Bizim kavga 'Mein Kampf'


MİNE G. KIRIKKANAT


Politika / 23/03/2005

Mersin'deki Nevruz kutlamalarında Türk bayrağını yakmak girişimi ve karşı tepki, ulusal kimliğini Türk ve Kürt diye tanımlayan, daha doğrusu ayıran halk toplulukları arasında giderek derinleşen kin uçurumunun son derece vahim işaretleridir.

Mersin'deki Nevruz kutlamalarında Türk bayrağını yakmak girişimi ve karşı tepki, ulusal kimliğini Türk ve Kürt diye tanımlayan, daha doğrusu ayıran halk toplulukları arasında giderek derinleşen kin uçurumunun son derece vahim işaretleridir.
Garip ama gerçek, Türkiye'de PKK savaşı sırasında kendini göstermeyen bir 'ırkçılık' yükseliyor. Ulusal kimliğini Türk olarak benimseyen halk topluluğunda, Kürtlerin yıllardır 'etnik ve kültürel kimlik' istemi altında önce silahla, şimdi siyasal külahla güttükleri ayrımcılığın kışkırttığı bir 'Yetti gayrı' duygusu var. Başka bir deyişle, PKK savaşının başından beri, Kürt milliyetçiliğinin bağımsızlık ya da etnik ve kültürel kimlik talebi, zaten maddenin doğası gereği diyebileceğimiz bir ırkçılığa dayanıyordu.
İşte bu Kürt ırkçılığı, Türkiye'nin parçalanma tehlikesi yani PKK bir ölçüde bertaraf edildikten sonra Türk ırkçlığını tetikledi ve zaten latant faşist sayılabilecek bir toplumda, 'Bozkurt' memesinden emzirilmiş dar milliyetçi kesimden, bırakın halk tabanı, elitlere bile yayıldı.
Adolf Hitler'in 'Kavgam' kitabının Türkiye'de çok satması, Batılı odaklar tarafından kasıtlı olarak 'Türkiye'de Yahudi düşmanlığı yükseliyor' diye, YANLIŞ yorumlanıyor. Türkiye'deki aydınlar, aynı kitap başka ve daha demokratik ülkelerde yüzlerce kat daha fazla satıyor, üstelik satın almak
okumak ya da içindeki fikri paylaşmak değildir tezini savunurken, evrensel haklılıkları Türkiye'de havada kalıyor, çünkü hedefi YANLIŞ yerde arıyorlar.
Doğrunun tekelimde olduğunu ileri sürecek değilim, ancak Adolf Hitler'in 'Kavgam' kitabının Türkiye'de 'öylesine' çok sattığına ve 'anlamsızca' okunduğuna dair ciddi kuşkularım var. Daha da kötüsü, Atatürk'ün 'Nutuk'unu okumamış, zaten hiçbir siyasal öğreti ve tarih kitabına böyle rağbet göstermemiş bir okur kitlesinin Hitler'in 'Kavgam' kitabında aradığı bir 'hedefi' bulduğunu ve o hedefin, Kürtler olduğunu düşünüyorum.
Başka bir deyişle Türkler, Hitler'in 'Kavgam' kitabını, hedef gösterilen Yahudilerin yerine Kürtleri koyarak okuyor ve o kin ideolojisinde, Kürtlere karşı giderek yükselen 'Yetti gayrı'larını gösterecekleri
ırkçı tepkiye zemin buluyorlar.
Bu çok önemli konuyu, 'Mein Kampf'taki Yahudi düşmanlığının Türkiye'de yükselen Kürt düşmanlığına izdüşümünü, önümüzdeki günlerde irdeleyeceğim.
Ülkemizde yayılan Kürt düşmanlığından söz etmek, ağır bir sorumluluk. Bu sorumluluğun bilincindeyim ve hatta başkalarını da yarayı kangren olmadan deşmeye, cerahati akıtmaya davet ediyorum. Çünkü böyle bir düşmanlık var, Kürtlere yönelik kin artıyor, düşünen herkes biliyor ve 'henüz' susuyor. Konuşulursa, kendi içlerindeki latant 'ırkçılığın' açığa çıkacağı, bunun da AB eşiğindeki Türkiye için 'siyasal ayıp' olacağı varsayılıyor. Oysa tam da hem Türk, hem Kürt ırkçılığını yenebilmek, içimizde kaynayan kini söndürebilmek, demokratik, sosyal ve barışçıl düşünebilmek, kısacası ayrımcılığa, ayrılıkçılığa dur diyebilmek için fazla zaman kalmadı. Eteğimizdeki taşları dökmek ve tarafsız bir hesaplaşmayla, birbirimizi yeniden kucaklayabiliriz ancak.
Böyle bir hesaplaşmada, Kürtlerin olmasa bile Kürtçülerin sorumluluğu tamdır. Kendi halinde Türkler, taksi şoföründen imamına, mühendisinden yazarına, eğer bugün İstanbul'u kasıp kavuran otopark mafyasından kapkaççı çetelerine, dilenci mafyasından sokak çocuklarına Kürtlüğü işaret ediyorsa, Kürtçülerin yıllardır Türkiye'ye öğrettiği 'Biz Türk değiliz, Kürdüz,' ayrımcılığının sonuçlarıdır. Bundan 20 yıl önce, mafyaların 'etnik kimliği' yoktu, şimdi var. Üstelik, eskiden Türkiye kaynaklı suç örgütlerinden 'Türk mafyası' diye söz eden AB bile ayrım yapıyor artık, daha çok 'Kürt' demeye başladılar. Demek istediğim o ki, barışçıl bir halkın siyasal anlamda meşru bir kimlik arayışında Kürtler, ne yazık ki 'kültürel'den önce 'kriminel' bir varlık gösteriyorlar.
Bayrak yakan çocuklar DEHAP'ın ileri sürdüğü gibi provokasyon kurbanı değildirler. Onlar, cinayet işleten törelerden, aşiret reislerinden ve aşiretçilikten arındırılmadan, Türkiye ve Türk düşmanlığıyla donatılan 'fedai' nüfus çocuklarıdır. Devamı cumaya.