Varoşlar cemaatlere bırakılamaz

Elbette ki hem parti içinde hem de parti adına temsilde kadınlara ilişkin bakış açısının değişmesi yalnızca bu vurguya bağlı değildir; ama eşitlik politikalarını ana akım haline getirmeye yönelik bir yaklaşım, kadın...
Haber: KEMAL DERVİŞ / Arşivi
YUSUF IŞIK / Arşivi

Sivil toplumun rolü
Elbette ki hem parti içinde hem de parti adına temsilde kadınlara ilişkin bakış açısının değişmesi yalnızca bu vurguya bağlı değildir; ama eşitlik politikalarını ana akım haline getirmeye yönelik bir yaklaşım, kadın hareketinin ve kadınların sosyal demokrat partiyle bağ kurmalarını kolaylaştıracaktır. Bu, CHP'nin söylemini somut politikayla ilişkilendiren bir örnek olacağı gibi, sivil bir hareketin kadın hareketinin uluslararası belgelere kadar girmiş taleplerine açılmayı da sağlayacak ve sosyal demokrat siyasetin yeni politikalarına ilişkin diğer sivil hareketlere de verilmiş bir mesaj olacaktır.
Bu mesajı güçlendirecek bir adım, çağdaş sosyal demokrat politikaların oluşturulmasında sivil toplumla her düzeyde diyaloğu içeren mekanizmaları daha çok kullanmak olacaktır. Bu yaklaşım doğrultusunda etkili kadın sivil toplum kuruluşlarıyla çok yakın bir işbirliği ve çalışma düzeni sağlanması önem taşıyacaktır. Bu işbirliği, yıllık bütçelerin hazırlanması ve TBMM'de görüşülmesi aşamalarında 'eşitlik ilkesi'nin gerektirdiği kullanım alanları ve kaynak dağılımı tercihlerinin savunulması gibi alanları da kapsamalıdır. Partimizin savunacağı politikalarda kadınların eğitimi için ek olanaklar sağlanması da yer almalıdır.
Kadın ve eşitlik konusunda partinin her kademedeki delegelik ve organlarıyla yerel ve genel seçimlere ilişkin aday listelerinde etkili kota uygulamaları hayata geçirilmelidir. Bu bağlamda kadınların siyasette dolaylı yoldan da olsa engellenmemelerini sağlamak, desteklendiklerini göstermek ve TBMM, belediyeler gibi alanlardaki görevlere parti üyeliği ve aday adaylığı aşamalarından başlayarak hazırlanmalarına katkıda bulunmak zorundayız.
Türkiye'nin modernleşme sürecinin ve çağdaşlığının en büyük zenginliklerinden biri olan laikliğin özgürlükle çelişmediğinin, tam tersine özgürlüğün temel dayanaklarından biri olduğunun vurgulanması da çağdaş sosyal demokrat politikalarımız açısından önem taşımaktadır.
2.3.7. Yeni Sosyoloji ve 'Varoşlar'
Kente göç olgusu sosyal yapı üzerinde önemli etkiler yapmaya devam etmektedir. Göç süreci sonucu büyük kentlerin çevresinde yüz binlerin toplandığı varoşlar çeşitli bölgelerden, inançlardan, kökenlerden, törelerden, kültürel özelliklerden insanların bir arada yaşamak durumunda bulunduğu yerler olarak ve karmaşık özel nitelikler kazanarak gelişmiştir ve gelişmeye devam etmektedir. Çeşitli özelliklere sahip insanların hızla homojen bir yapıya kavuşmaları mümkün değildir. Çeşitli yaşam biçimleri değişik ölçülerde sürdürülebilmektedir. Farklı yaşam biçimlerine, kültürel,
dini tercihlere sahip gruplar, bireyler varoşlarda yeni bir sosyolojik ortam ve özellikler ortaya çıkarmıştır. Oğuz Işık ve Melih Pınarcıoğlu'nun bu konudaki çalışmalarında örnekledikleri gibi, olanakların kıt, yoksulluğun yaygın, düzenli işlerde çalışanların sayısının az olduğu ama belirli bir süre sonra bir bölümün kent rantından yararlanma olanağına kavuşabildiği varoş insanlarının özgürce ve birbirine saygılı oldukları bir ortamda yaşamalarının sağlanması önemli bir sorundur.
Bu konuda varoşların karmaşık özelliklerini hesaba katan bir sosyal demokrat yaklaşım geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Farklılıklara saygı gösteren geliştirme politikalarının, projelerinin benimsenmesi önem taşımaktadır; ama bu saygı, varoşlarda yaşayanların toplumdan, yasalardan kopuk ayrı cemaatler halinde yaşamalarına olanak vermek ya da kente gelmeden önceki yaşamlarını değişiklik yapmadan sürdürmelerini benimsemek anlamına gelmemektedir. Varoşlarda yaşayanların birey ve yurttaş olarak yaşayıp gelişmelerini sağlayacak koşullar, altyapılar ve ortamın sağlanması esas olmalıdır.
Göç sosyolojisinin önemli isimlerinden Ulrich Beck'in çalışmalarında belirtildiği gibi, göç edenler bir arada kendi farklılıklarıyla ama aynı zamanda birbirlerinden belirli ölçüde etkilendikleri, değiştikleri bir ortamda yaşarlar. Bu özellikleri dikkate alarak varoşları kucaklayan, varoşlarda yaşayanları düzenli üretimle ilişkilendirmeyi hedefleyen ve onlara buna uygun kalifikasyonları kazandırmaya önem veren politikalar ortaya konmasına ihtiyaç vardır.
Bunun için gerekli hukuki, fiziksel, sosyal altyapıların oluşturulması kamunun sorumluluğunda olmalıdır. Yoksa bu işlevler cemaatlerin eline kalır. Modernleşmeye hem direnen hem de yönelen varoşlarda anlayışlı ve aynı zamanda söz konusu kamu altyapı ve hizmetlerini sağlayacak bir sosyal demokrat yaklaşım başarılı olacaktır. Bunun için de sosyal devletin etkin olması gerekmektedir.
2.3.8. Sosyal Devlet Politikaları
2.3.8.1. Dünya ve Türkiye Koşulları

Bunlar Türkiye'de de sosyal refah devletinin etkin, güçlü ve dünyadaki hızlı değişime ayak uyduracak bir şekilde geliştirilmesini gerektirmektedir. 1. Bölüm'de çağdaş sosyal demokrasinin geneli için belirtilenlerin büyük bölümü Türkiye için de geçerlidir. Bu da CHP'nin bu
alanda etkili politikalar oluşturmak için kapsamlı çabalar harcamasını gerektirmektedir.
Aşağıda yoksulluk konusundan başlayarak ilgili altbölümlerde belirtilen düşünceler, çağdaş sosyal demokrat politikalar ekseninde Türkiye koşullarında geçerli olduğu düşünülen seçilmiş temel politika öğeleri olarak belirtilmektedir.
2.3.8.2. Yoksulluk
Modern sosyal refah devleti mekanizmaları açısından can alıcı bir alan oluşturan yoksulluk konusunda Türkiye'de karmaşık ve düşündürücü bir tablo bulunmaktadır. Vurgulanması gereken faktörlerden birkaçı şunlardır.
İstatistiksel veriler yeterince ayrımlı bir yoksulluk ölçümüne olanak vermese de genel görünüm olarak Türkiye'nin ciddi bir yoksulluk sorunuyla karşı karşıya olduğu açıktır. Örneğin sağlıklı beslenme olanakları dahil bir dizi önemli kıstas açısından yoksul olarak tanımlanabilecek kesim geniştir ve kaygı verici biçimde genişliyor gözükmektedir. Daha ayrımlı bir yaklaşımla, fırsatlara erişme olanağı açısından bakıldığında geniş kesimler için yoksulluğun boyutları ve kalıcı niteliği daha da ürkütücü bir biçimde ortaya çıkmaktadır. İşsizlerin yanı sıra çalışan yoksullar da kırılganlık bakımından önemli bir kesim oluşturmaktadır. Kadınlar her iki açıdan da yoksulluk kapsamında geniş bir şekilde yer almaktadır. Genelde ülkemizde kalifikasyon düzeylerinin düşüklüğü de göz önüne alındığında genç, önemli bir bölümü kadınlardan oluşan geniş bir kitlenin çağdaş anlamda toplumsal gelişme mecrasının dışında kaldığı görülmektedir. Homojen yerler olarak değerlendirilmemeleri gerekmekle birlikte varoşların önemli bir bölümünde yoksulluk, alt bölgeler halinde olmak üzere, belirgin şekilde yoğunlaşmıştır.
Yalnız gelir düşüklüğünü, fiziksel altyapılardan alanındaki yetersizlikleri
değil, başta nitelikli eğitim ve sağlık hizmetleri ve kültürel olanaklar olmak üzere çağdaş dünyanın temel olanaklarından uzak kalmayı da giderek yoksulluk kapsamında değerlendirmek gerekir. Bilgiye erişim kapasitesi bu çerçevede de en önemli ayırt edici kıstaslardan birini oluşturmaktadır. Aynı zamanda yoksulluğun önemli bir aile boyutu da bulunmaktadır ama bu bireylerin, özellikle de kadınların ve yaşlıların yoksulluk durumunun göz ardı edilmesine yol açmamalıdır. Diğer taraftan Türkiye'de, çocuklar yoksulluktan en çok zarar gören kesimi oluşturmaktadır. Sonuçta, Türkiye'de
yoksulluk sorunu, büyük açlık çeken aşırı yoksul nüfus oranı boyutu itibariyle göreli olarak sınırlı ama yukarıda belirttiğimiz boyutları ortaya konduğunda sanıldığından daha büyük ve derindir.
Sosyal politikanın genelinde olduğu gibi, yoksullukla mücadelede de çağdaş sosyal demokrat yaklaşım bugünkü iktidarın benimsediği keyfi ve onur kırıcı olabilen türde yardımlar yerine, AB ülkelerinde olduğu gibi objektif bir ölçüm temelinde sistematik haklara dayanılmasını ve çalışabilecek durumda olanlar, özellikle de gençler için istihdam olanakları sağlanmasına öncelik verilmesini savunmayı öngörür. Keyfi kıstaslara dayalı ya da devletin kapısını çalabilmiş olanlarla sınırlı yardım mekanizmaları değil gerçek ihtiyaçlara odaklı sosyal yardım sistemini amaçlar. Ezildikçe hak aramaktan kaçınanların yaygınlaştığı ve siyasi olarak sömürülmeye açık hale geldiği bir ortam yerine bu alanda kendini azami ölçüde geliştirmeye dayalı bir ortam yaratmaya yönelir.
Kadınların yoksulluktan kurtulması doğrultusundaki önlemler ve bu bağlamda onların da gerek istihdam olanaklarına kavuşturulması, gerekse işgücü içinde yer almalarının sağlanması özellikle kritik hedefler oluşturmaktadır. Bu çerçevedeki amaçlara da hizmet edecek biçimde oluşturulacak 'Toplum Merkezleri' önemli bir işlev görecektir. Yoksullukla mücadele kapsamındaki tüm bu hedefler ve bunların gerektirdiği önlemler için AB sosyal politikaları çerçevesinde bir yol haritası oluşturulmalı ve gerçekte AB ülkelerinin birçoğunda da ciddi boyutlarda olan yoksulluk ve dışlanma sorununa karşı bu çerçevede sistematik bir mücadele yürütülmelidir. Bu süreçte toplumumuzdaki dayanışma geleneğini modern biçimlere kavuşturarak bu geleneğin olumlu etkilerinden de gereğince yararlanmayı başarmalıyız. Çağdaş sosyal demokratlar olarak bugünkü yoksulluk ve eşitsizliğin sürmesini kabul etmemiz kuşkusuz mümkün değildir. Yoksulluk ve eşitsizlikle mücadele her zaman temel politika parametrelerimiz arasında yer almalıdır. Bu alandaki tutarlı ve sonuç alıcı, sistematik politikalarımız bizi liberal ve muhafazakâr sağdan ayıran önemli bir faktör oluşturacaktır. Bu farkı söz konusu politikalarımızın hem şekillenmesi aşamasında da ortaya koyabilmeliyiz.
2.3.8.3. Eğitim
Burada yine çok kısa birkaç başlık olarak belirtecek olursak, yukarıda 1. Bölüm'de ifade edildiği gibi dünyada da çağdaş sosyal demokrat politikaların en kritik faktörlerinden birini oluşturan eğitim alanında Türkiye'de öncelik alanları arasında yer almasında büyük yarar bulunan hususlardan birkaçı şunlardır:

  • Eğitimin XXI. yüzyılın dünya ile rekabet ve uluslararası işgücü piyasasında yer alabilmek için gerekli donanımı sağlaması;
  • Bu bağlamda genelde diploma-meslek farkının ortaya konması ve uluslararası sertifikasyonun geçerli hale getirilmesi;
  • Yaşamın ilk yıllarından itibaren yaygın bir okul öncesi eğitimle öğrenme kapasitesi ve motivasyon için elverişli bir donanım sağlanması;
  • Eğitimin fırsatlara ulaşmada eşitlik açısından öncelikli alan sayılması;
  • Kadınların eğitim alanında eşitliğe kavuşmalarının öncelikli hedef olarak belirlenmesi;
  • Sürekli eğitim ilkesinin hayata geçirilmesi;
  • Kalifikasyon düzeyi düşük olan işsizler ve çalışanlar için yetiştirme süreci sağlanması.
    Ülkede ileri niteliklerle donanmış işgücünü istihdam etmek için uygun çalışma olanaklarının yaratılamamasının beyin göçünü hızlandırmaya devam edeceği de dikkate alınmalıdır.
    2.3.8.4. İstihdam
    İstihdamın artırılması ortalama kalifikasyon düzeyinin düşük olduğu ülkemizde çok güç ve kritik ama çözülmesi zorunlu bir sorun oluşturmaktadır. İşsizliğin özellikle bazı gruplarda -örneğin kentsel yerlerdeki kadınlarda yüksek olmasının yanı sıra istihdam oranının düşüklüğü de ele alınması gereken bir sorundur. Çağdaş sosyal demokrat politikalar çerçevesinde önerdiğimiz ve yukarıda değinilen sağlıklı ve hızlı büyüme ve yatırıma odaklı strateji en etkili genel yaklaşım çerçevesini oluşturmakla birlikte bu stratejik tercihin bu alanda tek başına yeterli olmadığı bilinmektedir. Bu stratejinin, istihdam üzerindeki yükleri azaltacak adımlarla, aktif istihdam politikalarıyla, bu çerçevede, yukarıda belirtilen eğitim ve yetiştirme sürecine ek olarak, geçerli üretken istihdam projeleriyle ve özellikle de yatırım ve ekonomik faaliyet alanının ülkenin çok daha geniş bir bölümüne yaygınlaşmasıyla tamamlanması gerekmektedir. Bu doğrultuda mevcut KOBİ'lere yönelik üretken faaliyet ve yatırım desteklerine ek olarak her düzeyde iş kurmanın, bu bağlamda mikrokredi gibi uygulamaların yaygınlaştırılmasının sağlanması, belirli bölgelerde ve yörelerde bir bölümü ileri teknoloji odaklı olmak üzere üretim öbekleri oluşması gerekmektedir. Şu anda ne kadar güç görünse de orta ve uzun vade için hedefimiz tam istihdam olmalıdır. Diğer taraftan Türkiye'de ILO temel normlarına uygun ve aynı zamanda etkin çalışma koşullarının sağlanması ve ekonomik ve sosyal diyaloğun geniş bir çerçevede kurumsallaşması da çağdaş sosyal demokrat politika için hedef oluşturmaktadır.
    2.3.8.5. Sağlık
    Sağlık, özellikle de çocukların sağlık durumu Türkiye açısından son derece kritik, öncelikli konular arasında yer almaktadır. Türkiye'de çağdaş sosyal demokrasinin sağlık alanındaki politikaları çerçevesinde vurgulanması gereken hususlardan biri bu alanda da yaşamın ilk yıllarında, hatta ilk anlarından itibaren başlayan döneme daha çok odaklanılması gereğidir. Diğer hususlardan birkaçı şunlardır:
  • Kamunun belirli bir zorunlu düzeydeki sağlık hizmetlerinden tüm nüfusun yararlanmasını sağlayacak etkin, verimli bir sistem
    oluşturması ve bu sisteme dahil olmak için gerekli primi ödeyemeyecek kadar yoksul olanların primlerinin kamu tarafından karşılanması;
  • Özel sektörün hizmet sunumunda rekabetçi bir biçimde yer alması ve isteyenlerin kamu sistemine ek olarak yararlanacağı tamamlayıcı özel sağlık sigortalarının regüle edilmesi;
  • Kamu hastanelerinde özerkliği içeren etkin bir yönetim sisteminin oluşturulması;
  • Tıpta olağanüstü yeni ilerlemelerin taşıyıcısı niteliğindeki biyoteknoloji ve genetik alanındaki gelişmelerin, etik boyutu ihmal edilmeden, Türkiye'de de izlenip hayata geçirilmesi ve giderek sağlık sistemine dahil edilmesi.
    2.3.8.6. İlkeler
    Türkiye'deki sosyal devlet faaliyetlerinin kapsam ve niteliklerinin dünyadaki gelişmeler doğrultusunda geliştirilebilmesi için bu faaliyetlerin en etkin biçimde, en az kaynak kullanarak nasıl gerçekleştirilebileceğinin araştırılması büyük önem taşımaktadır. Örneğin sosyal güvenlik sisteminin açıkları büyük bir sorun oluşturmaktadır ve bu sorun büyümeye devam etmektedir. Gerçekte, CHP'nin 'Çözüm 2000' bildirgesinde çok etkin bir yaklaşım ortaya konmaktadır. Buradaki hastane örneğine bakarsak, buna göre devlet hastanesinde tedavi edilme zorunluluğu bulunmuyor. Devletin sağladığı sigorta ile özel hastanede tedavi olmak da mümkün; tabii çerçevesi devlet tarafından düzenlenmiş iyi denetlenen bir sistem kapsamında. Yani CHP'nin söz konusu bildirgesinde etkin bir genel yaklaşımın genel çerçevesi büyük ölçüde ortaya konmuş durumda. Hizmet verme kanalları farklı şekiller alabilir ama çağdaş sosyal demokrat görüş uyarınca sosyal adalet olmadan, sosyal denge olmadan, başarılı bir piyasa ekonomisinin olmayacağını anlatmalı ve insanları buna ikna etmeliyiz.
    Aynı zamanda, bunu yaparken sosyal devletin hantal, yasakçı ve ağır bir yük oluşturan bir devlet değil, tersine etkin, vatandaşa gerçekten destek olan, piyasayı bozmadan düzenleyen veya daha iyi işlemesini amaçlayan bir devlet olmasını hedeflediğimizi anlatmalıyız. Devletçiliğimizin, piyasa karşısında, vatandaş karşısında, sivil toplum karşısında bir devletçilik olmadığını, tersine, bütün ilgili kurumların daha iyi, daha sağlıklı ve herkese daha yararlı olabilecek şekilde işlemesi için gereken bir devletçilik anlayışı olduğunu anlatmalıyız.
    Sosyal demokrat bir parti devleti savsaklayamaz: Devletsiz bir piyasanın düzgün işlemeyeceğini bilir, devletin kurumlarına sahip çıkmak zorundadır. O kurumlara hedefleri açısından ihtiyacı vardır. Bu, sosyal demokrasi açısından önemli bir fark oluşturmaktadır. Aynı zamanda, bu devletin etkin olması, vatandaşları ezmemesi, hizmet anlayışıyla vatandaşlara yaklaşması ve özgürlükleri kısmaması gerekmektedir.
    Bütün bu nedenlerle, yukarıda değinildiği gibi, çağdaş sosyal demokrasinin temel ilke ve ihtiyaçlarına uygun ve aynı zamanda Türkiye'nin özelliklerine
    tekabül eden kapsamlı bir kamu yönetimi reformunun hayata geçirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Uygun nitelikte yetki devri, yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması ve katılımcılık bu reformun önemli bileşenleri arasında yer almalıdır. Kamu yönetimi reformu kapsamında sivil toplum kuruluşlarının genel çerçeve içinde daha etkin bir katılım düzeyine ulaşmaları da hedef oluşturmalıdır.
    Parti politikalarının belirlenmesinde yararlanılan ve yararlanılacak olan bu çalışmaların çağdaş sosyal demokrasinin genel çerçeve ve ilkeleriyle uyumu ve bu çerçevedeki güncel gelişmeleri yeterince yansıtması, bu politikaların çağdaşlığı, tutarlılığı ve inandırıcılığı bakımından giderek daha çok önem taşımaktadır. Bütün bu alanlarda bu doğrultuda ve giderek daha somut, ayrıntılı çalışmalar yapılmasının ve bunların gerek tartışma ve değerlendirme, gerekse politika belirleme aşamalarında yeterince dikkate alınmasının önemi artmaktadır. Çağdaş sosyal demokrasinin belirginleşmeye başlayan eğilimlerine ilişkin olarak değinildiği gibi, bütün alanlarda kısa vadenin ötesini de düşünerek hareket etmek, orta ve uzun vadenin gereklerini de gözetmek Türkiye'nin önünü açıp geleceği hazırlamak ve kalıcı siyasal başarıların temelini atmak bakımından zorunludur.
    2.3.9. Avrupa Birliği
    AB, yukarıda 1. Bölüm'de de belirtildiği gibi, ulusal düzeyde politika belirlemenin yeterli olmadığı alanların ve bu alanlarda ulusal ve ortak çıkarlar gereği birlikte düzenleme yapma gereğinin her gün biraz daha arttığı bir dünyada çok elverişli bir birlik ve gelecek projesi simgelemektedir. Fransa'nın eski Maliye ve Ekonomi Bakanı ve Fransız Sosyalist Partisi Genel Başkan Yardımcısı Dominique Strauss-Kahn'ın sözleriyle: "Siyasi düzenlemenin kapsadığı alan, ekonomik düzenleme alanı ile aynı olmalıdır. Düzenlemenin küreselleşmesi, kapitalizmin düzenlemesini izlemelidir. Bunun için, politik enerjimizi, uluslararası kuruluşların inşasına koyulmak suretiyle dünya düzeyinde düzenlemeyi etkilemek için gerekli kritik eşiğe sahip olan tek güç konumundaki Avrupa'ya yöneltmeliyiz. XX. yüzyılda sosyal demokrasinin aracı devletti. Yeni ufkumuz, yarının sosyal demokrasisinin kaldıracı Avrupa olmalıdır."
    AB'ye üyelik süreci Türkiye'de çağdaş sosyal demokrasi için önemli bir potansiyel sağlamaktadır. AB, kurallı Türkiye için yaşamsal öneme sahip bir sürükleyici güç konumundadır. Türkiye'yi AB'in de güçlü, kendi çıkarını koruyan, fakat, aynı zamanda da tümüyle Avrupa'daki standartlara, özgürlüklere uyan bir ülke yapma hedefini CHP son derece samimi ve güçlü olarak taşımalıdır. CHP bu konuda öncülük yapmış olan bir partidir. Türkiye'nin AB üyeliği sürecine ilişkin tutumumuz aynı zamanda ulusal Atatürkçü gelenekle çağdaş sosyal demokrasi sentezini güçlendirici nitelik de taşımaktadır.
    Bugün, ortak, uluslarüstü AB yapılarının geliştirilmesinde ve bir ölçüde genişlemede belirli sorunlar ortaya çıkmış, iyimserlik azalmıştır. On beş üyeli bir birlikten 28-30 üyeli birliğe geçişin sancısız olması beklenemeyeceğinden, güçlüklerle karşılaşılması doğaldır. Önemli
    olan bugünkü dünya konjonktürünün de etkisiyle ortaya çıkan sorunların ve tek tek ülkelerin belirli konulardaki çıkarlarının AB'nin özünü oluşturan gelişme dinamiklerinden daha önemli görüleceği ve AB'nin ağır yara alacağı bir dönemin başlatılmamasıdır. Bugün Türkiye'nin çıkarları açısından da en yararlı, en doğru tutum AB'nin gelişmesine Avrupa'nın bir parçası olarak omuz vermek, katkıda bulunmaktır. Bu tutum, ulusal çıkarlarımızın yanı sıra sosyal demokrasi açısından da olumlu etki yaratacaktır.
    2.3.10. Evrensel Çerçeve ve Türkiye
    Ekonomilerin uluslararasılaştığı, küreselleşme sürecinin hızlandığı bir dünyada yaşamaktayız. Pamuk örneğinde de görüldüğü gibi bu dünyada haklarımızı savunmak ve gelişmek için bu gerçeği yeterince dikkate almak, varolan dünyayı veri alarak karar almak, ilkelerimizi varolan gerçekler temelinde en iyi şekilde hayata geçirmek zorundayız. Günümüzde artık bazı konuları, yalnızca ulus devlet düzeyinde ele alıp çözmek mümkün değildir. Çevre kirliliği gibi bariz alanların yanı sıra teknoloji standartları, sermaye hareketleri, uluslararası ticaret, sanayi üretimi, sağlık, eğitim sistemleri gibi farklı alanlarda sorun çözümünde küresel ölçek zorunlu hale gelmektedir.
    Diğer sosyal demokrat hareketlerle bir araya gelerek bu sorunları küresel düzeyde çözmeye yönelik çabalara aktif olarak katılmalı, bu çabalar içinde var olmalıyız. Evrensel düzeyde mekanizmalar, kurumlar oluşturulması çabalarına katkıda bulunmalıyız. Kuşkusuz dünyada bugün varolan gerçeklerin, hatta niyetlerin bir bölümü elverişsiz olabilir. Ama bugünkü dünyanın gerçeklerinin aynı zamanda büyük fırsatlar içerdiğini de unutmamalıyız. Yakın tarihte Türkiye ile aynı ya da Türkiye'ye yakın durumdayken bugün daha iyi konumda bulunan ülkelerin deneyimi de bunu göstermektedir.
    Günümüzde belirli güçlük ve olası engellemelere rağmen özünde mevcut durumun ve gelişmelerin doğru değerlendirilmesi, gerekli siyasi iradenin ortaya konması ve çözüm üretmeye odaklanmak ilerlemeye olanak vermektedir.
    Bu çerçevede Türkiye'de sosyal demokrat hareket olarak, parti olarak evrensel boyutu yeterince dikkate almamız büyük önem taşımaktadır. Ulus devlet ortadan kalkmamakta ama önemli bir değişim gerektiren bir süreçle karşı karşıya bulunmaktadır. Bu sürecin en önemli yönlerinden ve en kritik performans göstergelerinden biri ulus devletin evrensel düzeyde hareket etme, etkili olma yeteneğine ve olanaklarına kavuşmasıdır. Dünyadaki gelişmenin giderek daha temel bir ihtiyacı haline gelen evrensellik bağlamında Türkiye'de en elverişli konumda olan hareket sosyal demokrasidir. Sosyal demokrasinin tarihsel olarak evrensel bir niteliğe sahip olması ve bugün çağdaş sosyal demokrasi çerçevesinde bu boyutu geliştirme ihtiyacının ortaya konması bizim için aynı zamanda yeni olanaklar da yaratmaktadır. Bu olanakları kullanmalı, sorunlarımıza evrensel çerçevede daha çok çözüm aramalıyız.
    Sonuç
    Türkiye'de çağdaş sosyal demokrasinin burada ortaya konan temel politikaları gerçekleştirme potansiyeline sahip olduğuna inanıyoruz. Sosyal demokrat güç olarak, CHP olarak bu politikaları somut biçimde ortaya koyup bunları hayata geçirmeyi başarmamız için kavramlar düzeyinde daha net, çağdaş gerçekleri yeterince yansıtan ve Atatürkçülük ve çağdaş sosyal demokrasiyi bir araya getiren yukarıda belirttiğimiz 'Türkiye sentezi'nin oluşmasını sağlamış bir ideolojik donanıma ihtiyacımız bulunmaktadır. Özlemini duyduğumuz ve Türkiye'nin ihtiyacı olan sonuca, bu sentezi oluşturmayı başararak; evrensel çağdaş sosyal demokrat çerçevedeki ana hedeflerimizi Türkiye'nin özellikleri temelinde doğru ve somut olarak ortaya koyarak ve bu süreci halkın bütün kesimleriyle yakın bağlantılarla yürüterek ulaşabiliriz.
    ----------------------
    - BİTTİ -