Cihan şoföründen yağmurdaki kıza


Cihan şoföründen yağmurdaki kıza

 
SELİM İLERİ


Radikal Kitap / 17/10/2008

Samim Kocagöz hiçbir zaman ?başrol?deki yazarlardan olmadı. Önemi üzerinde durulmadı Kocagöz?ün. Bugün yeniden yayımlanan ?Kalpaklılar?, göçmekteki payitaht İstanbul?u ve İstanbul?da bir aşkı anlatır

Literatür Yayınları, Samim Kocagöz’ün romanı Kalpaklılar’ı yeniden okurla buluşturdu. Kuvay-ı Milliye’nin kuruluşu çevresindeki bu eser, bir yandan da göçmekteki payitaht İstanbul’u, İstanbul’da bir aşkı anlatır. Kalpaklılar’ın devamı ise Doludizgin romanıdır.
Yönetmen galiba Nejat Saydam’dı. Beyoğlu’nda şimdi tahta perdeden ibaret kalmış, yıkılmış Saray Sineması’nda Kalpaklılar’ı seyretmiştik. Başrollerde Çolpan İlhan ve Sadri Alışık. Kalpaklılar, Kurtuluş Savaşı filmleri arasında nedense pek anılmaz. Oysa etkisi altında kalmıştım.
(Yine etkilendiğim bir başka Kurtuluş Savaşı filmi Ateşten Damla. Memduh Ün yönetmiş. Başrolde Muhterem Nur. Eser, Mükerrem Kâmil Su’yun. Ateşten Damla’nın yeni basımı yapılmıyor. Ateşten Gömlek’in izinde güzel romandır. Roman mirasımıza duyarsız davranmayan yayınevlerine hatırlatmak istedim.)
Samim Kocagöz adı, bende Kalpaklılar filminden kalma. Bir-iki yıl geçti geçmedi, tüm hikâye kitaplarını devşirmeye çalışırken, Samim Kocagöz imzalı Cihan Şoförü geçti elime. Şöför değil, ‘şoför’.
Cihan şoförünün takma adı Berduş’tu. Döküntü Ford kamyonunda, yollar boyu, hayatını anlatıyordu. Fonda, Söke Ovası, pamuk, büyük kentler. Uzun yıllar mı çalışmıştı, yoksa sadece kamyonu mu yaşlıydı, bugün hatırlayamıyorum. Ama iyi kalpliydi Berduş...
Cihan Şoförü 1954 yılında yayımlanmış. Köy ve kasaba gerçekliği hem hikâyede, hem romanda varlığını koruyor. Samim Kocagöz, Ege’nin yazarı. Toprağı, bitkiörtüsü, coğrafyası daha bereketli Ege, dıştan bakıldığında varlıklı bir yaşam sürer gibi. Samim Kocagöz’ün çoğu Söke odaklı hikâyelerinde Ege de çetin koşullar ortamıdır.
‘Kör Talih’i unutmamışım. Söke’de yol yapımında çalışan yoksul Yusuf, piyango biletinden tek kuruş kazanamamasına rğamen gelecek umutlarından vazgeçmiyordu. Hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bu umutlar, hayaller okurun içini burkar.
Sonra, bireysel bir drama açılır görünerek, aşkta paranın ettiklerini dile getiren ‘Oğul’: Yanaşma Süleyman’ın yitik aşkını doru ata anlatışı. Bu kez fonda hem pamuk tarlaları, mevsimlik pamuk toplayıcıları, hem de Ege’deki cinsel yaşamın girdisi çıktısı.
Bazen merak ederim, Necati Cumalı ‘Oğul’u okudu mu? Ay Büyürken Uyuyamam’ın cinsel ağırlıklı öykülerine bir bağlangıç gibidir ‘Oğul’.
Samim Kocagöz hiçbir zaman ‘başrol’deki yazarlardan olmadı. Önemi üzerinde durulmadı Samim Kocagöz’ün. 1957 tarihli Onbinlerin Dönüşü, Hitler Almanyası’ndan ithal ettiğimiz korkunç ırkçılığı deşen sayılı romandan. İçimizdeki Şeytan’ın, Sabahattin Ali’nin romanıyla uzaktan akraba. İçimizdeki Şeytan ‘kim kimdir’e kadar didik didik edilmiştir. Ne var ki, Onbinlerin Dönüşü, belgesel romana yakın çizgisiyle gözden ırak kalmıştır.
1967’de Yağmurdaki Kız yayımlandı. Sekiz öyküden oluşan eserinde Samim Kocagöz yalnız ve mutsuz sekiz kız anlatıyordu. Türk yazarlarının kitaplarını günü gününe ve delicesine bir tutkuyla okuduğum zamanlardı. Yağmurdaki Kız’ı bir solukta okumuştum.
İlk hikâye, ‘Vapurdaki Kız’, Samim Kocagöz’den en sevdiğim metin. Noter kâtibi, İzmir’de körfez vapurunda, o kızı her akşam görüyor. Belki gizliden gizliye âşık o gençkıza. Derken genç kızın karşılıksız kalmaya yazgılı aşkını öğreniyoruz: Bir başkasını sevmektedir, evli bir adamı.
Her günün hayhuyunda, banka memuresiyle noter kâtibinin, akşam vapurundaki umarsız karşılaşmaları, her okuyanda iz bırakır. Çok yalın anlatılmıştır.
İlk kitabım Cumartesi Yalnızlığı’nı imzalayıp imzalayıp birçok yazarımıza göndermiştim. Yanıtlamak inceliğini gösteren tek tük yazardan biriydi Samim Kocagöz: Yolun başındaki çok genç bir yazar adayının kitabını okumuştu, yüreklendiriyordu.
“Unutulmaz ‘Vapurdaki Kız’ öyküsünün yazarı Samim Kocagöz’e” diye imzalamıştım. Bunun için ayrıca teşekkür ediyordu. Hele, diyordu, bir genç uğraşdaşım tarafından sevilmek... Kırk yıl öncesinin, üstelik tam bugünler, sonbahar, ekim ya da kasım, bu anısı beni adeta sarsıyor.

GÜNDEŞ ÖNERİLER

a) Fotoğraf Üzerine, Susan Sontag, Osman Akınhay’ın çevirisi, Agora Kitaplığı, 2008.
b) Bir Çöküşün Yeni Tarihi, Alan Palmer, Belkıs Çorakçı’nın çevirisi, Turkuvaz Kitap, 2008.