'Kahpelik bu kitabın ruhunda var'


'Kahpelik bu kitabın ruhunda var'

Hande Altaylı

 
ÖZLEM KARAHAN


Radikal Kitap / 13/04/2012

Hande Altaylı: 'Romanımdaki karakterler zaman zaman birbirlerine kahpelik yapıyor ve sonuçta kimse bir diğerinden daha iyi durumda değil. Hiçbirinin diğerinden daha iyi ya da daha kötü değil'

Hande Altaylı’nın üçüncü romanı ‘Kahperengi’ okurla buluştu. Küçük bir Ege kasabasında başlayan, İstanbul’un ışıklı gecelerinde devam eden; gerçek hayatın çok da uzağında durmayan acı ve mutlu olayların anlatıldığı yeni romanını Altaylı anlattı… 

Üçüncü kitabınız ‘Kahperengi’ raflarda yerini aldı. Bu sefer nasıl bir hikâye bekliyor okuru?
Bu sefer iki ayaklı bir hikâye bekliyor okuru. Hikâyenin bir kısmı 80’lerin ortasında Ege’nin bir kasabasında geçiyor, diğer kısmı 2000’lerin ortasında İstanbul’da… Ana karakter olan Narin’in merkezinde, iki farklı zamanda geçen olayları; Narin’in bir Ege kasabasında başlayıp İstanbul’da devam eden hikâyesini anlattım. Bu yönüyle ‘Kahperengi’, Türkiyeli okurun aslında yabancı olmadığı bir anlatı. Çünkü Türkiye göçün çok yoğun olduğu ülkelerden biri. 

Bu iki farklı zamanda geçen romanda geçmiş oldukça sert olaylarla dolu, bugün ise yine birçok karmaşanın yanında büyük bir dostluk ve aşkı anlatıyor…
Hikâyenin özellikle geçmiş kısmı oldukça sert, sarsıcı olaylarla dolu bir aile hikâyesi. Narin’in bugününde ise büyük ölçüde dostluk ve aşk var. Kahperengi’de anlattıklarım okurken çok sert gelebilir, farkındayım. İnsana zaten okurken sert gelen hikâyeler yaşarken daha normal ve hayatın içinde gibi geliyor. Sanırım harfler algıyı sertleştiren şeyler. 

Peki nasıl bir ortamda yazdınız?
Yaz döneminde başladım yazmaya. Okullar tatildi. Çocuğunuzun size sürekli “anne” dediği bir ortamda çalışmak kolay değil… Bir an evvel hikâyemin içine düşmek istiyordum. Karaköy’de bir hana attım kendimi. Genelde genç sanatçıların kaldığı bir handı ve kitabın en zor kısımlarını orada yazdım. Bu hikâye için bir hana sığındım diyebilirim. 

Romanda iki temel konu var. Benzemeyen insanların dostluğu ve aşkın çoğunlukla masum olmadığı…
Dostluk benim için çok önemli… Çünkü dostlarımızı kendimiz seçiyoruz; dostlarımızın bize benzemesi, bizim gibi düşünmesi, davranması, benzer geçmişlere sahip olmamız gerekmiyor. Dostlar akrabalardan, aileden de önemli olabiliyor. Benim anlatmak istediğim bu türde bir dostluktu. Hayatın yalnızlığında birbirine tutunmuş iki insanı anlatmak istedim Deniz ve Narin’de. Aşk tarafına gelince… Benim “her görüşte aşk” diye nitelediğim bir şey var. Her karşılaşmanızda, yıllar geçmiş, zaman akıp gitmiş olsa da tekrar, tekrar ve tekrar hep bir şeyler hissettiğiniz birileri vardır. Her görüşte aşk’tır bu ve Narin ile Fırat’ın aşkı da böyle… 

Kitabın adı ‘Kahperengi’…
Kahpelik aslında bu kitabın ruhunda var. Kahpelik kelimesinin “arkadan vurmak, satmak” anlamından bahsediyorum. Kimi ne kadar satarsın, kime ne kadar kötülük yapabilirsin, dostunu ne kadar hayal kırıklığına uğratabilirsin? Bu romanımda tüm karakterler zaman zaman birbirlerine kahpelik yapıyor ve sonuçta kimse bir diğerinden daha iyi durumda değil. Hiçbirinin diğerinden daha iyi ya da daha kötü olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü bir gün kahpeliğe uğrayan, ertesi gün kahpelik yapan olabiliyor. 

Kitapta iki farklı zaman, birçok karakter, olay, anı ve mekân var. Tüm bunları tek bir ana hikâyede toplamak zor olmadı mı?
Belki daha usta romancılar için daha kolay olabilir; ama ben bu romanı yazarken zorlandım. Üzerinde en uzun süre çalıştığım romanımdı. Yazarken her şeyin birbirine girmesinden çok korktum. Binlerce defa kontrol ederek, binlerce defa başa dönerek çalıştım ama bittiğinde büyük bir rahatlama hissettim. Değişik bir kurguyla yazmak insana başka türlü bir enerji veriyor. Düz kurguyu daha önce iki kere yapmıştım, bu defa başka bir şekilde anlatmak hoşuma gitti. 

Edebi hayatınızın neresine koyarsınız ‘Kahperengi’yi?
Bugüne kadar yazdıklarımın içinde en iyi romanımın ‘Kahperengi’ olduğunu düşünüyorum. Umarım bundan daha iyisini yazabilirim. 

Kitaplarınızda anlatıcı hep üçüncü tekil şahıs.. Yani anlatıcı yazar...
Yeterince usta olmadığım için bu yolu seçiyor olabilirim. Aslında bu romana birinci tekil şahsın anlatımıyla başlamıştım ama o beni biraz kıvrandırdı, altından kalkamadım. Belki ilerde birinci tekil şahısın ağzından anlatabileceğim bir roman yazarım. 

Aşklar masum değil, âşıklar da melek. Gerçekte de bu böyle mi sizce?
18 yaşında değilseniz aşk masum bir şey değildir bence. Zaten kitabımda da kullandığım bir cümle var: “Aşklar zalim olur…” İnsanın ruhundaki kötülüğü ortaya çıkarmak için iyi bir fırsat oluyor âşık olmak. O zaman insanın gözü fazla bir şey görmediği için, iyi görünmek gibi bir kaygısı da olmuyor. Olsa da ikinci plana düşüyor aşkın yanında. O yüzden aşk biraz da insanların gerçek yüzünü görmemize yardım ediyor diyebiliriz. 

Kitaplarınızda ana karakterleriniz hep kadındı, bu romanda da böyle...
Bu bilinçli bir seçim değil. Asıl amacım hep insan hikâyesi anlatmak. Üç romanımda bir kadın üzerinden anlattım ama özellikle bir kadın hikâyesi olsun diye yapmadım bunu. Şimdiye kadar yazdıklarım bana hep kadın tarafımdan geldi. Bundan sonrası nereden gelecek, ben de merak ediyorum. 

Herkesin farklı cevabının olduğu bir soru: Neden yazıyorsunuz?
Buna verebilecek kesin bir cevabım yok. Tahminlerim var. Hayatım boyunca yazmak dışında hiçbir iş yapmadım. Reklam yazarlığı yaptım, dizi, şarkı sözü yazdım… Demek ki yazmaya ihtiyacım var. Ya da başka bir şeye yeteneğim yok demektir. Şu anda anlıyorum ki, bana çok iyi geliyor yazmak. 

Bu hikâyenin üzerinizde bıraktığı duygu tek kelimeyle nedir?
Paramparça…

‘İyi olmak biraz talih işi’
‘Kahperengi’de en sevdiğiniz karakter hangisiydi?
Benim genelde romanlarda en sevdiğim karakter, okurun en sevmediği karakter. Onu başkaları sevmediği için, istemsiz bir şekilde onu daha çok seviyorum. Mesela ‘Kahperengi’de Moskov Recep’i çok seviyorum. Bu hikâyeyi Recep’in hikâyesi olarak yazsaydım okur Recep’i çok seviyor olabilirdi. 

Karakterlerin hepsi iyi olduğu kadar kötü de…
Kimse tamamen kötü ya da tamamen iyi değil. Şartlar bazen bizi iyi ya da kötü görünmeye zorluyor. Ama bazı durumlarda hepimiz iyi ya da hepimiz kötü olabiliyoruz. İyi olmak biraz da talih işi. Şansınız varsa iyi oluyorsunuz ama başkalarının karşılaştığı şeyle karşılaşsanız belki de hiç iyi olmayacaksınız.

KAHPERENGİ
Hande Altaylı
Doğan Kitap
2012, 324 sayfa, 18 TL.