YENİ ÇIKANLAR


YENİ ÇIKANLAR

 


Radikal Kitap / 06/02/2009

Dünyayı tersten gören öyküler

AMTAFARAK
Murat Şahin, Pupa Yayınları, 112 sayfa, 7 TL.

Amtafarak, ‘karafatma’nın tersten okunuşu. Bu durum, yalnızca adlandırmayla sınırlı kalmıyor; yaşamın tersten algısı üzerinden gelişen görme ve yorumlama biçimi olarak kitaptaki öykülere damgasını vuruyor. Murat Şahin’in öyküyü ve yaşamı nasıl gördüğüne dair birçok ipucu taşıyor bu sözcük.
Amtafarak’ta iki ana izlek yer alıyor; biri, çeşitli yönleriyle ölüm gerçeği; öteki kadın-erkek ilişkilerindeki sancılı durum ve kırılmalar. Öykülerin çoğunda ölümün nefes aldığını fark ediyor, karanlığın kol gezdiğini görüyoruz. Yazarın ölüme bakışı tersten bir bakış; öykülerinde ölümü dıştan, dış gerçek olarak değil, tam tersine içten, iç gerçek olarak tahayyül ederek gösteriyor bize. Durmadan genişleyen bir evren gibi, öykünün atardamarlarında ölüm dolaşıyor. Ölümün gizeminin ardına düşüyor, fantastik renkler taşıyan öykü kurgularının içinde kayboluyoruz. Kadın-erkek ilişkilerinin daha çok aldatma ve aldanışlar bağlamında ele alındığını, iç dünyalardaki yoğun çatışmaların dış ya da iç şiddet biçiminde yansıtıldığını görüyoruz.
Yazar, gizem ve merak boyutunun yanı sıra ayrıntılarda titiz yaklaşımlarla okurun ilgisini ayakta tutmayı başarıyor. Öykülerin birinci tekil kişi anlatımıyla yazılmış olması, gerçeklik ya da yaşanmışlık duygusu yarattığı için işlevsel değer taşıyor. Her öyküde etkileyici ve çarpıcı bir bitişin yer aldığı görülüyor.
Kitaba adını veren öyküde, yerin karanlıklarından yukarıya doğru çevrimlenen karafatmanın bakışından, sokakların ve karanlığın acımasız evrenini görebiliyoruz. Dış dünyanın boyutları büyürken, böceksiliğin dayanılmaz zorlukları başlıyor. Geceleri kentin çöplerinde dolaşan karafatma, biz insanların dünyasındaki kirliliği; sürekli atık ve çöp üreten yaratıklar olduğumuzu gösteriyor. Bunun için dünyaya tersten bir böcek bakışı yeterli oluyor. Karanlıkların karafatması, insanların “baskısıyla” öldüğünde ters dönüyor ve “amtafarak” oluyor. Karafatma, toplumun itilmiş, karanlığa terk edilmiş ve ezilmiş bireylerini temsil eden bir metafor olarak da kullanılıyor yazar tarafından.
Bir İzmir rüzgârı, kitabın sayfalarından Konak Meydanı’na, özellikle Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde akan kalabalığa, kitapçı vitrinlerine, lokantalara, eğlence yerlerine, tarihi mekânlara doğru esiyor. Bu esinti, kitaptaki kara öykülere İzmir rengi kazandırıyor.Murat Şahin, ilk kitabı Amtafarak’ta gelecek için umut veren bir öykücü olduğunun müjdesini veriyor.Öyküler yoluyla bakış açısını değiştirmek isteyenler için Amtafarak uygun bir kitap.
Hülya Soyşekerci

Kim korkar yaşlanmaktan

YAŞLILIK
Psikolojik, Sosyal ve Bedensel Açıdan Kollektif, Editör: Kurtman Ersanlı, Melek Kalkan Pegema Yayıncılık, 2009, 297 sayfa.

Yaşlılık her ne kadar istenmeyen bir durum olsa da var olmanın, hayatta olmanın bir sonucudur. Yaşlılık, ortada olan bir gerçeğin her yönüyle anlatıldığı bir kitap. On beş araştırmacının bir araya gelerek bilgi ve deneyimlerini paylaştıkları kitapta yaşlılığa dair her şeyi bulmak mümkün. Editörler Prof. Dr. Kurtman Ersanlı ve Yrd. Doç. Dr. Melek Kalkan, önsözde yaşlanmanın canlı ve yaşamış olmanın bir sonucu olduğunu ancak gençliğini geride bırakıp kendini ölüme hazırlamanın kolay olmadığını vurguluyor.
Kitabın on bir bölümünün birbirinden farklı araştırmacıları var. İlk bölüm Yaşlılık: Tanımı, Sınıflandırılması ve Genel Bilgileri içeriyor. Bu bölümde yaşlılık biyolojik, psikolojik ve sosyolojik yönleri olan bir süreç olarak anlatılmış. Aynı bölümde yaşlılar hakkındaki yanlış ve doğrular sınıflandırılmış. Tüm yaşlılar hastadır. Yaşlı insanlar günümüzün yaşantılarını anlamazlar ve az vericidirler. Tüm yaşlılar gri saçlı, gözlüklü ve işitme cihazlıdırlar... Bu gibi düşünceler yaşlılar hakkındaki yanlışlar arasındayken, birçok yaşlı iyi durumda ve aktiftir. Yaşlı insanların zamanları, paylaşılacak geçmiş deneyimleri vardır. Tüm yaşlıların gri saçları, gözlükleri ve işitme cihazları yoktur vs. fikirleri ise yaşlılar hakkındaki doğrular arasında yer alıyor.
İkinci bölüm ise Yaşlılık Dönemi Fiziksel Özellikleri. Bu bölümde yaşlılıkta oluşan yapısal ve fonksiyonel özelliklere yer verilmiş. Gözyaşı azlığından görme ve işitmeye kadar fiziksel tüm konular anlatılıyor. Üçüncü bölümde Yaşlılık Dönemi Zihinsel ve Ruhsal Özellikleri başlığı altında bellekten ve yaşlıların ruh halinden bahsediliyor. Dördüncü bölüm Yaşlılık Dönemi Sosyal Özellikleri ve Serbest Zaman Etkinlikleri. Burada gençlerin olduğu gibi yaşlıların da görev ve gereksinimleri olduğundan bahsediliyor. Büyükanne ve büyükbaba olmakla sosyal rol değişimi anlatılıyor. Beşinci bölüm Yaşlılıkta Gelişimsel Görevler. Bu bölümde de benlik kavramında değişmeler, depresyon ve sağlıklı yaşlanma anlatılıyor. Altıncı bölüm yaşlılık dönemi hastalıklarına değinirken yedinci bölümde yaşlı istismarlığına yer ayrılıyor. Yaşlıya Bakım Hizmetleri’ni anlatan sekizinci bölümü Yaşlanma Süreci ve Beslenme başlığı izliyor. Kitabın son iki bölümü ise Yaşlılık Kuramları ve Yaşlılık Danışmanlığı başlıklarına ayrılmış.
Merve Sağlam

Hayatı ve edebiyatı harmanlarken

YEDİ TAŞLI YÜZÜK
İhsan Bayram, Şenocak Yayınları, 2008

İhsan Bayram, Yedi Taşlı Yüzük’ü yıllar önce yazmış ama yayımlatma olanağı bulamamıştı. Bayram’ın yazar olma serüveni başlı başına bir roman olabilecek bir hikâyedir. 1933 doğumlu yazar, hiçbir eseri yayımlanmasa da otuz yıldır yazma uğraşından hiç vazgeçmedi. Kendi deyişiyle, “yazmaya mahkûmdu”. İhsan Bayram’ın hayatındaki büyük değişimi tetikleyen, Türk yazınının en usta yazarlarından biri olan Yusuf Atılgan’la tanışması olmuş. Yusuf Atılgan’la dostluğu yazarın ölümüne kadar sürmüş ve derin izler bırakmış. Yedi Taşlı Yüzük, Kutsal Kitap’tan kısa bir alıntı ile başlıyor: “Ve Yakup Rahel’i öptü ve ağladı”. İhsan Bayram’ın romanı, kutsal kitapların şiirselliğini taşıyor. Yedi Taşlı Yüzük, kendi ailesinin hikâyesi. Romanda gerçek kişilerle hayali kişileri buluşturmuş.
Büyükanne Safiye, Balkanlar’dan göç ederken yakınlarını kaybediyor. İzmir’in Darağacı semtinde bir ev alarak, oğlu Ömer ve kızı Fatma ile yeni bir hayata başlıyor. Güçlü bir kadın olan Safiye, ailesini bir arada tutmak için mücadele ediyor. Torunları Yakub’la Esat büyürken birbirlerini çok kıskanıyorlar. Esat askeri okula gidiyor. Yakub okumak istemeyince babası Rahmi onu mıhlamacı Artin Usta’nın yanına çırak veriyor. Geçmişte bir meslek okulu işlevi gören usta-çırak ilişkisinin etkileyici bir örneğiyle karşılaşıyoruz. Yakub, Artin Usta’nın yanında iyi bir değerli taş ustası olarak yetişiyor. Artin Usta’nın güzel karısı Mariyet’e aşık oluyor. Ustasına ihanet etmemek için bu ilişkiden kaçınırken, mahalleye gelen Gülsu’ya rastlıyor. Gülsu, Paris’te müzik eğitimi almış, sevdiği erkeği trajik bir biçimde kaybettikten sonra İzmir’e dönmüştür. Yakub, aynı anda Madam Ester’in satmak üzere getirdiği yedi taşlı yüzüğün tıpkısını yapmaya çalışıyor.
Yedi Taşlı Yüzük, İzmir’in geçmiş günlerindeki yaşam tarzına ilişkin ilginç ipuçları veriyor. Yazar, Cumhuriyet sonrası İzmir’in yaşamından renkli bir kesit sunuyor. Farklı dinlerden ve kültürlerden insanların nasıl kardeşçe bir arada yaşadıklarını, dayanışma içinde olduklarını anlatıyor. Romanda, artık kaybolan mekanları anımsamak, nostaljik bir tat veriyor. Ömer’in faytonuna binip eski İzmir’de bir gezinti yapıyor gibi oluyoruz. İzmir’in geçmişine dair yazarın gözlemlerine dayanan pek çok ayrıntı yer alıyor. Bilinç akışı tekniğini kullanan Bayram, olaylara soğukkanlı bir mesafeden bakabilmeyi başarıyor.
İhsan Bayram, bu topraklarda binlerce yıldır anlatılan hikâyelerden besleniyor. Bunu doğal bir anlatıcı içgüdüsüyle ve hayal gücüyle yapıyor. Hayatla edebiyatı kendine özgü bir biçimde harmanlıyor. Yedi Taşlı Yüzük, yalın anlatımı ve ustalıklı kurgusuyla İzmir’in geçmiş yaşamını gözlerimizin önüne seren başarılı bir roman.
Şükran Yücel

SÖMÜRGECİNİN PORTRESİ, SÖMÜRGELEŞTİRİLENİN PORTRESİ, Albert Memni, çeviren: Şen Süer, Versus Kitap, siyaset, 164 sayfa
Albert Memni, ilk baskısı 1961’de yapılan ‘Sömürgecinin Portresi, Sömürgeleştirilenin Portresi’nde, sömürgecinin ve sömürgeleştirilenin fizyonomisini ve davranışını, onları birbirine bağlayan dramı anlatıyor. Kitabın ilk bölümleri 1956 yılında, yani Cezayir savaşından önce yayımlanmıştı. Fakat Memni’nin, sömürgecilikten tek çıkış olarak sömürgeleştirilenlerin bağımsızlığını savunması fikrine, ilk başlarda temkinli yaklaşılsa da, daha sonra Cezayir’de, Kara Afrika’da ve başka yerlerde tanık olunan bağımsızlık hareketleriyle, yazarın tarif ettiği ve öngördüğü birçok şey doğru çıkmıştı. Memni’nin nitelikli kitabı, Jean-Paul Sartre’ın önsözüyle sunuluyor.

KAYIP DELİL, Michael Connelly, çeviren: Esat Ören, Altın Kitaplar, roman, 239 sayfa
Çok satar polisiye-gerilim kitaplarının yazarı Michael Connelly ‘Kayıp Delil’de, dedektif karakteri Harry Bosch’un Los Angeles’ı büyük bir felaketten kurtarışını hikâye ediyor. Dr. Stanley Kent cinayetinin izini süren Bosch, maktulün Los Angeles’taki tüm hastanelerde bulunan radyoaktif maddelere rahatça ulaşabildiğini öğrenir. Araştırmalarında bu yöne ağırlık veren dedektif, bunun sıradan bir cinayet olmadığını, işin içine terörizmin de girdiğini fark edecektir. FBI’ın duruma el koymasıyla soruşturmadan uzaklaştırılmak istenen Bosch, güç odaklarıyla mücadele ederken, radyoaktif maddeleri ele geçiren terörist bir örgütün şehre yapacağı saldırıyı engellemek zorundadır.

DEVE Mİ KUŞ MU?, Şükrü Kızılot, Yaklaşım Yayıncılık, ekonomi, 320 sayfa
Şükrü Kızılot, mizahÓ bir üslupla kaleme aldığı ‘Deve mi Kuş mu?’ başlıklı bu kitabında, vergi, ekonomi ve sosyal güvenlik gibi ciddi konuları, fıkralar ve anekdotlar yoluyla anlatıyor. Bu durum, ele alınan konuyu daha anlaşılabilir kılarken, aynı zamanda okur için keyifli, eğlenceli bir okuma sürecini de beraberinde getiriyor. ‘Kiraz Kedinin KDV’si’, ‘Askerliğini Yapmayan Kadın’, ‘Patlıcanın Dalkavuğu’ ve ‘Palyaçonun Gözyaşlar’ı, Kızılot’un daha önce yayımlanmış mizah kitapları. Yazarın aynı dizinin dördüncü halkası olan elimizdeki kitabı da, ele aldığı konuları fıkralar, dudak uçuklatan anekdotlar, trajikomik ayrıntılar ve yasalarla ilgili hayretlik olaylar eşliğinde sunuyor.

OKULDAKİ ÇOCUKLARIMIZ, Aytaç Açıkalın, Pegem Akademi Yayıncılık, eğitim, 221 sayfa
Eğitim yönetimi konusunda uzman isimlerden Prof. DR. Aytaç Açıkalın, deneyimleri ve tanıklıklarıyla kaleme aldığı ‘Okuldaki Çocuklarımız’da, çocukların mutluluğunu gözeten bir eğitim anlayışının, esas eğitim kurumları olan okullarda nasıl oluşturulabileceğine odaklanıyor. “Okuldaki çocuklarımız biyolojik, fizyolojik ve zihinsel yönlerden yoğun baskı altında kalan desteksiz bir grup gibi görünüyor.” diyen Açıkalın, Türkiye’nin eğitim anlayışındaki çıkmazları, eleştirel bir üslupla okura sunuyor. Yazar, sürekli belli politikalara kurban edilen çocukların, çağdaş bir eğitimle nasıl dönüştürülebileceğini ve mutlu edilebileceğini, özgün argümanlarla irdeliyor.


ERMENİ MEKTUPLARI, J. Rendel Harris ve Helen B. Harris, çeviren: Ömer Öztürk, Yaba Yayınları, mektup, 160 sayfa
İki yazarlı ‘Ermeni Mektupları’, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde Anadolu’da, Türklerce Ermenilere yönelik şiddet hareketlerini gözlemleyen 37 mektubu bir araya getiriyor. J. Rendel Harris ve eşi Helen B. Harris, 1896-1897 yılları arasında tanık oldukları şiddet hareketlerini, bu şiddetin kendilerinde uyandırdığı ruhsal, ahlâki ve maddi tepkileri, İngiltere’deki yakınlarına rapor ederler. Daha sonra mektuplar, İngiliz bir yayınevi tarafından kitaplaştırılacak ve Avrupa’nın dikkatini, Ermenilerin yaşadıkları mağduriyete yöneltecekti. Osmanlı’nın son döneminde olup bitenlere dair önemli ayrıntılar sunan mektuplar, birer tarihi belge niteliğinde.

SİCİLYALI, Mario Puzo, çeviren: Yeşim Özkardeşler Şallı, 1001 Kitap, roman, 415 sayfa
Mario Puzo, bilindiği gibi, Francis Ford Copolla’nın yönetmenliğiyle beyazperdeye uyarlanan efsanevi eserlerden ‘Baba’nın, orijinal adıyla The Gotfather’ın yazarı. 1969 yılında satışa çıkan ‘The Godfather’, haftalarca satış listelerinde kalır ve yirmi milyonluk satış rakamıyla Puzo’ya dünya çapında ün sağlar. Puzo’nun uzun bir aradan sonra, 1984’te yayımlanan ‘Sicilyalı’ isimli elimizdeki romanı da, Carleone ailesinin diğer mafya gruplarıyla giriştiği mücadeleyi hikâye ediyor. Don Michael Carleone’nin Sicilya’da bitmek üzere olan sürgün hayatını anlatan roman, Carleone’nin içinde bulunduğu entrikalar ağını, Sicilya mafyası arasındaki iktidar savaşları ekseninde anlatıyor.

DÜŞÜNMEK ÜZERİNE DÜŞÜNMEK, Oğuz İnel, Sobil Yayıncılık, deneme, 168 sayfa
‘Düşünmek Üzerine Düşünmek’te, Oğuz İnel’in, felsefenin yol göstericiliğinde, düşünmek ve düşünce konulu eleştirel denemelerinden oluşuyor. Üniversitede onlarca yıl öğretim üyeliği yapmış İnel, eğitimcileri de, öğrencilere bir şeyler öğrettiklerini sanırken, aslında asli görevleri olan “düşünmeyi” doğru bir şekilde öğretemediklerini söylüyor ve böylece özeleştirisini yapmayı da ihmal etmiyor. İnel kolay anlaşılabilir bir üslupla, düşünce tarihinin önemli kaynaklarından yola çıkarak, bazı temel düşünme yöntemleri üzerinde duruyor ve bazı yaygın düşünce hatalarına odaklanıyor; ayrıca, çoğu kişinin hayatında önemli yer tutan kavramları eleştirel bir bakışla değerlendiriyor.

YAŞAMIN TÜM ÇEŞİTLİLİĞİ, Stephen Jay Gould, çeviren: Rahmi Öğdül, Versus Kitap, bilim, 315 sayfa
Zoolog, jeolog ve Darwin yorumcularından Stephen Jay Gould ‘Yaşamın Tüm Çeşitliliği’nde, insan evrimi konusu üzerinden ilerleme mitosunu irdeliyor. İnsanın ne yaratılışın tacı, ne de evrimin doruğu olduğunu söyleyen Gould’a göre insan, “evrimin devasa soykütük ağacındaki önemsiz küçücük bir dal”dan başka bir şey değildir. Bilim adamına göre çokhücreli yaşam biçimleri, balıklar, kuşlar, memeliler ve hatta insan, karmaşık olgular olmalarına rağmen, bir tesadüfün sonucunda oluşmuşlardır. Yazar buradan hareketle, insanın, evrimin kaçınılmaz bir sonucu olmadığını; karmaşıklığın artışı ile ilerlemenin de, evrimin temel karakteristikleri olmadığını savunuyor.

KEMİK BAHÇESİ, Tess Gerritsen, çeviren: Filiz İnceoğlu Öztürk, Doğan Kitapçılık, roman, 327 sayfa
Hekimlik kariyeri de bulunan Tess Gerritsen, polisiye-gerilim romanı ‘Kemik Bahçesi’nde, günümüzde bulunan bir kadına ait kafatası üzerinden, 19. yüzyılda korkutucu boyutlara ulaşmış kadavra ticaretini hikâye ediyor. Adli tabip Maura Isles, Julia Hamill’in Massachusetts’deki evinin bahçesinde bulduğu kadın kafatasının izini sürer. Bu iz sürüş kendisini, 1830’ların Boston’unda yapılan iki cinayete götürecektir. Cinayetlerin şüphelisi olarak da, Boston Tıp Okulu’nda okuyan yoksul öğrenci Norris Marshall’dır. Mezar soyguncusu olan ve kadavra ticareti yapan Marshall, katili gören tek tanığın izini sürerek masum olduğunu ispat etmeye çalışacaktır.

PROJE YÖNETİMİ, Richard Luecke, çeviren: Ümit Şensoy, İş Kültür Yayınları, iş dünyası, 192 sayfa
İş yaşamını kapsayan geniş bir yelpazede, birçok kitapta imzası bulunan Richard Luecke ‘Proje Yönetimi’nde, yöneticilerin, beceri gerektiren proje yönetiminde nasıl daha iyi olacaklarına dair önerilerde bulunuyor. Bir projenin sonuca ulaştırılmasının iyi yöneticilik gerektirdiğini söyleyen Luecke, planlama ve bütçeleme, ekipleri motive etme, destek gücü yaratma, başarının diğer unsurlarını oluşturma, proje ilerleme raporları hazırlama ve bütçeyi takip etme gibi, zamanında ve bütçeye uygun sonuçların nasıl alınabileceğini anlatıyor. Çalışma, ekip kurmaktan proje tasarımına, yürütmeden değerlendirme aşamasına, proje evrelerini kapsamlı bir şekilde inceliyor.

KÜRESEL ISINMANIN KIRILMA NOKTASI, James E. Hansen, derleyen ve çeviren: Abdullah Yılmaz, Ayrıntı Yayınları, ekoloji, 250 sayfa
James E. Hansen, küresel ısınma denince akla ilk gelen isimlerden. ‘Küresel Isınmanın Kırılma Noktası’, Hansen’in kaleme aldığı ve kendisi hakkında yazılmış metinleri bir araya getiriyor. 23 Haziran 1988’de, NASA’da iklimbilimci olarak çalışan Hansen, bir Senato komisyonunda, atmosferde sera gazı etkisi tespit ettiğini ve bunun dünyanın iklimini değiştirdiğini söylemişti. Hansen, bundan yirmi yıl sonra da, küresel ısınmayı etkisiz hale getirmek için artık çok geç kalındığını ifade edecekti. Kitap, Hansen’in açıklamalarının ve diğer yazılarının yanı sıra, konuya dair bugüne kadar yapılan bilimsel çalışmaları da barındırıyor.

ROSEBUD: BİYOGRAFİ PARÇACIKLARI, Pierre Assouline, çeviren: Elif Gökteke, Yapı Kredi Yayınları, deneme, 159 sayfa
Pierre Assouline, çoğu yaşamöykülerinden oluşan yirminin üzerinde kitaba imza attı. Henri Cartier Bresson, Georges Simenon ve HergÈ, yazarın biyografilerini kaleme aldığı isimlerden birkaçı. Assouline’in, ‘Yurttaş Kane’de de geçen bir metafor olan, “Rosebud” ise “gül tomurcuğu” anlamına geliyor. “Otuz yılı aşkın bir süredir herkeste bu rosebud’ı arıyorum” diyen yazar, bu denemelerinde, Rudyard Kipling, Henri Cartier-Bresson, Paul Celan, Jean Moulin, Lady Diana Spencer, Picasso, Pierre Bonnard gibi isimlerde saklı olan “rosebud”ı, kendisinin deyimiyle “Bizi başkalarına ifşa ederek ele veren o önemsiz şeyi” açığa çıkarmayı amaçlıyor.

ANILAR YETMEYİNCE, Dacia Maraini, çeviren: Sema Tuksavul ve Pınar Gökpar, Özgür Yayınları, roman, 157 sayfa
Kadın sorunlarına yoğunlaşan çok sayıda oyun ve roman yazmış İtalyan edebiyatçı Dacia Maraini, ‘Anılar Yetmeyince’de, Vera ile genç arkadaşı Flavia arasında 1988’den 1995’e uzanan mektuplaşmalar üzerinden bir yalnızlık ve aşk hikâyesi anlatıyor. Elli yaşlarında olan Vera, genç arkadaşı Flavia’ya yazdığı mektuplar yoluyla, kemancı Edoardo ile yaşadığı aşkı yeniden canlandırmaya çalışır. Vera’nın özlemini dillendiren bu mektuplar, hem Flavia’nın çocukluktan yetişkinliğe uzanan hayatına, hem tutkulu bir aşka ve hem de başka insanların hüzünlü hikâyelerine uzanır. Roman böylece, birbiriyle çatışan şimdiki hayat ile geçmişe duyulan özlemi öykülüyor.

ÖLÜMSÜZ VE İADESİZ, Mary Janice Davidson, çeviren: Zeynep Yeşiltuna, Artemis Yayınları, roman, 240 sayfa
Mary Janice Davidson ‘Ölümsüz ve İadesiz’de, vampirler kraliçesi Betsy Taylor’ın maceralarına kaldığı yerden devam ediyor. Taylor, birçok kez ölüp dirilmesine ve vampirler kralı Eric Sinclair ile evlenme hazırlıklarına rağmen bir türlü huzura kavuşamamıştır. Çünkü tam bu esnada, etrafını kuşatan hayaletler, geçmişiyle hesaplaşması için onu zorlamaktadır. Fakat daha da beteri, uzun boylu sarışın kadınları hedef alan azılı bir seri katil, Taylor’ın da peşine düşmesidir. Vampirler kraliçesi, bir yandan evlilik hazırlıkları için uğraşacak, bir yandan hayaletleri başından savmaya çalışacak, öte yandan da seri katile mücadele edecektir.

İNTİHAR VE İNTİHARI ÖNLEME, Kamil Alptekin ve Veli Duyan, Yeni İnsan Yayınları, psikoloji, 160 sayfa
Sosyal psikiyatri uzmanı Kamil Alptekin ile sosyal hizmet uzmanı Veli Duyan ‘İntihar ve İntiharı Önleme’de, uzun bir zamandan beri toplum ruh sağlığı alanında çalışanların ilgisini çeken intihar olgusuna odaklanıyor. İntihar davranışının çeşitli yönlerden betimlendiği kitapta, intiharla karşılaşıldığında neler yapılabileceği; intiharın nasıl önlenebileceği; intihar davranışı ve sosyal hizmet ilişkisi ve sosyal hizmetlerin intiharın önlenebilmesindeki rolü anlatılıyor. İntihar davranışını, çeşitlerini, yaygınlığını, temel unsurlarını ve gelişimsel bağlamını inceleyen kitap, konuya sosyal hizmet çerçevesinden bakmasıyla özellikle ilgi çekiyor.

ANNALES OKULU VE TÜRKİYE’DE TARİHYAZIMI, Erdem Sönmez, Daktylos Yayınevi, tarih, 240 sayfa
Erdem Sönmez ‘Annales Okulu ve Türkiye’de Tarihyazımı’nda, Annales Okulu’nun Türkiye’deki tarihyazımına etkilerini, başlangıçtan 1980’e uzanan bir süreçte irdeliyor. Kitabına, Annales Okulu’ndan önceki tarihçilik ve tarihyazımını anlatarak başlayan Sönmez, ardından okulun tarih ve tarihyazımı anlayışını ele alıyor. Hemen devamında, Türkiye’deki çağdaş tarihçilik anlayışının izini süren yazar, son olarak da okulun Türkiye’deki tarihyazımına nasıl etkide bulunduğunu, Fuad Köprülü, Ömer Lütfi Barkan, Mustafa Akdağ ve Halil İnalcık gibi, Türkiye’de 1980 öncesi sosyal tarihçiliğinin dört önemli isminin tarih anlayışlarından hareketle çözümlüyor.

TITUS LIVIUS’UN İLK ON KİTABI ÜZERİNE SÖYLEVLER, Nicollo Machiavelli, Say Yayıncılık, siyaset, 519 sayfa
‘Prens’ eserinde dile getirdiği, güçlü bir yönetimin nasıl oluşturulabileceğine dair görüşleriyle, “makyavelizm” olarak adlandırılacak bir anlayışın babası Nicollo Machiavelli, temel yapıtlarından ‘Söylevler’ ile okurun karşısına çıkıyor. Machiavelli’nin cumhuriyetleri, onların kuruluşları ve korunmaları için gerekli rasyonel önlemleri anlattığı kitabı, bir anlamda ‘Prens’teki fikirlerin kaynağını aldığı bir eser olarak da değerlendirilebilir. Çalışmanın elimizdeki kapsamlı yayımında, burada yer alan bazı fikirlerin, ‘Prens’ ve ‘Savaş Sanatı’ başta olmak üzere, Machiavelli’nin diğer kitaplarında nasıl yer bulduğu da dipnotlarla gösteriliyor.

KRİZLER, PARA VE İKTİSATÇILAR, hazırlayan: Ercan Kumcu, Remzi Kitabevi, ekonomi, 271 sayfa
Ekonomist Emin Öztürk, kendilerini G7 olarak tanımlayan ekonomi alanından bir grubun üyesiydi. ‘Krizler, Para ve İktisatçılar’ ise, 15 Aralık 2007’de hayata veda eden Emin Öztürk’ün anısına düzenlenen bir konferansta tartışmaya açılan güncel konulara dair görüş ve yorumları bir araya getiriyor. Birbirleriyle ilişkili konuları bir araya getirmekten öte, iktisatçılar, piyasalar, enflasyon hedeflemesi, para, krizler ve Türkiye’nin kriz deneyimi gibi, ekonomi bünyesine giren farklı konuların analiz edildiği ve tartışıldığı bu yazılar, ekonomiyi yakından izleyenlere, ekonomi öğrencilerine ve ekonomi politika yapıcılarına hitap edebilecek nitelikte.

“AŞK İMİŞ”, Adil İzci, Yapı Kredi Yayınları, şiir, 50 sayfa
‘Günizi’, ‘Su ve Yaprak’ ve ‘Kır ve Gök’, Adil İzci’nin daha önce yayımlanmış üç şiir kitabı. 1980 yılından beri Robert Kolej’de Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapan İzci’nin elimizdeki kitabı ise, aşka eğilen şiirlerini bir araya getiriyor. Kitaptan bir alıntı: “Rüyalarımız uçup gitti yalnız biz kaldık / Bir serinlik yıkadı yüzümüzü inince // Unutama benirenginde bir geceydi öyleydi / Kuşlar kahkahalar atıyordu ay ışığında // Ama aşkı bilemeyecek kadar da küçüğüz. / Anne anneliğe baba babalığa koyuldu // Her şeye doymuştuk. Saçlarımız okşandı en son... / Bindik. Başka bir istasyona akar oldu gece // Küçüğüz ya çabucak döndü rüyalarımız / Biz uyurken o iki gölge sabaha kadar bekledi.”

ABDÜLHAMİD’İN MİRASI, Arzu Terzi, Timaş Yayınları, tarih, 317 sayfa
Arzu Terzi, tam adı ‘Bağdat Musul’da Abdülhamid’in Mirası Petrol ve Arazi’ olan kitabında, söz konusu bölgenin, Osmanlı tarihinde ilk kez bir padişahın (II. Abdülhamit) şahsi mülkü haline getirilmesi sürecini, döneme ait fotoğraflar ve belgeler eşliğinde veriyor. Kitapta, bölgede padişah mülkü haline getirilen petrol yatakları, II. Abdülhamit’in bu yatakları işletme imtiyazını alışı, yabancı devletlerin çeşitli şahıslar aracılığıyla Osmanlı Devleti’ne yaptıkları imtiyaz talepleri, bölgedeki çıkar çatışmaları, II. Abdülhamit’in bu mücadele karşısında uyguladığı politikalar ve nihayet, padişahın bölgedeki şahsi mülkünün devletleştirilmesi süreci, ayrıntılı bir şekilde inceleniyor.

NEHRİN OĞLU, Tim Bowler, çeviren: Özgür Çallı, Tudem Yayınları, roman, 184 sayfa
Tim Bowler, şiir tadında romanı ‘Nehrin Oğlu’nda, ölüm konusunu bir büyükbaba ile torunu arasındaki ilişki üzerinden hikâye ediyor. Büyükbaba, hasta olmasına, ellerini bile zorla hareket ettirmesine rağmen, hastanede durmayarak, ‘Nehrin Oğlu’ isimli resmini bitirmekte ısrarcı davranır. Adamın torunu Jess, başlarda büyükbabasının tavrını anlam veremese de, ilerleyen zamanlarda gizemli resmini bitirmesi için ona yardımcı olur. Romanda bu tamamlanmamış gizemli resim ile nehir, ölüm ve yaşamın metaforu işlevini üstlenir. Burada ölümü simgeleyen büyükbaba ile yaşamı simgeleyen torun karakterleri, insanın birbirini bütünleyen iki yanı olarak, iç içe geçmiş bir halde sunulur.