GDO'ların ardındaki sır


GDO'ların ardındaki sır

 
AYFED YAVİ


Radikal Kitap / 11/06/2010

Doğa döngüsü içindeki bir minik böceğin türünün yok olmasıyla tüm yaşam döngüsünün nasıl etkilendiğini, kimyasallarla yeraltı suyu ve akarsuların kirlenmesini, toprağın gördüğü zararı hayretle okuyacaksınız 'GDO: Çağdaş Esaret' kitabında

Ey çocukluğumun mis kokulu Arnavutköy çilekleri, sulu, incecik kabuklu narin domatesleri, çıtır çıtır Çengelköy hıyarları! Şehirli bir kadının başka ne serzenişi olabilir ki? Düşünür müydük karnımızı doyururken bulgurun nereden geldiğini, ekmeğimizin içindeki unun zehirli olup olmadığını, kapıdan geçen tava yoğurdunun sütünün dut ağaçları arasında otlayan ineklerden sağılıp sağılmadığını. Bilirsiniz, sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yermiş. Artık aldığınız yoğurt haftalarca buzdolabında bozulmuyorsa, uzun ömürlü sütler market raflarından size göz kırpıyorsa, yavaş yavaş ve giderek artan bir derecede zehirleniyor muyuz diye düşünmeye başlıyor insan.
Genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) dünyayı 14 yıldır yakından ilgilendiren bir konu. 2009 Haziran ayında hükümet sözcüsünün “GDO’lu ürünler ülkemize yıllardır giriyor o halde ülkemizde de ekilmesinde hiçbir sakınca yoktur” sözleriyle Türk halkı genetiği değiştirilmiş organizmalar gerçeğiyle yüzyüze kaldığı bir sürece girmiştir. O günden itibaren kulağımız gözümüz televizyon, gazete ve dergilerde takılı kaldı. Halk kendini sağlıklı besleniyor zannederken giderek artan derecede tehlikeli gıdalarla karşı karşıya kalmış olduğunu anladı. GDO’ya Hayır Platformu gönüllüleri, Ziraat Mühendisleri Odaları başkanları, Türk Tabibler Birliği Tarım, Gıda ve Beslenme Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Kenan Demirkol başta olmak üzere, duyarlı medyacılar sayesinde günde üç-beş TV kanalı gezerek kafası karışan tüketicileri, ebeveynleri bilgilendirmek için müthiş bir çaba harcadılar. Ama biliyoruz ki söz uçar!

Şirketler para kazanıyor
Demirkol, “GDO’lar nedir? Niçin üretilir? Kime yarar sağlar? Yarattıkları sorunlar nelerdir? Türkiye’de GDO’nun durumu nedir?”sorularına yanıt aramak için çıktığı yolda oluşturduğu bilgileri GDO: Çağdaş Esaret kitabında topladı. Tohumun genetiğinin değiştirilmesi, tescil altına alınması ve biyoteknoloji şirketlerinin dünya tohumlarına göz dikmesini söyle özetliyor Demirkol: “Tohuma egemen olunduğunda gıdaya egemen olunacağından Amerika Birleşik Devletleri yönetimi ile kol kola girmiş olan tohum şirketleri var güçleri ile tohumu patent altına alarak onbinlerce yıldır tüm insanlığın ortak malı olan tohumları şirketlerin malına dönüşmektedir. Tohumun genetiğinin değiştirilmesi sadece patent hakkı alarak tohumları kendi uktelerine geçirebilmek için yapılmaktadır. Bugün genetiği değiştirilmiş tohum ticaretinin yüzde 99’u dört bitki ile yapılmaktadır: soya, mısır, pamuk ve kanola. Bu bitkilerin tohumlarında yapılan genetik değişikliğe bakıldığında ise tohumlara ya bazı böcekleri öldürecek zehir üreten gen aktarılmıştır ya da bir yabancı ot öldürücü ilaç olan glifosata karşı bitkinin direnç kazanmasını sağlayan genetik değişiklik yapılmıştır. İkinci nesil GD-tohumlarda bu iki özelliğin aynı tohuma uygulandığını da görmek mümkündür. Bu basit değişiklik sonucu tohuma patent alınabilmekte ve artık o tohum bir şirketin malı haline dönüşmektedir. Patentli tohumlarla Uluslararası tohum şirketleri para kazanırken bu şirketlerin işbirlikçisi hükümetler de toplumları baskı altında tutabilecek yeni bir silaha, genelde gıda ve özelde tohumlara kavuşmuş olmaktadır.”
Ya bir daha düzeltilemeyecek zararlara uğrayan sağlığımız? GDO’ların sağlik sakıncalarına kapsamlı bir yer ayırmış kitabında Demirkol. Gıda alerjisi, antibiyotik direnci gibi kesinleşmiş yan etkileri dışında, GDO’ların yol açabileceği kanser ve benzeri kronik hastalıklar, kısırlık, sakat veya ölü bebek doğumlarına kadar geniş boyutta olumsuz etkileri üzerinde incelemeler kaynaklar gösterilerek açıklanmakta. Peki GD-Bitkilerin çevreye verdiği zararlar, bunları da gözardı mı edeceğiz? Bu tohumlarla yapılan tarımın, insan ve hayvan sağlığını olumsuz yönde etkilediği gibi çevre sağlığına ve biyoçeşitliliğe nasıl zarar verdiğinin izini süreceksiniz elinizde kaynakça yoğun kitapta. Doğa döngüsü içindeki bir minik böceğin türünün yok olmasıyla tüm yaşam döngüsünün nasıl etkilendiğini, kimyasallarla yeraltı suyu ve akarsuların kirlenmesini, toprağın gördüğü zararı hayretle okuyacaksınız GDO: Çağdaş Esaret kitabında.
Topraktan ekmeğini çıkartan çiftçilerin, durumunun giderek zorlaşması, göçlerin artması, tohum, gübre ve mazot fiyatlarının yükselişi ile borçlanarak yoksullaşmaları irdelenen kitapta, başta mısır olmak üzere ürünlerin GDO takibi yapılmadan yıllarca ülkemize girdiği ve tüketicilerin sofrasına ulaştığı anlatılmakta. 1960’lı yılların başinda “dünyada 1 milyar aç insan var , onları doyurmak istiyorsak yüksek verimli tohum kullanılmalı” söylemiyle başlayan Yeşil Devrim tarihi yanısıra, günümüzde ne üretirlerse üretsinler sadece karlılık peşinde koşan Uluslararası dev şirket politikalarına bağımlı kılınmış milyonlarca insanın hayatı hakkında çok detaylı bilgi ile buluşacaksınız.

GDO: ÇAĞDAŞ ESARET
Prof. Dr. Kenan Demirkol
Kaynak Yayınları
2010
296 sayfa
17.5 TL.