Uzaydaki karadeliğiz Avrupalı için

Emekli büyükelçi Cem Duna'ya göre 17 Aralık'ta tarih verilecek, müzakereler de şartsız başlayacak. Duna, "18 Aralık sonrası süreç çok sancılı olacak. Türkiye AB gerçeğini yaşayacak" diyor.
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

NEDEN? Cem Duna
Türkiye çok önemli bir haftaya giriyor. 70 milyonluk toplumun geleceğini, kaderini, gideceği yönü belirleyecek bir kararın arifesindeyiz. Avrupa Birliği, cuma günü Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlayıp başlamayacağına karar verecek. Kararın açıklanacağı ana kadar Türkiye ile AB ülkeleri arasında pazarlıkların süreceği, müzakerelerin herhangi bir şarta bağlı olup olmayacağı yolundaki söylentilerin ortalıkta dolaşacağı, Avrupa'nın yeni talepleriyle ilgili tartışmaların yapılacağı, sinirlerin gerileceği günlerden geçeceğiz. Önümüzdeki birkaç günü herhalde sadece bu konuyla dolu olarak yaşayacağız. Cuma gününe kadar neler yaşayacağımızı, AB'yi çok iyi bilen ve TÜSİAD'ın dış ilişkilerden sorumlu yönetim kurulu üyesi olarak gelişmeleri yakından izleyen, geçmişte Gümrük Birliği müzakerelerini Türkiye adına yürütmüş olan Cem Duna ile görüştük. Emekli büyükelçi Duna ile AB'nin Türkiye'ye müzakere tarihi verip vermeyeceğini, eğer verirse bunu bir şarta bağlayıp bağlamayacağını, Türkiye'nin kabul edemeyeceği engellerle karşılaşıp karşılaşmayacağını, 17 Aralık'ta ve 18 Aralık'ta Türkiye'yi nelerin beklediğini konuştuk.

Türkiye için tarihi bir haftaya giriyoruz. Avrupa Birliği kararını açıklayacak. Nasıl bir karar bekliyorsunuz? Müzakere tarihi verecek mi Avrupalılar?
Bize tarih verilecek ve müzakereler önümüzdeki yıl başlayacak. Müzakerelerin nisanda veya ekimde başlamasının hiç önemi yok. Çünkü burada 41 yıllık bir rüyanın sonucu alınacak.
Müzakere tarihi verirken yeni şartlar ileri sürebilirler mi, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımamız gibi?
Müzakerelere başlamak için yeni bir şart olmayacak. AB, bize, 'Kıbrıs ve Ege'de şu şartlar yerine getirilmeden, müzakereler başlamaz. Bunları çöz de gel' diye bir şart getirmeyecek. Türkiye'ye tarih verilecek ve müzakereler başlayacak. Ama bu kararın etrafında bazı süsler olacak. Müzakereler başladıktan sonraki süreçte, Kıbrıs ve Ege gibi bazı sorunları çözmesi Türkiye'den talep edilecek. Zaten şu anda hükümet ile AB arasında bu taleplerin pazarlığı yapılıyor.
Peki, müzakerelerin tam üyelikle sonuçlanmayabileceğini söyleyebilirler mi?
Hayır bunu da söyleyemezler. Çünkü AB, kurumsal bir yapı. Bu yapının 99'da Helsinki'de, 2002'de Kopenhag'da aldığı kararlar var. Komisyon'un 6 Ekim 2004'teki Türkiye İlerleme Raporu var. Hepsinde Türkiye'yle tam üyelik için müzakere edileceği söyleniyor. Yarım üyelik, hafif üyelik yok bu kararlarda. Kurumsal Avrupa bu kararların dışına çıkamaz. AB, hukuk topluluğudur. Bundan sapma, karar düzeyinde değil, sadece söylem düzeyinde olur. Yani Avrupalı siyasilerin kendi kamuoylarına verdiği mesajlar gibi olur. Nitekim Avrupa Parlamentosu'nun bugünlerde oylayacağı Türkiye ile Müzakereler Raporu'nda da gene Türkiye'nin tam üyeliği vurgulanıyor ve bunun yüzde 60-70 çoğunlukla geçmesi bekleniyor. Son sözü söyleyecek olan Avrupa Konseyi 17 Aralık'ta bu kararların dışına çıkamaz. Müzakerelerin tam üyelik amacıyla yapılacağını söyleyecek. Ama doğası gereği 'müzakerelerin açık uçlu olduğunu' belirtecek. Bundan rahatsızlık duyulmamalı. 97'de 10 aday ülkenin müzakere kararında da aynı ibare yer aldı.
Karar anı yaklaştıkça Avrupalıların da huzursuzluğunun arttığını görüyoruz. Avrupa niye bu kadar huzursuz Türkiye'den?
Avrupa'yı ikiye ayırmak lazım. Entelektüel Avrupa ve sokaktaki adam Avrupası. Entelektüel Avrupa, Türkiye'nin ileri derecede entegre olmuş 'altılı Avrupa'ya katılacağını ve çekirdek Avrupa'yı bozacağını düşünüyor. Altılı Avrupa, Almanya, Fransa, Hollanda, Lüksemburg, Belçika, İtalya demek. Oysa dünkü altılı Avrupa'yla bugünkü Avrupa çok farklı. Türkiye bugünkü Avrupa'nın müktesebatını üstlenecek. Yeni katılan 10 üye kadar AB'ye entegre olacak ve AB için sorun yaratmayacak. Türkiye Hollanda'ya değil, Bulgaristan'a entegre olacak. İşte bu entelektüel Avrupa, Türkiye'nin bugünkü 25'li Avrupa'ya katıldığını göremiyor. O, hâlâ Türkiye'nin altılı Avrupa için tezat olduğunu düşünüyor. Çekirdek Avrupa artık karar vermek zorunda. Kendisini küresel bir Avrupa olarak mı görecek, yoksa çekirdek Avrupa olarak görmeye devam mı edecek? Türkiye nasıl değiştiyse, Avrupa'nın da kafa yapısını değiştirmesi gerekiyor.
Peki sokaktaki Avrupalı Türkiye'yi nasıl görüyor?
Kitle Avrupası bilinmezlikten hareket ediyor. Onlar için Türkiye uzaydaki karadelik gibi bir kavram. Türkiye'yi daha çok ekonomik nedenlerden ötürü kendi iş güvencesine bir tehdit olarak algılıyor. Bilinçli bir kamuoyu yok. Geçenlerde yeni üyeleri sıralayın diye bir anket yapıldı. Avrupalıların yüzde 23'ü, Polonya'dan önce birinci sırada Türkiye'yi AB üyesi olarak gösterdi. Bunlar Türkiye'yi AB'ye üye sanıyor. Geri kalanların çoğu da 17 Aralık'ta AB tam üye olacak zannediyor.
Türkiye'den rahatsız olanlar daha ziyade Avrupalı siyasetçiler mi yoksa Avrupalı kamuoyu mu?
İkisinde de Türkiye'den rahatsız olan kesimler var. Kamuoyuyla ilgili Fransa örneği çok ilginç. Fransa kamuoyunun yüzde 64'ü Türkiye'nin
üyeliğine karşı. Ama 19-29 yaş grubuna baktığınızda, bunların yüzde 62'si Türkiye'nin üyeliğinden yana. Avrupa'da kendisini Avrupalı olarak algılayan yeni bir nesil yetişiyor. Bu Türkiye için iyi bir haber. Fransa Avrupalılaşıyor demek bu. Genç nesil küreselleşmeyi daha rahat kabul ediyor. Gençler yaşlı Avrupa gibi düşünmüyor.
Avrupalının gözünde Türkiye nasıl bir imaja sahip?
Tek bir Avrupa olmadığı için tek bir cevap yok. Mesela İrlanda için Türkiye çok ilginç, cazip, büyük bir ülke. İngiltere için Türkiye iyi bir ticaret ortağı. İspanya için bir ortak Akdeniz ülkesi. İtalya için ekonomik partner. Almanya için toplumların kaynaşmayı isteyip de kaynaşamadığı bir ülke. Fransa için her konuda olduğu gibi Türkiye de bir tartışma konusu. İslam'la ilgili rahatsızlıkları kendi ülkesinde çözemediğinden, Türkiye de çözümleyemediği bir ülke oluyor onun için. İskandinav ülkelerinin ise Türkiye'yle ilgili tek ölçüleri hukuk. Demokratik hukuk devleti mi değil mi, sadece buna bakıyorlar. Yunanistan için Türkiye, Avrupa içinde olması, Avrupa dışında olmasından daha iyi olan dertli bir komşu.
Türkiye bu hazırlık döneminde üzerine düşeni yaptı. Birçok Avrupalı da bunu kabul etti. Şimdiki şaşkınlıklarına ve kararsızlıklarına bakarsanız sanki Türkiye'nin bütün bu reformları yapmasını beklemiyorlardı. Bunu beklemiyorlar mıydı gerçekten?
Gerçekten beklemiyorlardı. Gümrük Birliği müzakerelerini hatırlıyorum. O zaman da Avrupalılar Türkiye'nin Gümrük Birliği'ni yapabileceğine inanmıyordu. Ama Türkiye bu müzakereleri 18 ayda tamamladı. Sağı solu belli olmayan bir ülkede yaşıyoruz biz. Burası Türkiye. Burada Türkler yaşıyor. Ben 17 Aralık için çok iyimserim. 18 Aralık için ise kötümserim. 17 Aralık'tan sonra yaşayacağımız süreç çok daha sancılı olacak. Bu müzakere sürecinin çok iyi yönetilmesi gerekiyor. Türkiye bu süreçte AB'nin birçok gerçeğiyle karşılaşacak. Şu anda Türkiye'de AB'ye destek en üst düzeyde. Toplumun yüzde 70-75'i AB üyeliğini destekliyor. Önümüzdeki dönemde bu destek düşecek. Çünkü AB, hayatımıza yeni disiplinler getirecek. AB'yle bankacılıktan müteahhitlik hizmetlerine, turizmden tarıma, ulaştırmaya aklınıza ne gelirse 31 başlık altında müzakereler yapılacak. Bundan, sokaktaki Türk olumlu ya da olumsuz etkilenecek.
İş dünyasının patronları da, işadamları da etkilenmeyecek mi?
Kesinlikle. Gümrük Birliği Türk ekonomisinin yüzde 20-25'ini oluşturan imalat sektörünü kapsıyordu sadece. Şimdi imalat sektöründe büyük bir sıkıntı yaşanmayacak. Onun üstleneceği fazla bir şey kalmadı. Çünkü o, Gümrük Birliği'yle büyük ölçüde disiplin altına girdi, rekabeti öğrendi. Gümrük Birliği müzakerelerini yürütürken benim için otomotivciler,
'Batıyoruz. Bu büyükelçi vatan haini. Bu adam ülkeyi satıyor' demişti. Şimdi otomotiv sektörü 10 milyar dolar ihracat yapıyor. AB'yle yeni süreçte hizmetlerde ve tarımda büyük sıkıntılar yaşanacak. Ekonominin yüzde 58'ini oluşturan hizmetler sektörü de disiplin altına girecek. Buna, ekonomide yüzde 10-15'lik payı olan tarımı da ekleyin, hayatımızın her alanı bu süreçte etkilenecek. Toplumdaki fay hatları daha belirginleşecek. ' Bu AB nereden çıktı?' itirazları yükselecek. Mesela THY, 'Ben iç pazarımı kimseye açmam' diyecek. Ama açmak zorunda kalacak. Bankalar mali yapılarını daha da sağlamlaştırmak zorunda kalacak. Yeni düzende Akbank'ın rakibi artık Yapı Kredi değil Deutschebank olacak.
Ankara çok keskin bir politika izliyor. Başbakan hangi şartlar karşısında Türkiye'nin AB'den vazgeçeceğini açıkladı. Bu politikayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu politika biraz gerekiyordu. 'Türkiye AB üyeliğine öyle soyunmuş ki, önüne ne koysak kabul eder' anlayışı Avrupa'da yaygınlaşmamalı. Çünkü Avrupalılar, Türkiye'deki son iki yıllık değişimi başka türlü izah edemiyordu. 'Bunlar kendilerini bu işe iyice kaptırdı' diye görüyorlardı bizi.
Türkiye gibi Müslüman bir ülkeyi içine almak Avrupa'yı siyaseten güçlendirir mi yoksa bu onların gücünün eksiltir mi?
Kesinlikle güçlendirir. Türkiye'nin dünya sahnesinde ve bölgesel politikalarda yadsınamaz bir ağırlığı var. Türkiye'nin üyeliği, AB'yi Ortadoğu sorununun çözümünde aktif rol oynamaya götürecek. 17 Aralık'ta Türkiye'yle müzakereleri başlatma kararını verecek olan Avrupalı şahıslar Türkiye'nin bu önemini biliyor. Zaten 17 Aralık'tan sonra Avrupa yeni bir paradigmaya oturacak. Ne Avrupa aynı Avrupa, ne de Türkiye aynı Türkiye olacak.
Avrupa bize kıyasla çok zengin ve çok güçlü. Ama dünya siyasetinin diğer aktörleriyle, Amerika, Rusya ve Çin'le kıyaslandığında pek fazla gücü yok gibi görünüyor. Dünya politikasına yön verebilecek bir kuvveti yok. Avrupa bu gerçeğin farkında mı?
Farkında tabii. Böyle bir sancısı olduğu için yeni anayasasında bunları giderici önlemler alıyor, Türkiye'yi tam üyelik sürecinde ilerletiyor. Türkiye'nin Avrupa'nın savunmasına olan katkısını düşünüyor. Avrupalıların da en az bizim kadar akıllı olduğunu varsaymalıyız. AB'nin Türkiye'yi istemesinin en büyük nedenlerinden biri, Türkiye'nin Avrupa'ya kazandıracağı stratejik ağrılık. AB, çoklu bir askeri sistem kurmaya yöneliyor. TSK ise 52'den beri çoklu savunma sistemi NATO'da fonksiyon görüyor. Gayrisafi milli hasıladan savunmaya en fazla pay ayıran ülkeyiz biz. Böyle tecrübeli, güçlü bir ordu, AB için büyük avantaj.
Biz Avrupa'yı çok istiyoruz.
Ama Avrupa'nın geleceği ne? Avrupalılar gerçekten birlik olabildiler mi yoksa bir yandan birleşirken, bir yandan da ulus devlet kimliklerinin devamını isteyen bir çelişki mi yaşıyorlar?

AB'nin üç bacağı var. Bir ekonomik ve parasal birlik. İki, içişleri ve adalet. Üç, dış politika ve savunma. AB, ekonomik ve parasal birlikte, egemenlik devrini büyük ölçüde yaptı ve dünya ticaretinin yüzde 30'una sahip en büyük ticaret bloku oldu. Fakat AB, diğer iki bacağında egemenliği henüz devretmedi. Ama yeni Avrupa anayasasıyla bu devir yavaş yavaş olacak. Mesela AB'nin bundan böyle bir dış politika bakanı olacak. Bu egemenlik devirleri gerçekleştikçe de, AB, dünya sahnesinde önemli bir aktör olacak.
Biz AB'ye rahatlıkla üye olabilecek kadar zengin, istikrarlı bir ülke olsaydık Avrupa Birliği'ne üye olmayı gene de ister miydik?
İsterdik. Çünkü güçlü olmayı sürdürmek için dünyadaki bloklardan birine üye olmak şart. 93'te Avusturya ve Finlanda'yla birlikte AB'ye katılan İsveç bu tartışmayı yaşadı. 'Ben zenginim, AB üyeliği nereden çıktı' dedi. Ama sonunda aklın yolunu gördü. Çünkü bir birliğe tam üye olmazsanız, onun karar alma mekanizmalarında yer alamıyorsunuz. O zaman da sizi zengin kılan halı altınızdan kayıyor.
Türkiye Avrupalı mı?
Türkiye Avrupalıdır. Portekiz, İspanya, İtalya ve Yunanistan'ın Türkiye'yle mi daha çok ortak çarpanı var, yoksa Finlandiya'yla mı? Türkiye'yle.
Türkiye, AB standartlarında bir bürokrasiyi ve bir hukukçu kadrosunu yaratabilecek mi?
Yetişmesi gerekiyor. Bakan açıkladı. Bugün Adalet Bakanlığı'nda yabancı dil bilen 41 uzman var. Oysa Türkiye'de 10 bin savcı ve hâkim bulunuyor. Bunların AB hukuku standardında hukukçu olabilmesi için çok ciddi bir eğitimden geçirilmesi gerekiyor. Ama yine de Türkiye'nin ciddi bir AB birikimi var. 40 yıllık bir mazi bu.
Avrupa kamuoyu Türkiye'ye alışabilecek mi?
Tabii alışacak. 10 Doğu Avrupa ülkesi de tam üye olarak girerken en az bugün Türkiye için kaygılandığı kadar kaygılanıyordu Avrupa. Kaygılarının hiçbiri yaşanmadı. Doğu Avrupa boşalıp Batı Avrupa'ya taşınmadı.
Avrupalılar, Türkiye'nin değiştiğine ya da değişebileceğine inanmakta niye güçlük çekiyor?
Türkiye değişikliği çok kısa sürede yaptı. Bunun gerçek bir değişiklik
olup olmadığı konusunda ellerinde yeterince kanıt yok. Ayrıca Avrupa kendisi değişmekte zorlanan bir toplum. Değişmenin güç olduğunu biliyor ve Türkiye'deki değişimi sual ediyor. Türkiye'deki hızlı değişime Araplar da çok şaşırıyor. Son zamanlarda Ortadoğu'da çok dolaştım. Araplar,, 'Aman ne güzel bir model! Türkiye Avrupa'yla Ortadoğu arasında köprü! Türkiye bizim için büyük abi!' diye bakmıyor bize.
Peki bize nasıl bakıyorlar?
Hayretle bakıyorlar. Nüfusunun yüzde 99'u Müslüman olan böyle büyük bir ülke kendisini bu kadar nasıl değiştirebildi de, AB'ye tam üyelik adaylığına kadar ulaşabildi' diyorlar. Arap toplumlarının en büyük sorunu değişmemektir. Türkiye, onların bu sorununa cevap oluyor. Onlara, kendi sistemlerinin de, Müslüman bir toplumun da demokrasi içinde değişebileceğini gösteriyor. İlginçtir, bu, Avrupa'ya sorumluluk yüklüyor. Çünkü Avrupa 17 Aralık'ta Türkiye'ye hayır derse, Ortadoğu'da Batı'ya olan şüphe ve itimatsızlık teyit edilmiş olacak.
Bu son dört günde neler olacak?
Sancılanacağız. Haberlerle hop oturup hop kalkacağız. Bir sevineceğiz, bir üzüleceğiz. Ama bütün gürültü patırtıya rağmen mutlu sona ulaşacağız. En ufak tereddüdüm yok. 17 Aralık kararı bizim için galibiyet metni olacak. Biz, 17 Aralık'ta sevineceğiz, ama sonra hep beraber üzüleceğiz. Çünkü müzakere süreci çok zor olacak!..