Vahşi piyasayı dizginlemek lazım

Piyasayı dengelemek için vergi sistemini ulus-devlet uygulamaktadır; bankaları, finans sektörünü düzenleyen kurum, yine ulus-devletin bir kurumudur.
Haber: KEMAL DERVİŞ / Arşivi
YUSUF IŞIK / Arşivi

Piyasayı dengelemek için vergi sistemini ulus-devlet uygulamaktadır; bankaları, finans sektörünü düzenleyen kurum, yine ulus-devletin bir kurumudur. Gelirdeki adaletsizlikleri düzeltebilmek ve tek başına bırakıldığında başı boş işleyen piyasaları dizginlemek, daha düzenli bir biçime getirebilmek için sosyal demokrat iktidarlar, çok doğal ve çok doğru olarak, ulus-devletin kamu gücünü kullanmak ve kamu gücüne dayanmak durumundaydılar. Fakat, ekonomilerin uluslararasılaşması ve küreselleşme sürecinde, özellikle teknolojik gelişme ve BİT'lerdeki olağanüstü gelişmelerle birlikte, dünyadaki ekonomik yapı ve faaliyetlerin,
rekabetin niteliği 80'li yıllardan itibaren baş döndürücü bir hızla değişti:

  • Bilginin üretimde en kritik faktör konumuna gelmesi;
  • Gerek doğrudan üretimde gerekse diğer her türlü ekonomik faaliyette kullanılan bilginin yeni BİT sayesinde sınırlar ötesine anında iletilip değerlendirilebilmesi;
  • Taşıma maliyetlerinin son 30 yıl içinde hızla düşmesi;
  • Uluslararası ticaretin önündeki gümrük ve benzeri kısıtlamaların giderek azalması;
  • Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarındaki (DYSY) büyük artışlar gibi çok çeşitli ve geri çevrilmesi beklenemeyecek etken dünyadaki gelişmeye damgasını vurmaktadır.
    Evrensel düzeyde politika ihtiyacı
    Örneğin Türkiye'den çeşitli kıtalardaki 173 ülkeye otomotiv sanayisi ürünleri ihraç edilmektedir; Türkiye'nin dış ticaret hacmi 120 milyar ABD Doları düzeyine ulaşmıştır. Bu gelişmelerle birlikte genelde ekonomik faaliyetlerin ve tek tek ekonomilerin uluslararası boyu-tu artıp belirginleşiyor. Örneğin dış ticaretin toplam üretime oranı yüksek boyutlara varıyor, teknolojik gelişme bir ülkenin çektiği DYSY'nın niteliğiyle ve uluslararası bilgi ve araştırma ağlarıyla bütünleşmeyle doğrudan bağlantılı hale geliyor. Dünyanın güçlü bir ekonomisindeki veya AB gibi bir bölgesel bloktaki düzenlemeler ABD dahil bütün ekonomileri etkileyebiliyor. Ya da, örneğin, ABD'de kurumsal şirket yönetimi konusundaki bir düzenleme örneğin Fransa'nın Lyon kentindeki orta boy bir Fransız şirketini yakından etkileyebiliyor. Ülke ekonomilerinde salt o ülke içinde alınacak kararlarla belirlenebilen ekonomik ve giderek sosyal parametre sayısı sınırlı kalıyor ve azalmaya devam ediyor. Bu durumda salt ulus-devlet çerçevesinde belirlenebilecek politika alanları daralıyor. Uluslararası, evrensel düzeylerde politika belirlenmesine ihtiyaç doğuran olgular, alanlar çoğalıyor. Teröristlerin, suç örgütlerinin bile küresel ölçekte faaliyet gösterdiği bir dünyada bu olgu çok belirgin hale gelmiştir.
    Küreselleşmenin ana özellikleri giderek daha çok temel alana, örneğin şirketlerin dünya sanayi üretimindeki konumuna da yansıyor. Bugün, dünya sanayi üretimine baktığınız zaman, bu üretimin yaklaşık yüzde 35'inin uluslararası şirketler tarafından doğrudan gerçekleştirildiğini görüyoruz. Dolaylı olarak, yani bir dizi yan sanayi ile birlikte hesaplandığı zaman, gerçekte bugünkü dünya sanayi üretiminin yaklaşık yüzde 70'inin çokuluslu şirketler ve küresel sermayenin sahip olduğu kuruluşlar tarafından yönlendirildiği ortaya çıkmaktadır. Bu da çarpıcı bir gelişme oluşturmaktadır.
    1.2.2.2. Finans piyasaları
    Küreselleşme kapsamındaki diğer bir önemli konu, finans piyasalarıdır. Eskiden dünya döviz piyasası çok küçüktü, esas önemli olan dış ticarete konu olan döviz hacmi ve değişim hacmi ile bunlara dayalı döviz rejimiydi. Oysa bugün durum değişmiştir; çok kısa süreler içinde milyarlarca, hatta trilyonlarca dolar el değiştirmektedir. Bir Japon yatırımcısı anında Meksika veya Türkiye'nin hazine bonosunu alabilmekte, Şili'deki bir emeklilik fonu "Türkiye'de faizler yüksek Türkiye'ye girelim" diyebilmektedir. Bu tür işlemlerin hacmi olağanüstü ölçüde artmıştır, bankalar uluslararasılaşmıştır. Bugün, dünyada sermaye piyasasına hâkim olan bankalar, büyük ölçüde uluslararası bankalardır.
    Temelinde çoğunlukla teknolojik değişimin yer aldığı bütün bu gelişmeler, klasik ulus-devletin XX. yüzyılın son 10 yılına kadar başarabildiği denetim ve düzenleme görevini çok zorlamaktadır. Bu çerçevede iki örnek vermek yararlı olacaktır. Örneğin, bir ülke, sosyal harcamaları, sağlık harcamalarını veya eğitimi finanse etmek için vergi artırımına gitmek istediğinde, eğer komşu bir ülke o vergileri aynı anda artırmazsa sermaye derhal komşu ülkeye kaçmaktadır. Bu durumda, ulus-devlet sosyal görevini yerine getirmekte güçlük çekmektedir. İkinci örnek doğrudan finans sektöründe Türkiye'de de yaşadığımız bir olguya ilişkindir ve bankaların döviz piyasalarında açık pozisyon almalarının ne kadar sakıncalı olduğunu ortaya koymaktadır. Finans sistemi için, bir bankanın dolar cinsinden borç alıp, sonra onu TL cinsinden yatırması büyük bir risk oluşturmaktadır ve bunun denetlenmesi gerekmektedir. Türkiye'de bu denetimi Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu (BDDK) yapmaktadır; bankaların döviz pozisyonunu, bankaların uzun vadeli sağlığı açısından denetleyen mekanizmalar mevcuttur. Ancak eğer, bu bankalar, bu açık pozisyonlarını uluslararası bağlantılar içinde alıyorlarsa, örneğin belli bir parayı yurtdışındaki başka bir bankaya yatırıp ondan sonra oradan kredi alıyormuş gibi gözüküyorlarsa ve açık pozisyonlarını böyle finanse ediyorlarsa, o zaman bir ulusal otoritenin, Merkez Bankası'nın veya BDDK benzeri ulusal bir kurumun bunu denetlemesi zorlaşmaktadır.
    1.2.2.3. Pamuk örneği
    Bütün bu nedenlerle, bir sosyal demokrat hükümet veya sosyal demokrat siyasal hareket, yaşanan küreselleşme süreci karşısında güç duruma düşmektedir. Çünkü, bir yerde haklı nedenlerle ve geleneksel hedeflerine dönük biçimde klasik ulus-devletin kamu gücünü kullanmak istemekte, ama küreselleşen ekonomide bunu ancak eksik bir biçimde yapabilmektedir.
    2002 Genel Seçimleri sırasında çok gündeme gelen bir üzücü örnek de, Amerika ve AB'nin, ama özellikle ABD'nin, kendi pamuğuna çok büyük ölçüde destek vermesiyle ilgilidir. Söz konusu destek sayesinde Amerikan pamuğu dünya piyasasına çok düşük fiyatla gelmekte, Çukurova'daki pamuk üreticimiz
    bununla yarışamamaktadır. Gerçekte Türk pamuğu çok yüksek maliyetle üretilmiyor, ama ABD ve AB'nin verdiği sübvansiyonlar karşısında rekabet edemiyor. O zaman Türk ulus-devletinin bu durumda ne yapabileceği sorusu gündeme gelmektedir. Çözüm olarak "Gümrük koyalım, dışardan gelen ucuz pamuğa karşı, kendi pamuk üreticimizi koruyalım" diye düşünülebilir. Bu yapılırsa, Türkiye tekstil sanayisi, pahalı pamuk almaya zorlanmış olur. Pamuk üreticimizi korurken, tekstil sanayimize zarar vermiş oluruz. Bu durumda, örneğin Yunanistan, ucuz Amerikan pamuğunu alıp, bizim tekstil sanayimiz karşısında haksız rekabet şansına sahip olacaktır. Bu durumda ne yapılabilir? Bazen pamuk üreticisine prim verilmesi, aradaki farkın da devlet kasasından karşılanması önerilmektedir. Türkiye'nin bunu bir ölçüde yapması gereklidir ama bu ne kadar yapılabilir? Türkiye Hazinesi, mevcut borç durumu ve maliye politikası zorlukları karşısında, Türk pamuğunu ne kadar destekleyebilir? Sorunun asıl kaynağı Türkiye'de değil Amerika'nın kendi pamuğuna verdiği sübvansiyondadır.
    Bu tür örnekleri ortaya koyduğumuz zaman sosyal devlet uygulamasında, ulus-devletin bugünkü küresel çağda karşılaştığı zorlukları görüyoruz. Bu, dünya çağdaş sosyal demokrat parti kongrelerinde, parti araştırma gruplarında çok güncel bir konu oluşturmakta ve yoğun olarak tartışılmaktadır.
    1.2.2.4. Küreselleşmeye ilişkin konumlar ve güçlükler
    Küreselleşme konusunun sosyal devletle yakından bağlantılı bir boyutu da bulunmaktadır. Bir taraftan çok yüksek vergi oranlarına varılması yukarıda değinildiği gibi artık vergi artırarak sosyal harcamaların finansmanını sağlama yolunun sınırına gelinmesine yol açmıştı. Diğer taraftan, ülkelerin sermaye ve yatırımları çekmeye yönelik vergi indirme yarışı sosyal harcamaların finansmanı için gerekli kaynakları sınırlamakta ve uluslararası düzeyde kalıcı önlemler alınmadığı takdirde bu alanda ciddi sorunlar belirmesi olasılığı bulunmaktadır. Bu ve diğer güçlükler karşısında popülist sağ, muhafazakâr yaklaşımlar en azından kısa vadede insanlara daha cazip gelebilmektedir. Bu da çağdaş sosyal demokratları güç durumda bırakabilmektedir. Örneğin çelik sektörünün yapısal dönüşümlerle rasyonelleştirilmesi ihtiyacını dile getirmek yerine yabancı üreticileri suçlamak daha etkili olabilmektedir. Tarımda da benzeri bir durum geçerli olmaktadır.
    Dolayısıyla bugünkü küreselleşme süreci ile nasıl başa çıkılacağı, bu sürecin karşısında neler yapılabileceği, küreselleşme koşullarında ortaya çıkan tehlikelerin nasıl dizginlenebileceği ve aynı zamanda küreselleşmenin
    sağladığı olanakların nasıl değerlendirileceği soruları gündemde bulunmaktadır. Küreselleşme zor ve henüz pek de çözüm bulunmamış bir alan oluşturmaktadır. Birçok insan, küreselleşmedeki haksızlıkları, dengesizlikleri görünce, küreselleşmeye tümüyle isyan etmektedir. Büyük sermayenin önderliğinde oluşan küreselleşmeye ahlaki bir tepkiyle karşı çıkmaktadır. Bu çerçevede son üç yılda, ilk ikisi Brezilya'da, üçüncüsü de Hindistan'da olmak üzere üç Dünya Sosyal Forumu toplantısı gerçekleştirildi. Bu ahlaki tepki sol ve sosyal demokrat açıdan da desteklenen ve anlaşılan bir tepki oluşturmaktadır. Diğer taraftan, örneğin başta BİT'lerdeki devrimi geri çevirmek mümkün değil, yararlı da değildir, aksine gelişmeyi kısıtlayıcı olur. Küresel teknoloji gelişecek, küresel finans piyasaları, ticaret mekanizmaları işleyecektir.
    Egemenlik paylaşımı
    Değişim hızlanarak sürekli bir nitelik kazanmaktadır. Küreselleşmeyi reddetmek veya "Biz istemiyoruz, kapılarımızı kapatıp tek başımıza yaşayacağız" demektense -ki bunu zaten uygulama olanağı yok ve bu tür bir tutum tam tersine çok daha büyük ve tek taraflı bir bağımlılığa yol açar, "Biz geçmişte ulus-devlet düzeyinde vahşi piyasayı kamu gücüyle nasıl dizginlediysek, aynı biçimde uluslararası düzeyde de vahşi piyasayı dizginlememiz ve uluslararası düzeyde bunu yapabilecek bir kamu gücünü oluşturmamız gerekir" yaklaşımı, çağdaş sosyal demokraside ağır basan ve giderek fazla destek bulan yaklaşımı oluşturmaktadır.
    Böyle bir yaklaşımın hayata geçmesi küreselleşme sürecindeortayaçıkan
    olumsuz etkileri azaltır ve varolan ve beliren olanaklardan, örneğin üretim, finans, yatırım, bilim ve teknoloji, ticaret, eğitim, kültür, sağlık gibi alanlarda uluslararası ve uluslarüstü düzeyde ortak kural ve mekanizmalar oluşturmanın sağladığı potansiyellerden azami ölçüde yararlanılmasını sağlar. Ama, bu yaklaşımın zorluğunu simgeleyen soru şudur: Bu uluslarüstü veya uluslararası kamu gücü nasıl ve nerede oluşacak? Kıta düzeyinde, örneğin, AB gibi bölgesel blok düzeyinde mi oluşacak, Birleşmiş Milletler (BM) düzeyinde mi oluşacak, reformlarla daha katılımcı hale getirilecek uluslararası kurumlar etrafında mı oluşacak? Bu çerçevede Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) yetki ve işlevi ne olacak? Dünya Ticaret Örgütü'nün (WTO) konumu ne olacak? Uluslararası finans kurumlarının yapı ve işlevleri nasıl belirlenecek? Bu sorular tartışılmaktadır. Bu konularda kolay, kesin bir çözüme yakın olunduğunu iddia etmek de kuşkusuz henüz mümkün değildir. Burada bu bağlamda ele alınan konulara ilişkin çözüm arayışlarının kapsam ve niteliklerinden de anlaşıldığı gibi küreselleşme süreci ekonomik ve sosyal alanlarla sınırlı olmayıp, siyasal alanla da yakından bağlantılı bulunmaktadır.
    1.2.2.5. Irak'a ilişkin tutum
    Küreselleşme bağlamında uluslararası kurumların konumuna yönelik beklenti ve tutumlarla da ilişkili olan güncel bir konuya burada bir parantez açarak değinecek olursak, Irak savaşına karşı olan sosyal demokratlar
    arasındaki tepki, özellikle Avrupa'da niye bu kadar güçlü oldu? Niye Londra'da bir milyon insan yürüdü? Kuşkusuz ne Saddam Hüseyin'i sevdikleri için ne de Irak'taki rejime herhangi bir yakınlık duydukları için. Bu insanlar büyük ölçüde, küreselleşen dünyada, artık uluslar arası hukukun, uluslararası dayanışmanın ve uluslararası örgütlerin etkin olması gerektiğine inandıkları için ve ne yazık ki bunu tamamen dışlayan, BM'nin yetkisini reddeden bir tu-tum karşısında yürüdüler. Çok taraflılığın terk edilmesi karşısında küreselleşmeye ilişkin bu yeni çağdaş sosyal demokrat uluslar arası ide-olojik yaklaşımı anlatmak için, ya da o ideolojik yaklaşımın, tutumun verdiği his ve düşüncelerle yürüdüler. Benzeri örnekleri özellikle AB'de çok görüyoruz. AB, ulusdevlet düzeyindeki bir- çok yetkiyi artık Avrupa düzeyinde geçerli kılmaktadır. Dolayısıyla, sosyal demokratlar AB'yi, aradıkları kamu gücünü, yeni piyasalar ve yeni teknolojiler karşısında, yeniden daha etkin kılacak bir araç olarak görmekteler.
    Bu çerçevede çok taraflılık, uluslararası düzeyde hukukun üstünlüğü, demokratik meşruiyet gibi ilkelerin çağdaş sosyal demokrasi açısından önemini vurgulamakta yarar var.
    1.2.2.6. Evrensel boyut
    Evrensellik boyutu gerçekte sosyal demokrasinin en ayırt edici özelliklerinden, üstünlüklerinden birini oluşturmaktadır. Bununla birlikte bu çerçevedeki engeller sosyal demokrasi içinde de yeterince hızlı bir biçimde aşılamayabilmektedir. Diğer taraftan, başta en az gelişmiş ülkelere olmak üzere gelişmekte olan ülkelere katkı ve kalkınma desteği sağlanması, yoksullukla mücadele gibi uygulamaların ve bu konulardaki hedeflerin giderek çağdaş sosyal demokrasinin öncelikli alanları arasına girmesi doğrultusunda talepler ve eğilimler artmaktadır. Gelişmişliğin başta Afrika olmak üzere bazı bölgeleri dışarıda bırakan bir hedef ve süreç haline dönüşmesine yönelik kaygılar daha yüksek sesle dile getirilmektedir. Yaygın yoksulluk, simgelediği eşitsizliğin yanı sıra, güvenlik açısından yaratacağı olumsuz sonuçlar nedeniyle de kaygı uyandırmaktadır. Yalnız yoksul, en azgelişmiş, gelişmekte olan ülkelerde değil, gelişmiş ülkelerde de gençlerin zihinsel donanım, motivasyon açılarından yetersizlikleri bulunduğu saptanmaktadır.
    Bu alanlarda iyileşme sağlamak için küresel düzeyde ekonomik ve siyasi karar gerektiren mekanizmalar çerçevesinde, BM'nin öncülüğünde eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimden ulaştırmaya, yeraltı kaynaklarına ve barış ve güvenlik gibi alanlara kadar çeşitli faktörlerin dahil edilebildiği bir küresel kamu malları kavram ve olgusu üzerinde çalışılmaktadır.


    Dünyadan başarı örnekleri
    Almanya, Fransa, İngiltere'deki sosyal demokrat nitelikli partiler uzunca süreler iktidardan uzak kaldıktan ya da İsveç'teki gibi uzun iktidar yıllarının ardından iktidardan bir süre uzaklaştıktan sonra bu raporda özetlenen çerçeveye dayalı dönüşümlerle iktidara geldiler ve önemli, kalıcı izler bırakan başarılar elde ettiler.
    Brezilya'da dünyada sosyal demokrasisi açısından tarihsel sayılabilecek bir başarı sağlayan Lula da, haklı olarak ülkesinin özgül koşullarının gerektirdiği sosyal vurguları da yaparak, özünde ekonomik ve sosyal gelişme için zorunlu olan istikrarı sağlamaya yönelik politikaları uygulamaya koydu ve düzenlenmiş piyasa ekonomisi çerçevesini benimsedi.
    Lula'nın Brezilya'daki yaklaşımında da açıkça yansıdığı gibi, bu istikrarın amacı 'istikrar için istikrar' değil 'gelişme'dir ve öyle olmalıdır.


    Sorunlar da çözümler de ulusal sınırı aştı
    Küreselleşme olgusunun, sürecinin nitelik ve boyutları gerek kuramsal düzeyde gerekse doğrudan gözlemlerle her gün biraz daha belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte bu konuda ekonomik ve günlük yaşam alanlarına ilişkin birkaç dikkat çekici ek somut örnek vermek istiyoruz.
    - Geçtiğimiz yılın sonlarına doğru Portekiz'de bir TIR kamyonu devrilir. TIR'ı kaldırmak için gelen dozer yanlışlıkla bir kabloyu koparır. Bu kablo Atlantik'ten gelen ve Güney Avrupa'yı kat ederek Balkanlar ve Türkiye'ye ulaşan, internet iletişiminin önemli bir bölümünü sağlayan kablodur. Anımsanacağı üzere o dönemde uzunca bir süre internet iletişiminde ciddi kısıntılar oldu, özellikle iş yaşamı önemli ölçüde aksadı.
    - Geçtiğimiz aylarda İzmir'de bir dükkândan çiğköfte alıp yiyen yüzlerce yurttaşlarımız ciddi bir sağlık tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. İlk başta hastalığın tıbbi kaynağı belirlenemedi ve dolayısıyla, tedavi edici yöntem bulunamadı. Kısa bir süre sonra İzmirli meslektaşlarıyla sürekli iletişim halinde olan ve test sonuçlarını elektronik ortamda izleyen
    İtalyan doktorlar söz konusu hastalığı teşhis ettiler ve yurttaşlarımızı tedavi etmek böylece mümkün oldu.
    - Birçok büyük şirket çağrı merkezlerini belirli düzeyde kalifiye işgücünün daha ucuz olduğu ve bu faaliyetler için gerekli bir iletişim altyapısının da bulunduğu Hindistan gibi ülkelere taşımış durumda. Dolayısıyla, örneğin İngiltere'de oturan bir tüketici bir elektronik araç ya da finansal ürünle ilgili bir konuda müşterisi olduğu şirketi aradığında, çoğu kez bilmeden -çünkü telefona çıkan kişi İngiliz şivesiyle konuşmayı da öğrenmiş olabiliyor Hindistan'daki bir çalışanla konuşuyor.
    - Almanya'da bu yılın şubat ayında ünlü Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı ödülünü alan yönetmen Fatih Akın Almanya adına yarışıyordu.
    - Fransa'nın en büyük ve güçlü kamu hizmeti kuruluşlarından biri olan Fransa Posta İdaresi, kargo dağıtım faaliyetlerini ABD'nin önde gelen şirketlerinden FedEx'le birleştirdi.
    - Fransa'nın en büyük elektronik eşya üreticisi Thomson bir Çin şirketiyle ortaklık kurarak, Fransa'daki bir fabrikası dışında dünyanın çeşitli ülkelerindeki tüm tesislerindeki üretim faaliyetlerini bu firmaya devretti. Thomson artık yalnızca tasarım faaliyetlerine odaklanacak.
    - Sınırötesi şirket birleşmelerinin bir araya getirdiği şirketlerin toplam değeri bir yılda bin milyar dolar düzeyini aştı.
    - İki çok büyük ABD şirketi arasındaki bir birleşme girişimine, bu girişim hakkında AB Komisyonu'nun AB'nin rekabet hukuku açısından olumsuz görüşe sahip olduğunun anlaşılması üzerine bu iki şirket tarafından son verildi.
    ------------------------------------------
    Yarın: Türkiye açısından çağdaş sosyal demokrasi