Akad'ın yeni filmi!


 
ERKAN AKTUĞ


Radikal Kitap / 21/05/2004

Coşkuyla karşıladığımız bir kitap 'Işıkla Karanlık Arasında'. Lütfi Akad'ın 50 küsür yıllık sinema serüveninden süzdüğü anıları, 30 yıldır...

  • IŞIKLA KARANLIK ARASINDA
    Lütfi Akad, İş Kültür Yayınları, 2004, 643 sayfa, 35 milyon lira.


    Coşkuyla karşıladığımız bir kitap 'Işıkla Karanlık Arasında'. Lütfi Akad'ın 50 küsür yıllık sinema serüveninden süzdüğü anıları, 30 yıldır sinema filmi çekmeyen bu büyük ustanın yeni filmiyle karşılaşmak gibi, hatta daha fazlası. İçinde birçok filmin film gibi hikâyesi var. Madem bir film yönetmenin bacağından asılır, bu memlekette sinema yapmanın ne menem bir iş olduğunu yönetmenin kaleminden okumak gerek. Böyle kitaplar da az bulunuyor.
    Anılarda objektif olmaya çalışmanın boş bir çaba olduğunu belirterek başlıyor kitabına Akad ve kendini olabildiğince geride tutuyor. Akad'ın sinemaya girişi ilginç. Akad, Galatasaray Lisesi'nin ardından İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu Maliye Bölümü'nden mezun olur, iki buçuk yıllık askerlik görevini tamamlar, dönemin en büyük bankalarından Osmanlı Bankası'nda kendi deyimiyle 'tutarlı bir iş'e girer. Yani geleceği parlaktır. Her gün aynı saatlerde aynı yerlerden geçip işe gidip gelmek, bütün gün hesap kitap işleriyle uğraşmak kısa zamanda onda 'ruhsal bir topallık' yapmaya başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı'nın yaşandığı 1940'lı yıllardır. Türkiye'de sinemanın emekleme yıllarıdır. Yılda üç dört film çekilmektedir. Sinema işini doğru dürüst bilen çok insan yoktur. İşte Akad böyle bir ortamda bir filmin muhasebe işleriyle ilgilenmek adına kendisini 'boğan' bankacılık işinden istifa etmek istediğini söyler anne-babasına. Anne tedirgindir. Ancak baba sinemanın yeni ve geleceği açık bir alan olduğunu söyler ve onay alınır.
    İlk gün, tokat yemiş gibi oldu
    Akad'ın, kendisine 'Unutulan Sır' filminin muhasebe işini teklif eden Şakir Sırmalı'ya 'evet' dediği tarih, 26 Haziran 1946'dır. Bu muhasebe işi de sadece filmin hesabı kitabı değil, bugünkü manada bir nevi uygulayıcı yapımcı işidir. Sonra Erman Film'le çalışmaya başlar. Hürrem Erman, Halide Edip'in 'Vurun Kahveye' romanından uyarlanacak filmin yönetmeni olarak Akad'ı seçmiştir. Akad'ın yönetmenlik yapmak gibi bir hayali, ondan da öte deneyimi yoktur ama iş başa düşmüştür. "Daha ilk çalışma gününde tokat yemiş gibi oldum. Benim evde, kağıt üstünde görüp tasarladığım çekimlerin tamamına yakını Adapazarı'ndaki şartların hiçbirine uymuyordu. Ama kendimi çabuk toparladım. Gerektiğinde bir çekimi üçe dörde böldüm, gerektiğinde birkaç çekimi birleştirdim." (s.61)
    Dinci kesimin tepkisini çekmesine karşın 'Vurun Kahpeye' filmi hayli sükse yapar. Filmin başrolünde oynayan Sezer Sezin, Akad'ın deyimiyle 'Türk sinemasının ilk gerçek yıldızı' olur.
    Akad'ın kitabı sinemayla ilgisi olmayan bir insanın yönetmenlik yapa yapa sinemayı keşfedişinin de hikâyesi aynı zamanda. 'Vurun Kahpeye'den sonra, ikisi 'Bağdat'ta çekilen, birkaç film daha yönetir ama Akad'ın kendini yönetmen gibi hissetmesi için 'Kanun Namına'yı çekmesi gerekmektedir. Bunu ona hissettiren de Ayhan Işık olur. Ayhan Işık kalıplı, yakışıklı biridir ama deneyimi yoktur. Ondan istediği verimi alamadığı için de kara kara düşünürken aslında daha önce bulunmuş kurgu tekniklerini yeniden bulmak zorunda kalır: "Kaynak yokluğundan, başta Kuleşov'un ünlü kurgu kuramını, Griffith'in Ayzenştayn'ın, Pudovkin'in temellerini attıkları sinema kuramlarını yarım yamalak da olsa yeni baştan bulmak zorunda kalmıştım. O zaman şunu da kabul etmek gerekiyordu. Bugüne kadar sinema yaptığımı sandığım şey aslında sahneleri filme aktarmaktı o kadar. Sinema ise başka bir şeydi. Evet, şimdi sinema yapmaya başlayacaktım." (s.167) Akad benzer bir yöntemi daha sonra 'Beyaz Mendil' filminde Türkçe bilmeyen, üstüne üstlük oyunculuk deneyimi de olmayan Ruth Elizabeth için de uygulayacaktı; onu, duygularını dışa vuramayan, dertlerini kısa cümlelerle açıklayan Anadolu kadını tipine büründürerek...
    Sokağa inen kamera
    'Kanun Namına' gösterime girer ve büyük iş yapar. Ayhan Işık, tartışmasız bir yıldız olur. "İşte o zaman oyuncu olmayan birinden bir sinema oyuncusu yarattığımı görüyorum ve sinemanın gerçekte ne olduğunun bilincine varıyorum. Bu da benim artık bir yönetmen olduğumu kanıtlıyor. " (s.177) 'Kanun Namına' pek çok açıdan dönüm noktasıdır Akad için. Türk sinemasında kamerayı ilk kez sokağa indiren yönetmen olarak tanınan Akad, bunu 'Kanun Namına'nın çekimlerinde bir tür gizli kamera kullanarak gerçekleştirir. Film Venedik Film Festivali'ne de davet edilir ama Akad göndermez.
    Bundan sonra Akad'ın önü açıktır. Ayhan Işık'lı 'İngiliz Kemal Lavrens'e Karşı', 'Katil', 'Öldüren Şehir', 'Vahşi Bir Kız Sevdim', 'Üç Tekerlekli Bisiklet' gibi filmler birbirini izler; Yaşar Kemal'le işbirliği ilk gerçekçi köy filmi kabul edilen 'Beyaz Mendil'; tarz olarak hiç sevmediği
    'Meyhanecinin Kızı' gibi melodramlar; bir inat uğruna çekilen 'Görünmez
    Adam İstanbul'da'; 'Çalsın Sazlar Oynasın Kızlar' gibi kendi deyimiyle
    'abuk sabuk film'ler; Yılmaz Güney'li 'Hudutların Kanunu', 'Kızılırmak-Karakoyun', 'Kurbanlık Katil'; sansürle mücadele; Orhan Gencebay'lı 'Bir Teselli Ver', Hülya Koçyiğit'li ünlü göç üçlemesi 'Gelin', 'Düğün',
    'Diyet'. Tam 47 sinema filmi... Arada belgeseller ve sinema yapamadığı 1975-1990 yılları arasında TRT için çektiği Ömer Seyfettin uyarlamaları ve başka televizyon filmleri. Hepsini belleğinde iz bıraktığı kadarıyla (burada hafızasının çok sağlam olduğunu ekleyelim) bir bir anlatıyor Lütfi Akad. Dolu dolu bir sinema serüveni Akad'ınki. Böylesi az bulunur. Eline sağlık usta...


    Çolpan'a papara
    (Film, senaryosunu Attila İlhan'ın yazdığı 'Yalnızlar Rıhtımı', yıl 1959) Çalıştığımız yer Büyükdere'de şehir fidanlığı. Kiraz ağaçları tepedan tırnağa çiçek açmış. Kiraz ağaçlarıyla Çolpan'ın (İlhan) çelişkisini belirtmek istiyorum ama Çolpan o gün giyimi ve makyajı ile en az çiçek açmış ağaçlar kadar göz alıyor, güzel küçük köpeğini de getirmiş, gülücükler dağıtarak dolaşıp duruyor. Birden, ters bir tavırla herkesin duyabileceği kadar yüksek sesle azarlıyorum, işyerine köpek getirmesinden, şımarıklığından, büyük oyuncu havalarına girmesinden başlıyorum, zaten istediğim oyunu verememesinden bıktığımı söyleyerek bitiriyorum. Daha sözlerimin başında ağlamaya başlıyor, yardımcılar donup kalıyorlar. Sadri Alışık bana hiddetle baktıktan sonra yanına avutmaya gidiyor, yavaş yavaş uzaklaşıyorlar. Bir süre sonra yanlarına gidiyorum. Çolpan'ı saçları dağılmış, rimelleri akmış her şeyi solup gitmiş bir halde buluyorum. 'Tam istediğim gibi oldun, şimdi bu halinle kameranın karşısına geç, göreceksin kiraz ağacı ile çok güzel olacak bu çelişki' diyorum. Ne yaptığımı anlayınca bu sefer hırsından ağlıyor. (s.280)