'Katillerimizin yanına geri gönderiliyoruz'


'Katillerimizin yanına geri gönderiliyoruz'

Berna Görgülü, Birsen Kaya ve Selin Çalışkan (soldan sağa) kendilerine sığınan kadınlara, olanakları ölçülerinde yardım etmeye çalışıyor. Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

 
İPEK İZCİ


Radikal Hayat / 05/10/2011

'Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu' temsilcilerinden Berna Görgülü, Birsen Kaya ve Selin Çalışkan'la buluştuk, her yönüyle kadın cinayetlerini konuştuk

2010’un ağustos ayıydı, birkaç kadın bir araya gelip ‘Artık harekete geçmeliyiz’ dediğinde. Devletin koruyamadığı kadınların sayısı hızla artıyordu ve artık örgütlenmek gerekiyordu. Siyasi parti, dernek ve sendikalardan oluşan 13 farklı kurum bir araya geldi ve ‘Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ kuruldu.
İlk eylemlerini Münevver Karabulut duruşmasında yaptılar. Onlar şimdi İstanbul’da, iki haftada bir her cuma günü saat 19.00’da Galatasaray meydanında buluşup, Tramvay Durağı’na yürüyorlar. Öldürülen her kadın için, ‘Asla yalnız yürümeyeceksin’ sloganını atıyorlar. 

2 haftada bir düzenlediğiniz yürüyüşlere katılım nasıl?
Selin Çalışkan: Katılım iyi. 24 Temmuz’da yaptığımız eylemden sonra bizim hiç iletişim kuramadığımız kadınlar da gelmeye başladı. Facebook ve Twitter’da hesaplarımız var, oradan görüp gelenler de oluyor. Sayımız gittikçe artıyor.
Birsen Kaya: O 24’ündeki eyleme Beren Saat ve Nur Sürer de dahil olmak üzere farklı yaş ve sosyal yapıdan 1000’e yakın kadın katıldı. Hep birlikte, her gün beş kadının öldürülmesine tepki gösterdik. Biz iki haftada bir yapıyoruz bu yürüyüşü ama her gün kadınlar öldürülüyor. Öldürülen her kadın için, ‘Asla yalnız yürümeyeceksin’ sloganını atıyoruz. Yasalarda var olan duruma tepkimizi gösteriyoruz. Sadece yasalarda değil, uygulamada da ciddi sorunlar yaşanıyor. Biliyorsunuz, artık Kadın Bakanlığı da yok, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak adlandırılıyoruz. Erkekler her gün beş kadını öldürürken, devlet bakanlıktan kadının adını siliyor ve erkeğin şiddetini teşvik eder pozisyona geliyor. 

Yasaya gelelim... Yasalar kadını koruyor mu?
Berna Görgülü: Şu an var olan yasada pozitif ayrımcılık tanıyan, kadın cinayetleriyle ilgili erkeğin hak ettiği cezayı almasını sağlayan bir şey yok. Aksine, AKP döneminde kadını daha çok ailenin içerisine, ev işlerine, çocuk yapmaya, kamusal alandan uzak olmaya iten türde yasalar daha da fazla ön plana çıktı. Devlet yasa olarak birkaç adım attığını söylüyor. Elektronik kelepçe, panik butonu veya hadım meselesi konuşuldu bir ara. Ama bunlarda bile evde oturan kadını korumayı tercih ediyor. Elektronik kelepçenin sinyal vereceği mesafe, kadının yaşadığı eve göre ayarlanıyor. Yasalara göre, bir insan birini öldürdüğünde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanıyor. Yasada ‘Ölen kişi erkekse ağırlaştırılmış müebbet cezası veririz, kadınsa vermeyiz’ diye bir şey yok. Ama fiili olarak düzenledikleri bütün maddeler kadın öldürüldüğünde, katilin bir sürü ceza indirimine tabi tutulmasına neden oluyor. Adam çıkıyor, ‘Ben tahrik oldum’ diyor. 

Ya da namusum için yaptım diyor. 
Berna Görgülü: Tabii. Erkek, devletten ve yasalardan güç alarak şiddet eylemini gerçekleştiriyor. Şu an var olan yasalar erkeği ve evliliği koruyor. Kadını korumak üzere çıkarıyoruz dedikleri her şey de aslında aileyi korumak için. Ama o korudukları aileler içinde kadınlar öldürülüyor. Aileyi koruyoruz derken kadını gözden çıkarıyorlar. 

Nereye varacak peki bu durum?
Berna Görgülü: Bu bize bağlı. Ben sanmıyorum ki devlet çok ciddi önlemler alacak, sil baştan düzenlemeler yapacak. Biz tabii ki bunu yaptırmak için uğraşıyoruz ama onlar da bir yandan kadını ev içine tıkmaya çalışıyor. Bizim hazırladığımız bir yasa tasarısı var, Meclis’te kabul edildi. Meclis şimdi açıldı gerçi ama tatile girdiği zaman bize ‘Biz bu yasayı çıkaramayacağız’ demişlerdi. Nüfusunun yarısı ölüm tehdidi altındayken bir devlet tatile giremez! Çünkü Meclis tatile girdiğinde erkekler kadınları öldürmeyi tatile sokmuyor. 

Sizin hazırladığınız yasada aftan yararlanmama maddesi var mı?
Birsen Kaya: Evet. Yasada eskiden ağır tahrik indirimi vardı, o çıkarıldı, yerine haksız tahrik indirimi kondu. Haksız tahrik indirimi, öldürülen kadının kendi ölümünde pay sahibi olması anlamına geliyor. Biz bu tür indirimlerin ortadan kaldırılması, kadına dönük şiddet ve cinayetin ağırlaştırılmış bir şekilde, hiç afsız uygulanmasını istiyoruz. Sadece yasaları değiştirmeniz de yetmez, yasaları uygulayıcıların kafasında değiştirmeniz gerekiyor. Erkek, kadın tuzu uzatmadığı için ‘Tahrik oldum’ diyebiliyor. En son ramazanda öldürülen kadın evde yoğurt olmadığı için öldürülmüştü. Bu gibi örnekler, mahkemeler açısından haksız tahrik indirimine konu edilebiliyor. Bunun yanı sıra Başbakan Erdoğan ve bakanları tarafından topluma sürekli ‘3 çocuk doğurun’ çağrısı yapılıyor. Kadını eve hapsetmekten başka bir şey değil bu.
Selin Çalışkan: Yasalar kadar yasalarla ilgili keyfi uygulamaları da konuşmamız gerekiyor. Trabzon’da adam boşanmak istemiyor ama kadın istediği için hâkim bunları boşuyor. Adam, davadan sonra mahkeme salonundan çıkarken ‘Beni katil edeceksiniz’ diye bağırıyor hâkime. Ve hâkim bunu kadına yönelik ölümle tehdit unsuru olarak kabul edip derhal kadına koruma veriyor. Ama örneğin Hülya Tazegül davasında biz farklı bir uygulama gördük. Savcı, ‘Kocana dayanamayacaksan neden evlendin?’ diyerek katilin yanına geri gönderebildi Hülya’yı. Keza Ayşe Paşalı aynı şekilde. Biz koruma istediğimizde katillerimizin yanına geri gönderiliyoruz. Bu keyfi uygulamaların bir an önce sona ermesi ve nitelikli önlemlerin alınması gerekiyor. Korumanın nasıl verildiğini, verildiğinde neler olduğunu biliyoruz. Jandarma evden çıktıktan sonra koca gelip kadını öldürebiliyor. Sığınma evleri var ki hiç nitelikli değil. O kadınlar orada oturup bekliyor sadece. O evler, kadını ekonomik ve toplumsal hayata hazırlamalı halbuki. 

Bir erkek, daha önce bir kadını öldürmüş bir katili örnek alabiliyor bazen. Önceki örneği görerek cesaretleniyor.
Selin Çalışkan: Aynen öyle. Örneği bile var hatta: ‘Seni Adana’nın Münevver’i yapacağım’ diyor. Ayşe Paşalı’nın kocası, cinayeti işlemeden bir gün önce Google’dan TCK’nın hangi maddelerinin cinayeti karşıladığını, ne gibi indirimler alacağını araştırıyor. Daha önce işlenmiş kadın cinayetlerini inceliyor. Ve biz artık bu öldürme türlerini bile konuşuyoruz. Bacakları kesilerek, gözleri oyularak veya yakılarak, çoğu da çocuklarının gözü önünde. Kundaklama başlı başına ceza gerektiren bir suçken, Hülya Tazegül’ün kocası gidip kadının evini kundaklıyor ve polis gelip tutanak bile tutmuyor. 

Türkiye’de ‘Karıkoca arasına girilmez’ diye bir laf vardır. Komşular bile, kavga, gürültü, patırtı duyduğunda müdahil olma gereği hissetmiyor.
Selin Çalışkan: Hepimize bireysellik pompalanıyor çünkü. İki kişi aynı anda aynı yere geldiğinde örgüt suçundan tutuklanan bir ülkede yaşıyoruz biz. Birbirinin derdini dinleme ya da birlikte hareket etme gibi bir şey yok. O yüzden sen komşunun çığlığını duymazdan geliyorsun, sokakta yanı başında biri öldürülürken kafanı çevirip gidebiliyorsun. 

Ayşe Paşalı davasından sonra ne gibi değişimler oldu cezalarda?
Berna Görgülü: İlk kez Ayşe Paşalı davasında, katile müebbet hapis cezası verildi. Ve karar aşamasındaki diğer davalara örnek oldu. Hepsine müebbet verildi. 

Size sığınan çok kadın var mı?
Berna Görgülü: Hem de çok var. Biz kadın örgütleri olarak bu olanaklara sahip değiliz ama bireysel başvurulara olabildiğince yardım etmeye çalışıyoruz. Antalya’da otelde çalışan bir kadın beni aradı, birinin kendisini öldürmeye çalıştığını söyledi. Ben buradan Antalya’ya müdahale edemem. Burada dikkat çekici nokta, kadının devleti değil bizi araması. Savcılığa, polise güvenmiyor, bizi muhatap alıyor. İsveç’ten töre mağduru başka bir kadın aradı. Kocası öldürülünce, kocasının abisiyle evlenmeye zorlanmış. Kadının erkek çocuğuna silah verip, evlenmezse öldürüleceğini söylüyorlar. Kadın, İsveç’e sığınıyor, ama İsveç geri çeviriyor çünkü Türkiye’nin uluslararası anlaşmalarda ‘Biz kadını koruyoruz’ diye imzası var. O kadın hâlâ, İsveç’te mücadele veriyor.

‘Şahin bizim dosyalardan konuşuyor’
Kadın örgütleriyle temas var mı?
Birsen Kaya: Hayır, kadın örgütleriyle temas yok. Önerilerimiz var ama muhatap alınmıyoruz. Hatta şu an devlette olan çeşitli belge ve dosyaların da bizim tarafımızdan verildiğini görürsünüz. Bugün Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, bizim geçen sene 25 Kasım Uluslararası Kadına Dönük Şiddet Günü’nde götürdüğümüz dosyalardan konuşuyor. Ellerinde bir veri yok, bu veriyi toparlayacak bir kurumları bile yok. Biz adliyelerden topladığımız verileri alıyoruz. Ağustos ayında öldürülen kadın sayısı 21. Ben size bu veri içerisinde şiddete uğramış, tecavüze uğramış kadın sayısını söylemiyorum bile.

Basına yansıyan veriler
Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre: 2002’de 66 olan kadın cinayeti sayısı 2009’da %1400 artış göstererek 953’e yükseldi. 2003’te 83, 2004’te 164, 2005’te 317, 2006’da 663, 2007’de 1011, 2008’de 806 kadın cinayet sonucunda yaşamını yitirdi. 2009 yılı sonrası için Adalet Bakanlığı veya TÜİK’in verebildiği herhangi bir rakam yok. Sonrasını ‘Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ ancak basında haber olabilmiş kadın cinayetlerinden veriler elde ederek çıkartabildi. Basında yer alan bilgilere göre veriler şöyle:
2010 yılı: Netliği belirlenememekle birlikte, 400’ün üzerinde kadın öldürüldü.
2011 yılı: Ocak’ta 22, Şubat’ta 16, Mart’ta 28, Nisan’da 21, Mayıs’ta 27, Haziran’da 16, Temmuz’da 20, Ağustos’ta 21 kadın öldürüldü.