parti bir
    araya gelebilmişti. Bu birlik 3 Kasım seçimlerinde yaklaşık 2 milyon oy
    alarak yüzde 6.4'lük bir oy oranına ulaştı. Bu kimilerine göre başarı, kimine göre de başarısız bir sonuçtu. Başarısızlık olarak değerlendirenler devletin önümüze koyduğu çıtaya göre bunu değerlendirdi. Başarı olduğunu savunanlar Kürt ve Türk emekçilerinin buluşmasını kendilerine esas kriter olarak almışlardı. Türkiye'nin demokratikleşmesi ve özgürleşmesi, böyle bir buluşmayı olmazsa olmaz sayıyordu. Ben de bu buluşmayı önemli bir başarı olarak görenler arasındaydım. Demokratik Güçbirliği 3 Kasım seçimlerinden daha ileri bir birlikteliktir. Ama elbette ki bunun da zaafları olmuştur. Örneğin bana göre çatının DEHAP olması gerekirdi. Ama DEHAP ile SHP anlaşması sonucunda çatının SHP olması tercihi ağır bastı. Adayların belirlenmesi konusunda ortaklaşa bir irade ortaya konulamadı. Burada SHP'nin belirleyici rolü söz konusuydu. Güneydoğu'da DEHAP'ın adaylarının öne çıkması çok doğaldı. Bölgenin dışındaki adayların belirlenmesi ise sorun oldu.
  • Sanki çok istenen bir birliğe ulaştıktan sonra bir hayal kırıklığı yaşanmış gibi. GüçBirliği beklentilere yanıt oluşturabildi mi?
    Demokratik Güçbirliği, Türkiye'nin beklentisiydi. Ama ne yazık ki, Demokratik Güçbirliği olarak hafızalarda yer edecek ekonomik, demokratik, politik sloganlar ortaya atamadık. Yerel seçimlere hem ideolojik, hem de politik açıdan yaklaşmamız gerekiyordu. Türkiye halkının önüne, beklentilerine denk düşecek somut bir programla çıkılmasını çok arzu
    ederdim. 1977'de Bülent Ecevit, 'Kontrgerilladan hesap soracağız' sloganıyla seçim meydanlarına çıktığında, kitlelerin nabzını yakalamayı başarmıştı. Biz, halkımızın demokratikleşme taleplerini kucaklayacak benzer sloganları ortaya atmakta eksik davrandık. Yaşadıklarımızdan yola çıkarak söylüyorum, Demokratik Güçbirliği olarak maalesef rüzgârı arka-mıza alamadık. Bunun dışında başbakan yardımcısı olarak Karayalçın'ın da içinde yer aldığı 1993 DYPSHP koalisyon hükümetinin Kürtlerle ilgili mazisi son derece olumsuz. SHP ile DEHAP arasında bu dönemde yaşananlara ilişkin 'gerçekleri araştırma ve hakikat komisyonu' oluşturulması öngörülmüş. Oysa bu dönemde yaşananlara ilişkin İnsan Hakları Derneği'nin hazırladığı düzenli raporlarda hakikatler yazıyor. Komisyona havale etmek yerine, gerçekten hakikat aranıyorsa o dönemin raporlarını açıp bir daha okumak yeterliydi sanırım.
  • Demokratik Güçbirliği'nin bileşeni partilerde çalkantılara tanık olduk. Bu birlik dışarıdan göründüğü gibi sancılı mı?
    SHP'nin CHP'nin boşalttığı muhalefet alanını doldurmak gibi bir iddiası olduğu anlaşılıyor. AKP ile CHP arasında artık gelenekselleşmeye yüz tutmuş bir söz dalaşı var. Ama bizim politik bir duruşumuz olması gerekirdi. Örnek oluştursun diye söylüyorum, seçimden kısa bir süre önce Hürriyet gazeteside "Sosyetik fişleme" diye sunulan ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın insanları fişlediğine ilişkin haber gündeme oturdu. Bu sivilleşme ve demokratikleşme açısından önemli bir argümandır. Ancak bu değerlendirilemedi. Bunun yanı sıra Ülkede Gündem gazetesinde JİTEM görevlisinin itirafları yayımlandı. Buna karşı da örgütlü bir tepki geliştirilemedi. Hatta bu haberler seçim alanlarında bile dillendirilmedi.
    Kuşkusuz önümüzdeki süreçte yaşananların tümü sorgulanacak. Ama birliği oluşturan bütün partilerde, bu birliğin devam etmesi yönünde bir beklenti var. Barıştan, demokrasiden, insan haklarından yana olan insanları birleştirmemiz lazım. Bunu başaramazsak Türkiye hiç iyi bir yere gitmez.

    Emek mücadelesi öne çıkarılmalı
    Emeğin Partisi Genel Başkanı Levent Tüzel, gerçek solun halkın demokrasi ve bağımsızlık mücadelesinin, emek güçlerinin iktidar mücadelesinin temelinde yeniden içerik kazanacağını söylüyor. Tüzel, önümüzdeki süreçte,
    emekten, halktan, özgürlük ve demokrasiden yana insanların yeniden göğsünü gererek kendilerinin solcu olduğunu söyleyebilecekleri bir dönem olacağı inancında.
  • Solun yeniden umut olabilme şansı nedir?
    'Muhalefet' sorunu, Türkiye'nin 'çok partili' döneme geçilen 60 yılılk tarihinde, bir sermaye partisinin muhalifinin öteki sermaye partisi olması biçiminde tahterevalli oyunu olagelmiştir. Legal siyasi yelpazedeki solcunun da , sağcının da sermaye partileri olması biçimindeki düzen; elbette ki, parti ve demokrasi kültürünün oluşmasında en önemli handikap olmuştur. Dahası, 'sol' ve 'sağ' sadece lafta farklı, gerçekte sermaye güçlerinin, egemenlerin oluşturduğu platform da oluşup şekillenmiştir. Örneğin CHP sol olsa ne yazar, ya da sağ olsa neyi değiştirirdi? 'Sağ DP'nin, AP'nin, AKP'nin muhalifi sol CHP' formülasyonu çok basit ve gerçeğin aşırı çarpıtılmış bir görüntüsüdür. Çünkü gerçek bir sol, ancak emek mücadelesi, bu mücadelenin üstünde, işçi sınıfı ve öteki sınıfların iktidar mücadelesinin stratejik hedefleri üstünde şekillenebilirdi. Elbette bu yöneliş ülkemizde hep olmuştur ama bu yöneliş geçen 50 yıl boyunca yasaklarla, sıkıyönetimlerle, katliamlara varan engellemelerle karşı karşıya kalmıştır.
  • Bileşenleri arasında Demokratik Güçbirliği'nin uzun vadeli sürmesi yönünde irade var mı?
    Evet Türkiye'de gerçek bir muhalefet boşluğu vardır, ama bu tepeden tırnağa ulusal ve uluslararası çapta örgütlenmiş sermaye güçleri karşısında birleşememiş emek güçlerinin zayıflığıdır. Partimiz bu asıl muhalif gücün örgütlenmesi ve bir siyasi parti olarak şekillenmesi için vardır. Demokratik Güçbirliği de bu gerçek muhalefet gücünün örgütlenmesi için bir vesile, onun bir aracı olduğu ölçüde kendi rolünü oynayabilecektir.
    Demokratik Güçbirliği, ABD, büyük medya ve büyük patronların desteğini arkasına alan AKP'nin karşısında yeni bir umuttur. Güçbirliği, Türkiye'de partiler arasında birlik ve ittifak sorunlarında çok önemli adımlardır ve emek güçlerinin birleşmesi için de bir gelenek oluşturulması yolunda oldukça önemlidir. Ama bilmek gerekiyor ki, henüz sadece bir 'adım'dır. Bundan sonra ne yana ilerleyeceği de bizlere, Güçbirliği'ni oluşturan partilerin tutumuna bağlıdır. Biz oluşturulan bu Demokratik Güçbirliği'nin hem örgütsel hem de programatik bakımdan kendini daha da sağlamlaştırarak sürmesi gerektiği düşüncesindeyiz. Gerekli çaba ve özen gösterildiğinde bunun olmaması için hiçbir neden göremiyorum.

    Radikal okurlar tartışıyor

    Sadece oy vermek yetmez
    Bugün ihtiyaç; emeği ile geçinenlerin -sağcı ya da solcu toplumsal değişim mücadelesine katılmalarını teşvik edecek bir program oluşturulup ikna etmektir. Bunu solcu gösterilen CHP yapamaz, yapamayacak. Yapılması gereken işçi sınıfının, emekçilerin ve gençlerin birleşmesi ve özne olmasıdır. Sadece oy veren konumdan çıkarak, demokrasi, barış ve özgürlük yürüyüşüne oluşturulan Demokratik Güçbirliği ile katılmalarıdır.
  • Yakup Aslandoğan

    Sonuçları doğru okuyun
    Yerel seçimler, solun Türkiye'deki içler acısı durumunu gözler önüne sermiştir. Seçim sonuçları göstermiştir ki sol, tarihsel misyonunu unutmuş, ilerici ve dinamik olması gereken yapısından uzaklaşmıştır. Değişimin yanlış okunmasının tarihsel bir bedeli vardır. Sol bu bedeli ödeme sürecindedir. Yapılması gereken bu süreci küresel realiteden kopmadan bir an önce rasyonel hamlelerle aşmaktır.
    Murat Silinir

    Çoktan dibe vuruldu
    Türkiye'de sol çoktan dibe vurmuştur. Bunu sol cenah kendisini bitirmek isteyen sağ ile adeta elbirliği yaparak başarmıştır! Dibe vurmak bir sonuçtur ve her dibe vuruşun ardından yükseliş gelir. Burada önemli olan solun kendi yükselişini engelleyip engellemeyeceğidir. Parçalanma ve dağınıklık demokrasiye en büyük darbeyi vurdu. Deniz Baykal'ın CHP'si solu taşıyamamaktadır. Artık üzerine ağır bir sorumluluk yüklenmiş olan solun sorumluluğunu taşıyabilecek taze insanlara ihtiyaç var.
  • Talay Akat

    Bunlar düzen partisi
    Şu anda sol ya da; öyle belirtmek gerekirse halkın çıkarını düşünen bir parti yok. Ne SHP, ne CHP'nin halkın gerçek çıkarları ile ilgileri var. Düzenden beslenen hiçbir parti düzenin efendilerine ters düşecek hareket geliştiremez. Halkın sorunlarıyla ilgilenmez. Belki göstermelik birkaç şey yaparlar o kadar.
  • Hakan Kaçkar

    Cesarete ihtiyaç var
    Sol son yıllarda tam bir uyku haline geçmiş, korkaklaşmış, kendini yenileyememiş, yenilediği noktada CHP gibi adı sadece sol kalmış, son seçimdede anlaşıldığı gibi zenginin partisi durumuna düşmüştür! CHP artık solu değil, sağın farklı bir versiyonunu temsil ediyor! Geri kalan sol ise paramparça. Bu solun temel özelliklerinden olan devrimciliğe aykırı tamamen monoton. Halkın uyanabilmesi için, solcu liderlerin, korkak politikalar yerine üretken ve cesur politikalar hazırlama zamanı gelmiştir!
  • Cahit Kaya

    İdeoloji devri kapandı
    2002 seçimlerinde AKP'nin galibiyetini, siyasetin 11 Eylül'ü olarak değerlendirmek kanımca yanlış olmaz. Çünkü AKP Türkiye'deki siyasette taşları yerinden oynatmış, artık eski usullerle siyaset yapılamayacağını göstermiştir. Artık ideolojiler üzerinden siyaset yapma devri kapanmıştır. Halk, iş, aş, para istiyor. AKP bu sosyal politikayı çok iyi başarıyor. CHP ise halen ideolojiler üstüne siyaset yapıyor. Somut sosyal politikalar üretemiyor.
  • Ali Osman Taşkın

    Deniz bitti...
    Hatırlıyorum; sana özenerek daha ortaokul yoklamalarında sol kolumu kaldırarak "burada" haykırışlarımı... "İnönü Kalbimizde Kal, Başkan Baykal" pankartıyla babamla dolaşmalarımızı...
    Ve bugünlerde hissedebiliyorum; dedemin ve babamın kabirlerindeki kemik titremelerini... Onlar inançları uğruna ciddi bedeller ödediler. Her zaman kararlarının arkasında durma onurunu ve hatalarını kabul edip, onlarla yüzleşme cesaretini gösterdiler. Deniz, bitti. Beceremedin...
  • Deniz Esen

    STK'lara sahip çıkalım
    Sosyal adaleti sağlamanın sivil vatandaşlara yüklediği sorumluluğu yerine getirmek için Sivil Toplum Kuruluşları'mıza sahip çıksak, ifade biçimlerimizi geliştirsek fena mı olur?
    Her sivilin partili olmadan da muhalefet yapabileceği, alternatif çözümler
    üretebileceği günler ümidiyle.
  • Esra Güçlüer

    Tabana nasıl ulaşılacak?
    Bugünü yorumlamanın yolu 'emek-sermaye çelişkisi' çerçevesinde yapılacak değerlendirmelerden geçmektedir. Konsantre olunması gerek nokta bu karşıtlıkta 'emek'e sol/sosyalist siyasetin nasıl ulaşacağıdır. Bunun için geliştirilecek stratejinin temelini de bahsi geçen çelişkiyi veri/temel almak oluşturacaktır. Aksinin ispatı 28 Mart gecesi "Güçbirliği"nin durumudur.
  • Aytek Soner Alpan
    ----------------------
    YARIN: Kemal Okuyan, Hülya Gerçek