Kahır mektubu


Kahır mektubu

 
NAİM DİLMENER / naimdilmener@gmail.com


Radikal Hayat / 06/03/2011

Funda Arar'ın ayrıksı görünen militanca şarkı söyleme biçimi bizim gibi sadık dinleyicilerini git gide yordu ve tüketti. Son albümü 'Aşkın Masum Çocukları'nda durum iyice kronikleşti

Funda Arar,
Aşkın Masum Çocukları,
DMC


Yeni albümü ‘Aşkın Masum Çocukları’ ile anlaşıldı ki, Funda Arar cephesinde yeni bir şey yok; değişen bir şey de. Arar, o tabiat vergisi olağanüstü sesiyle, yine bildiğini/bildiği şekliyle söylüyor; sert, hatta hırçın bir biçimde.
Arar’ın 2000’lerin en farklı, en özgün vokalistlerinden biri olduğuna şüphe yok. O mükemmel sesini; başta Yıldız Tezcan, Şükran Ay, Esengül ve Bergen olmak üzere çok sayıda hakiki sanatçının şarkı söyleme biçimi ile birleştirmiş ve hem kalbin hem de hayatın tam ortasından söyler olmuştu şarkılarını.
İlk albümü hasretle anıyoruz
2000’lerin başında çıkan ‘Sevgilerde’ adlı ilk albümünden beri böyleydi durum. O albümde, Yücel Arzen’in birbirine benzer şarkılarını o kadar iyi, o kadar mükemmel seslendirmişti ki, herkes ‘Bu kızda iş var, şarkısını bulduğunda kanatlanır uçar,’ demişti.
Öyle de oldu. Çok tecrübeli ve her şart altında sanatçısının arkasında duran TMC’nin kanatları altında, ‘Alagül’ albümüyle uçtu gitti. Bu yükselişin TMC’nin desteği dışında da sebepleri vardı. Bu albümde; çok daha iyi söylenmiş, çok daha iyi şarkılar vardı. Ve en iyi Erkin Koray’ın ‘Arap Saçı’nda vücut bulan, farklı ses/sound denemeleri. Denemelerin de/şarkıların da şifresi bir başka isimdi: Febyo Taşel. Arar ve Taşel sadece hayatı paylaşmıyor, paylaştıkları hayatı iyi şarkılarla da donatmanın yollarını arıyor/buluyorlardı. 

Aşk değdi değeli
Ama başlangıçta olumlu fark yaratan bu ‘aile’ faktörü zaman geçtikçe, her yeni albüm bir öncekinin tekrarı oldukça, olumsuz farka dönüşmeye başladı. Febyo Taşel hep aynı şarkıları yapar gibiydi. Her dinlediğimiz şarkıyı, sanki daha önce de Funda Arar’dan duyduğumuzu düşünmeye başlamıştık. Şarkıları birbirinden ayıracak sıkı melodiler olmuyordu çoğunlukla; ya da olmayan bu farkı varmış gibi gösterebilecek zengin düzenlemeler.
Bir de Funda Arar’ın, (bu satırların yazarı gibi) en koyu hayranlarını dahi, önce yorup sonra tüketen sert vokal tarzı! Başta özgün ya da ayrıksı gibi gözüken bu militanca şarkı söyleme biçimi o kadar abartılıp üst perdelere taşınmıştı ki, son albümlerinden herhangi birine kulak vermek, insanı tonlarca yük taşımış gibi yapıyordu.
Son birkaç yıldır/birkaç albümdür Funda Arar cephesinde durum buydu. ‘Aşkın Masum Çocukları’ durumun değişmediğini, hatta değişemeyecek kadar kronikleştiğini gösteriyor. Febyo Taşel’in yapabileceği bu kadardır ve bu kadarıyla yapılabilenleri de Arar hep böyle söyleyecektir; kıra döke, dağıta parçalaya.
Ne Yunan şarkısı ‘Piyango’, ne de sıkıcı nota kombinasyonlarına hayat vermeye gayret eden Günay Çoban, Burcu Tatlıses ve Saro Secikyan’ın sözleri yeterli olmuş bu son albümü farklı, haydi olmadı bir parça renkli kılmaya. Şaka gibi ama Aysel Gürel ve Cem Karaca imzaları dahi yeterli olmamış. Sıkıntı, o derecede büyük bir sıkıntı. Arar ‘Aşkın Masum Çocukları’ını anlatıp, aşkın masum şarkılarını söylüyor olabilir ama bu kadarı kimseye yetmiyor artık.

Biletler tükenmeden...
Maroon 5
15 Nisan Cuma, 21.00
Turkcell Kuruçeşme Arena 

Evita Müzikali
12 Nisan – 24 Nisan
İstanbul Kongre Merkezi Harbiye Salonu 

Jethro Tull’s Ian Anderson
25 Mart Cuma, 21.00
Haliç Kongre Merkezi, İstanbul 26 Mart Cumartesi, 21.00
Anadolu Gösteri Merkezi
Ankara 

Basel Oda Orkestrası & Victoria Mullova
2 Nisan Cumartesi, 20.00
İş Sanat Kültür Merkezi 

Apparat
16 Nisan Cumartesi, 23.00, Babylon