Çağın bilge tanığı


Çağın bilge tanığı

YILDIRIM TÜRKER


Politika / 04/12/2010

'Russel: Üç tutku yönlendirdi hayatımı: Sevgi açlığı, bilgi arayışı ve insanlığın acılarına yönelik dayanılmaz bir merhamet.'

Bahçede bir kez daha ağırlamanın zamanıdır.
Çağını en iyi anlamış düşünürlerdendi.
Arada döne döne Russel okumak insana iyi gelir.
97 yaşına kadar yaşamış olan bu benzersiz adam, hemen her konuda yapıt üretti.
Analitik felsefenin önde gelen kuramcılarından olan Russel, mantık konusunda devrimci adımların yolunu açtı.
Denemelerindeki berraklık dinden siyasete, edebiyattan eleştiriye kadar çeşitli alanları aydınlatıyordu.
Yılmaz bir aktivistti. I. Dünya Savaşı’na karşı çıktığı için Cambrid-ge, Trinity College’dan atıldı. Daha sonraları New York City College’dan da atılacaktı.
“Vatanseverler hep vatan için ölmekten söz eder, asla vatan için öldürmekten değil” diyordu. 1918 yılında altı aylığına Brixton Hapishanesi’nde kaldı.

Edebiyatçı parlaklığı O, her zaman bir edebiyatçı parlaklığı, bir bilim adamı berraklığıyla tatlı tatlı anlatır. Siyaset üstüne şu dediklerine bir bakın: “Hükümet icraatları sonucunda herkesin inanıp çıktığı saçmalıkların sonunun gelmeyeceğine ikna oldum. Bana uygun bir orduyla onlara sıradan insanın payına düşenden daha fazla para ve daha bol yemek sağlayacak gücü de verin, ben de otuz yıl içinde, nüfusun büyük bir çoğunluğunu, iki artı ikinin beş olduğuna, suyun ısıtıldığında donduğuna ve soğuduğunda da kaynadığına ya da devletin çıkarlarına hizmet edecek başka her türlü saçmalığa inandırayım. Elbette bu gibi inançlar oluşturulduktan sonra bile insanlar su ısıtmak için çaydanlığı buzdolabına koymayacaklardır. Suyun soğukta kaynadığı, pazar ayinlerine özgü, kutsal ve mistik, huşu içinde sözü edilecek ama günlük hayatta asla uygulanmayacak bir hakikat olacaktır. Sonunda, bu mistik doktrinin sözlü olarak inkârı yasalara aykırı kabul edilip inatçı heretikler de halk önünde ‘dondurularak’ cezalandırılacaktır. Bu resmi doktrini büyük bir hevesle benimsemeyen kimsenin öğretmenlik yapmasına ya da yetki sahibi olmasına izin verilmeyecektir. Sadece en üst düzeydeki yetkililer kendi aralarında bütün bunların ne kadar saçma olduğunu fısıldaşıp ardından da içip eğlenmeye devam edeceklerdir.”
Chomsky, gerek felsefe ve mantık konusundaki katkıları gerekse eylemci kişiliğiyle kendisini çok etkilemiş olan Bertrand Russel’ı Einstein’la karşılaştırır: “İnsanlığın karşısındaki ciddi tehlikeler konusunda hemfikirdiler, ancak tepki vermek için farklı yollar seçtiler. Einstein’ın tepkisi Princeton’da oldukça rahat bir yaşam sürüp kendisini çok sevdiği araştırmalarına adamak ve ara sıra birkaç dakika ara verip bir kehanette bulunmaktı. Russel’ın tepkisiyse gösterilere öncülük edip polisler tarafından götürülmek, güncel sorunlar hakkında geniş kapsamlı yazılar yazmak, savaş suçları mahkemeleri düzenlemek vb şekillerde oldu. Sonuç? Russel o zaman da şimdi de kötülenip suçlandı, Einstein ise bir aziz olarak yüceltildi. Bu, bizi şaşırtmalı mı? Hiç de değil?”

Vietnam Savaşı sırasında Sartre’la birlikte ‘Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ni kurdu.
89 yaşındayken Parlamento Meydanı’nda nükleer silahlanmaya karşı yapılan bir gösteride tutuklandı. Hayatını nefretle mücadele ederek geçirdi.
“Okullarda çocuklara okutulan tarih kitaplarının, o ülkenin tarihçileri tarafından değil, başka bir ülkenin (hatta düşman ülkenin) tarihçileri tarafından yazılmışlardan okutulması önerisi dinleyenin kulağını sızlatabilir ama ‘tarih’ işte o zaman yıllar süren ve hep ‘bizim’ kazandığımız kanlı bir savaş (masal) olmaktan çıkar... İşte o zaman bize karşı pencereden bakan komşunun ‘öcü’ olmadığını, onun da bizim gibi aşamalardan (okullardan) geçip tam da devletinin istediği gibi bir koyun (pardon özür diliyorum... tamamen ‘vatandaş’ demek istemiştim oysa) olduğunu ve tarihte kazanan büyük hükümdarın ‘savaşlarda galip gelen değil’ aksine halkına ‘en uzun barışı’ yaşatan küçük insanlardan olduğunu öğrenirdik... Ve lakin mürekkeple değil kanla yazılıyor tarih dünyanın bütün devletlerinde.”

Kendini anlattığı bir şiirde, “Üç tutku yönlendirdi hayatımı: Sevgi açlığı, bilgi arayışı ve insanlığın acılarına yönelik dayanılmaz bir merhamet” der. “Aşk ve bilgi göklere yükseltti/ Ama merhamet beni her seferinde çekip yere indirdi” diye devam eden şiirinin son dizesi, “İşte hayatım böyle geçti, yaşanmaya değer bulduğum” dur.