Çocuklar için dürüstlük


Çocuklar için dürüstlük

HAKKI DEVRİM


Türkiye / 08/09/2001

Emel Armutçu'nun eğitim haberi tam sayfa verilmiş (Hürriyet, 7 eylül); aslında manşetlik haber...

Emel Armutçu'nun eğitim haberi tam sayfa verilmiş (Hürriyet, 7 eylül); aslında manşetlik haber...
  • Ayda 20 milyona kaliteli eğitim.
    Üsküdar Avni Başman İlköğretim Okulu Müdürü Fuat Baş'ın dürüst bir teklifi var, 1995'te projelendirilmiş bir düşünce:
    - İlköğretim okullarını özelleştirelim, diyor. Öğrenci başına 10 ay 20'şer milyon lira alırsak, bütün giderler yanında öğretmen ve personel maaşlarını da ödeyebiliriz. Nitelikli eğitim sağlar, velileri özel dershanelere trilyonlar ödemekten de kurtarmış oluruz.
    Fikre karşı çıkanlar olur. Onların da ikinci başlığın altındaki metni okumalarında fayda var.
  • Devlet yasakladığı bağıştan yüzde alıyor.
    Bir güzel anlatmış Emel kızım. Dört başı mamur bir haber.
    Başta Bakan Metin Bostancıoğlu, Bakanlık ter ter tepiniyor:
    - Bağışta bulunmayın, diye.
    İhtiyaçlarını bildiren okullara «Mahallî imkânlarla karşılamaya çalışın!» cevabını veren de gene aynı bakanlık. Dedikleri şu:
    - Topladığınız bağış miktarını bildirin!
    Çünkü bağışların yüzde 25'i bakanlığa gönderilecek.
    Ve istisnasız bütün okullarda veliler bağışta
    bulunmaya zorlanıyor.
    Çocuklarını okutmak için canını vermeye hazır insanlar ülkesinde yaşıyoruz. Gelin dürüst ve açık konuşmaya, bu çok önemli meseleden başlayalım.
    Cinayet gerekçeleri
    Siz siz olun, sakın psikiyatrlığa özenmeyin! Paçayı kaptırırsanız bir daha kurtaramaz, çevrenizde her şeyi farklı bir gözle görmeye başlarsınız.
    Denemek isterseniz gelin, Hürriyet'in üçüncü sayfasına birlikte bakalım (6 eylül).
    Sağ yukarıda Bekir Coşkun, reyting canavarlarının tanık apartma mücadelesini ti'ye alıyor. Alamıyor da aslında; belli ki gönlü elvermemiş, içinin karardığını yazıyor.
    Ben onu demiyorum, haberlere bakın biraz!
    Aydınlı işadamı 47 yaşındaki Yılmaz Yarenci'yi, otostop yapıyoruz diye Keşan'da arabasına bindikten sonra, kafasına taşla vurarak öldüren üç gencin cinayet işleme gerekçesini okudunuz mu?
    - Onun paralarını alıp tatili bedavaya getirecektik, demişler.
    Kırıkkale'de öğretmen Ali Altun, meslektaşı müzik öğretmeni Özlem Aksakallı'yı çakısıyla delik deşik etmiş. Neymiş gerekçesi:
    - Evlilik teklifine olumsuz cevap almış olması.
    Samsun'da avukat Yusuf Altaylı ile icra memuru Emrah Koca, Çarşamba ilçesine gitmişler; müteahhit Ragıp Özköroğlu'nun işyerinde, bir haciz kararını yerine getirmek için... Alacaklı değil, iki temsilci. Ragıp silahına davranıp ateş yağdırmış üzerlerine, avukat hemen ölmüş, icra memuru hastanede ölümle pençeleşiyor.
    Aynı sayfanın haberleri.
    Hayret etme, dehşete kapılma reflekimizi olsun kaybetmemeye çalışmalıyız. Geçen akşam bir televizyon -programı diyemeyeceğim- kepazeliğini seyrederken de (Star TV, 5 eylül) aynı hisse kapıldım.
    Bu hissin adını koymakta güçlük çekiyorum.
    Yazarın, De Gaulle'ü meşeye benzettiğini sanmıyorum
    Radikal'in Kitap ekini düşünüp uygulamaya koyanlara da teşekkürler. Ben ayrıca -ve asıl- Yayın Yönetmeni ile arkadaşlarını kutlamak istiyorum. Ne yapsa en iyisini yapan Tuğrul Eryılmaz'ı, yardımcıları Cem Erciyes, Aslı Örnek, Ümran Kartal'ı ve bütün emeği geçenleri.
    Her sayısını keyifle okuduğum Kitap ekinin dün baktım, üzerinde sayı 25 yazıyor. Dört ay geçmiş. «Sona doğru bu ne hız?» diye sordum kendi kendime.
    İnsanlarımıza kitabı sevdirme, onları kitapla tanıştırma, bugünün Türkiye'sinde misyonerlere kalmış bir iştir. Ellerine sağlık!
    Bu arada tecrübeli gazeteci ve yayımcı Celal Üster'e vermek istediğim küçük bir not var. Son Kitap'ta, André Malraux'dan söz eden «Tam bir Rönesans insanı» başlıklı yazının sonunda, yazarın General De Gaulle'ün biyografisi niteliğindeki kitabının adı verilmiş: Devrilen Meşeler, diye...
    Bilindiği gibi eski solcu Malraux, General'in başlıca hayranlarındandır; uzun yıllar onun hükûmetlerinde kültür bakanlığı yaptı.
    Meşe, kerestesi makbul bir orman ağacıdır. Tek mecazî anlamı da, «anlayışsız, kaba saba, görgüsüz adam» demeye gelen meşe odunu deyimidir; şeddeleyerek «meşşe mikabı» da denirdi.
    Kitabın adı evet Les Chênes qu'on abat-dır, yani «Devrilen Meşeler». Fransızca'da Meşe gibi sapasağlam («Etre fort comme un chêne») diye bir deyim olduğu için. Türkçe'ye çevirirken meşe yerine çınar adını kullanmak doğru olur. Hatta böylece, Malraux'nun demek istediği tam ifadesini bulmuş olurdu. Çınar'ın dilimizde neyi, hatta neleri ifade ettiğini ve aradaki farkı bilirsiniz.
    Tercüme etmek isteyen olursa, bu hataya düşmesin diye not düşmek istedim.
    Dil Yâresi
    Size gazete başlıklarından iki örnek:
    «Televizyon başındaki milyonlar, tanık Pınar'ı kaçırmaya kalkan TV'cileri izlerken şok oldu» (Sabah, 7 eylül); «Sekreteri Derviş'i şok etti» (Milliyet, 7 eylül).
    Düzeltmekten usandım. Kısaca söyleyeyim:
    - Siz işin iyice şokunu çıkardınız!