'Vatandaş internet özgürlükleri savaşını kaybediyor'

'Vatandaş internet özgürlükleri savaşını kaybediyor'
'Vatandaş internet özgürlükleri savaşını kaybediyor'
İletişim alanındaki en önemli akademisyenlerden Aslı Tunç demokrasi ve çoğulculuk yanlısı vatandaşların, internetteki özgürlükler savaşını hükümetin yasakçı tavrı karşısında kaybetmekte olduğu görüşünde.
Haber: BARÇIN YİNANÇ - barcin.yinanc@hdn.com.tr / Arşivi

RADİKAL - Hükümet bir yandan interneti daha da hızlı hale getirecek 4G ihalesine hazırlanırken, diğer yandan internet yasaklarına hız kesmeden devam ediyor.

Farklı ve eleştirel bilgi ve görüşler açısından taze bir nefes olan sosyal medyada zemin vatandaşlar aleyhine kaymaya devam ediyor.

Çalışmalarını dijital aktivizm, sosyal medya ve ifade özgürlüğü konuları üzerinde yoğunlaşan Aslı Tunç’la dijital medyanın son durumunu konuştuk.

Freedom House Türkiye temsilcisi olan Aslı Tunç Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi. Yayınları arasında pek çok makalenin yanısıra 2011 Mart’ında Yapı Kredi Yayınları tarafından yayınlanan ve Zeynep Atikkan’la birlikte yazdıkları Blogdan Al Haberi, Haber Blogları, Demokrasi ve Gazeteciliğin Geleceği Üzerine adlı kitabı da bulunuyor.

Türkiye’deki dijital değişim üzerine bu yıl İngilizce yayınlanan kitapta internet özgürlükleri üzerine bir makale de kaleme alan Aslı Tunç hem internetteki özgürlük alanı hem de genel anlamda ifade özgürlüğü konusunda kötümser olduğunu saklamıyor.



Hükümetin hedef tahtasındaki sosyal medyanın etkisi sürekli tartışma konusu. Siz sosyal medyanın gücü hakkında ne düşünüyorsunuz.?

Özellikle Twitter ana akım medyanın işlevsizliği nedeniyle giderek daha da önemli hale geldi. Haber alabilmek, alternatif eleştirel görüşlere ulaşabilmek için Twitter’a daha çok önem verir olduk. Ana akımda göremediğimiz muhalefeti bu mecrada bulabiliyoruz. Özellikle Gezi Parkı sonrasında twitter kullanımı kısa sürede çok arttı.

Twitter ana akım medyanın yerine mi geçiyor diyorsunuz?

Geleneksel medya o kadar sorunlu hale geldi ki alternatif habere ulaşmak için taze bir platforma ihtiyaç vardı. Tabii Twitter’da yer alan haberlerin güvenirliliği sorusu gündeme gelebilir. Ama zaman içinde de dijital okur yazarlık gelişti. İnsanlar kime güvenip kime güvenmeyeceklerini biliyorlar. Yalan ve manipülasyonların Twitter’da ömrü uzun olmuyor.

Yine de ana soruya dönersek; sosyal medya ne kadar etkili?

Sosyal medyayı yüceltmek istemem ama yine de bizim gibi gelişen ülkeler için çok önemli buluyorum. Sosyal hareketler, insanların organize olması, güç birliği oluşturmak açısından önemini yadsıyamayız. Ama tabii ki temelinde şirketlerin bulunduğu bir platforma da bu kadar önem atfedemeyiz. Sonuçta tüm bu şirketler kar amaçlı çalışıyor. İfade özgürlüğümüzün korunması konusunda onlara güvenebilir miyiz ki?

Ama sonuçta bizim gibi ülkelerde bu platformlara ihtiyaç var. Sosyal medyanın geleneksel gazeteciliğin yerini aldığını söylemiyorum. Hala gazeteciliğe çok ihtiyaç var, mesela doğru soruların sorulması bugün eskisinden daha bile çok önem taşıyor. Sosyal medya tamamlayıcı bir rol oynuyor. Sorun şu ki ana akım medyada aradığımızı bulamayınca sosyal medyaya çok bel bağlıyoruz.

İnsanlar sosyal medyayı ne ölçüde bilgi edinme amaçlı kullanıyor. Bir kısım sadece kendi görüşlerini dile getirmek ve hatta yeni bir şey öğrenmekten ziyade kendi görüşlerini doğrulatmak için kullanıyor gibi.

Bizim gibi kutuplaşmanın olduğu bir ülkede böyle bir endişe var tabii. Ama Twitter gibi sosyal medya mecralarının avantajı interaktif olmaları. Aslında geleneksel medya araçları karşısında pasif bir kitleyiz; tv seyrederken ya da gazete okurken. Twitter fikirlerin kapışmasına, tartışmalara çok açık bir ortam; başka görüşlerin önünüze gelmesine pek engel olamıyorsunuz. Ama sosyal medyanın gerçek anlamda etkisini ölçen çok çalışma da mevcut değil.

Her hal ve karda bu yeni alan hükümetin hedef tahtasında.

Özellikle Twitter eleştirel görüşlerin nefes alabildiği bir ortam olmuştu. Tabii siyasi güç bundan hoşlanmıyor. Düzenleyeceğiz diye kendi çıkarları doğrultusunda sınırlamak ve sansürlemek istiyorlar. Bu gelişmekte olan tüm ülkeler için geçerli ama bir taraftan da internete düzen getirmek kolay değil.

Gelişmiş ülkelerde özellikle çocuk pornografisi gibi konularda genel makbul görmüş düzenlemeler var ama Türkiye’de dert başka. Tabii hükümet geleneksel medyayı kolaylıkla düzenleyebiliyor; internet daha kaygan bir zemin. 2007’den beri son derece sorunu bir internet yasamız var, 5156 sayılı yasa. Bu yasayla yazılı görsel basındaki tüm sınırlamaları siber alana taşımaya çalışıyorlar; bu da zaten yasa yapıcının siber dünyanın mantalitesini anlamadığını gösteriyor. Atatürk yada müstehcenliğin muğlak tanımında olduğu gibi tüm tabuları, hassasiyetleri, kırmızı çizgileri bu alana taşımaya çalışıyorlar.

Yasa yapıcı internet dünyasının karmaşıklığını anlamıyor, o nedenle sadece içeriğe bakıyor; içeriği düzenlemeye çalışıyor; düzenlemeden kastı da istemediği içeriği kaldırtmak oluyor. Bunu yaparken de aile ve çocukları koruma bahanesinin arkasına saklanıyor. Tabii muhafazakar bir toplumda buna karşı çıkmak zor ama asıl amaç eleştirel sesleri kısmak. Şimdilerde yasaya yapılan yeni değişikliklerle sorunlu olan yasa daha da baskıcı hale geldi. Atılan twitler, Cumhurbaşkanına hakaretten başlatılan kovuşturmalar korku efekti yaratıyor ve oto sansür twitterda da arttı. Hükümet vatandaşa “seni izliyorum, yazdıklarına dikkat et” diyor.



Yani vatandaşın yeni özgürlük alanı da daralmaya başladı.

Bu yeni bir savaş alanı ama bence vatandaşlar olarak biz bu savaşı kaybediyoruz. Ve tabii işin iki boyutu var; twitter, google bunlar Amerikan şirketleri. İfade özgürlüğü konusunda onlara ne kadar güvenebiliriz ki. Twitter ifade özgürlüğünden yanayım diyor ama Türkiye’deki siyasi iklim ve sınırlamalar nedeniyle burada ofis açmaya yanaşmıyor. Hükümet ise vergi ödesin diye ofis açmasında israrcı. Bu durumda Twitter tamamen kapatılmamak için tavizlerde bulunuyor; bazı içerikleri kaldırıyor. Demokrasi ve çoğulculuk isteyen vatandaşın nefes alanı giderek daha da daralıyor; zemin kaybediyoruz.

Bu arada hükümetin IŞID’a taraftar toplama yada radikal İslam içeriklerine kayıtsız kaldığı eleştirisi de gündeme gelir oldu.

Evet bu da yeni bir tartışma konusu. Bu konuda devasa bir çifte standart var. IŞID yada cihatcı mesajlar yada hükümet muhaliflerine yönelik nefret söylemine büyük hoşgörü varken, hükümete yönelik eleştiriler karşısında tam bir hoşgörüsüzlük var.

Sosyal medya konusunda vatandaş açısından baktığımızda şöyle bir ikilem yok mu? Pek çok kişi siber dünyada çok aktif olmayı katılımcı vatandaşlıkla aynı kefeye koyar oldu.

Evet bu konuda bir tartışma var; sosyal medyada aktivizmin gerçek hayatta tembelliğe sürüklediğine dair. Facebook’da bir şeyi beğenince yada imza kampanyasına katkıda bulununca insanların kendilerini aktif ve sorumlu vatandaş gibi hissetmeleri eleştiriliyor. Ben bu eleştirilere karşıyım. Siyasetin tanımı ve yapılış şekli değişti. Özelikle gençler büyük stratejilerle uğraşmak, örneğin rejimi değiştirme gibi hedeflerden ziyade daha mikro düzey siyasetle; yerel belediyeye, mahallelerine ait bir konuyla ilgileniyorlar. Bence bu kötü bir şey değil. Her halükarda hayatımıza ciddi anlamda dokunan bir konu olunca, organize olunup sokaklara çıkıyoruz; Özgecan örneğinde olduğu gibi.