Yuvadan sonra ilk kez sahnede


Yuvadan sonra ilk kez sahnede

İpek Bilgin, kızı Çağ Çalışkur?u sahnede seyrederken hissettiklerini, ?Bir uzvum dışarıda kıpırdıyor ve ?Fena da kıpırdamıyor bu? diyorsun. Onun gibi bir şey benimki. Sanki kendi iradenden çıkmış kıpırdıyor. ?İyi, tamam? diyorsun!? diyerek anlatıyor.

 
BAHAR ÇUHADAR


Radikal Hayat / 09/05/2009

Bu bir klişe değil, âdet yerini bulsun diye arifeden yapılmış bir Anneler Günü söyleşisi hiç değil. Onlarınki sıradan bir anne-kız ilişkisinin ötesinde bir iş ahbaplığı, bir kulis ortaklığı da çünkü. İpek Bilgin ile Çağ Çalışkur tiyatroda aynı sahneyi paylaşıyor

‘Anne’ olan, memleketin gelmiş geçmiş en iyi tiyatro hocalarından; ister sahnede ister ekranda olsun, en etkileyerek oynayanlardan... İpek Bilgin, adı.
‘Kız’ olan, oyunculuğa ‘ebeveyn’ durumundan direkt bağlanmayı seçmektense, daha temkinli adımlarla yanaşmış. Uluslararası İlişkiler eğitiminin üstüne, ABD’nin namlı oyunculuk okullarından ‘American Academy of Dramatic Arts’ta öğrenmiş sahne tozuyla haşır neşir olmanın yolunu yordamını... Uzun yıllar dans etmişliği, ıstakalarıyla eve “Türkiye bilardo şampiyonu oldum” diye girmişliği, elinizde tuttuğunuz sayfalar için klavye tıkırdatmışlığı var. Çağ Çalışkur, genç kadının adı...
Anneyle kız bir vakittir aynı sahneden çıkarıyorlar seslerini; hal ve gidişata karşı. Dot’un Bilsar’daki binasında, ‘Vur/Yağmala/Yeniden’in oyunlarında, yıllar önceki yuva deneyiminden sonra ilk kez aynı sahnedeler. Başka neler yaptıklarını, ‘anne-kız’ rollerini nasıl götürdüklerini anlamak için hazırlanmıştı sorular. Fotoğraf çekimi esnasındaki kahkahalar hem birlikte, hem de birbirlerine çok güldüklerinin ipucu oldu. Konuşmaya başlayınca da üst üste binen yanıtlar, birbirlerini, en az söyledikleri kadar iyi anladıklarının... Durumu en güzel özetleyen, anne rolündekinden geldi: “Sanki bir uzvum irademden çıkmış ve kıpırdıyor... Fena da kıpırdamıyor!” 

Anne olacağınızı öğrendiğinizde ne hissettiğinizi hatırlıyor musunuz?
İpek Bilgin: Hamile kaldığımı öğrendiğim an değil de, ilk gördüğüm an benim için çok önemli. Hamile kaldığımı öğrendiğim anı o kadar özel bir olay gibi hatırlamıyorum ama doğduğu ve ilk gördüğüm an müthiş bir şey... Mucizevi bir şey. Gözümü alamıyorum, kendimi doğurdum! 

Çocuk sahibi olunca ‘Tiyatro hayatım aksayacak’ gibi bir kaygınız olmuş muydu?
İpek B.: İlk başında çok planlıyorsun, sonra o hayatın parçası haline geliyor. Belki bir seneni dakikası dakikasına ayırmak zorundasın. Annelik biraz hayretle baktığın bir şey, önceden bildiğin bir şey değil. Bir sene ara verdim sahneye. 

Kulislerde, sepetler içinde büyüyen çocuklardan mıydınız?
Çağ Çalışkur: Tiyatronun içinde geçirdim vaktimi ama kulislerde büyümedim. İlk tiyatroya gidişim herhalde yine çok çok ufak bir yaşımdır.
İpek B.: Tabii... Ama ben öyle işyeri-çocuk, herşeyi birbirine karıştıran bir insan değildim. Yine de çok küçük yaşta gördü tiyatroyu tabii. 

Nasıl hafızanızda çocukluk yılları? Diğer çocuklardan farklı mı?
Çağ Ç.: İlk sosyalleşmem, anne-babanın tiyatrocu olmasından dolayı, ‘tiyatrocu çocuğu’ diye... Daha yuvada sahneye çıkartıyorlardı...
İpek B.: Yuvada gösterileri vardı. Biz ikimiz, yuvadaki faaliyetleri veli-öğrenci olarak sahnede oynayacağız. Prova da yapmadık. Sahneye çıktık...
Çağ Ç.: Hayır, çıkmadan önce annem kuliste “Ben ne yapacağım, bilmiyorum” diyordu!
İpek B.: Ben ne yapacağım, bilmiyorum! Bütün veliler seyrediyor...
Çağ Ç.: “Sen meraklanma...” demişim.
İpek B.: Okulun faaliyetlerini tanıtacağız ama ben ne yapacağımı bilmiyorum. Çağ dört yaşında. Rahatlığı karşısında bakakaldım! “Annecim, burası resim yaptığımız yer...” falan diyor. Seyirciyi meyirciyi unuttum, buna bakakaldım! İlkokulda Amy müzikalinde Amy’yi oynadı. Bir müzikali götürüyor... Sahne açıldı, lokal ışık var, şarkılar söyleyerek başladı. Hayret etmiştim. Bunun kulislerde falan büyümekle alakası yok. Öyle değildi Çağ zaten. Bu ne rahatlık, bu ne beceriklilik... Sinir bozucuydu! (Gülüyor)

Aynı sahneyi paylaşacağınızı düşünür müydünüz?
İpek B.: Ben o konuda çok nötr tuttum kendimi. Öyle bir şey gelmedi aklıma hiç. 

İlk defa Dot’un ‘Vur/Yağmala/Yeniden’ oyunlarıyla aynı sahneye çıkıyorsunuz değil mi?
Çağ Ç.: Bir yuva, sonra da bu... (Gülüyor)

Nasıl bir şeydir insanın annesi, babası, halası oyuncu olunca, oyunculuk yapmaya kalkışmak? Özgüven kırılması olur mu?
Çağ Ç.: Şöyle şeyler oluyor: Gelip ‘Ya annen ne güzel oynuyor’ diyorlar, yahu ben de oynuyorum! Ama bu beni yaptığım işten korkutan bir şey değil. Bilakis, o literatürle büyüdüğüm için, en iyi bildiğim şey tiyatro dili. Dolayısıyla oyunculuk okumak benim için çok güvenli bir alandı. Öncesinde Uluslararası İlişkiler okudum.

İstememiş miydiniz kızınızın oyunculuk okumasını?
İpek B.: ‘Evet’ ya da ‘Hayır’ demedim.

Nasıl kırdınız dümeni o tarafa?
Çağ Ç.: Herhalde tam da öyle bir şey okumuş olduğum için, “Tamam, bunu da denedim” diyor ve daha cesur oluyorsun. Bir de oyunculuğu burada okumaya biraz karşıydım. 23-24, herhalde önceki yaşlara göre daha fazla risk alabileceğim bir yaştı. Bir de inkâr ettiğin bir şey var. Üç yaşında sahneye çıkıyorsan, 13 yaşında da sahneye çıkıyorsan, 23’ünde çıkmamayı anlamlandıramıyorsun. 

Sıradan bir anne-kızdan farklı olarak, birlikte tiyatro yapan anne-kızın ilişkisi nasıldır?
Çağ Ç.: Şundan dolayı daha farklı; iş üzerinden de ortak bir şeyler konuşuyoruz.
İpek B.: Daha yakınlaştırıcı oluyor. Bir şey paylaşmış oluyorsun.
Çağ Ç.: Profesyonel olarak kızının bir şey yaptığını gördüğü bir durum var. Onun üzerinden birbirimizi daha ciddiye alıyor olabiliriz belki.  

Birlikte mi yaşıyorsunuz? Sahne dışında neler paylaşırsınız?
Çağ Ç.: Birlikte yaşamıyoruz.
İpek B.: Ara sıra buluşuyoruz.
Çağ Ç.: Birlikte yaşarken daha az görüşüyorduk. Şimdi arkadaşımı arar gibi, ‘Ne yapıyorsun? Firuzağa’da oturuyoruz, gel’ler oluyor. Aynı evdeyken, ‘Ben Firuzağa’ya gidiyorum, sen de gel’ olmuyordu.

Dotbilsarda ekibi kalabalık bir arkadaş grubu gibi. İnsan kendi arkadaşlarını, yaşıtlarını, annesiyle paylaşmaktan sıkılır mı, çekinir mi? Aksine memnun mu olur?
Çağ Ç.: Hiç buradan düşünmedim, o yüzden de o farkında olduğum bir şey değil. Bilmiyorum...
İpek B.: Mesleki kriterlerim oldukça serttir. Çağ’a karşı iş konusunda müthiş bir objektivitem var. O yüzden içim, onun bazı şeyleri iyi yaptığını gördükten sonra acayip rahatladı. Orada ikilem yaşamak çok zor olacaktı. Çocuğun, bir tarafta da yıllarca kurduğun objektiviten... Dolayısıyla Dot’ta Çağ’ı hep diğer oyuncular gibi görüyorum.

Birbirinizi izlemek, kendinizi izlemek gibi bir şey mi?
İpek B.: Bir uzvum dışarıda kıpırdıyor ve “Fena da kıpırdamıyor bu” diyorsun. Onun gibi bir şey benimki. Sanki kendi iradenden çıkmış kıpırdıyor. “İyi, tamam” diyorsun!
Çağ Ç.: Kendimizi dışarıdan görmüyoruz. Ama ortak yanlarımızı biliyoruz. Hangi yanlarımı annemden aldığımı biliyorum. Bunu kullandığımı fark ediyorum. Onu izlerken de onun neyi kullandığını anlıyorum. Onun dışında İpek’le ilgili bir korkum vardı. İpek, çok uzun yıllar hocaydı. Oyunculuk yapıyordu ama asıl hocalık yapıyordu. Hoca konumundaki insanın realitedeki karşılığını bilmiyor oluyorsun. Çok yakınım olduğu için “Ne olacak acaba realitedeki karşılığı?” diyordum.
İpek B.: Hocalık çok başka, illa çok iyi bir oyuncu olman gerekmez. Dünyanın bir numaralı hocası ama sahnedeki karşılığı o kadar iyi değil. Ama rahatladı içi, Çağ’ın.

Dot ve yuvadaki performansınız dışında birlikte yaptığınız bir çalışma var mı?
İpek B.: Film çektik. Bir İngiliz filmi. Yönetmeni Alman, görüntü yönetmeni Yeni Zelandalı, başrol oyuncumuz Lübnanlıydı. İkimiz de oynuyorduk, ben oyuncu olmayanların koçluğunu da yapıyordum. Sarhoş oluyorlar, adamlardan biri Çağ’ı domates tarlasına çekiyor, düşüyorlar ve sevişecekler. Prova yapıyoruz, Çağ bağırıyor, “Anne! Böyle düşerse üstüme çıkamaz ki!” diye... “Bir dakika kızım çıkacak acele etme!” diyorum ben de. (Gülüyor)
‘Vur/Yağmala/Yeniden’in ‘Ana’sında sizi Irak işgaline kadar gitmeden, Türkiye’deki ‘şehitlik, askerlik’ meselesi üzerinden izledim. Dünyada da iyi karşılanmaz ama Türkiye’de bir annenin ölen oğlu için ‘Vatan sağolsun’ demekten öteye gitmeye hakkı yok gibi...
İpek B.: Evet, ölü geldiğinde nasıl karşılaman gerektiği belli. İyi insan olabilmen için kalıba uyman gerekiyor. Fazla feveran edersen de sevmiyorlar seni, olmamış gibi kabul edersen de, askerlikten nefret ettiğini söylersen de... Biz kendimizi mümkün olduğu kadar oradaki duruma sokmaya çalışırız. Hayatımda ilk defa çok fazla zorlandım. Çocuk kaybı, insanın başına hayatında ya bir defa gelir, ya da gelmez. Kimsenin de başına gelmesin. Tastamam o acıyı yaşayabilmek çok zor. Çok canın acıyor ama ne kadar acırsa acısın, bir yerde dedim ki; sen oyununu oynuyorsun bunun. O insanın acısının binde birine yaklaşıyorsun. Bildiğinin en ötesine kadar yap, ama asla bunu kendin için oynamıyorsun, onlar için oynuyorsun. Elinden geleni yapsan bile ona ulaşman mümkün değil. Ki ben dünyanın en inatçı insanıyımdır! Dibine kadar gitmeye çalışsam bile, o kadar zor bir şey ki... Oyun, ‘Şehit, şehit’ diye duyduğun şeyin, sadece haberinin verildiği anı gösteriyor. İnsanın başına gelebilecek en korkunç an.
Çağ Ç.: Bizim oyun ‘Dünyalar Savaşı’ysa şunu sorguluyor: Çok üzülüyorsun, acaba bir noktadan sonra, üçüncü kez ‘şehit’ dediğinde, birincisi gibi söylemiyor musun? 20 kere haberleri izliyorsun, 21’incisi aynı duyarlılıkta geliyor mu?
İpek B.: Ne yapacağını şaşırıyorsun. Bir taraftan kendine kızıyorsun, artık o kadar     duyarlı olmadığın için. Bir taraftan hayat seni başka tarafa çekiyor. Bir taraftan biliyorsun ki duyarlı olmayı sürdürmen lazım. Tuhaf şekilde ‘Şehit, şehit’ derken, seni ondan giderek uzaklaştırıyorlar. Bunun tek yolu, herkesin örgütlü olarak ‘Savaşa hayır, silahsızlanmaya hayır’ şeklinde bir şeyler yapıyor olması. Milyonlarca insan böyle düşünürken, hayat tam tersi şekilde cereyan ediyor. 

Anne-kıza çarpraz sorgu...
Çok çatışır mısınız, kavga eder misiniz?
Çağ Ç.: Ederiz.
Birbirinize karşı kullandığınız silahlar nelerdir?
İpek B.: Silah değil de... Benim mesela tutturukçuluğum onu sinir ediyor. Ara ara kendimi durduruyorum, gördüklerim üzerinden gidiyorum ama genelde mükemmeliyetçilik üzerinden konuşuyorum, o da sinir ediyor onu.
Çağ Ç.: Ben biraz daha sakin olduğumu düşünüyorum. Tüm tartışmalara rağmen birbirini çok anlayan bir ilişkimiz var. O yüzden de çok büyük kavgaya dönüşen şey aslında, direkt söylenen şeyler. Ben başka bir şeye sıkılayım da, bu tarafta kavga yaratayım gibi bir şey olmuyor. 
Birbirinizi mutlu etmek için neler yaparsınız?
Çağ Ç.: Müzikal parçalar söylüyorum, çok mutlu oluyor!
İpek B.: Çağ’a bir yere gitmeyi çok istiyorsa, onun mali karşılığını verdiğimde çok mutlu oluyor. (Gülüyor)
Bunu mutlaka kızım/annem oynamalı diyebileceğiniz birer karakter...
İpek B.: Çağ, kendi yaş grubu içindeki bütün kadın rollerini oynayabilir.
Çağ Ç.: Öyle değil, bir şey söyle...
İpek B.: Ophelia... Hırçın Kız...
Çağ Ç.: Lady Macbeth, ama oynamasına gerek yok! (Gülüyor)
İpek Bilgin’in şu ana kadar en çok aklınızda kalan performansı? 
Çağ Ç: ‘Çamaşırhane’, Dario Fo’lar, tek kişilik kadın oyunları ve ‘Ana’.
Çağ’ın yaptığı tüm işler arasında sizi en çok havalara uçuran?
İpek B.: Şu an oyunculuk yaptığı hal mesela. Bilardo da tabii... “Ben Türkiye birincisi oldum” diye girdiği zaman.. Amerika’daki okulu kazandığı zaman da...
Neyi asla annenize danışmadan yapmazsınız?
Çağ Ç.: Herhalde yine oyunculuk üzerinden bir şey söylerim.
Bunu ilk önce mutlaka Çağ’a söylerim...
İpek B.: Her şeyi. Her şeyi Çağ’a söylerim önce.