Yargı Balbay ve Habearl'a vize vermedi

Yargı Balbay ve Habearl'a vize vermedi
Yargı Balbay ve Habearl'a vize vermedi
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, ikinci Ergenekon davası kapsamında tutuklu olarak yargılandıkları sırada milletvekili seçilen Prof. Dr. Mehmet Haberal ile gazeteci-yazar Mustafa Balbay'ın tahliye taleplerinin reddine karar verdi.

İSTANBUL -Haberal ve Balbay'a ret kararı  ikiye bir oy çokluğu ile alındıMahkemenin iki üyesi Hasan Hüseyin Özese ve Sedat Sami Haşıloğlu ret gerekçelerinde çarpıcı ifadeler kullandı. Haberal ve Balbay hakkında iddianamede istenen cezalar anlatılan kararda, 10 Haziran 2011 tarihli duruşmada iki sanığın da tahliye taleplerinin "Dosya kapsamı, her sanığa iddianamede ayrı ayrı isnat olunan suçlamalar ve bunlarla ilgili sevk maddeleri, delillerin tamamen toplanmamış olması ve dosyadaki belgeler ve raporlar, atılı suçların işlendiği hususunda kuvvetli suç şüphe sebeplerinin varlığının devam etmekte ve bu suçların CMK’nın 100 / 3. maddesinde sayılan suçlardan olması ve bir kısım sanıkların halen savunmalarının alınmamış olması" gerekçesiyle reddedildiği anlatıldı.

MİLLETVEKİLİ OLSA BİLE -TUTUKLANABİLİR

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararda, ayrıca Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin bu konuda emsal kararları olduğu belirtilerek, “Emsal Yargıtay kararları dikkate alındığında, yasama dokunulmazlığının sınırı çizilmiş, sanıkların milletvekili seçilmiş olmansın seçimden önce açılmış Anayasa’nın 14. maddesine öngörülen davalar açısından tek başına yargılamanın durdurulmasına neden olmadığı, tam aksine yargılamanın devam etmesinin gerektiği görülmüştür. Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında bir suç işlediği ileri sürülen milletvekili Anayasa’nın 83/2. maddesinde belirtilen tanımın mefrumu muhalifinden de anlaşılacağı üzere, Meclisin kararı olmadan tutulabilir, sorguya çekilebilir, tutuklanabilir ve yargılanabilir."

DOKUNULMAZLIK MECLİS ÇALIŞMALARININ ENGELLENMEMESİ İÇİNDİR

"Yasama dokunulmazlığını doktrindeki kriterlere göre incelediğimizde, kişisel ve fiili yönlerden değerlendirmek gerekir" denilen kararda, "Bu Yasama dokunulmazlığı yasama organı üyelerinin korkusuzca görev yapabilmelerini sağlamak, fonksiyonları nedeniyle suçlanmalarını engellemek, basit suç atmalarla görevden kalmalarını önlemek amacıyla belirli bir siyasal süreç içerisinde oluşmuş bulunan bir Anayasa kuralıdır" ifadeleri yer aldı.

AĞIR CEZAYI GEREKTİREN SUÇLAR DOKUNULMAZLIK

Hangi suçların dokunulmazlık kapsamı dışında tutulacağının belirlenmesinin önemli olduğunun ifade edildiği kararda, şöyle denildi: "Günümüz hukuk sistemlerindeki genel uygulama, milletvekillerinin yasama faaliyetlerine katılmalarını, meclis çalışmalarını ve muhalefet işlevlerini rahatlıkla yerine getirmelerini engelleyebilecek cezai işlemlerin yasama dokunulmazlığı kapsamında olduğudur. Kural olarak, bütün çağdaş Anayasalar, ağır cezayı gerektiren suçüstü halini yasama dokunulmazlığı kapsamı dışında tutmuştur. Ağır cezayı gerektiren suçüstü halinin yasama dokunulmazlığından ayrıl tutularak kapsam dışına çıkarılması, çağdaş hukuk sistemlerinin benimsediği bir uygulamadır."

TAHLİYE ŞARTLARI OLUŞMAYANLANI TAHLİYE ETMEMİZ BEKLENEMEZ

Kararda şu ifadeler yer aldı: "Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz. Mahkememizde buna dahildir. Anayasamızda ve CMK’nın 100 ve devamı maddelerinde tahliye nedeni olarak sayılmayan bir nedenden dolayı tahliye şartları oluşmayan tutuklu sanığın tahliye edilmesi durumunda mahkememiz, yasalarımızın tanımadığı bir yetkiye dayanarak sanığı tahliye etmiş olacaktır ki, böyle bir işlemi kimse mahkememizden beklememelidir. Dolayısıyla, tahliye şartları oluşmayan tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına kararı verilmesi, Anayasamızın lafzına ve ruhuna uygun düşen bir karardır."

KAÇMA ŞÜPHESİNİN KALMADIĞI SAVCI SUBJEKTİF DEĞERLENDİRMEDİR

"Devletin güvenliğine karşı suçlar", "Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar", "Milli savunmaya karşı suçlar" ve "Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk" başlığında düzenlenen suçların Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında değerlendirilebileceği kararda, "Sanıkların yargılandıkları dava ile ilgili soruşturmaya, 12 Haziran 2011 tarihinde yapılan 24. dönem milletvekili genel seçimlerinden çok önce başlanıldığı ifade edilen kararda "Haklarındaki sevk maddeleri ağır cezalık ve CMK. 250 maddesi kapsamında kalan suçlara ilişkin olup, kuvvetli suç şüphesini içeren isnatlardır. Tutuklu sanıklar Mehmet Haberal ve Mustafa Ali Balbay’ın milletvekili seçilmekle kaçma şüphelerinin kalmadığı savı, sübjektif bir değerlendirmedir. Bunun yanında mahkememizin bugüne kadar tutukluluğun devamı yönündeki kararları, yalnızca kaçma şüphesine dayandırılmamıştır. Dosyadaki sanık sayısının çokluğu nedeniyle delillerin tamamı toplanılmamıştır. İddianamede, talep eden sanıklarla irtibatlı olduğu iddia edilen diğer sanıkların savunmalarının henüz tamamlanmamış olup daha sonra tanıkların dinlenmesine ve kovuşturmanın diğer aşamalarına geçilecektir" denildi.

KUVVETLİ SUÇ ŞÜPHESİ DEVAM ETMEKTEDİR

Kararın ‘hüküm’ bölümünde tahliye talebinin reddi yönünde karar veren mahkeme, "Dosya kapsamı, sanıklara iddianamede ayrı ayrı isnat olunan suçlamalar ve bunlarla ilgili sevk maddeleri, delillerin tamamen toplanmamış olması ve dosyadaki belgeler ve raporlar, atılı suçun işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığının devam etmekte ve bu suçların CMK’nın 100/3 maddesinde sayılan suçlardan olması ve bir kısım sanıkların halen savunmalarının alınmamış olması ve yukarıda belirtilen gerekçeler dikkate alınarak sanıklar Mehmet Haberal, Mustafa Ali Balbay’ın tutukluluk hallerinin devamına. Herhangi bir yasal dayanağı olmayan tahliye taleplerinin reddine" dedi.

KARARA ŞERH KOYDU

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti Başkanı Köksal Şengün, duruşmalarda bir süredir bu sanıkların tahliyesi yönünde görüş bildirdiğini anımsatırken, TBMM’ye üye olarak seçilmiş olmaları nedeniyle artık kaçma, saklanma ve delilleri karartma şüphelerinin de kalmamış olduğu dikkate alınarak tahliye edilmeleri gerektiğini belirtti.

Karara yazdırdığı muhalefet şerhinde, sanıklardan Mustafa Balbay’ın 6 Mart 2009’da, Mehmet Haberal’ın 17 Nisan 2009’da tutuklandığını hatırlatan Şengün, "Tutuklu olarak davaları açılmış, mahkememizde devam eden yargılamada her 2 sanığın sorgu ve savunmaları tamamlanmış ve tarafımdan sanık Mustafa Balbay için 26 Aralık 2009, Mehmet Haberal için de 9 Nisan 2010 tarihinden itibaren her 2 sanık ile ilgili olarak ‘sanıklara isnat olunan suçların vasıf ve mahiyetlerine, dosyada mevcut delil durumlarına, sorgu ve savunmalarındaki anlatımlarına, üzerlerine atılı suç vasıflarının değişme ihtimallerine, tutuklamada beklenen gayenin sağlanmış olup bu aşamadan sonra kaçma, saklanma ve delilleri karartma şüphelerinin bulunmamasına ve gerekirse haklarında adli kontrol uygulanmasının da düşünülebileceğine’ ve bireysel olarak sanık Mehmet Haberal’ın ‘yaşına, sosyal ve mesleki konumuna ve sağlık durumuna’, diğer sanık Mustafa Balbay’ın ‘toplum içerisindeki konumu’ da dikkate alınarak her 2 sanığın tahliye edilmeleri yönünde oy kullanmaktayım" dedi. Her iki sanığın 12 Haziran’da yapılan milletvekili genel seçiminde milletvekili seçildiğini söyleyen Şengün, anayasanın 14. ve 83. maddeleri dikkate alındığında bu sanıkların milletvekili seçilmelerinden dolayı yasama dokunulmazlığı kazanmalarının bu aşamada söz konusu olamayacağını kaydetti. TBMM üyeliğine yasal bir seçim sonucu ve demokratik yollardan seçilen bu kişilerin kazanmış oldukları nitelikleri sebebiyle kaçma, saklanma ve delilleri karatma ihtimallerinin kalmadığını bildiren Şengün, CMK’nın 100. maddesinin 3. fıkrasında belirtilen katalog suçlarda bile tutuklamanın varsayım olarak ifade edildiğini, bu şekildeki suçlamaların kesin tutuklama sebebi olarak gösterilmediğini ifade etti. Şengün, şöyle dedi: "Kaldı ki aynı suçlamalarla yargılaması tutuklu olarak yapılmaktayken 22 Temmuz 2007’deki milletvekili genel seçiminde bağımsız olarak milletvekili seçilen Sebahat Tuncel, anayasanın 14. maddesi doğrultusunda değil, milletvekili seçilmesinden dolayı kazanmış olduğu temsil niteliğinden dolayı da tahliye olmuş ve son seçime kadar da parlamentoda görev yapmıştır. Bu durumda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarındaki açık kriterlerle birlikte bir emsal olarak değerlendirilmesi de gerekir. Yukarıda açıkladığım nedenlerden dolayı daha önce ifade ettiğim tahliye gerekçelerine ilave olarak her 2 sanığın TBMM’ye üye olarak seçilmiş olmaları karşısında, bu kişilerin bu niteliklerinden dolayı da artık kaçma, saklanma ve delilleri karartma şüphelerinin de kalmamış olduğu dikkate alındığında tutuklu sanıklar Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay’ın tahliyelerine karar verilmesi görüşünde olduğumdan, aksi yönde oluşan çoğunluk görüşüne muhalifim.

BALBAY'IN AVUKATI İTİRAZ EDECEK

Mahkeme, iki sanığın tutukluluğunun devamına ilişkin karardan birer suretin gecikmeksizin TBMM Başkanlığı’na gönderilmesini kararlaştırdı. Birer suretin sanık avukatlarına da verilmesini karar bağlayan mahkeme, tahliye talebinin reddine dair karara İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz haklarının bulunduğunun bildirilmesine hükmetti. 
Balbay'ın avukatı karara üst mahkemede itiraz edeceklerini söyledi.



HABER YORUM /DENİZ ZEYREK


DEMOKRASİ, YARGI KALESİNİ GEÇEMİYOR 12 Haziran 2011 günü yapılan genel seçimlerden sonra parlamentoya girme şansı bulan bütün partiler ‘uzlaşma’ zemininin temellerini atmaya çalışırken iki yargı kurumundan, YSK ve İstanbul 13. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nden gelen iki karar, yeni meclisi ilk günlerine gergin girmesine neden oldu.
Dicle kararında iki sorun
1) YSK’nın Hatip Dicle ile ilgili ‘milletvekilliğinin iptali’ kararıyla ortaya çıkan ilk sorun, Dicle’ye (durumunu bile bile) güvenip oy veren 80 bin seçmenin iradesine Ankara’da temsil edilme yolunda geçit vermemesiydi. Dicle’yi aday yapan, Diyarbakır’da oy kullanan insanların önüne Hatip Dicle’nin de isminin bulunduğu bir oy pusulası koyan YSK’nın iş işten geçtikten, Dicle seçildikten sonra “milletvekili olamaz” demesi büyük bir çelişki yarattı.

2) Bu konudaki ikinci sorun ise Dicle’den boşalan sandalyenin daha az oy alan AK Parti milletvekiline verilmesi oldu. BDP ’nin Diyarbakır’da yaptığı açıklamadan da görüldüğü gibi YSK’nın söz konusu koltuğu boş bırakmayıp AK Partiye teslim etmesi ‘haksızlık’ algısını iki katına çıkardı. Bu iki soruna karşın YSK kararının geri döndürülmesi değiştirilmesi mevcut hukuk sistemine göre imkansız. BDP’nin Diyarbakır’da açıkladığı ve CHP’nin de desteklediği yasa değişikliği ve yeni seçim dışında Dicle’nin TBMM’ye gelmesi şansı bulunmuyor.

Milli İrade’nin tahliye sorunu 12 Haziran seçimleriyle ilgili önemli bir konu da Ergenekon, Balyoz ve KCK davalarından yargılanan 9 milletvekilinin (Hatip Dicle hariç) serbest kalıp kalmayacağıydı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal açısından durumu değerlendirdi ve iki yargıcın oyuyla bu iki ismin tutukluluğunun devamı yönünde karar verdi. Tutukluluk sürsün diyen iki yargıç, kendi soruşturmalarının çok önceden başladığını, sanıkların ağır cezalık suç ve kuvvetli suç şüphesi ile sevk edildiği ve milletvekili seçilerek tahliye olmayı amaçladıklarını savundu. Mahkeme kararında iki sanığın milletvekili olamayacaklarını ima ederek bu konuda tek yetkili olan yargı kurumu olan YSK’nın yetkisini de kendisinde görmüş oldu. İki yargıç ayrıca, Balbay ve Haberal’in dokunulmazlık hakkından yararlanamayacakları suçlamalarla karşı karşıya olduklarına da dikkat çekerek TBMM’nin yetkisinde olan ‘dokunulmazlığın uygulanması’ konusunda da kanaat belirtmiş oldu. Yargıçlar, Balbay ve Haberal’in serbest kalmasının aynı davanın diğer sanıkları açısından ‘eşitlik ihlali’ olacağına da işaret ettiler. Karara muhalefet şerhi koyan yargıç ise geçmişte aynı kapsamda sanık olan ve Balbay ile Haberal gibi hakkında hüküm bulunmayan Sabahat Tuncel’in serbest bırakıldığını anımsatarak, tahliye talep etti. İki sanık hakkındaki kararlar, aynı durumdaki Balyoz sanığı ile KCK sanıklarıyla ilgili kararları da etkileyecek. Eğer söz konusu mahkemeler bu kararı emsal kabul edip tahliye taleplerini reddederse TBMM’nin 24. Yasama döneminde 9 milletvekili, dolayısıyla da bu 9 ismi seçen ‘milli irade’ cezaevinde kalmış olacak. Çünkü, söz konusu sanıklarla ilgili yargı süreci tamamlanmadıkça (Yargıtay aşamaları da dahil) ve mahkumiyetleri kesinleşmedikçe söz konusu isimlerin milletvekillikleri önünde herhangi bir engel görülmüyor.