TÜSİAD: Hükümetin eğitime yaklaşımı endişe verici

Hükümet-YÖK gerginliğini değerlendiren TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı, "Hükümetin, eğitimdeki tutumu, ön yargısız kesimleri bile endişeye sevk ediyor" dedi.

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Sabancı, "Hükümetin, Türkiye için hayati bir konu olan eğitimdeki tutumu, bu alandaki icraata ön yargıyla yaklaşmayan kesimleri bile endişe ve güvensizliğe sevk ediyor" dedi.
Sabancı, Bandırma'da düzenlenen Sanayici ve İşadamları Dernekleri (SİAD) Platformu Başkanlar Kurulu Toplantısı'nda, merkeziyetçi-bürokratik anlayışın terk edilmesi, yerel yönetimlerin yetki ve sorumluluklarının artırılması ve halkın yönetime katılımını sağlayacak çeşitli mekanizmaları öngören 'Kamu Yönetimi Reformu Yasa Tasarısı'nın gündeme getirilmesinin olumlu bir adım olduğunu söyledi. Reformun başarısı açısından, bazı anayasal ve yasal düzenlemelerin eksik bırakılmış olması ve yerel yönetimlere devredilen yetkilerin, kamu yararı ve hukuka uygun kullanılmasını sağlamak için gerekli denetim mekanizmalarının yeterince öngörülmemiş olmasının ise uygulamayı olumsuz etkileyecek boşluklar yarattığına dikkati çeken Sabancı, tasarının, bu boşluklar doldurularak yasalaşması, kamu yöneticilerinin seçilmesi ve atanmasında liyakatın ön planda tutulması ve görevlerinde başarılı olan kamu yöneticilerinin değiştirilmemesine özen gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

EĞİTİM SİSTEMİ

Sabancı, iş dünyası olarak, gerek Türkiye'nin geleceğinin inşa edilmesi gerekse ülkenin ihtiyaç duyduğu insan sermayesinin yetiştirilmesi açısından çağdaş normlara uygun, bilgili, kültürlü, yaratıcı gençler yetiştiren bir eğitim sistemini şiddetle önemsediklerini belirterek, "Hükümetin, Türkiye için hayati bir konu olan eğitimdeki tutumu, bu alandaki icraata ön yargıyla yaklaşmayan kesimleri bile endişe ve güvensizliğe sevk ediyor" dedi. Eğitimle ilgili bazı hususları kamuoyu ile tekrar paylaşmak istediğini ifade eden Sabancı, şunları söyledi:
"Yüksek öğrenime değerini veren, çeşitlilik ve farklılaşmadır. Ülkedeki bütün üniversiteler için tek tip bir yapı öngörmek, çağa aykırı bir yaklaşımdır. Bu açıdan, YÖK Kanunu dikkatle tartışılmalıdır. YÖK Kanunu üzerindeki zaman baskısı kaldırılmalı, yasa, (idari ve mali yapılanma, akademik ve bilimsel kriterler, üniversiteye giriş) gibi paketlere bölünerek, farklı tartışmaların birbirini gölgelemesinin önüne geçilmelidir. Mükerrerliği önlemek amacıyla yapıldığı öne sürülen bursların tek elde toplanması, düzenlemesi, eğitim sistemimizin sorunlarından olan merkeziyetçiliği güçlendirmektedir. Bir kişinin, birden fazla kurumdan burs almasını önlemek için, karar merciini merkezileştirmek değil, burs bilgilerini tek elde toplamak mümkün olacaktır. Bugünün teknolojisiyle, bu son derece kolaydır.
Mesleki ve teknik eğitimin amacı, Türkiye'nin hızlı kalkınma sürecinde ihtiyaç duyduğu ara kademe insan gücünü yetiştirmektir. Bu çerçevede, yeterli sayıda imam hatip lisesi, din görevlisi yetiştirmek üzere faaliyet gösterip, isteyenlere ilahiyat fakültesine devam etme olanağını verirken, ihtiyaç fazlası olanları da tedrisat ve müfredat uyumu yapılarak normal liseye dönüştürülmelidir.
8 yıllık zorunlu eğitimden alınan okullaşma oranını belirgin biçimde artıran olumlu sonuçların, bu sürenin 12 yıla çıkarılmasıyla ivme kazanacağı aşikardır. Ayrıca, ilk ve orta öğretimde kullanılan ders ve çalışma kitapları ile rehber kitapların içerik ve biçim olarak güncel ve çağdaş hale getirilmesi şarttır."
Sabancı, bu yolla, kendini sürekli yenileyen ve geliştiren, olaylara çok yönlü bakabilen, insan hakları ve demokrasiye saygılı, uzlaşma kültürüne sahip bir neslin Türkiye'nin kalkınmasını sırtlamasının mümkün olabileceğini ifade ederek, eğitimi, SİAD Platformu için ülke çapında gerçekleştirilecek bir kampanyanın konusu haline getireceklerini bildirdi.
TÜSİAD'ın, AB politikaları ve mevzuatının oluşmasında teknik düzeyden, en yüksek siyasi düzeye kadar karar alma sürecinde her kademede yer alan UNİCE'ye üye olduğunu hatırlatarak, şunları kaydetti:
"Avrupalı şirketleri ilgilendiren mevzuat ve politikaların yüzde 80'i, AB düzeyinde Brüksel'de oluşturuluyor. İşte bu nedenle, Türkiye'nin AB ile müzakere sürecine girmesiyle, şirketlerimiz için yaşamsal önemdeki gelişmeler de bir kurguya kavuyacak. Türk özel sektörü olarak, hem Ankara'nın müzakere sürecindeki tutumunu çok yakından gözetmeli ve alınacak kararlara en başından dahil olmalıyız hem de UNİCE üyeliğimiz sayesinde AB içinde gelişmeleri ve iş dünyasını ilgilendiren mevzuat ve politikaların evrimini çok yakından takip etmeliyiz."
Burada asıl meselenin, Avrupa'daki tüm diğer iş dünyası örgütlerinde olduğu gibi gönüllü sektörel ve bölgesel örgütlerin tek çatı altında toplanarak, Ankara'ya gerçekten işlevsel bir destek sunabilmesi olduğunu anlatan Sabancı, bunun da, federasyon aşamasını hızla tamamlayıp konfederasyon aşamasına geçilmesini gerekli kıldığını söyledi.
Sabancı, Türkiye'nin, AB üyeliğini hedef olarak seçmekle son derece iddialı bir toplumsal projeyi de benimsediğini ve bu projenin açık tarifinin 'Gelişmiş ülkeler arasında kendine bir yer açmak' olduğunu ifade ederek, "Bu projeyi başarıyla gerçekleştirmenin yolu, serbest piyasaya dayalı bir ekonomiden, bireysel özgürlüklere dayalı, yenilikçi ve yaratıcı bir toplumsal yapıdan, katılımcı, demokratik yönetimden ve laik devlet anlayışından geçmektedir" diye konuştu.