Türkiye'yi karıştıran telgrafın anatomisi

Türkiye'yi karıştıran telgrafın anatomisi
Türkiye'yi karıştıran telgrafın anatomisi

2008 de ABD li diplomatlara Ergenekon soruşturmasıyla ilgili kapsamlı bir brifing verildiği iddiası, O tarihte Türkiye kamuoyu ve sanıkların dahi bilmediği detaylar ABD lilere mi anlatıldı diye eleştiriliyor. Fotoğraf: ERHAN SEVENLER/AA

Mart 2011'de 'sızan' bir telgraf yeniden gündemde. Beşir Atalay, 2008'de ABD'lilere 'Ergenekon brifingi' verildiğinden habersiz olduğunu söylüyor.
Haber: DENİZ ZEYREK - deniz.zeyrek@radikal.com.tr / Arşivi

ANKARA - Türkiye günlerdir Wikileaks’in 2011’de sızdırdığı, Ankara’dan Washington’a gönderilmiş ‘Confidential’ (gizli) bir telgrafı konuşuyor. Oysa bu telgraf, 2011 martında sızmış, Wikileaks’e destek amaçlı çok sayıda internet sitesinde yayınlanmıştı. Aydınlık gazetesi, geçen hafta ‘Büyükanıt’ın kızı’ ve ‘eski CHP lideri Deniz Baykal’la bağlantılı detayları öne çıkarmasaydı belki de hiç farkına varmayacaktık.
ABD Dışişleri Bakanlığı, Wikileaks adına bile tahammül edemiyor ve Wikileaks’in sızdırdıklarıyla ilgili soru ve yorumları görmezden geliyor, içerikleri asla doğrulamıyor ya da yalanlamıyor. Dolayısıyla, ABD hükümetinden resmi yanıt almak imkansız. Türk Dışişleri’nin tavrı da aynı. Ancak şu bir gerçek ki Wikileaks’e sızan telgraflarda somut bilgiler olduğunu ve anlatılanların gelişmelerle ‘takvim paralelliği’ni kimse yalanlayamıyor. 

FBI ve Dışişleri’ne brifing
Dolayısıyla da her ne kadar Türk Emniyeti, “3 Şubat 2012 günü bazı basın kuruluşlarında, Emniyet Teşkilatı hakkında eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve ABD Büyükelçiliği’nin de yer aldığı gerçek dışı ve çirkin iddialara yer verilmiştir. Tamamen asılsız olan haberlerle ilgili yasal süreç başlatılmıştır” açıklamasını yapsa da 21 Kasım 2008 günü ABD Büyükelçiliğinde görevli ‘legal ateşe’ sıfatını taşıyan FBI görevlisine ve kendisine eşlik eden siyasi konularla ilgili iki ABD’li diplomata Ergenekon brifingi verildiğini kimse inkâr etmiyor. ABD’lilere konuyu sormaya kalkıştığınızda ilk aldığınız yanıt “Wiki... What (wiki ne?)” oluyor. Ancak peşi sıra Wikileaks sonrası genel diplomat tavrı olarak dile getirilen “Bizim görevimiz, çalıştığımız ülkenin nabzını tutup başkentimize iletmektir. Bu amaçla da yasal olan her kesimle görüşürüz” savunmasını duyuyorsunuz. Bir ABD’li diplomatla, bu son telgrafa dair sohbeti bu aşamaya getirmeyi başarsanız da muhtemelen alacağınız yanıt, “Bize değil kendi polis teşkilatınıza sorun” olacaktır.
Tartışılan telgrafta söz edilen görüşmeyle ilgili süreç, ABD’nin Ankara Büyük-elçiliği’nin ‘Legal Ateşesi’nin yaptığı başvuruyla başlamış. Yani brifingi ABD istemiş. Üstelik Amerikan yönetimi, Ergenekon konusuna sadece polisiye ve yargısal boyutuyla değil siyasi boyutuyla da bakmış olacak ki Washington’dan Ankara’ya gönderilen bir başka telgrafta, ‘Ergenekon’ hakkında Türk yetkililere sorulmak üzere 10 soru yöneltilmiş. Brifing ABD’nin isteğiyle ama Türk polisinin belirlediği yerde olmuş. Brifingi bizzat soruşturmada rol alan üst düzey yetkililer, görsel unsurlar kullanarak vermiş ve ABD’lilerin hiçbir sorusunu yanıtsız bırakmamış. Brifingin temel amacının ‘FBI temsilcisini ya da ABD’li diplomatları dolayısıyla da ABD yönetimini ikna edip ABD’den soruşturmaya destek almak’ olduğu telgrafı kaleme alan ABD’li diplomatın da gözünden kaçmamış. ‘Ergenekoncular ABD karşıtı’ vurgusu ABD’li yetkililerin hayli dikkatini çekmiş. Büyükanıt ve Baykal detayı da Ergenekon’un kapasitesi konusunda ABD’lileri ‘ikna’ etmek amacıyla ‘örnek’ olarak anlatılmış. 

Temel soru
ABD ile Türkiye arasında birçok alanda güvenlik işbirliği var. Dolayısıyla kağıt üstünde, Türk polisinin PKK ’yla ilgili FBI temsilcilerine bilgi vermesi normalse, Ergenekon konusunda bilgi vermesi de normal. Ancak, brifingin verildiği tarihe bakılırsa (21 Kasım 2008), bırakın Türkiye kamuoyunu, henüz zanlıların bile bilmediği, soruşturmayla ilgili delil ve bilgilerin, hatta atılacak adımların FBI ile paylaşılmasında bir gariplik var. ABD’li diplomatlar ‘bize verdiğiniz bilgileri zanlılar ya da Türkiye kamuoyu biliyor mu’ diye sorma mecburiyetinde olmadığına göre bize şu soruyu sormak düşüyor: Polis brifingi ve verilen bilgilerin çerçevesi, soruşturmayı yürüten yargı otoritesinin ya da siyasi otoritenin bilgisi dahilinde miydi? Bu soruyu dönemin içişleri bakanı, bugünün Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’a sordum. Yanıtı “Haberim yoktu” oldu.

‘O belgeleri savcıya vermezseniz dava açarız’
Eski CHP Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Bay-kal’ın avukatı Muzaffer Yılmaz tarafından yapılan açıklamada, ABD Büyükelçiliği Müsteşarı Daniel O’Grady’nin 24 Kasım 2008’de Washington’a gönderdiği iddia edilen kriptoya göre, ‘Emniyet Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı görevlilerinden bir heyetin 21 Kasım 2008’de, Ergenekon soruşturması hakkında ABD’li yetkililere bizzat brifing verdiği’ haberleri hatırlatılarak, “O tarihte ana muhalefet lideri olan Baykal’a ödenen bir rüşvet konusunda belgelere ulaşıldığı iddialarının da ABD elçiliğindeki yetkililere bildirildiği belirtilmektedir. Böylesine önemli bir belgenin iddianamelerde yer almayıp ABD yetkililerince düzmece olarak servis edilmesinin, kabul edilebilir hiçbir yanı yoktur” denildi. Yılmaz, bu belgelerin 3 gün içinde savcılığa verilmemesi halinde, Emniyet yetkilileri, İçişleri Bakanı ve Başbakan hakkında suç duyurusunda bulunup tazminat davası açacaklarını da söyledi.