İktidarın Kürt "ateşi"yle oyunu...


İktidarın Kürt "ateşi"yle oyunu...

CENGİZ ÇANDAR


Politika / 01/10/2014

AKP iktidarı, "IŞİD'i bir şekilde kolladığı" görüntüsünü verirken, PKK-HDP (BDP)-PYD hattına, bir deyimle Türkiye-Suriye Kürtlerinin en önemli siyasi temsilcilerine, bir başka deyimle "Kürt siyasi hareketi"ne cepheden taarruza geçmiş gibi gözüküyor.

Son dönemlerin dikkat çekici internet gazetelerinden biri Diken.

Diken, dün, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun görünürde IŞİD eleştirisiyle ilgili açıklamalarına ilişkin haberinin başına şu başlığı oturtmuştu:

“Türkiye hariç herkes sorumlu! Davutoğlu IŞİD’in faturasını bu kez HDP ile PYD’ye kesti”
Davutoğlu’nun iktidar yanlısı gazetecilere yaptığı açıklamanın “köşe başları”nı da şöyle sıralamıştı.

“Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) karşı tavır alan PYD kendisi dışındaki Kürt grupları bölgeden çıkardı. Kürtlere baskı yaptı.

IŞİD baktı ki ÖSO zayıfladı, yönünü PYD’ye çevirdi. Bunun üzerine zorda kalan PYD bağırmaya başladı. HDP şimdi de Rojova konusunu istismar edip bizim üzerimize gelmeye çalışıyor.

HDP’nin bütün problemi meseleleleri evrensel bir insani mesele olarak görmemekte. Etnik körlükle baktıkları için Rojava meselesinde PYD’ye de en büyük zararı verdiler. Eğer zamanında Özgür Suriye Ordusu ile birlikte hareket etselerdi IŞİD orada yer edinemezdi.

Rojava’ya darbeyi Kandil vurdu. ‘Rojava’ya en büyük darbeyi, Suriye rejimiyle işbirliği halindeki IŞİD’e dokunmadıkları için kendileri vurdular.

Tek dertleri bu mesele üzerinden bağırıp çağırarak meşruiyet kazanmak. Yani, ‘IŞİD’le bir tek ben savaşıyorum. Dolayısıyla beni muhatap alın’ görüntüsünü oluşturabilmek.”
Başbakan’ın IŞİD faturasını PYD ile HDP’ye çıkartan sözlerinin pek iler tutar tarafı yok, her bir cümlesi sorunlu. Bazı cümlelerin ise gerçeklik ile bağı yok. Örneğin, “eğer zamanında Özgür Suriye Ordusu ile birlikte hareket etselerdi, IŞİD orada yer edinemezdi” cümlesi.

Hangi “Özgür Suriye Ordusu”? Türkiye’nin kucağına oturttuğu bu muhalefet örgütü sürekli lider ve yapı değiştirdi. ÖSO’nun büyük bölümü bir ara, İslami Cephe adını aldı ve içindeki en güçlü unsur, el-Kaide’nin uzantısı al-Nusra idi. PYD, nüfusun ezici çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu bölgelerde en örgütlü gruptu. Oralarda ÖSO yoktu bile. ÖSO’nun “İslamcı” bölümleri ile IŞİD, PYD’ye saldırırken, ÖSO’nun “İslamcı-olmayan” kesimi, “Kürt hakları” konusunda bir türlü PYD ile uzlaşamadı. “Arap milliyetçisi” kaldı. PYD dışındaki, Türkiye-Barzani etkisindeki bir dizi Kürt örgütü bile ÖSO ile “Kürt hakları” konusunda anlaşamadı.

Yani, Ahmet Davutoğlu’nun sözlerinin somut ve geçerli bir dayanağı yok.

Aynı Ahmet Davutoğlu, daha önce, kılıçla gazeteci kellesi kesen, kadınların ırzına geçen, ibadet yerlerini, ister Hristiyan kilisesi, ister Şiîlerin devam ettiği camiler olsun yıkan, Ortadoğu topraklarında Haçlıların ve Moğolların bile yapmadığı türden bir yıkıma imza atan IŞİD için “akademik tahlil” yapmış; IŞİD’in “sebep değil sonuç olduğunu” söylemişti. IŞİD’in böylesine güçlenmesini Sünnilerin Irak’ta iktidar dışında tutulmasına bağlamıştı.

Bu tespitler, ancak “kısmen” doğru. Çok büyük ölçüde ise doğru değil. Bunlara, kolaylıkla karşı-argümanlar ileri sürülebilir. Ancak, IŞİD’i öyle takdim edip, bugün de kalkıp, IŞİD’in faturasını PYD ile HDP’ye çıkartırsanız, “akademik yanlış”ın ötesine geçip, siyaseten “ateşle oynamaya” başlamışsınız demektir.

Kobani, iktidarın Kürt sorununa ilişkin söyleminde “ayarını” bozdu. Ayarı bozulmuş iktidar sahipleri, duyduğunuzda kulaklarınıza inanamayacağınız cinsten mantık dışı tepkiler veriyorlar.

Örneğin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Ey dünya” diyerek belirsiz bir adrese doğru haykırıyor; “IŞİD’e sesin çıkıyor da, PKK’ya niçin çıkmıyor?”

PKK’nın lideri ile İmralı’da sürdürdüğü diyalogu, bir süredir politikasının temel taşı yapan bir siyaset adamının ağzından çıkmaması gereken bir lâf olması bir yana, akla pekalâ şu soru geliyor:

Ortada Irak’ta Musul’u, Suriye’de Rakka şehirlerini elinde tutan, Erbil, Kerkük ve Bağdat, Suriye’de Halep üzerine yürümeye yeltenen, kafa kesen, ibadet yeri yıkan, Irak-Suriye hattında elinde tuttuğu topraklarda “devlet” ilân etmiş olan, sınırlarını daha da genişletme peşinde, Türkiye sınırlarının dibindeki Kobani’ye saldırı üzerine saldırı düzenleyen IŞİD söz konusu. Ankara ile İmralı üzerinden “nihai barış” görüşmesi başlattığını düşünen, Irak topraklarında Şengal (Sincar) dağında ve hiçbir “kanton”un sınırlarını genişletmeyi düşünmediği Suriye topraklarında Kobani’de savunma savaşı yapan PKK-PYD ile IŞİD arasında nasıl bir “ortak yön” görüyor Tayyip Erdoğan?

Ayrıca, “Ey dünya” diye başlayan tiradında, “IŞİD’e ses çıkarıyorsun da..” dediği anda, IŞİD’i kollar bir “ses vermiş” olmuyor mu kendisi?

İktidar sahiplerinin böylesine açıklamaları neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Ama, ilginç olan, birer gün arayla, Cumhurbaşkanı’nın PKK’yi, Başbakan’ın ise HDP’yi ve PYD’yi hedef almış olması.

Yani, AKP iktidarı, “IŞİD’i bir şekilde kolladığı” görüntüsünü verirken, PKK-HDP (BDP)-PYD hattına, bir deyimle Türkiye-Suriye Kürtlerinin en önemli siyasi temsilcilerine, bir başka deyimle “Kürt siyasi hareketi”ne cepheden taarruza geçmiş gibi gözüküyor. Tam da, Türkiye-Suriye Kürtleri, Kobani zemininde birleşmiş, aralarındaki “fiktif sınırı” kaldırmış ve Kobani’de ölüm-kalım mücadelesine tutuşmuş görünürlerken.

Oslo Süreci’ndeki müzakerecilerden biri olan ve bugüne dek Türkiye hapishanelerinde yattığı 20 yıl dahil olmak üzere her “müzakere yolu ile çözüm girişimi”nde yer almış olarak, Kürt siyasi hareketinin en tecrübeli isimlerinin başında gelen Sabri Ok’un son gelişmeler ilişkin ayrıntılı değerlendirmeleri iki gün üstüste ANF’de yayımlandı.

Sabri Ok, “Türk devleti kirli ve sinsi bir politika izleyerek, bir yandan DAİŞ (IŞİD) çetelerinin eli ile Kürtleri ezmek istiyor, diğer yandan da çaresiz kalan halkın Kuzey Kürdistan’a geçiş yapmak zorunda kalacağını düşünerek kapıları açtı. Önceden planlanmış bir şekilde önce Kobani’yi boşaltmak, sonra da insani tutum adı altında bir tampon bölge oluşturmayı hedefliyorlar” diyor.

Bu değerlendirmeye katılmasanız bile, bunu “Kürt siyasi hareketi”nin son gelişmelere ilişkin “bakış açısı”sı olarak değerlendirmek zorundasınız.

Sabri Ok’un değerlendirmelerinde, Irak’taki Kürt yönetimine de açık eleştirel göndermeler var. Bunlardan biri özellikle dikkat çekici:

“Güney hükümeti başbakanı Neçirvan Barzani AKP adına çok rahat konuşabiliyor. Kobani ve Rojava’ya saldıran DAİŞ ile AKP’nin ilişkisini dünya ortaya koyarken ‘AKP’nin DAİŞ ile ilişkisi yoktur, destek vermiyor’ vb. şeyler söyleyebiliyor. Bir AKP’li bile bu kadar iddialı konuşmazken, bir AKP’liden daha fazla AKP-DAİŞ ilişkisini gizleme ihtiyacı duyuyor. Bunu da anlamış değiliz. Oysa Kobani’de direnen Kürtler bunun tam tersini söylüyor. Sınırda direnenler, asker ve polislerin coplarına maruz kalanlar, gaz bombalarına ve kurşunlara hedef olanlar Sayın Neçirvan’ın tersini söylüyorlar.”
Acaba Washington nasıl düşünüyor? Erbil, IŞİD tehdidi altına girdiğinde, Irak Kürdistan Bölgesi’ni ayakta tutan Amerikan hava harekâtının şiddeti ve ABD desteği olmuştu.

Kobani için aynı durum söz konusu olacak mı? Kobani’nin düşmesine göz yumarsa, Ankara ve Erbil’i, Türkiye ve Suriye’deki “Kürt siyasi hareketi”ne karşı kolluyor demektir.

Aksi olursa, Ortadoğu siyasetinde ve güçler dengesinde yeni bir sayfa açılacak demektir.

AKP iktidarı Kürt “ateşi”yle oynarken...