'Türkiye'nin demokratikleşmesinde Taraf'ın çok faydası oldu'

'Türkiye'nin demokratikleşmesinde Taraf'ın çok faydası oldu'
'Türkiye'nin demokratikleşmesinde Taraf'ın çok faydası oldu'

arşiv

TOBB tarafından düzenlenen "Yeni Yüzyılda Medya ve İletişim Arama Konferansı"na katılmak üzere Bolu'da bulunan Arınç, Kanaltürk Ankara Temsilcisi Faruk Mercan'ın sunduğu "Ankara'nın Nabzı" programında soruları yanıtladı.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 12 Eylül askeri darbesine ilişkin davada yargılananların ne söylediklerinin önemli olmadığını belirterek, “Türkiye için bu manzara önemli. Artık darbeciler yargılanabiliyor. Verilecek cezadan da yattıkları yataklarında alınan ifadelerinden de daha önemlisi, darbenin artık suç olarak görülmesidir” dedi.

TOBB tarafından düzenlenen “Yeni Yüzyılda Medya ve İletişim Arama Konferansı”na katılmak üzere Bolu'da bulunan Arınç, Kanaltürk Ankara Temsilcisi Faruk Mercan'ın sunduğu “Ankara'nın Nabzı” programında soruları yanıtladı.
Konferansla ilgili bilgi veren Arınç, birilerinin veya kolayca rapor yazanların zannettiği, düşündüğü gibi Türkiye'de basın özgürlüğünün yerlerde sürünmediğini söyledi.

“Aslında basın özgürlüğü var” diyen Arınç, bunun kısıtlandığı noktaları görmek için terörle Mücadele Kanunu'na ve Türkiye'nin gerçeklerine bakmak gerektiğini belirtti.

Arınç, bu konuların iyice araştırılması gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi: “Ama bir konuda iddialıyım. Hiçbir gazeteci, sayısı önemli değil, 100-200-300-500, bir kişi bile olsa, gazetecilik mesleğini yaptığından dolayı, içeride olmamalı, hürriyeti engellenmemeli. Gerçekten gazetecilik mesleğini ifa etmesinden dolayı mı bir kısım insanlar mı içeride. Yoksa birtakım kanunların, yazılı hukukun yasak ettiği, men ettiği konuları işlediklerinden veya böyle bir suça dahil olduklarından dolayı mı? Orada tarafsız ve objektif bir gözle, hukuki açıdan bir değerlendirme yapmak lazım. Bunu da yapmaya çalıştık.”

“3 DÖNEM YASAĞINI DÖRT GÖZLE BEKLİYORUM"   

“12 Eylül askeri darbesinin ardından, Milli Selamet Partisi İl Başkanı iken parti tabelasını indirmenizi istiyorlar, her şey bitti diyorlar. Tabelayı indirmeyi reddediyorsunuz. 70'li yıllarda başlayan siyasi hayatınız boyunca, il başkanlığı tabelasını indirmemeniz, 40 yıl sonra bu noktada olmayı bekliyor muydunuz?” sorusu üzerine siyasete başladığı dönemi anlattı.

12 Eylül darbesinin ardından il başkanı olduğu Milli Selamet Partisi'nin kapatıldığını, kendisine siyasi yasak getirildiğini ifade eden Arınç, geçen sürecin ardından parlamentoda 5. dönemini yaşadığını, siyasette her noktada bulunduğunu kaydetti.

“3 dönem yasağını dört gözle bekliyorum, bundan da memnunum” diyen Arınç, siyasi hayatta ne yapabilecekse yapmaya çalıştığını dile getirdi.

Arınç, şöyle devam etti: “Ümit ediyorum ki arkadan gelecek çok değerli insanlar var. Parti içinde çok deneyimli arkadaşlarımız var. Onlar AK Parti'nin başarılarını bundan sonra da devam ettirecekler. Gözüm arkada değil, Allah ömür verirse, bu dönemin sonunda siyasi hayata en azından bir mola verme ihtiyacını hissediyorum. Milletvekilliği veya belediye başkanlığı noktasında hiçbir görevi kabul etmeyeceğimi ifade ettim. Eğer izin verirlerse, partide de genel merkezde de taşra teşkilatında hiçbir görev almam. Buna ihtiyacım var. Başkalarının da ihtiyacı olduğu gibi. AK Parti Türkiye'de her zaman başa güreşecek, iktidar olacak. Şahıslara bağlı bir siyaset anlayışını bir kenara koymamız lazım.

Gelenler, inşallah gidenlerden daha başarılı olacak. Türkiye'de siyasetin yozlaşmasının veya siyaset kurumunun giderek güçsüzleşmesinin arkasında lider sultası var, parti içi demokrasinin olmayışı var. Lider ve çevresindekilerin, partiye hakim olması ve başkalarına bu alanı boş bırakmamak gibi bir kaygıları var. Hele bir uygulayalım bakalım. Bakarsınız ileride böyle bir şey doğru değilmiş, çok faydasını görmedik diyenler, daha sonraki dönemlerde başlarının çaresine baksınlar. Ama biz Allah kısmet ederse,ömrümüz de olursa 2015 seçimlerinde en azından ara vermek gibi bir ihtiyacı hissediyorum.”

“O MASKARALIKLARLA KARŞILAŞMIYORUZ"   

Bülent Arınç, hükümete geldiklerinden bu yana geçen sürede, siyasi başarının yanı sıra demokratikleşme, özgürlükler alanında ve dış politikada da önemli gelişmeler sağlandığını anlattı.

Arınç, “Yasa değişikliklerinden temel zihniyet değişiklilerine kadar ve Türkiye'de o 10 yıl içerisinde, yurt dışından gelip de kulağımıza eğilerek, 'Türkiye'de darbe olacak mı?' diye soran, yüzümüzü kızartan yabancı misafirlere kadar şimdi artık bu tür maskaralıklarla karşılaşmıyoruz” diye konuştu.

Darbe teşebbüsleri, cuntacılık faaliyetlerinin bugün yaşanmadığını, bunların sorumlularının büyük kısmının da yargılandığını söyleyen Arınç, “Ama en azından yargının artık bu işleri sorgulayıp, daha sonra yeni komisyonlarla 28 Şubat sürecinin incelenmesi, bir taraftan da 12 Eylül'ün artık yargı noktasında, yataklarından bile sorgulanabilecek duruma gelen darbecilerin hazin sonunu hep beraber izliyoruz” dedi.

12 Eylül davasını izlerken neler hissettiğinin sorulması üzerine de Arınç, 12 Eylül darbesini yapanların kendilerini koruyacak hükümleri anayasaya koyduklarını, 12 Eylül 2010 referandumundaki halk oylamasıyla bunun değiştirildiğini anlattı.

Bunun üzerine soruşturmanın başlatıldığını ve konseyin hayatta kalan 2 üyesiyle ilgili dava açıldığını anımsatan Arınç, şöyle konuştu: “Ne söyledikleri önemli değil, Türkiye için bu manzara önemli. Artık darbeciler yargılanabiliyor. Batının çok önce başardığı ve artık darbe sözünü tarihe gömdüğü bir zamanda biz aradan 32 sene geçtikten sonra darbecileri yargılayabiliyoruz. Verilecek cezadan da yattıkları yataklarında alınan ifadelerinden de daha önemlisi, darbenin artık suç olarak görülmesidir. Geçmişte darbecilere alkış tutanların da utanıp şimdi bundan nedamet duyması en azından büyük bir kısmının ve darbecilerin yargılanmasını alkışlamasıdır. Bundan sonra ümit ediyorum ki artık durumdan vazife çıkararak veya 'Cumhuriyetimizi korur ve kollarız' diyerek harekete geçecek artık bir unsurun kalmamış olduğudur.”

“BUNLARIN HİÇBİRİSİNİN ŞU BARDAK KADAR KIYMETİ KALMADI"   

AK Parti'nin 10 yıllık döneminde, kapatma davasından, 27 Nisan bildirgesine kadar yaşanan süreçlere ilişkin soru üzerine Arınç, “Meclis Başkanı sıfatımız, Başbakan, Başbakan olmasına rağmen çoğu zaman bizi yalnız bırakırlar veya gülümsemeyen, tepeden bakan ifadeleriyle kendilerince bize tafra yaparlardı. İsim isim bunları söyleyebiliriz, ama artık bunların hiçbirisinin şu bardak kadar kıymeti kalmadı” dedi.

Meclis Başkanı olduğu dönemde, komutanların yaptığı ziyaretin çok kısa tutulduğunun hatırlatılmasına karşılık da Arınç, şunları söyledi:

“3,5-4 dakika mıydı, saat tutmadım, ama çok kısa olduğunu hatırlıyorum. Onun arka planında ne olduğu da çok yazıldı. Şahsen üzülmüştüm. İlk tebrik etme ziyaretine gelip de böyle bir tavır içinde olmalarına. Sayın Özkök'ün o davranışın içinde bulunan Genelkurmay Başkanı olarak çok da memnun olmadığını anlıyordum. Yani diğerlerinin tavrını belki onaylamıyordu. Ama bir komuta kademesi olarak bana ilk geldiklerinde böyle bir mesaj vermek istemiş olabilirler. Ama benim vicdanım müsterih. Ben onlara daha güzel bir mesaj verdim. O ziyaretin iadesini yaptığım zaman her birinde en az yarım saat kaldım. Özellikle Şener Eruygur'da biraz daha fazla kaldım. Onunla ne konuştuğumuzu veya annemin Manisa'daki evini aratmak istemesinin altında ne yattığını sağlığına kavuştuğu zaman konuşacağım. Şimdilik sağlığına kavuşmadığı görülüyor. O günleri yaşadık, eğilmedik, bükülmedik, korkmadık. Türkiye'nin böyle bir sınavdan geçeceğini biliyorduk. Çok şükür bunları kötü bir hatıra olarak anıyoruz.”

Sorular üzerine, Cumhurbaşkanlığı seçim süreci, 27 Nisan bildirisi ve Anayasa Mahkemesi'nin 367 kararıyla ilgili süreci de anlatan Arınç, TBMM'de 367 yeter sayısı bulunamayınca, sürecin sonunda ağustos ayında Cumhurbaşkanının seçilebildiğini söyledi. Arınç, “4 aylık bir gecikmeye yol açtı yüzde 47 oy oranıyla ikinci seçimleri almamızda halk üzerinde çok olumlu etkisi oldu” dedi.

“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , Cumhurbaşkanlığı seçiminin doğal adayı konumunda herhalde” denilmesi üzerine Arınç, “Yorumu siz yapın. 1,5 sene var diyelim. Bu günden şu adaydır, bu aday olacak diye konuşmak doğru değil. İnşallah çok güzel bir seçim olacak. Çok güzel, çok iyi, çok başarılı bir Cumhurbaşkanı, ilk defa halkın oylarıyla seçilmiş olacak” dedi.

Arınç, “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasında zaman zaman üslup farklılıkları ortaya çıkabiliyor. İlişkilerinde başta olmayan şimdi olan bir şey görüyor musunuz?” sorusuna karşılık, farklılık görmediğini söyledi.

Cumhurbaşkanı ve Başbakanın anayasada tarif edilen görevlerinin farklı olduğunu belirten Arınç, farklı konular, görüşler olsa bile sonuçta karar alma noktasında Başbakan Erdoğan ile ayrı düşmediklerini ifade etti. Arınç, parti içindeki farklılıkları zenginlik olarak gördüklerini anlattı. 


"TÜRKİYE'NİN DEMOKRATİKLEŞMESİNDE TARAF'IN ÇOK FAYDASI OLDU"

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, CHP 'nin bazı marjinal grupları da içlerine alarak iktidarı yıpratmak için gösteriler yaptığını belirterek, “Bunların hiçbiri bize bir fiske kadar zarar vermez. Keşke yapsalar, bol bol yapsalar millet bunlardan daha çok nefret etse” dedi.

TOBB tarafından düzenlenen “Yeni Yüzyılda Medya ve İletişim Arama Konferansı”na katılmak üzere Bolu'da bulunan Arınç, Kanaltürk Ankara Temsilcisi Faruk Mercan'ın sunduğu “Ankara'nın Nabzı” programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Taraf Gazetesi'ndeki istifalara ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine Arınç, gazeteyi çıktığı günden beri takip ettiğini ve beğendiğini söyledi.

Kendisinden Taraf gazetesini bir cümleyle tanımlaması istendiğinde söylediği “Bitaraf olan bertaraf olur, ben tarafım” sözlerini hatırlatan Arınç, “Son zamanlarda bazı yazıları, başlıkları, manşetleri sebebiyle doğrusu hayal kırıklığına uğradım” diye konuştu.

Bu konuyu gazetenin Ankara temsilcisi ve bazı yazarlarıyla da konuştuğunu dile getiren Arınç, şunları kaydetti:
“Toplumda veya medya camiasında 'eksen kayması mı var Taraf'ta' diye eleştiriler de oldu. Onlar da 'Altan'ın şahsından kaynaklanan birtakım şeyler olduğunu, ama gazetenin çizgisinin, doğrultusunun değişmediğini ifade ettiler. Başbakanımızla ilgili yazılanlar, AK Parti hükümetleriyle alay eder tarzda veyahutta bazı icraatlar sebebiyle çok acımazsızca, üslup çok önemli burada. Eleştirilere her zaman açığız, ama insanı veya bir partiyi, kuruluşu, bir görevliyi yok edecek tarzda manşet atılması, onu toplumun gözünde nefret edilecek birisi haline getirilmesi bence gazetecilik de değil. Çok aşırılığa gittiler. Bu sebeple bazı eleştirilerimi bazı yazarlar üzerinden yaptım, ama Sayın Altan ile bunu konuşmadım. Onun yazılarını önceleri o kadar çok beğenirdim, bunları her zaman internetten elde etmek de mümkün, ama sanki kessem de saklasam ve yeri geldiğinde sadece bu konuşları bir yerde okusam diye aklımdan geçerdi. Şimdi hala da çok güzel yazıyor ama eleştirilerinde, acımasızlığında da sınır tanımıyor.”

“BENİM DÜNYAMDA FIRTINALAR KOPARDI"   

“Türkiye'nin demokratikleşmesinde, Türkiye'de taşların yerine oturmasında, sivil-asker ilişkilerinin normal batılı tarzda yerine getirilmesinde ve terörle mücadelenin yanlışlarının veya zaaflarının belli olmasında Taraf'ın çok faydası oldu” diyen Arınç, şöyle devam etti:

“Hepimiz dışarıdan baktığımız zaman şunu düşünüyoruz. Teröristler saldırdılar 4 askerimiz şehit oldu. Bu bir karakol olabilir, yoldaki devriye ya da arazideki tim olabilir. Şöyle bir haber çıktı, 'El bombası attılar 4 askerimiz şehit oldu'. Hepimiz üzüldük, cenaze namazları kılındı, halkımız teröre karşı, terörist eylemlere karşı her zamanki tepkisini verdi. Ama Taraf bir haber neşretti, aslında bu teröristlerin attığı bir el bombası değil, bir teğmenin görevinde uyuyan diyelim, bir askeri cezalandırmak amacıyla pimini veya fünyesini çektiği bir bombayı eline vermesi. Çocukcağız elinde her an patlamaya hazır el bombasıyla oradan oraya koştu. Sonunda üç arkadaşının yanına geldi bomba orada patladı, 4'ü birden vefat ettiler.

Önce inanamadım. Bu herhalde bir ajitasyondur veya bir yalan haberdir, böyle bir şey olamaz diye düşündüm. Ama haberin gerçek olduğu yargılama neticesinde belli oldu. Teğmen bunu yaptığını ifade etti, şahitler bunu söylediler. 9 küsur sene ceza verildi, biraz cezası da az oldu belki, ama dört askerimizin terörist eylem sonucu değil de bir teğmenin yapmaması gereken bir eyleminden dolayı askerlerimizin şehit olduğu ortaya çıktı.
Günün birinde bir karakolda yine mayın patlaması sonucu askerlerin mayın patlaması sonucu öldüğü yazıldı, çizildi. Sonra bir ses kaydı düştü ortaya. Tuğgeneral Zeki Es bir başka üstüne haber verirken, 'Bu mayınları aslında biz döşemiştik' diye bir itirafta bulundu. Dava açıldı, sonuçlandı mı bilmiyorum, ama sonra öğrendik ki karakolun çevresine döşenen mayınlar bizim askerimizin döşediği mayınlardır, mayınlara basarak ölen, vefat eden askerler de bizim askerlerimizdir. Bu benim dünyamda fırtınalar kopardı. Olamaz, bu nasıl bir mücadele? Kendi elimizle kendi askerlerimizin hayatına son verecek bir yanlışlık bir başıbozukluk olabilir mi?”

“TARAF GİBİ BİR GAZETE TÜRKİYE YAYINCILIĞINDA MUTLAKA BULUNMALI"

2009'da Van'da söylediği, “Biz bunlarla savaşa iyi ki girmemişiz” sözünü anımsatan Arınç, şunları kaydetti:
“Bu TSK'nın şahsı manevisine ilişkin değildir. Yanlış yapan birkaç kişinin rütbesi ne olursa olsun yanlışlıklarına ilişkindir. Çünkü 'Balyoz' davasında bir başka davada da hükümeti devirmek için hangi planları yaptıklarını, hangi senaryoyu uyguladıklarını artık iddianamelerden öğrenebiliyoruz. Bu iddianamelerin içinde geçenlere baktığınız zaman bizzat bu işin başında, ortasında veya emir komuta zinciri içinde bulunanlar kendi görevlerini bırakmışlar başka işlerle meşgul olmuşlar. O anlamda söyledim. Yoksa TSK 700-800 bin kişilik muhteşem bir güç ve TSK'ya karşı olmak, düşman olmak, onu yok etmeye çalışmak bizim işimiz değil, Allah sakındırsın. Ordu bizim için çok değerlidir, çok kıymetlidir ama yanlış yapanlarını eleştirmek de bizim görevimiz. Dolayısıyla bu iki münferit olaydaki yanlışlık artık bizim dünyamızda farklı neticeler meydana getirdi.

Terörle mücadelenin yöntemlerinin de sorgulanmasına yol açtı. Taraf gazetesinin bence yaptığı çok hayırlı hizmetlerden birisi bu yanlışlıkları ortaya koymasıdır. Çok kayıtlar yayımlandı, çok belgeler yayımlandı. Dolayısıyla ben bu dönemin tarihe yani çok önemli yazılarla geçecek bir yayıncılık başarısı olarak, bir gazetecilik, yayıncılık faaliyeti olarak Türkiye demokrasisinde yeni ufuklar açılmasını, yanlışlıkların terk edilmesini yol açan bir hayırlı çalışma olarak Taraf gazetesini gördüm. Bu kanaatim o döneme ait hiç değişmedi. Onu, o çalışmalarından dolayı birilerini çok üzmüş olsa bile Türkiye için çok faydalı görüyorum. Ama sonradan sanki bu işleri bıraktılar AK Parti iktidarını hedef alan, onun nefes almasını, su, kahve içmesini bile eleştiren, eleştiri olabilir, ama yok etmeye çalışan bir hale geldiler. Dolayısıyla bizim hüsnü zannımız giderek örselendi. Şimdi ben, Taraf'ın yayın hayatında bulunmasını arzu ederim, bana göre bu yanlışlıklarını düzeltmek suretiyle. Ama yayın hayatına son verilecekse buna fevkalade üzülürüm, çünkü Taraf veya Taraf gibi bir gazete Türkiye yayıncılığında, gazeteciliğinde mutlaka bulunmalı.”

“KARŞISINDA DİRENÇLİ, KARARLI BİR AK PARTİ'Yİ BULDU"  

AK Parti'nin siyasette etkili olmaya başladığı, kırılma noktası olayın ne olduğuna yönelik soru üzerine Arınç, parti olarak manevi ölçülere çok dikkat ettiklerini söyledi.

27 Nisan muhtırasının oylarını artırıp artırmadığının sorulması üzerine Arınç, “Muhtıradan ziyade, muhtıraya verdiğimiz cevap” yanıtını verdi. Cesur olmanın, şeref ve izzeti muhafaza etmenin önemine değinen Arınç, 27 Nisan muhtırasının benzerlerine, müdahalelere daha önceki iktidarların da karşılaştığını belirtti.

O dönemlerde başbakanların, hükümetlerin cesur ve kararlı tavır alamadığını ifade eden Arınç, şöyle devam etti:
“Yüzde 100 onları cesaretsiz, korkak diye suçlamıyorum. Bulundukları şartlar da buna çok müsait değildi. Zaman zaman Demirel dedi ki 'Başbakanını idam etmiş bir ülkede ondan sonra gelen başbakanlardan siz hangi cesareti bekliyorsunuz?' Evet, idam sehpasında bir başbakanın sallandığını görse bile Türkiye, Tayyip Bey gibi 'Benim iki tane gömleğim var biri idamlık, biri bayramlık' diyebilmeliydi. Biz yola çıkarken söz verdik, cesur, kararlı olacağız milletin emanetini yol üzerinde bırakmayacağız. Yemin ederek bu sözü verdik biz. O yüzden top da patlatsalar, bomba da patlatsalar hiç umurumuzda değil.

27 Nisan'dan önce de MGK'da olmuştur, Şura da olmuştur, başka yerde olmuştur. Ben Meclis Başkanı olarak bunların çoğuna vakıfım. Ama Başbakan çıkmıştır, bakanlarımız çıkmıştır, parti grubu çıkmıştır meydan okumuştur. Meydan okumaya alışmamış bir güçle karşı karşıyayız. O güne kadar 'Biz ne dersek öyle olur, bizden korkarlar, cesaretsizdir bunlar, bunlar her şeyi bozar biz gelir tamir ederiz' diyen zihniyet karşısında dirençli, dirayetli, kararlı bir AK Parti'yi buldular. İşte onların kırılma noktası odur. Bu ilk kez AK Parti döneminde oldu.”

Hükümete karşı Anayasa Mahkemesi'nde açılan davayı da hatırlatan Arınç, “İlerde tarihçiler bu davanın gerçek sebebini, gerçek aktörlerini ve niçin birilerine talimat verildiğini yazacaklar. O insanlar şimdiden sokağa bile çıkmaktan çekinir haldeler. Çünkü çok rezil, çok ayıp, çok kötü işler yaptılar. Bizim hiçbir suçumuz yok. Gazetelerden, kenardan köşelerden internet sitelerinden, kırpılmış, kesilmiş, yapıştırılmış 400 haber bile denilmeyecek ahlaksızca iftiraları, bir iddianameyi esas kabul ettiler” dedi.

“Tek başına iktidarda olan bir parti gazete kupürleriyle suçlandı” diyen Arınç, bu sürecin Türkiye'ye maddi açıdan zarar verdiğini ve ülkeye köstek olduğunu söyledi.

Arınç, “Onun perde arkası ve öncesi tarihçilerin işi. Başbakan da zaten hatıralarını yazıyor hepimiz oradan gerçekte yaşananları öğreneceğiz ben de katkı sağlayacağım bir taraftan” dedi.

“ŞİMDİ AYNI ŞEYİ YAPMAK İSTİYORLAR"

27 Nisan'da yaşananların hükümetin yapacağının görülmesi açısından da önemli olduğunu vurgulayan Arınç, “Hükümetin ne yapacağını da 28 Nisan sabahında gördük. Millet onu görünce başka partilerden yönünün çevirdi seçimde AK Parti'ye döndü. Millet cesareti özlemişti. Bizim dürüst ve namuslu olduğumuzu biliyordu, ama cesaretli olup kararlı olacağımızı bir iş vesilesiyle görmek istiyordu” diye konuştu.

Arınç, iki seçmenden birinin oyunu alacak duruma gelmelerinde cesaretli, kararlı, ilkeli siyaset yapmalarının etkili olduğunu dile getirdi.

Danıştay saldırılarının yaşanan bazı olayların ve Cumhuriyet mitinglerinin de o dönemde olduğunun hatırlatılması üzerine şunları ifade etti: “Seçime yakındı onlar. Manisa'da seçime giriyorum, evimin önünde öyle de ilan ettiler 'Meclis Başkanının evinin önünde' Cumhuriyet mitingi yapacaklar. Cumhuriyet mitingleriyle CHP o kadar özdeş hale gelmişti ki kaldı ki o mitinge katılanların içinde asker de vardı sivil de vardı. Yani mitingi destekleyenlerin içinde eşleriyle çocuklarıyla bile kimlerin bulunduğunu çok iyi biliyoruz. Evimin karşısında 'Laiklik düşmanı Meclis Başkanı' filan diye bağırdılar, Allah bin kere razı olsun oyumu artırdılar Manisa'da. Yani biz yüzde 50'ye yaklaşan oyu aldık. Cumhuriyet mitingleri o kadar başarısız olmuştur ki halk bu kadrodan o kadar zarar görmüş veyahutta şikayetini ortaya koymuştur ki şimdi aynı şeyi yapmak istiyorlar ben 'keşke' diyorum içimden. Keşke yine o mitinglere benzer CHP gitse bazı illerde...”

“Ergenekon davalarında yaptıklarını mı kastediyorsunuz” denilmesi üzerine Arınç, şöyle konuştu:

“Silivri'de yaptıkları gibi, Silivri'de yaptıklarının benzerlerini başka yerlerde de yapabilirler. İşte Meclis'in önünde 29 Ekim'de yaptıkları gibi, 10 Kasım'da bir başka yerde yaptıkları gibi. Yani Türkiye Gençlik Birliği ile el ele, birtakım marjinal grupları CHP'nin içerisine koymak suretiyle bir Cumhuriyet mitingi benzeri iktidarı yıpratmak amacıyla gösteri yapıyorlar. Bunların hiçbiri bize bir fiske kadar zarar vermez. Keşke yapsalar, bol bol yapsalar millet bunlardan daha çok nefret etse.” (AA)