@hakki_ozdal

Yolsuzluk oylamasından sonra 'ak saçlılar'ın rahatsızlık alametleri

Yolsuzluk oylamasından sonra 'ak saçlılar'ın rahatsızlık alametleri
Yolsuzluk oylamasından sonra 'ak saçlılar'ın rahatsızlık alametleri
AKP'nin kurucuları arasında yer alan ve 12 yıl boyunca en önemli görevlerde bulunan Mehmet Ali Şahin, Cemil Çiçek, Bülent Arınç ve Abdullah Gül gibi isimler, rahatsızlıklarını zaman zaman dile getiriyordu. Ancak Meclis'teki yolsuzluk oylamasından sonra tablo biraz daha netleşmeye başladı.
Haber: HAKKI ÖZDAL - hakki.ozdal@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL – Türkiye pazar gününden beri ‘bölgesel’ gündemlerin etkisi altında. Önce ‘Balkanlar’dan esen sol rüzgar’, sonra ‘Ortadoğu’dan kalkan toz bulutu’ gündemi kapladı. Yunanistan’da Syriza’nın pazar akşam saatlerinde kesinleşen seçim zaferi büyük bir yankı uyandırırken, pazartesi öğle saatlerinde Kürt güçlerinin Kobani kent merkezini IŞİD militanlarından tamamen temizlediği haberlerinin teyit edilmesi gündemin ilk sırasına oturdu. Ülkenin kuzeybatı ve güneydoğu sınırlarında yaşanan bu her iki gelişme, Türkiye’nin iç siyasetine, özellikle de çözüm süreci ve seçim öncesi ittifak arayışlarına sirayet edecek etkileriyle gündemde kalmaya devam edecek gibi görünüyor.

MECLİS’TEKİ ‘YOLSUZLUK’ OYLAMASINDAN YANKILANANLAR
Ancak bu iki sıcak gelişmenin yarattığı toz duman, zaten bir süredir ‘durmadan ve hızla değişen gündem’in peşinde koşmakta olan ülkede, çok değil, sadece 1 hafta önce yaşanmış bir oylamayı ve o oylamayla da ilişkili olan dikkat çekici gelişmeleri –şimdilik– gölgeledi: Yolsuzlukla suçlanan 4 eski bakanın Yüce Divan’da yargılanması seçeneğinin Soruşturma Komisyonu’nun ardından TBMM Genel Kurulu’nda da reddedildiği oylama ve bu oylamada AKP grubunda yaşanan ‘fireler’ ile bunlarla bağlantılı olarak sonrasında yaşanan parti içi tartışmalar ve basına yansıyan kulis bilgileri... Geçen hafta art arda gelen reaksiyoner tepkiler ve çeşitli gazetelere yansıya kulis bilgileri, aslında bir genel görünüm oluşturuyordu. Bu sıcak gelişmeleri, onların ‘öncüsü’ sayılabilecek yakın dönem gelişmelerle birlikte ele almak tabloyu daha net hale getiriyor: AKP’nin kurucuları arasında yer alan ve 12 yıl boyunca en önemli görevlerde bulunan Mehmet Ali Şahin, Cemil Çiçek, Bülent Arınç ve hatta Abdullah Gül gibi isimler, bazı rahatsızlıklarını ve tepkilerini neredeyse açıkça dile getiriyor; partideki ‘sağlam irade’ eksenli ve genellikle daha ‘yeni’ isimlerden oluşan odak karşısında sesini yükseltiyor.

‘FİRE’ VE ‘HAİNLER’ TARTIŞMASI VE MEHMET ALİ ŞAHİN
20 Ocak Salı günü TBMM Genel Kurulu’nda yapılan oylamada 50’ye yakın AKP milletvekili bakanların Yüce Divan’a gitmesi yönünde oy kullandı. Hemen o gece A Haber kanalına çıkan Gaziantep milletvekili Şamil Tayyar, bu firelerin ‘ihanet’ olduğunu söyledi ve tartışmanın fitilini de ateşledi. Ertesi gün, Mehmet Metiner de benzer yönde ifadelerle bu milletvekillerini suçladı.

Bu iki çıkış, parti içinde bir gerilimin olduğunu gösteriyordu. Tayyar ve Metiner’in çıkışına karşı ilk açık direnç Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’den geldi. Şahin, Tayyar’dan bir gün sonra, yine A Haber ekranlarından şöyle diyecekti: “AK Parti’nin genel başkan vekili olarak konuşuyorum. Asgari ücretin yeni bin liraya çıktığı bir ülkede bir siyasetçi 700 bin TL’lik saat alamaz kardeşim. Bu 700 bin liralık saati kolunda taşıyamaz... 20-30-40 arkadaşımızın bu nedenle tepki oyu olarak bu şekilde davrandıklarını düşünüyorum.” Şahin’in eleştirilerinden Egemen Bağış da nasibini aldı: “Diğer bir arkadaşımızın Kur'an-ı Kerim'in suresiyle ilgili açıklamasının hala milletvekillerinin içerisinde bir sızı olduğunu biliyorum.”

Mehmet Ali Şahin: Bir siyasetçi 700 bin TL'lik saat alamaz


Mehmet Ali Şahin’in ‘bireysel değil genel başkan vekili olarak’ konuştuğunu vurgulaması dikkat çekiciydi. Zaten ‘vekalet ettiği’ Genel Başkan Ahmet Davutoğlu da 21 Aralık’ta AKP’nin Ankara İl Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “Yolsuzluk yapan kardeşimiz de olsa kolunu keseriz” demişti. O konuşmanın akşamında, önce Başbakanlık ardından Cumhurbaşkanlığı’nda son derece ‘hassas’ bazı görüşmelerin gerçekleştiğini de oylamadan bir kaç gün sonra öğrenecektik. Hürriyet Ankara Temsilcisi Deniz Zeyrek, bu son derece ilginç görüşme trafiğini 23 Ocak günü yazdı...


‘SAÇILIRSA SAÇILSIN’: DAVUTOĞLU ‘YÜCE DİVAN’ İSTİYOR AMA...
Davutoğlu’nun ‘kol keseriz’ dediği konuşmadan bir kaç saat sonra ve Meclis Soruşturma Komisyonu’nun 4 bakanla ilgili karar oylamasından bir gece önce; yolsuzlukla suçlanan 4 bakan, AK Parti grup başkanvekilleri ile birlikte, Başbakan Ahmet Davutoğlu’yla 2.5 saat süren bir toplantı yapmıştı. AK Partili komisyon üyelerinin ‘Yüce Divan’a gönderme’ eğilimini öğrenen Davutoğlu, 4 eski bakana, “Kendiniz gitmek istediğinizi açıklayın” demiş; bir bakanın “AK Parti’yle ilgili çok sayıda bilginin ortaya saçılacağını” söylemesi üzerine de “Saçılacaksa saçılsın” demişti. Bakanlar bunun üzerine Zafer Çağlayan’ı ‘temsilci’ seçerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’a göndermiş ve o görüşmenin ardından da komisyon üyelerinin tavrı değişmişti.

Burada Deniz Zeyrek’in aktardıklarının yanına bir hatırlatma yapmak gerekiyor. 22 Aralık günü Soruşturma Komisyonu’nun karar oylaması, Komisyon Başkanı AKP milletvekili Hakkı Köylü’nün (sonradan ‘o konuşmalar ailemleydi’ diyeceği) ‘esrarengiz’ telefon konuşmalarının ardından ve CHP ’li, MHP ’li üyelerin tüm itirazlarına rağmen ertelenmişti! Başbakan’ın ve Komisyon’un AKP’li üyelerinin, Yüce Divan’da aklanması eğiliminde olduğu yolsuzluk iddiaları için, Cumhurbaşkanı Erdoğan her fırsatta ‘darbe girişimi’ demişti. Zafer Çağlayan bir gece önce Ak Saray’a giderek Komisyon’un ve Başbakan’ın eğilimini Cumhurbaşkanı’na aktarmıştı ve toplantı iptal edildi. Bu ertelemeyle bir gün önceki görüşme trafiği arasında doğal olarak bağlantı kuruldu. Zaten Deniz Zeyrek de bir ‘AK Parti yetkilisi’ne, “Üyeler kararlarını nasıl değiştirdiler” diye sormuş ve şu yanıtı almıştı: “Başkan Hakkı Köylü dışında bütün üyeler genç çocuklar, partide siyaset yapmaya devam etmek, yeniden aday olmak istiyorlar. Bunun etkisi olmuştur.”

Toplantı 5 Ocak gününe ertelenerek zaman kazanılmış ama gerek komisyondaki gerekse parti grubundaki vekillere yönelik ‘telkin’ kuşatması bitmemişti. Sırada oylamanın yapılacağı güne ilişkin bir ‘gazete ilanı’ vardı ki, gerek o ilandaki metin gerekse partinin eski kurmaylarının o ilana tepkisi çok dikkat çekecekti.

Davutoğlu'ndan, 'her şey ortaya saçılır' diyen bakana: Saçılırsa saçılsın


‘SAĞLAM İRADE’ AYARI VE CEMİL ÇİÇEK’TEN İTİRAZ
Tam da Meclis Komisyonu'nun 'Yüce Divan'la ilgili kararını açıklayacağı 5 Ocak günü, ‘Sivil Dayanışma Platformu' tarafından belli başlı tüm gazetelerin arka kapaklarına tam sayfa olarak verilen ilan, neredeyse göstere göstere AKP grubuna hitap ediyordu. “Sağlam İrade Cumhur’un Başında” başlıklı ilanda, bir AKP mitinginde çekildiği anlaşılan kitle görüntüsü fotoğrafıyla, ‘Ak Saray’ın kolajlandığı görsel, bir de kısa metin vardı. 17-25 Aralık operasyonlarını ‘darbe girişimi’ olarak niteleyen bu metin, bakanların Yüce Divan’a gönderilmesi çabaları için “adli yargıda başarısız olan darbe girişimini Anayasa Mahkemesi’nde sonuçlandırma çabası” diyor ve şu ilginç sözlerle devam ediyordu: “Siyasi kariyerlerini ve kazanımlarını ‘Sağlam İrade’nin gölgesine borçlu olanların küçük hesapları ‘Büyük Türkiye ’ yürüyüşünü durdurmaya yetmeyecektir.”

Sivil Dayanışma Platformu Yüce Divan isteyen AKP'lilere 'ayar' mı verdi?


Cumhurbaşkanlığı Sarayı’yla AKP mitingi görüntüleri ve daha önce Erdoğan için kullanılan ‘Sağlam İrade’ sloganıyla zarflanmış bu mesaj, belli ki Yüce Divan'da aklanma talep edenleri hedefliyordu. 5 Ocak’ta Komisyon, AKP’li üyelerin bu ‘mesajın ruhuna uygun’ oylarıyla Yüce Divan’ı reddetti. Ama yine bir ‘eski kurmay’ çıkacak ve bu ilanın yarattığı ‘rahatsızlığı’ açıkça dile getirecekti.

Hürriyet gazetesi yazarı Yalçın Doğan, Meclis Başkanı Cemil Çiçek’e, o ilanla ilgili görüşlerini sormuş ve yanıtları ertesi gün “O ilan hepimize” başlıklı yazısında aktarmıştı:

"Bu çok terbiyesiz ve saygısızca bir ifadedir. Milleti temsil eden tek tek milletvekillerine, ayrıca Meclis'in manevi şahsiyetinde milli iradeye hakarettir. Eleştiri varsa, herkesin terbiyeli ve saygılı olması şarttır. Üslubu beyan ayniyle insandır. Bu ifadeyi şiddetle kınıyorum.”

Cemil Çiçek daha önce de Habertürk'ten Balçiçek İlter'e 4 bakan için “Yüce Divan’a gitmezlerse bu konu hiç durmadan tartışılır, tartışmalar sürer durur” demiş ve bu sözlerinin ardından hükümete yakın bazı medya organlarında sert sözlerle eleştirilmiş, bu gazete ve Televizyonlarda ‘eski defterleri’ karıştırılmıştı.


VE ABDULLAH GÜL: SİYASİ İSTİKRAR VEKİL ÇOĞUNLUĞU DEĞİL
Kuşkusuz tüm bu simalar arasında, tavrı uzunca süredir en çok merak edilen kişi 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül. Gül ve Erdoğan arasında Gezi eylemleri döneminden başlayarak görünür hale gelen bir ‘yöntem farklılığı’ dikkat çekiyordu. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından yeni genel başkan seçmek için yapılan AKP Kongresi, Gül’ün görev süresinin dolmasına 1 gün kala yapılınca, ‘siyasete girmesinin önü mü kesiliyor’ tartışmaları olmuş, Gül de kimi açıklamalarıyla sitem bildirmişti.

İşte geçen haftanın hareketli gündemi içinde Gül ile ilgili de dikkat çekici bir kulis haberi yer aldı gazetelerde. Abdullah Gül, Meclis’teki yolsuzluk oylamasından hemen sonraki akşam, aralarında eski bakan ve milletvekillerinin de olduğu bir grupla bir araya gelmişti. Gül, “Siyasi istikrar sadece vekil çoğunluğu değildir" gibi çok ‘manidar’ mesajlar verirken, son dönemde hükümete yönelik muhalif çıkışlarıyla dikkat çeken Nazlı Ilıcak gibi isimler de toplantıdaydı. Bu toplantı gazetelerde haber olduktan sonra, İstanbul 'da Cuma namazı çıkışı bizzat Abdullah Gül'e de soruldu. Soruyu soran muhabir "O toplantı yanlış anlaşıldı" gibi bir girizgâh yapmış ve adeta ‘o toplantının izaha ihtiyacı var’ demeye getiriyordu ki Gül araya girdi: “Yanlış yansıyacak bir şey yok. Hep beraber bir dayanışma içinde olunması gerektiğini konuştuk sohbet ettik. Yanlış anlayacak ne varmış!”

'Hoşunuza gitmeyen toplantıları izah etmek durumunda değilim' diye de okunabilecek bu sözler, Gül’ün toplantıda sarf ettiği, “Bu kırılgan ortamda Türkiye’nin yoluna devam etmesini sağlamamız gerekiyor. Tek çıkış yolu demokratik standartların yükseltilmesi” sözleriyle de örtüşüyordu...

Abdullah Gül: Siyasi istikrar sadece vekil çoğunluğu değil