scorecardresearch.com

Eşeğe ters binme zamanı


 
ÖMER ASAN


Tartışı-Yorum / 03/07/2008

Nasreddin Hoca, bundan 800 yıl önce resmi görüşü yerle bir eden, halkla yüz yüze iletişim kurmak için hiç kimsenin aklına gelmeyen bir yöntemi uyguladı. Ancak halk, eşeğe ters binen Hoca'yı hiçbir zaman "hain, bölücü" gibi yargılarla kınamadı. Tam tersi 800 yıldır baş tacı etti

 

 

En son yaklaşık 800 yıl önce bir Türk eşeğe ters binme cesaretini gösterdi. O bir kadıydı, ki kadı demek, bulunduğu yerde yargıç, vali, kaymakam, belediye reisi demekti o yıllarda. Eşeğe ters binen kişi halktan biri, bir mollaydı aynı zamanda. Çağdaşları, eşeğe ters binen o kişiyi hiçbir zaman hain, bozguncu, bölücü vb. düşüncelerle kınamadı, yargılamadı. Tam tersi, o kişi halkı ve başka halklar tarafından 800 yıldır baş tacı edildi. Başka eylemleri ve söylemleri dilden dile dolaştı. O şimdi dünyada en çok tanınan ender Türk’ten biridir; Molla Nasreddin, Kadı Nasreddin, Nasreddin Hoca… Mevlana’nın (1207) çağdaşı olan Nasreddin Hoca (1208) bugün 800 yaşında.

 

Filozof eşeğe düz binsin!

 

Halkbiliminde, filozoflar eşeğe, cengâverler ata, ermişler geyiğe biner, biçiminde bir genel kabul var. Nasreddin Hoca’nın eşeğe, hem de ters binişinin sebebi de filozofiktir. Yazmalarda yer alan gerekçesi şöyle: “Önüme geçerseniz ben arkanızda kalırım. Arkamda kalırsanız söylediğinizi anlamam. En iyisi avurt avurda (yüz yüze) yol alalım”. Türkiye’de resmi görüş, filozofun eşeğe düz binmesini emreder. Buna göre, binici nereye bakıyorsa eşek de o yöne bakmalıdır. Örneğin; Akşehir’in 12 Eylül öncesi belediye başkanı, hocanın eşeğe ters binen heykelini kente diker. 12 Eylül sonrası ANAP’lı belediye başkanı resmi görüşe aykırı diye mevcut heykeli kaldırarak eşeğe düz binilen yeni bir heykel diker. Bundan 800 yıl önce söz konusu resmi görüşü yerle bir eden, halkla yüz yüze iletişim kurmak için hiç kimseni aklına gelmeyen bir yöntemi uygulayan Hoca, bilseydi kendisinden 800 yıl sonra aynı halkın en can alıcı sorunları için hiç yüzleşemediğini, ne derdi acaba.

 

Yüz yıllık karartma

 

Son 100 yılımızı özetleyelim: Balkan Harbi trajedisi, yüz binlerce eski yurttaşımızın kimilerine göre tehcir, kimilerine göre soykırım, kimilerine göreyse İttihatçıların marifetiyle öldürülmesi ve anayurtlarından edilmesi. I. Dünya Savaşı ve bir milyon insanımızın yok yere heba edilmesi (ki müsebbibi ve savaş suçlusu Enver Paşa’nın mezarı yıllar sonra zamanın cumhurbaşkanı Demirel tarafından ülkemize kahraman olarak getirilmesi). Kurtuluş Savaşı, II. Dünya Savaşı, 27 Mayıs darbesi, 12 Mart darbesi, Kıbrıs Savaşı, ilan edilmemiş iç savaşlı 70’li yıllar, 12 Eylül darbesi ve çoğunlu solcu olan 1,5 milyon insanın işkenceden geçirilmesi (hapsedilmesi, kaybolması, öldürülmesi), Kürt meselesi, Türban meselesi, ekonomik krizler, maliyeti oldukça yüksek soygunlar, yolsuzluklar, açlık, yoksulluk, işsizlik… Velhasıl, trajik bir tarih ve son yüzyılında gün yüzü görmemiş bir halk.

 

Vatandaş ekonomist oldu

 

Güncelleme yaparsak; küresel ekonomik dalgalanmalar, petrol fiyatlarındaki astronomik artışlar her gün haber bültenlerinde baş sıralarda. Sıradan insanlar olarak hepimiz “ekonomist” olduk, çıktık. Türkiye’nin ekonomisi ve dolayısıyla ticaret hayatı her ne kadar iyi niyet mesajları verilse de oldukça kaygı verici. “Ekonomist” olduk, ama geleceğe yönelik tahmin yapamaz duruma düştük.

Bir de etnofobi hastalığına yakalandık. Yalnız bu kez hastalığı İsrailliler değil, ülkemizdeki etnofopistlerin yüksek gayretleri ve laboratuar çalışmaları sonucu elde ettik. Tedavisi de aşısı da malum etnofopistlerde. Kendilerini her türlü hastalığın geniş spektrumlu antibiyotiği sanıyorlar. Artık bu hastalıkla birlikte yaşamayı öğreneceğiz.

Siyasi arenada, AKP ve DTP’nin kapatılma davaları bu yaz gündemin birinci sırasını işgal edecek ister istemez. Buna bağlı olarak iç-dış yatırımlar beklemeye şimdiden geçti. AKP kapatılsa da kapatılmasa da ne olacağı da belli değil. Sekiz milyon İmam Hatip mezununa sahip bir ülkenin geleceği neredeyse ipotek altında. CHP yine aynı tas aynı hamam; AB ve özgürlük karşıtı Baykal ve kronik ekibine halk destek vermiyor. İttihatçıların parti kurmaya ihtiyaçları yok. Resmi, gayri resmi her yerde, ensemizdeler. Solda yeni bir yapılanmaya yönelik bir işaret yok. Siyasi kabızlık, ekonomik kaosu sollayacak gibi görünüyor.

Hiçbir halk bu kadar sıkıştırılamaz. Olacak iş değil. Bir ülkenin ve halkın geleceği bu kadar karartılır.

 

Karartmayı kaldıralım

 

Gelişmiş ülkelerde insan haklarında şaşırtıcı mesafeler alınıyor. Türkiye bin adım geriden takip etse de çok yakında bir insanın diğerine yan veya rahatsız edici bir şekilde bakması bile mümkün olmayacak. İletişim akıl almaz bir şekilde yaşamı kolaylaştırıyor. Neredeyse dünyanın bir ucundaki arkadaşımızla aynı ekrana girip beş duyumuzla sohbet edeceğiz.

Kadınlar: 21. yüzyıl, kadınların yüzyılı olacak gibi. Oldukça şaşırtıcı, yaratıcı, yönetici öncü kadınlar dünyamızda boy göstermeye başladı. Türkiye türbanı tartışırken, girmeye çalıştığımız AB’de kadınlar ülkelerini yönetmeye, sivil toplumun başını çekmeye, şirketlerini çekip çevirmeye başladılar. Aynı kadınlar, yüzyılların tabularını çöpe atıp, erkekler gibi eş veya arkadaş seçme özgürlüklerini söke söke alıyorlar. Sanırım kadınların bu uyanışını hiçbir güç durduramayacak ve insanlık için çok iyi olacak. Çünkü kadınlar eşit haklara sahip olmadıkça, ne demokrasi, ne özgürlük, ne sağlıklı ve özgür erkek ne de insan haklarına saygılı toplum olacak. Diyelim bu öngörülerin hiçbiri olmadı; insanlık her ne kadar yaşadığı dünyayı yavaş yavaş yok ediyorsa da, uzayda yeni yerleşim alanları bulmaya çalışıyor. Bana kalırsa buldular; çünkü şimdiden tüm canlıların DNA’ları toplanıp, paketleniyor. Bizim bilmediğimiz bir yere göç planı mı var, ne? Oysa biz Türkler 800 yıldır kendi iç göçümüzü, yüzleşme sürecimizi tamamlayamadık.

 

Sonuç

 

Maalesef ülkemizin eşekleri, yüzyılların alışkanlığı üzere düz filozoflarını kendi doğrultusunda taşımakta hiç zorlanmıyorlar. Düz filozoflar da eşekleriyle aynı yöne bakmaktan hiç rahatsız değiller. İnen razı, binen razı… Yok, yok; kim eşek, kim filozof belli değil. Kafamız çok karıştı… En iyisi ülkemizde ne kadar eşek varsa tespit edelim. Sırtlarına ters binip, yüz yüze, sorunlarımızı çözene kadar inmeyelim. Daha olmadı ata, olmadı geyiği deneyelim.

Ö.Asan: Heyamola Yayınları, Genel Yayın Yön.

omer@heyamola.net